| HİLÂFET ORDUSU MEKKE VE MEDİNE YOLUNDA  Müslim'le ordusunun Medine'ye doğru hareket ettiği haberi Me-dine halkına ulaşınca, onlar da Mervan'ın evinde toplanan Ümeyye-oğulları'na yönelik kuşatmalarını daha fazla şiddetlendirerek, "An-dolsun Allah'a sizi bırakmayacağız; ya bulunduğunuz konumdan in-dirip boynunuzu vururuz ya da bize karşı hiçbir savaşa katılmayacağınıza, bizim zaaf noktamızdan yararlanmayacağınıza ve düşmanlarımıza yardım etmeyeceğinize dair bizimle sağlam bir sözleşme yaparsınız; işte o zaman sizi bırakır ve sadece şehirden sürmekle yetiniriz." dediler. Ümeyyeoğulları bunu kabul edip taahhüt ettikten sonra Medine halkı onları Medine'den çıkardı. Onlar da eşyalarını toplayıp yola koyuldular ve bir süre sonra Vadi'l-Kura'da Müslim b. Ukbe'yle karşılaştılar.  Müslim onların arasından ilk olarak Amr b. Osman'ı çağırdı ve "Bize Medine'den haber ver ve kendi görüşünü de söyle." dedi. Ancak Amr, "Bir şey söyleyemem. Onlar, haklarında bir şey söylemememiz ve düşmanlarına yardımda bulunmamamız için bizden taahhüt aldılar." dedi. Müslim de, "Vallahi eğer sen Osman'ın oğlu ol-masaydın boynunu vururdum! Fakat Allah'a andolsun, senden sonra hiçbir Kureyşliyi kendi hâline bırakmayacağım." dedi.  Osman'ın oğlu, Müslim'in yanından ayrıldı ve kendisiyle Müslim arasında geçenleri arkadaşlarına anlattı. Bunun üzerine Mer-van b. Hakem, oğlu Abdulmelik'e, "Sen Müslim'le benden önce görüş, şayet senin söylediklerinle yetinir de benden bir şey sormaz." dedi. Böylece Abdulmelik, Müslim'in yanına gitti. Müslim ona, "Bildiklerini söyle." dedi. Abdulmelik, "Tamam." dedi ve anlatmaya başladı:  Bence, ordunla Zî Nahle'ye kadar ilerle. Oraya varınca orduna oradaki hurma ağaçlarının gölgesinde dinlenmeleri için istirahat emri ver; böylece pekmez yapmak için kullanılan hurmalardan yesinler. Ertesi gün hareket et ve Medine sol tarafında olacak şekilde etrafında dön ve sonunda doğusundaki Hirre çölüne yerleş, sonra da tam o noktadan Medine halkının üzerine yürü. Böyle yapacak olursan, güneş doğduğunda senin askerlerinin sırtına vuracak ve gözlerini rahatsız etmeyecek; fakat Medinelilerin yüzlerine parlayacak, sıcaklığı onları yakacak, rahatsız edecektir. Bu durumda onlar -doğuda olduğunuz müddetçe-, sizin miğferlerinize, mızraklarınızın ucuna ve zırhlarınıza yansıyan güneş ışıklarının parlamasını göreceklerdir. Oysa onlar batıda oldukları sürece siz böyle bir şey görmeyeceksiniz. Şimdi tam o sırada onlarla savaş ve Allah'tan onlara galip gelmek için yardım dile!  Müslim, "Aferin seni yetiştiren babaya!" dedi. Daha sonra Müslim'in yanına Mervan gitti. Müslim ona, "Peki sen ne diyorsun?" dedi. Mervan, "Abdulmelik senin yanına gelmedi mi?" dedi. Müslim, "Evet, geldi; ne güzel bir kişidir Abdulmelik! Kureyş'ten onun gibi az kişiyle konuştum." dedi. Mervan, "Abdulmelik'i gördüğüne göre benimle konuşmuş gibisin." dedi.  Böylece Müslim gittiği her yerde Abdulmelik'in tavsiyelerine uyuyordu. Nihayet Medine'nin doğu tarafında konuşlanarak Medine halkına üç gün süre tanıdı. Üç günlük süre bitince onlara, "Ey Medine halkı! Neye karar verdiniz? Teslim mi oluyorsunuz, yoksa savaşıyor musunuz?" dedi. Onlar, "Savaşacağız." dediler. Müslim, "Bu işi yapmayın; itaat edin ki güç ve kuvvetimizi birleştirip bu mülhidin (maksadı Abdullah b. Zübeyr'dir) her taraftan etrafını saran fasık ve dinsiz izleyicilerine saldıralım." dedi. Medineliler ise ona şöyle karşılık verdiler:  Ey Allah'ın düşmanları! Eğer ona saldırmak istiyorsanız, bu hayalden vazgeçmelisiniz. Biz sizin Mekke'ye ve Allah'ın beytine saldırarak halkını perişan edip saygınlığını çiğnemenize müsaade eder miyiz hiç?! Hayır vallahi; sizin böyle bir şey yapmanıza müsaade etmeyiz! Mes'udî ve Dineverî şöyle demişlerdir (biz Dineverî'den naklediyoruz):  Medine halkı, Resulullah'ın (s.a.a) Ahzab Savaşı'nda kazmış olduğu hendeği yeniden kazdılar ve Medine'nin etrafına duvar ördüler. Şairleri Yezid'i kastederek şu beyitleri okudu:  Yüceliklerle süslenmiş hendeğimizin  Sevinçlere boğan nice geçmiş hatıraları var!  Ne sen bizdensin ey Yezid, ne de dayın!  Ey şehvet için namazını zayi eden!  Biz öldürülünce sen de Hıristiyanlığa yönel  Şarap içip Cuma namazlarını unutuver! Zehebî de şöyle diyor:  O günlerde İbn Hanzala, gecelerini Hz. Peygamber'in (s.a.a) camiinde geçirir, bir şey yemez, içmezdi. Gündüzleri ise oruç tutar, iftarda da birazcık şerbetle yetinirdi. Öyle ki artık gözünü yerden kaldırıp göğe dikmesine asla rastlanmadı.  Ancak Müslim ve ordusu gelip Medine'ye yaklaşınca, İbn Han-zala dostları arasında bir konuşma yaparak onları savaşmaya ve direnç göstermeye teşvik etti ve konuşmasının sonunda da şöyle dedi:  Allah'ım! Biz sana güveniyoruz!  Sabahleyin Medine halkı savaşa hazırlandılar ve amansız bir savaş yaptılar. Ancak bir müddet sonra arkalarında yer alan şehrin diğer tarafından tekbir sesleri duydular. Ansızın Hirre çölünde mevzilenen Hariseoğulları onlara saldırdı ve böylece Medine halkı büyük bir hezimete uğradı.  O sırada Abdullah b. Hanzala, oğullarından birine yaslandığı hâlde uykuya dalmıştı. Oğlu babasını uyandırıp durumu kendisine anlattı. Bunun üzerine Abdullah en büyük oğlunu onlarla savaşa gönderdi. O da babasının emrine itaat edip savaşa gitti; ama bir süre savaştıktan sonra öldürüldü.  Zehebî devamla diyor ki:  Abdullah b. Hanzala oğullarını arka arkaya saldırganlarla savaşa gönderdi. Nihayet hepsi bu yolda öldürüldüler ve o, arkadaşlarından bir grubu arasında yalnız kaldı. Sonra kölelerinden birine, "Arkadan beni koru da öğle namazımı kılayım." dedi. Namazı bitince kölesi ona, "Artık kimse kalmadı; biz neden kalalım?" dedi. Henüz bayrağı dalgalanan ve etrafından sadece beş kişi kalan Hanzala ona şöyle cevap verdi:  Yazıklar olsun sana! Biz zaten ölmek için çıktık.  Ardından Zehebî şöyle devam ediyor sözlerine:  Medine halkı deve kuşları gibi sağa sola kaçışıyor, Şamlılar da onları kılıçtan geçiriyorlardı. Medine halkı yenilgiye uğrayınca Abdullah b. Hanzala, üzerindeki zırhını çıkardı ve zırhsız ve miğfersiz şekilde öldürülünceye kadar onlarla savaştı. Hanzala öldürülünce Mervan gelerek, şahadet parmağı dik duran Hanzala'nın başının üstünde durup dedi ki:  Andolsun Allah'a, ölü iken parmağını dik tuttuğun gibi, ya-şamın boyunca da sürekli dik tutardın! |