| HULÂGÛ VE İRAN İLHÂNLILARI SULTANLARI 651/1253 yılında Cengiz oğlu Tulî Han’ın oğlu Hulâgû, kardeşi Mengu Kaan ve Moğolistan sarayı tarafından Moğolların İran’daki ve Asya’nın batısındaki diğer bölgelerdeki fetihlerini tamamlamakla görevlendi¬rildi. Hulâgû’nun İran’a gelmesi, Moğol devletinin geniş¬lemesinin yanısıra İranlı din alimlerinin dinî taassupla¬rının ve onların isteği doğrultusunda kavram olarak Mülahide diye adlandırılan İran İsmailiyyesinin defe¬dil¬mesi amacını da taşıyordu. Öte yandan Moğol devlet teşkilatında etkin bir konumda olan Hıristiyanlar da bu harekette etkin oldular ve Şam ile Mısır Müslümanlarını zayıf düşürmekle onları haçlılarla savaşmaktan alıkoy¬mak istediler. Hulâgû İran’a girdikten sonra komu¬tanlarından Keytu Buka’yı Kuhistân, Rudbâr ve Dam¬gân’daki İsmailiyye kalelerini fethet¬mekle görevlendirdi. 654/1256 yılında Sabbâhîlerin son yöneticisi Hûrşah ve geriye kalmış olan tüm önemli kaleler Hulâgû’ya teslim oldu. Muteberu’l-Mevt kütüphanesi, ‘Atâ Melik Cuveynî’nin Hulâgû’nun izniyle çıkarmış olduğu bir kısım kitap dışında tamamen viran edilip yağma¬landı.           İsmailiyye’nin ortadan kaldırılmasından sonra Hulâgû, Bağdat’ı 656/1258 yılında fethetti. Halife el-Mu’tasım Billah, çocukları, bağlıları ve amca çocukları öl¬dürüldü. Böylece Abbâsî hanedanı ve İranlılar eliyle ku¬rulmuş olan beş yüz yirmi beş yıllık hilafetleri Tatar kılıç¬larıyla yıkılmış oldu. Mu’tasım’ın evlatlarından sadece Mubârek Şah eman diledi. Mu’tasım’ın amcası Ahmed Mısır’a kaçtı. O ve onun yerine geçenler, Ab¬bâsî hilafetini isim olarak Mısır Memlukluları korumasında bir süre de¬vam ettirdiler. Hulâgû, Bağdat’ın yönetimini Mu‘ayyedduddîn İbn el-Alkamî’ye, ondan sonra da Şemsuddîn Muhammed Cuveynî’ye verdi. Şemsuddîn’in vezir olduğu 661/1262 yı¬lından itibaren kardeşi ‘Atâ Melik Cuveynî, bu işle görev¬lendirildi. İlhân-i Moğol, Marâga’yi başkent edinip Hâce Nasîruddîn-i Tûsî’yi burada bir rasathane yaptırmakla görevlendirdi. Kendisi de 658/1259 yılına ka¬dar el-Cezire ve Şam şehirlerini fethetmek ve bu bölgeyi yağmalamakla uğraştı. 661/1262 yılında Mengu Kaan’ın ye¬rine geçen Kubilay Kaan tarafından tüm İran, el-Cezire, Şam ve Rum ha¬kimiyeti kendisine resmen teslim edildi. Hulâgû’nun vezirliğini 661/1262 yılına kadar emir Seyfuddîn Harezmî, ondan sonra da Şemsuddîn Muham¬med Cuveynî yapmaktaydı.           Hulâgû’nun ölümünden (663/1264) sonra 736/1335 yılına dek İlhân¬lılardan sekiz kişi İran’da hüküm sürdüler. Nihayet Sultan Ebû Sa‘îd Ba¬hâdır Han’ın o yıl içinde ölmesiyle birlikte bu sülalenin saltana¬tındaki za¬yıflık ve yıpranmışlık açık bir şekilde kendini gösterdi ve İlhânlı toprakları parçalanmaya yüz tuttu. Öyle ki 736/1335 yılından 756/1355 yılına kadar, yani yirmi yıl¬dan az kısa bir süre içinde sekiz kişi daha her biri İlhânlı topraklarının bir bölümünde isim olarak hüküm sürdüler. İlhânlılar, ta¬mamıyla bir dış güç olarak İran üzerinde hü¬küm sürdürmekteydiler ve onu kendi fethettikleri toprak¬ları olarak görmekteydiler. Onlar, Gazan Han’ın saltana¬tından önce din açısından da İranlılarla aynı değillerdi. Zira genellikle Hıristiyan veya Buda dinine mensuptular. Genel olarak onların saltanat dönemi Türk saltanat döne¬minin başlangıcından itibaren İran’da başlayan bir yıkılışı korkunç bir şekilde tamamladı. |