| HÜKÜMDARLIKLAR VE HANEDANLAR Bu Türk hükümetlerinin kurulması, bu kitabın ikinci bölümünde de gördüğümüz gibi, tarihimizde Gazneliler hanedanı olarak tanınan ve ilk kez bunlardan bir grup eliyle Gazne’de bir hükümet kuran köleler ile başladı. Gazneli hanedanı hükümetinin gücü ve gelişmesi, IV/X. yüzyıl sonlarında ve V/XI. yüzyılın ilk yarısında yani Nâsıreddîn-i Sebuktekîn (Alptekîn Hâcib’in kölesi) ve oğlu Mahmûd ve Mahmûd’un oğlu yani Şihâbeddîn Mes‘ûd zamanında Parlamıştır. Bu iktidar dönemi, Mes‘ûd’un 431/1039 yılındaki yenilgisi ve 432/1040 yılında öldürülmesiyle son buldu. Horâsân, Harezm, Gurgân, Rey ve İsfahân, Gazneli Türklerin elinden çıkmış oldu. Gazneliler hükümdarlığının ikinci dönemi, bu yıldan (432/1040) itibaren başladı ve 583/1187’e kadar yani yüz elli yıl daha bugünkü Afganistan’da ve Gaznelilerin Hindistan’daki etkisi altında bulunan topraklarda devam etti. Tabii olarak bu süre içinde sürekli zayıflamaya doğru gitti. Bu arada Gûr nahiyesinde (Herât’ın kuzey bölgeleri) yerleşik olan Gaznelilere bağlı olan hükümetlerden biri güç elde edip onu 583/1187 yılında ortadan kaldırdı. Gazneliler hükümetinin ikinci dönemi, her ne kadar onun İran’ın siyasî kaderinde yaptığı etki açısından önemsiz ise de Fars dili ve edebiyatının yaygınlaşması açısından önemden uzak değildir. Her şeyden önce o hükümetin Hindistan’da devam etmesi, Fars dilinin o topraklarda derin kökler salmasına ve yaygınlık kazanmasına yol açtı. İkinci olarak da Gaznelilerin son padişahlarının büyük bir çoğunluğu, kendi geçmişlerinin geleneğini devam ettirerek Farsça söyleyen şair ve yazarları teşvik etmişler ve kendi saraylarında toplamışlardır. Nitekim söz konusu ettiğimiz dönemde Gazne, Fars dili ve edebiyatının en önemli merkezlerinden biri olmuş ve İran’ın diğer edebiyat merkezleri arasında dikkate değer oranda bir makama sahiptir. Elbette Türk kabilelerin üstünlüğü ve onların eliyle hükümetlerin kurulması, burada sona ermedi. Fakat tarihi düzene riayet etme gereği, bizi burada İran’ın kültür alanında hükümet kurmaya başlayan ve İlek Hânîye’yi (İlhanlılar) ya da Efrâsiyâboğulları’ı Mâverâunnehir’de İranlı Sâmânî devletinin yerine yerleştiren Ortaasyanın sarı ırk kabilelerinin ilk grubunu zikretmeye zorlamaktadır. İlhanlılar ya da Karahan Türkleri, Çigilî Türklerinden bir taifeydi. 315/927 yılında Türkistan vilayetleri olan Kaşgar ve Balâsâgûn’da bir hükümet kurdular, 344/955 yılından sonra İslâm’ı kabul edip Mâverâunnehir’deki Müslümanlarla ilişki içine girdiler. 389/998 yılında padişahları İlek Han Nasr b. Ali, Buhârâ’yı ele geçirdi ve Sâmânî hanedanını yıktı. Fakat aynı dönemde Gazneli Sultan Mahmûd, Sâmânîlere Horâsân ve Harezm’de üstünlük sağladığı için İran’da ilerlemek onlara nasip olmadı. Mahmûd’un ölümünün üzerinden yaklaşık on yıl kadar geçtikten sonra hükümdarlık Selçuklu Türkmenlerine geçti ve Efrâsiyâboğulları, eskiden olduğu gibi Türkistan ve Mâverâunnehir’de ellerinde bulundurdukları topraklarında kalmaya zorlanıp Selçuklulara vergi vermek, onlardan sonra da Atsızoğulları Harezmşahlarından haraç almak durumunda kaldılar. Nihayet sonunda Harezmşahlı Sultan Muhammed, 607/1210 (ya da 609/1212) yılında hükümdarlıklarını ortadan kaldırdı. Efrâsiyâboğulları’ın İran’ın V/XI. ve VI/XII. yüzyıl siyasî yapısında bir etkisi olmamasına rağmen, onların Fars edebiyatı tarihindeki önemleri çok büyüktür. Zira bu hanedan sultanları, Farsça söyleyen şairlere haddinden fazla değer vermekte, onlara büyük hediyeler ve armağanlar bağışlamaktaydılar. Ayrıca bu sultanların bir kısmı kendileri de bizzat Farsça şiir söyleyen şairlerdi. Yine Zahîrî-yi Semerkandî, Sûzenî, Raziyyeddîn-i Nîşâbûrî, Şems-i Tabesî, Reşîdî-yi Semerkandî, Am‘ak-i Buhârâyî, Ziyâ-i Hucendî, Seyf-i Esfereng vb. şairlerin büyük bir bölümünü kendi çatıları altında toplayıp korumalarına aldılar. Onların devletlerinin çatısı altında Farsça nesir ve nazım alanında birçok eserler meydana geldi. Hatta her ne kadar Efrâsiyâboğulları, asıl olarak Çigili Türklerinden idiyseler de Sâmânîlerin layıkıyla yerine geçenler olduklarını ve İran kültürünü Ortaasyada yayma noktasında büyük bir etkinlik gösterdiklerini söylemek de mümkündür. İran’da hüküm sürme şansını elde eden sarı ırk kabilelerinden ikinci büyük grup Selçuklu Türkmenleri’dir. Bunlar da Efrâsiyâboğulları gibi İran kültürü için çalışkan koruyucular olarak işin üstesinden geldiler ve Asya’nın geniş bir kesiminde Fars dili ve edebiyatının yayılmasına katkıda bulundular. Selçuklular, Oğuz taifelerinin (Türkmenler) büyük bir grubundan çıktılar ve Sâmânîler döneminin sonlarında İslâm’a girerek Mâverâunnehir’e gelip Cend bölgesine yerleştiler. Daha sonra Sâmânî döneminin son olaylarında ve Efrâsiyâboğulları döneminin başlamasında yer aldılar. Sultan Mahmûd’un izniyle Horâsân’a göç etmiş olan bu taifeden bir kol, Sultan Mes‘ûd döneminde Gaznelilere muhalefet etmeye başladı. Sonunda 429/1037 yılında Horâsân’ın büyük bir bölümünü egemenlikleri altına alarak Selçuk b. Dakkâk’ın evlatlarından Tuğrul Bey Muhammed adına hutbe okudular. 431/1039 yılında de Sultan Mes‘ûd’u Merv yakınlarında ağır bir yenilgiye uğrattılar. Selçuklu Türkmenlerin fetihleri, bundan sonra hayret verici bir hızla devam etti. 444/1052 yılında Bağdat’ı düşürdüler. Daha sonra da Akdeniz kıyılarına kadar, öte yandan da Doğu Roma devletinin sınırlarına kadar, bir diğer taraftan da Fâtimîler devleti sınırlarına kadar ilerlediler. Selçuklu devletinin günden güne artan genişliği, Tuğrul (ö.455/1063), Alparslan (ö.465/1072), Melikşâh (ö.485/1092) dönemlerinde kesintisiz bir şekilde devam etti. Bu dönem içinde işi çok iyi bilen Horâsânlı iki vezir yani ‘Amîdu’l-Mulk-i Kendûrî ve Nizâmu’l-Mulk-i Tûsî, onlara ülkeler fethetme ve yönetme işinde yardımcı oldular. Onların devlet, idare ve saray teşkilat yapısını her yönüyle İran gelenek, kültür ve adapları üzerine dayandırdılar ve taze nefesli Türkmenlerin askerî gücüyle İranlı güçlü ve geniş bir devlet kurdular. Nitekim bu Türkmenlerin kendileri de çabucak İranlılaştılar, İran edebiyat ve kültürünün ciddi bir koruyucusu ve Asyada Fars dilinin büyük yayıcıları oldular. Hâce Nizâmu’l-Mulk’ün 485/1092’de öldürülmesi, Melikşâh’ın aynı yıl içinde ölmesi ve onun evlatları arasında ihtilafın ortaya çıkması, Selçukluların işinin bozulmasına yol açtı ve memleketlerinin bölünmesi başladı. Bununla birlikte Sencer b. Melikşâh’ın ömrünün sonuna dek (552/1157) tüm Selçuklu memleketlerinin sultanı olarak “Büyük Selçuklular”ın iktidar ve güç dönemi devam etti. Ondan sonra da bölünmüş Selçuklu hükümetleri (Kirmân Selçukları, Irak Selçukları, Anadolu Selçukları, Şam Selçukları) ve Selçuklular teşkilatının bir ürünü ve mahsulü olan diğer bir kısım küçük hükümetler, özellikle Atabekler hükümetleri (Âzerbaycan Atabekleri, Salgûr Atabekleri, Loristan Atabekleri) uzun bir müddet devam etti. Büyük Selçuklular dönemi sonlarında, Sencer’in saltanatı dönemi zamanında meydana gelen en kötü olaylardan birisi Karahıtay Türklerinin saldırıları oldu. Bir diğeri de Kırgızların Sencer’e galebe çalmalarıydı. Müslüman olmayan Karahıtay Türkleri, Tungûz kabilelerinden bir boy olup bir süre Ortaasyanın bir bölgesinde hakimiyet kurmuşlar, daha sonra da sarı ırktaki diğer yeni taifelerin baskıları sonucu Efrâsiyâboğulları’ın tasarrufunda bulunan bölgelere saldırıya geçtiler. Semerkand Han’ını 531/1136 yılında ağır bir şekilde yenilgiye uğrattılar. Ondan sonra da Sencer ile çatışmaya girerek onu Semerkand yakınlarında Kutvân bölgesinde mağlup ettiler. Onun sarayına mensup birçok asker ve ileri gelen devlet adamını öldürdüler (535/1140) ve Mâverâunnehir’deki Gûrhânlılar hanedanını kurdular. Bu hükümdarlık, 607/1210 yılına kadar o bölgede iktidarı elinde tuttu. Sonunda Harezmşahlı Sultan Muhammed’in çabası ve katkısıyla onların fitnesi son buldu. Kırgızlar ise Oğuz Türkmenlerinden yeni bir boy olup sarı ırkın diğer kabilelerin baskısı, onları Belh taraflarına sürdü. Bir süre hayvanlarıyla birlikte bu bölgenin çevresinde yaşamlarına devam ettiler. Fakat sonunda işleri, Belh hakimiyle savaşa girmelerine, Belh’te ve çevresindeki bölgelerde çatışmalarına, öldürmelerine ve yağmalamalarına kadar uzandı. Sencer, durumu görünce kendisi de olmak üzere onlarla savaşmaya gitti. Fakat onlara mağlup ve esir oldu. Oğuz boyları da bu fetih üzerine Horâsân vilayetlerine doğru döküldüler, Horsan ve Kirmân’da çok acımasız ve korkunç katliamlar ve yağmalamalara giriştiler. Kimi şehirleri, özellikle Tus ve Nişâbûr’u yerle bir ettiler. Nihayet sonunda Harezmşahların galibiyetiyle ve onların kendi aralarındaki ihtilafların yüz göstermesiyle birlikte galibiyet dönemleri sona erdi. Bu olaylar kargaşası içinde Selçuklu devleti tabileri içinden onların Harezmdeki valileri, Melikşâh’ın kölelerinin evlatlarından olan Leğenci Gürcü olan Enuştekîn, iktidar elde ettiler ve Atsız b. Muhammed b. Enuştekîn’in çabalarıyla yeni güçlü bir hükümdarlık meydana getirdiler. Tarihte Atsızoğulları Harezmşahları olarak meşhurdurlar. Atsız 551/1156’da öldü. Atsız, ünlü şair Reşîdeddîn-i Vatvât’ın risale katibi ve özel yardımcısı olarak hizmetinde bulunduğu kişidir. Ondan sonra oğlu İl Arslan ondan sonra da İl Arslan’ın oğulları Sultan Şah ve Alaaddin Tekiş iktidara geldiler. Alaaddin Tekiş, 589/1193 (ya da 590/1194) yılında Irak Selçuklularının son padişahı III. Tuğrul’a üstün gelerek o devleti ortadan kaldırdı ve Hemedân’a kadar ilerleyerek Nâsıreddîn Halife’nin vezirini mağlup etti. Daha sonra da doğuya yönelerek Horâsân ve Türkistan’daki fetihlerine devam etti. Nihayet 596/1199’da öldü. Oğlu Sultan Muhammed, onun yerine geçti (596-617/1199-1220). Onun zamanında Harezmşah devletinin genişliği son sınırına ulaştı. Nitekim Orta Asyada yeni ortaya çıkmış olan Moğol-Cengiz devletiyle de sınır komşusu oldu. Muhammed ve çevresindekilerin Moğol devletine yaptıkları yanlış davranışlar sonucu güç sahibi kan içici Cihângir’in İran’a saldırılarına söz konusu oldu. Sonunda Cengiz’in kendisini Uğrî (yani hırsız) diye lakaplandırdığı Muhammed, sürekli kaçış içinde olduğu bir zamanda Âbeskun denizi (Mazenderan denizi) adasında yaşamını yitirdi. Oğlu Celâleddîn Muhammed ve perişanlık içinde bulunan diğer oğulları bir ilerleme kaydedemediler. Sadece Sultan Muhammed’in büyük oğlu Celâleddîn Menkebernî, birkaç yıl Irak, Âzerbaycan, Gürcistân, Ermenistan’da ve Anadolu ile el-Cezîre’nin (Irak-ı Arab’ın kuzeyi) bir bölümünde Harezmşahlıların kanlarını dökmeye devam etti. Kendisi 628/1230’da Moğol askerlerinin bir saldırısında savaştan kaçtı ve öldürülüp ortadan kaldırıldı. Atsızoğullarının devleti tümüyle İran’da Moğollar öncesi en kötü devletlerden biriydi. Bu hanedan, yani Gürcü Enuştekîn’in evlatları, Kankilî ve Kıpçak Türkleriyle birleştikten ve sarı ırk kabilelerinden bir ordu meydana getirdikten sonra kan akıtıcı ve yağmalayıcı bir güç oluşturdular. Kendi elleriyle Horâsân, Irak, Fars, Kirmân, bugünkü Afganistan ve Mâverâunnehir’i kana buladılar. Bu bölgelerde akla gelmedik yıkımlar, büyük yağmalamalar ve adaletsizlikler sergilediler. Sonunda kendilerini, İran’ı ve İslâm kültür ve medeniyetini o tamir edilemez bir hale soktular. *** Bu dönem, Türk kabilelerinin İran üzerinde ve bir kısım İslâm toprakları üzerindeki hakimiyetleri dönemi olmasıyla birlikte henüz İran hanedanlarından bir kısmı İran’ın kimi bölgelerinde hakimiyet sürdürmekteydiler. Şunlar gibi: ‘Alâuddevle Kâkûye’nin Yerine Geçenler: Selçuklular devletinin teşkili esnasında Fars sınırından Hemedân’a kadar bir bölgeyi hakimiyetleri altında bulundurmaktaydılar. Tuğrul, İsfahân’a hakim olunca o vilayetin yerine Yezd ve Eberku’yu ‘Alâuddevle’nin oğlu Ferâmurz’un hakimiyetine verdi (443/1051). Ondan sonra Deylemîoğulları ve Atabekleri 718/1318 yılına kadar o bölgede hakim olup güzel binalar ve eserler meydana getirerek hakim oldukları topraklarında hüküm sürdüler. Fars bölgesinin doğu tarafının büyük bir bölümü, Şebânkâra Melikleri olarak bilinen bölgesel bir hanedanın hakimiyeti altında olup 756/1355 yılına dek iktidarda kaldılar ve Fars ve Kirmân olaylarında söz sahibiydiler. Şîrvân, Derbend ve Şemâhî vilayetlerinde neseblerini Sâsânîlere bağlayan İran asıllı bir hanedan olan “Şîrvânşahlar”, IV/X. yüzyıldan itibaren hakimiyetlerini sürdürdü. Ebû’l-‘Alâ-i Genceî, Hâkânî-yi Şîrvânî, Nizâmî-yi Gencevî, Mucîr-i Beylekânî ve Felekî-yi Şîrvânî gibi bir grup büyük şair, bu hanedanın nimet sofrasında oturup kalktılar. Şîrvânşahlar, uzun bir müddet boyunca Safeviler dönemine dek kendi hakimiyetlerindeki bölgelerde ve Âzerbaycan olaylarında etkin bir rol oynadılar. Âzerbaycan ve çevresindeki bölgelerde Ravvâdiler, Ahmedîliler ve Şeddâdîler gibi başka küçük hanedanlar da söz sahibi olup her biri, Farsça söyleyen şair ve yazarlardan bir kısmının teşviki nedeniyle İran Edebiyatı Tarihinde belirli bir öneme sahip idiler. Taberistân’da V/XI. ve VI/XII. yüzyılların tümünde iktidarda olan ve hakimiyeti altında bulundurduğu bölgeleri Rey ve Kumis’a kadar çeken en önemli hanedan Bâvendî hanedanlığı’dır. Her zaman “İsfehbud Meliku’l-Cibâl” lakabını taşıyan Bâvendîler, eski meliklerin torunlarıydı. Görüldüğü kadarıyla da Eşkâniler taifesi meliklerinden kalmaydılar. Şia mezhebine mensup idiler ve onların sarayı, bu dönemdeki Şiî ileri gelenlerinin sığınağıydı. Bâvendî hanedanı, VI/XII. yüzyıl sonlarına kadar iktidarda kaldı. Nihayet 598/1201’de Harezmşahlardan Sultan Tekiş, Sârî’yi fethetti ve Bâvendîleri kendine boyun eğdirdi. Sistân’da Mahmûd b. Sebuktekîn’in Halef b. Ahmed’e üstünlüğünden sonra bir süreye kadar bölgesel bir iktidar mevcut değildi. Fakat Saffârî sultanlarının torunları, kendi bölgesel hakimiyetlerini yeniden elde etmek için fırsat kolluyorlardı. Nihayet Tâhir b. Halef b. Ahmed’in geriye kalan evlatlarından Tâhir b. Muhammed, Sistân vilayetinde devlet bayrağını kaldırdı ve Sencer’in savaşlarında ona yardım ettiği için onun yakın bir sevgi ve ilgisini kazandı. Böylece İran asıllı meliklerden bir kesim, Sistân’da güç elde ettiler ve “Nîmrûz Melikleri” diye tanındılar ve edebiyat ehli olan kimseleri kanatları altına aldılar. Nihayet 612/1215 yılında Gûr sultanlarının boyunduruğu altına girdiler. Daha sonra da Harezmşahlı Sultan Muhammed’in komutanlığı altına girdiler. Bugünkü Afganistan’da ise, VI/XII. yüzyıl ortalarına kadar hala Gazneliler, Selçukluların kendilerine yaptıkları desteklerle hakimiyetlerini sürdürmekteydiler. Fakat Gûrlu Şensebânî hanedanı’nın güç bulması ve hakimiyet alanlarının genişlemesiyle birlikte Gaznelilerin hükümdarlık daireleri daralmaktaydı. Nihayet sonunda Husrevşâh b. Behrâmşah’ın saltanatı zamanında (547-555/1152-1160) kendi hükümdarlık merkezlerini Gazne’den Lahor’a naklettiler. Ancak burada da fazla ayakta kalamadılar ve 583/1187’de Gûrlu Giyâseddîn, son Gazneliler padişahını da bu hanedanın tüm geri kalan fertleriyle birlikte ortadan kaldırdı ve onların Hindistan’daki hakimiyetlerini de Gûr hakimiyeti altına aldı. Böylece İran asıllı hanedan olan Şensebânî hanedanı, büyük bir hızla hakimiyet alanını genişletti ve Hindistan’da yeni fetihler elde etti. Fakat Giyâseddîn ve kardeşi Mui’zeddîn Muhammed İbn Sâm’ın (ö.602/1205) saltanatları dönemlerinden sonra bir taraftan Harezmşahların ilerlemeleri, bir diğer taraftan da Gûr Memlukları olarak bilinen Türk asıllı Gûrluların egemenlikleri neticesinde hakimiyet alanları daraldı. Gûr sultanları Farsça söyleyen şairleri eğitme konusunda önemli çabalar gösterdiler. Bunların bir kısmı Farsça güzel şiir de söylemekteydi. |