| HUSREV-İ DİHLEVİ 18- Husrev-i Dihlevî: Emir Nâsıruddîn Ebû’l-Hasan Husrev b. Emir Seyfuddîn Mahmûd-i Dihlevî, VII/XIII. yüzyılın ikinci yarısı ve VIII/XIV. yüzyıl başlarının Hindistan’daki Farsça söyleyen tanınmış ünlü arif ve şairlerindendir. Laçin kabilesi emirlerinden olan babası Seyfuddîn Mahmûd, Maveraunnehir’in Hitay Türklerinden olup Keş şehrinde otururdu. Bundan dolayı da “Laçin Emiri” diye ün kazanmıştı. Emir Husrev, 651/1253 yılında Dehli’nin Mü’minâbâd (=Petyali) köyünde doğdu. Emir Husrev’in doğumu konusunda olağanüstü hikayeler de nakledilmiştir. Kimi kaynaklara göre, çocukluğunda iki kardeşi İzzuddîn Alişah ve Nasîruddîn Mahmûd ile birlikte Çeştiyye şeyhleri büyüklerinden olan Şeyh Nizâmuddîn Evliyâ (ö.725/1325)’nın elini öpme şerefine ermiştir. Diğer bir kısım kaynaklar da bu el öpmenin Emir Husrev’in buluğ dönemi yıllarında olduğunu zikreder ve bu büyük Çeştiyye şeyhini Emir Husrev’in “aşk-engiz u zülf u hal-amiz” ve “Safahâniyân” tarzındaki şiirlerini söylemeye teşvik ettiğini kabul ederler. Görüldüğü kadarıyla Emir Husrev, bu pirin hizmetinde ünlü şair Hâce Hasan-i Dihlevî ve Târîh-i Fîrûzşâhî müellifi Ziyâuddîn Berenî ile tanışmıştır. Husrev gençliğinde zamanının revaçta olan birçok ilmini tamamladı. Olgunluk derecesine ulaştığında da Giyâsuddîn Beleben (664/1265-686/1287)’in sarayına girme arayışına girdi. Daha sonra da Moltân hakimi olan büyük oğlu Melik Muhammed Kaan’ın hizmetine girip Moltân’a gitti. Nihayet 684/1285 yılında Melik Muhammed, Moğollarla girdiği savaşta öldürülünce Emir Husrev ve Hâce Hasan-i Dihlevî savaşta Moğollara esir düştüler. Ancak iki yıl aradan sonra kurtulup Dehli’ye geri döndüler. Giyâsuddîn Beleben’in 686/1287 yılında vefat etmesinden sonra Husrev, Mu‘izuddîn Keykubâd (686/1287-689/1290)’ın sarayının görevlilerinden, daha sonra da Celâluddîn Fîrûzşâh-i Halacî (689/1290-695/1296)’nin sarayındaki yakınlarından oldu, babası ve kardeşi gibi emirler zümresinde yer alıp “Emir Husrev” olarak meşhur oldu. Bundan sonra da saltanat sırası Tuğluk Şahiye’ye gelinceye kadar Dehli sultanlarının sarayında kaldı. Emir Husrev’in Tuğluk-nâme’sini adına yazdığı Giyâsuddîn Tuğluk Şah (720/1320-725/1325), emirlik derecesini yükseltti ve Emir Tuğluk Şah’ın Bengal’e yaptığı seferde beraberindeydi. O diyardan 725/1325 yılında geri dönüşlerinde muradı Şeyh Nizâmuddîn Evliyâ’nın vefat ettiğini yolda duyunca hizmeti terk etti, Dehli’ye koştu ve mürşidinin mezarı çevresinde dolaştı. Her neyi varsa kimsesizlere bağışladı, altı ay sonra da 725/1325 yılının Zilkade ayında hayata veda etti ve Nizâm-i Evliyâ’nın kenarında toprağa verildi. Emir Husrev, hayatını padişahların hizmetinde geçirdiği halde kendi şeyhi ve inanç önderi Nizâmuddîn’in sohbetinden gafil kalmadı. Öyle ki onun sırlarına ortak oldu. Kitaplarını tamamladıktan sonra şeyhin görüşüne sunardı. Onun şeyhine olan bu yakınlığı ve bağlılığı konusunda tezkire ve hal tercümesi kitaplarında çeşitli hikayeler zikredilmiştir. Emir Husrev Farsça, Türkçe ve Arapçaya ve bu üç dilin edebiyatlarına çok geniş bir bilgi sahibi olmasıyla beraber Hint dili ve edebiyatına da aşinaydı. Nazım ve nesrin ikisinde de üstat, Hint ve İran müziklerinde güçlü ve yetenekliydi. Kendisinin güzel sesli biri olduğu söylenmiş ve on üç perde ve nağmeyi kendisinin başlattığı iddia edilmiştir. O, Farsça söyleyen şairlerin en yeteneklilerinden biridir. Dîvân-i Husrev, onun mesnevileri dışındaki çeşitli şiir türlerini içermekte olup şairin kendisi “Penc Genc” adıyla beş defterden oluşturmuş ve “Tuhfetu’s-sigar”, “Vasatu’l-hayât”, “Gurretu’l-kemâl”, “Bakiyye-i Nakiyye” ve “Nihâyetu’l-kemâl” diye adlandırmıştır. Semâniyye-i Husreviyye diye de meşhur olan ve bir bölümünü Nizâmî’ye nazire olarak söylediği sekiz mesnevisi ve diğer iki mesnevi şunlardan ibarettir: 1- Devlrânî-yi Hızırhân manzumesi: Hezec-müsemmen-i maksur veya mahzuf bahriyle yazılmış olup Alâuddîn Muhammed Şah-i Halacî’nin oğlu Hızırhân’ın Râce-i Gucerât’ın kızı “Devl Dey” ile olan aşk hikayesini konu alır. 4519 beyitten oluşmaktadır. 2- Tâcu’l-futûh: Celâluddîn Fîrûzşâh’ın tahta geçişinin birinci yılına dair bilgileri içeren bir manzumedir. Hezec-müsemmen-i maksur veya mahzuf bahriyle yazılmıştır. 3- Noh Sipehr: Dokuz bölümden oluşan ve her bölümü ayrı bahirde yazılmış bir manzume olup Emir Husrev, 718/1318 yılında onu Kutbuddîn Mubârekşâh-i Halacî adına düzenlemiştir. 4- Tuğluk-nâme: Giyâsuddîn Tuğluk Şah’ın yaşamını ve Dehli Tuğluklarının dönemlerini konu alan bir manzumedir. 5- Matla‘u’l-Envâr: Seri’ bahriyle ve Nizâmî’nin Mahzenu’l-Esrâr’ına cevap olarak yazılmıştır. 3310 beyitten oluşan manzume, tevhid, tahkik, tehzib ve terkip konularını içerir. 698/1298 yılında söylenmiştir. 6- Şîrîn u Husrev: Şairin Nizâmî’nin Husrev u Şîrîn manzumesini taklit olarak ve aynı konuyu içeren Hezec-i müsemmen-i maksur veya mahzuf bahriyle yazılmış 4124 beyitten oluşan manzumesidir. 698/1298 yılında yazılmıştır. 7- Mecnûn u Leylî: Nizâmî’nin Leylî vu Mecnûn’unu taklit olarak yazılmış 2660 beyitten oluşmaktadır. Bu eserini de 698/1298 yılında söylemiştir. 8- Âyine-i İskenderî: Nizâmî’nin İskender-nâme’sine cevap olarak mütekarib-i müsemmen-i maksur veya mahzuf bahriyle söylenmiş ve 4450 beyitten oluşur. 699/1299 yılında sona erdirmiştir. 9- Heşt Behişt: Nizâmî’nin Heft Peyker’ine cevap olarak Behrâm Gur’un Dilârâm’a olan aşkını konu alır. Bu manzumeyi emir Husrev 3352 beyit olarak 701/1302 yılında söylemiştir. 10- Kırân-i Sa’deyn: Seri’ bahrinde bir mesnevi olup Buğra Han’ın oğlu Mu‘izuddîn Keykubâd’ın babasıyla olan ilişkilerini ve yazışmalarını konu alır. Emir Husrev, bu eserini 36 yaşındayken ve çok kısa bir zamanda söylemiştir. Onun şairlikteki yetenek ve gücü bu manzumede açıkça görülmektedir. Emir Husrev’in Dîvân ve adı geçen mesneviler dışında daha çok ilmî ve teknik konuları içeren Cevâhir-i Husrevî adıyla bir şiir mecmuası da vardır. Mecmua şunlardan oluşmaktadır: Nisâbu Bedâyi‘i’l-Acâyib; parmak hesabıyla ilgili kısa bir manzume olan Guheryâl-i Emir Husrev; 67 rubaiden oluşan Şehrâşûb mesnevisi; Hint diliyle ilgili ve çeşitli bahirlerde yazılmış bir öğretici eser olan Hâlik-i Bârî; Hintçe kıtalardan oluşan Çîstân. Emir Husrev’in nesir kitapları da şunlardır: Sultan Alâuddîn Muhammed Halacî’nin tarihini konu alan Târîh-i Alâî olarak da bilinen Hazâyinu’l-futûh; Emir Husrev’in şeyhi Nizâmuddîn Evliyâ’nın sözlerini içeren Elfâzu’l-Fevâid; Fars dilinin yazı kuralları konusundaki Resâilu’l-i’câz veya İ’câz-i Husrevî. Emir Husrev-i Dihlevî, hiç şüphesiz Hindistan’daki Farsça söyleyen şairlerin en büyüyü, Farsçanın tatlı dilli ve güçlü şairlerinden biridir. Gazelde, Sa’dî’yi, mesnevide Nizâmî’yi, vaaz ve hikmette Senâî ve Hâkânî’yi, kasidede Raziyyuddîn-i Nişâbûrî ve Kemâluddîn-i İsmail’i takip etmiştir. Bundan dolayı okuyucu bu şairin şiirinde değişik üsluplarla karşılaşır ki aynı zamanda akıcı yapısı, doğuştan gelen zevki, zihnin açıklığı yardımıyla ve Fars edebiyatı için yeni bir bölgede yetişmiş olması, yeni bir lehçe, yeni terkipler ve kendine özgü düşüncelere sahip olması nedeniyle tabii olarak onun sözlerinde birçok yeni mazmun, birçok yenilik görülmekte, kendisinden sonra gelen şair ve yazarlar defalarca kendisinden bir üstad diye söz etmişlerdir. Aşağıda onun şiirlerinden örnekler verilmiştir: Ey vefa sokağından esen rüzgar Bir tanıdığın kokusuna bulaşmış geliyorsun. Güzellik ve can verici şekilde geldiğin için Ben nereden geldiğini biliyorum. * * * Ben vardım dün gece bir de o kölesini neşelendiren güzel. Benden hep yalvarış ondan ise hep naz vardı. Gece sona erdi de bizim hikayemiz bitmedi, Gecenin ne günahı var bizim hikayemiz uzundu. * * * Gönül senin ikili zülfünün işkencesinde kalır, Can da zerre gibi senin arzunda kalır. Herkes başını alıp gitti senin sokağından Sadece benim başım senin ayaklarının altında kaldı. |