| HUMAM-İ TEBRİZİ 14- Humâm-i Tebrîzî: Hâce Humâmuddîn ‘Alâ-i Tebrîzî, Moğol İlhânlıları dönemi İran’ın tanınmış şairlerinden ve büyük şeyhlerindendir. 636/1239 yılında doğmuştur. İsim ve lakabı tezkire kitaplarında farklı şekillerde zikredilmiştir. Ancak şiirdeki mahlası “Humâm”dır. Hâce Şemsuddîn Sâhibdîvân-i Cuveynî’nin çağdaşı, dostu ve yakın yardımcılarındandı. Hatta öyle yakındı ki Sâhibdîvân, onun “zaviye”si için yıllık bin dinar kadar belirlemişti. Ayrıca şahadeti için hazır olduğunu ilan ettiği son mektubunda has dostlarına veda ederken Humâmuddîn’in adını da zikretmiştir. Humâm’ın birçok uğraşının olduğu, bu cümleden olarak “Azerbaycan vezirliği” ve Sâhibdîvân’ın görevlendirmesiyle Rum’a gitmesiyle görevlendirildiği zikredilmesine rağmen görüldüğü kadarıyla bunlar bu arif şairin Tebrîz’de kendi adına kurulmuş olan “zaviye”yi bırakmasına ve süluk ehlini irşad etmede bir kusur işlemesine yol açmadı. Onun çağdaşları, Humâm’ın adını zikretme noktasında sürekli onu şeyhlere ve tarikat büyüklerine özgü sıfatlarla övmüşlerdir. Bu da Humâm’ın hem tasavvufun üst mertebelerine ulaştığını hem de Farsça, Arapça şiir ve yazıda, güncel konularda, güzel hat yazmada zamanının ileri gelenlerinden olduğunu gösterir. Kimi tezkire yazarları, onu tasavvufta Şeyh Hasan Bulgârî’nin, kimileri de Şeyh Sa‘îd Fergânî’nin müritlerinden saymışlardır. Ancak Humâm’ın irfanî bilgilerini nereden ve hangi şeyhten aldığı tam olarak belli değildir. Hâce Nasîruddîn-i Tûsî’nin yanında öğrenim gördüğü, Kutbuddîn-i Şîrâzî’nin dostlarından olduğu ve bu Allâmenin Miftâhu’l-miftâh adlı eserini Humamuddîn’in isteği üzerine kaleme aldığı doğrudur. Humâm’ın diğer çağdaşlarından ve belki de dostlarından vezir Hâce Reşîduddîn Fazlullah ve Sâhibdîvân’ın oğlu Şerefuddîn Harun’u zikretmek mümkündür. Humâm, 706 yılında Hâce Reşîduddîn Fazlullah’ın emriyle derlenmiş olan yada kendisinin yazdığı Kur’an tefsiri üzerine bir takriz yazmış kimselerdendir. Aynı şekilde Sohbet-nâme adlı mesnevisini de Şerefuddîn Harun adına söyledi. Humâm 713/1313 veya 714/1314 yılında vefat etti ve kendi hankahında toprağa verildi. Dîvân-i Humâm, kıta, gazel, kaside, mesnevi ve rubaiden oluşan Farsça ve Arapça şiirlerden oluşmaktadır. Arapça şiirleri ve Farsça şiirlerinin bir kısmı, Şemsuddîn Sâhibdîvân, Reşîduddîn Fazlullah, Kutbuddîn Şîrâzî, Sultan Muhammed Olcayto gibi zamanının alim ve büyüklerini övme üzerinedir. Ondan iki de mesnevi geriye kalmıştır. Birisi, Senâî’nin Hadîka’sı vezninde olup beş yüzü aşkın seçilmiş, sağlam ve güçlü beyti içeren tahkik ve tezhip konusundadır. Diğer mesnevi, hezec-müseddes, maksur ve mahzuf bahrinde yazılmış 300 beyti aşkın Sohbet-nâme mesnevisi olup Şemsuddîn Sahibdivan’ın oğlu Hâce Şerefuddîn Harun adına yazmıştır. Konusu, aşkın beyanı, aşık ve maşukun hallerinin zikri, firak ve visal üzerinedir. Şair, birkaç gazeli de eklemiş ve beyitlerini bu Hâce’nin övgüsüne ayırmıştır. Bunlara ilave olarak kendisinden bazı mersiye, gazel ve ihvâniyat da geri kalmıştır ki bunların tümü bir divanda toplanmış olup beyit sayısı iki bine kadar ulaşmaktadır. Dîvân-i Humâm, ölümünden sonra Hâce Reşîduddîn Fazlullah’ın emriyle şunun bunun elinde olan dağınık şiirlerinden toplanmış ve bu vezirin emriyle üzerine bir mukaddime yazılmıştır. Şiirleri 714/1314 (Humâm’ın vefat ettiği yıl) ve 718/1318 (Reşîduddîn Fazlullah’ın öldürüldüğü yıl) yılları arasında toplanmıştır. Humâm, Sa’dî’nin çağdaşları arasında bu büyük üstadın güzel gazellerinin büyük etkisi altında kalmış kimselerden olup onun bazı gazellerine karşılık yazmıştır. Ancak bununla birlikte kendisi de gazelde yetenekli ve tatlı açıklamalar, yeni ve gönle hoş gelen mazmunların sahibidir. Humâm’ın şiirlerinde irfanî düşüncelerin etkisi çok fazladır. Hatta onun gazelleri süluk ehlinin açık işaretlerini içerir. ‘Ubeyd-i Zâkânî, biri tamamen Azeri lehçesiyle yazılmış olan iki gazelini Uşşâk-nâme’sinde zikretmiştir. Hâfız da onun şiirlerine teveccüh etmiştir. Aşağıdakiler onun şiirlerindendir: Gittin de senin arzun candan gitmez, ağlayan gözler önündeki görüntün gitmez. O yüce boyun gözden gitmedi fakat hayalden sallanan selvi gitmez. Sensiz beni cennete davet de etseler derim ki bu zayıf zindana gitmez. Az eleştir beni zira elimde değil ki bu gönül dostun dışında emre boyun eğmez. Gönül senin zülfünün ucuna bağlıydı, sevgi zamanı geçti ve verdiği sözden dönmez. İçinin yapısından vefa görüntüsü ve dost sohbeti gitmeyene canım fedadır. Sevgili olan teni toprak olup da canından cananların sevgisi gitmeyendir. * * * Parlayan bir cevherdir benim ve senin canın, benim ve senin sırrından kimsenin haberi olmaz. Ey dost benim ve senin aranda bir fark yoktur, benim ve snein aranda benim ve senin yazıklığın vardır. |