| HZ. RESULULLAH (S.A.A) VE ASHABIN, KUR'ÂN'IN BİR ARAYA TOPLANMASINA ÖZEN GÖSTERMELERİ Hz. Resulullah (s.a.a) sürekli Kur'ân-ı Kerim'den inen ayetleri, orada hazır bulunan Müslümanlara okur ve gereken açıklamalarda bulunur ve onları tefsir ederdi. Özellikle inen ayetleri Hz. Ali'ye (a.s) bildirir, (inşaallah kitabın ilerleyen bölümlerinde bu konuyu açıklayacağız) ona Kur'ân'ı yazmasını emrederdi. Hz. Resulullah (s.a.a), Medine'ye hicret ettikten sonra Müslümanları okuma-yazma öğrenmeye teşvik etti; onlar da hemen öğrenmeye koyuldular. Onlar, Hz. Peygambe'in Kur'ân'ı yazma ve ezberleme hususundaki teşvikini görünce, bu alanda adeta birbirleriyle yarıştılar. Dinledikleri Kur'ân ayetlerini yanlarında bulunan derilere ve başka şeylerin üzerine yazdılar. Allah Resulü (s.a.a) surelerin adını ve ayetlerin surelerdeki yerini Allah Teala'nın kendisine öğrettiği şekilde Müslümanlara öğretirdi. Hz. Peygamber (s.a.a) vefat ettiği zaman Medine'de Kur'ân'ın tü-münü ezberlemiş onlarca sahabe vardı. Bunların bir çoğu Kur'ân'ın tamamını yazmışlardı. Ancak, bu yazı dağınık bir şekilde çeşitli parçaların üzerindeydi; günümüzde olduğu gibi derlenmiş bir kitap şeklinde değildi. Hz. Resulullah (s.a.a) vefat ettikten sonra İmam Ali (a.s) Kur'ân'ı tek bir kitap şeklinde derlemeye başladı. İmam'ın haricinde birçok sahabe de -örneğin İbn Mes'ud- Kur'ân'ın tedvinine ve onu tek bir kitapta toplama-ya başlamıştı. Ancak halife Ebu Bekir bu nüshalara önem vermeyerek bir grup sahabeye Kur'ân'ı tek bir kitap hâlinde derlemelerini emretti. Sonra bu tedvin edilen nüshayı emanet olarak Ümmü'l-Müminin Hafsa'nın yanına bıraktı. Üçüncü halife Osman'ın döneminde fetihler çoğalıp Müslümanlar dört bir yana dağılınca Halife, Hafsa'nın yanındaki nüshaya göre Kur'ân'ın çoğaltılmasını emretti ve bunları Müslüman beldelere dağıttı. Müslümanlar da bu nüshayı çoğaltarak günümüze kadar ne-silden nesile aktarmışdılar. Hiçbir Müslümanın elinde başka bir nüsha da söz konusu değildir. Sünnî, Şiî, Eş'arî, Mu'tezilî, Hanefî, Şafiî, Hanbelî, Malikî, Zeydî, Caferî, Vahhabî ve Haricîsine kadar hiçbir Müslümanın elinde söz konusu nüshadan bir kelimesi fazla yahut bir kelimesi eksik olan bir başka nüsha, hiçbir zaman olmamıştır. Tarih boyunca hiçbir fırkada mevcut nüs-hadan farklı olarak bir kelime fazla veya az ya da sure ve ayetlerinin tertibi günümüzde Müslümanlar arasında yaygın olan Kur'ân'-dan farklı olan bir nüshaya rastlan-mamıştır. Hadis kitaplarında geçen ve hayal üzere Kur'ân-ı Kerim'in eksik olduğunu bildiren bazı rivayetler ise öylece hadis kitaplarında kalmış, hiçbir zaman yeni bir Kur'ân nüshasına sızmamıştır. Tıpkı Kütüb-i Sitte'de; yani Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mâce, Daremî ve diğer kitaplarda geçen şu rivayet gibi: Halife Ömer minberde şöyle demiştir: Allah Muhammed'i (s.a.a) hak ile göndermiş, ona Kitap'ı indirmiştir. Allah'ın indirdikleri arasında "recm ayeti" de vardı. Biz bunu okuduk, anladık, aklımıza yerleştirdik. Re-sulullah (s.a.a) recmetti; ondan sonra biz de recmettik. Korkarım ki insanlar için zaman uzayacak da birileri; "Vallahi biz Allah'ın kitabında recm ayetini görmedik." diyecekler ve Allah'ın inzal ettiği bir emri terk ederek sapacaklardır. Oysa ki recmetmek, Allah'ın kitabında evli olduğu hâlde zina edenler için bir haktır. İbn Mâce'nin Ömer'den naklettiği rivayette, Kur'ân'da var olduğu sanılan ayet şöyledir: Yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ederlerse onları kesin olarak recmedin. Malik'in Muvatta'sında ise şöyle yer almıştır: (Zinakâr) yaşlı erkek ve yaşlı kadını kesin olarak recme-din. Biz de ayeti şüphesiz böyle okurduk. Sahih-i Buharî'de başka bir konu hakkında bir hadiste şöyle geçmiştir: Sonra Allah'ın kitabında: "Babalarınızdan yüz çevirmeyin! Babalarınızdan yüz çevirmeniz sizin için küfürdür." ayetini okuyorduk. Ümmü'l-Mü'minin Aişe'den rivayet edilen bir hadiste ise şöyle yer almıştır: Kur'ân'da nazil olan ayetler arasında süt vermeyle ilgili, "bilinen on emzirme" de vardı ve bu ayet Resulullah (s.a.a) vefat edinceye kadar Kur'ân ayetleri arasında okunmaktaydı. Sahih-i İbn Mâce'de, Aişe'den şöyle rivayet edilmektedir: Recm" ve "büyüğün on defa süt emmesi" ayetleri indi. Bu ayetler yatağımın altında bir sahifedeydi. Hz. Resulullah (s.a.a) vefat ettiğinde, biz hazretin cenazesiyle uğraşırken bir evcil hayvan içeri girerek onu yedi! Sahih-i Müslim'de de Ebu Musa Eş'arî'nin, sayıları üç yüze varan Basralı karilere mektup yollayarak şöyle dediği rivayet edilir: Biz, uzunluğu ve şiddetiyle Beraat (Tevbe) Suresi'ne benzettiğimiz bir sure okuyorduk; ama daha sonra onun, "Eğer ademoğlunun iki vadi dolusu malı olsaydı, o bir vadi daha isterdi; onun karnını ancak toprak doyurur." ayeti dışındaki bölümünü unuttum. Yine Müsebbehat ("yusebbihu" ile başlayan) surelerden birine benzettiğimiz bir sure okuyorduk; ondan da aklımda sadece, "Ey iman edenler!... Yapmadıklarınızı neden söylü-yorsunuz; bu boyunlarınızda bir şahitlik olarak yazılacak ve kıyamet günü bundan sorulacaksınız." miktarı kalmış. Hilâfet Ekolü'nün Sihahlarında bu tür rivayetler yer alması-na rağmen Ehlibeyt Ekolü'ne mensup hiçbir kimse, Hilâfet Ekolü izleyicilerini Kur'ân'ın eksikliğine inandıkları veya ona kendilerinden sure veya cümleler ekledikleri iddiasında bulunmamıştır. Oysa Hilâfet Ekolü'ne mensup bazı yazarlar, Ehlibeyt Ekolü'ne mensup bazı yazarların kitaplarında, bu kabilden yazılarla karşılaştıklarında, Ehlibeyt Ekolü'nün izleyicileri üzerine var güçleriyle yüklenerek, "Onlar Kur'ân'ın eksikliğine inanıyor ve kendilerinden Kur'ân'a bazı cümleler ekliyorlar." diye kıyameti koparmakta ve Şia'nın bazı hadis kitaplarında geçen ifadeleri buna bir delil olarak göstermek-teler. Halbuki Ehlibeyt Ekolü izleyicileri Allah'ın Kitabı dışında hiçbir kitabı mutlak şekilde sahih kabul etmemelerine rağmen, Hilâfet Ekolü izleyicileri Buhari ve Müslim'de geçen bütün rivayetlerin sahih olduğunu kabul etmekte ve yukarıdaki hadisleri de, "tilaveti nesholundu." şeklinde yorumlamışlardır. |