PerÅŸembe 29 Temmuz 2010 - 16:27

الخميس ١٨ شعبان ١٤٣١

پنجشنبه ۷ مرداد ۱۳۸۹ - ۱۷:۵۷

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

HÛD SURESİ

     

Mekkîdir, yüzyirmi üç âyettir.

      (Yüz yirmi üç âyettir. Bütün âyetleri Mekkîdir. Ancak Katâde'ye göre  114. âyeti Medenidir. İçinde Hûd peygamberden bahsedildiÄŸi için bu adla anılmıştır.)      Rahman ve Rahîm Allah Adıyla     

1- Elif lâm  râ; bir kitaptır bu ki âyetleri, delillerle saÄŸlamlaÅŸtırılmış, sonra apaçık  bildirilmiÅŸtir, hüküm ve hikmet sâhibi olan ve her ÅŸeyden haberdâr bulunan  Tanrı katından inmedir.

      2- Emreder ki ancak Allah'a kulluk edin; şüphe yok ki ben, onun tarafından sizi  korkutmak ve size müjde vermek için gelmiÅŸim.      3- Ve Rabbinizden yarlıganma dileyin, sonra da tövbe edin ona da sizi mukadder  zamânadek güzel bir sûrette geçindirsin, nîmetlerinden faydalandırsın ve her  ihsân sâhibine, ettiÄŸi lütuf ve ihsânın mükâfatını versin. Fakat döner, yüz  çevirirseniz şüphe yok ki ben, o büyük günün azâbına uÄŸrayacağınızdan  korkmaktayım.      4- Dönüp varacağınız yer, Allah'ın tapısıdır ve onun, her ÅŸeye gücü yeter.      

5- Haberiniz  olsun ki onlar, içlerindekini gizlemek için göğüslerini kapatırlar; bilin ki  onlar, duymamak için elbiselerine kat-kat bürünmeye çalışırlar; fakat o vakit  bile gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da. Şüphe yok ki o, gönüllerde  ne varsa hepsini bilir.     

6- Yeryüzünde hiçbir mahlûk yoktur ki rızkını vermek, Allah'a âit olmasına ve  karâr ettikleri ata bellerini de bilir, tevdî edildikleri ana rahîmlerini de.  Ve her ÅŸey, apaçık kitapta tespît edilmiÅŸtir.

      7- Öyle bir  mabuttur ki hanginiz daha iyi hareket edecek, bunu size bildirmek ve sizi  sınamak için gökleri ve yeryüzünü altı günde yarattı, daha önce emri ve  saltanatı, yarattığı suya cariydi. Onlara, siz ölümden sonra tekrar dirileceksiniz  dersen kâfir olanlar derler ki: Bu, ancak apaçık bir aldatma.      

8- Onların uÄŸrayacakları azâbı, mukadder bir zamana kadar geciktirirsek, bunun  teahhuruna da sebep nedir derler. Bilin ki onlara azâbın gelip çattığı gün o  azap, artık geriye bırakılamaz ve alay ettikleri musîbet, onları çepeçevre kuÅŸatır.     

9- İnsana, katımızdan bir rahmet tattırsak da sonra alıversek onu insandan, şüphe  yok ki her ÅŸeyden ümidini keser, bir nankör olur gider.     

10- Fakat ona,  bir dertten, bir musîbetten sonra nîmeti tattırırsak benden bütün kötülükler  gitti der. Şüphe yok ki o şımarır, böbürlenmeye övünmeye koyulur.     

11- Ancak  sabredenler ve iyi iÅŸlerde bulunanlar müstesnadır. Öyle kiÅŸilerdir onlar ki  onların hakkıdır yarlıganmak ve büyük bir ecir ve mükafat.

      12- Ona  bir hazine indirilseydi, yahut onunla berâber yanında bir melek de gelseydi  demelerine sıkılarak sana vahyedilenlerin bir kısmını terk ediverecek misin?  Sen ancak bir korkutucusun ve Allah her ÅŸeyi korur.      

13- Yoksa  kendi uyduruyor mu diyorlar? De ki: Hadi, gerçekseniz, Allah'tan baÅŸka gücünüz  kime yetiyorsa, kimlere güveniyorsanız onları da çağırın da hep berâber, buna  eÅŸit on sûre meydana getirin.

      14- Fakat  davetinize icâbet etmezlerse artık iyice bilin ki o, ancak Allah'ın bilgisiyle  indirilmiÅŸtir ve ondan baÅŸka hiçbir tapacak yoktur. Hâlâ mı Müslüman olmuyorsunuz?      

15- Kim  dünya yaÅŸayışını ve ziynetini dilerse bu çeÅŸit kiÅŸilerin yaptıklarının  karşılığını tam olarak öderiz ve onlar, bu hususta hiçbir zarara uÄŸramazlar.

      16- Öyle  kiÅŸilerdir onlar ki âhirette onlara ancak ateÅŸ var, dünyâda iÅŸledikleri iÅŸlerse  boÅŸa gitmiÅŸtir, zâten de bütün iÅŸledikleri boÅŸtur.       17- Rabbinden  apaçık bir delile sâhip olan, bundan baÅŸka bir de tanığı olup daha önce din ve  dünyâ iÅŸlerinde uyulan ve aynı rahmet olan Mûsâ'nın kitabında da bildirilen  kiÅŸi, yalnız dünyâyı dileyene benzer mi? Rablerinden açık bir delile sâhib  olanlar, Kur'ân'a inanırlar; topluluklardan onu inkâr edenlere vaadedilen yerse  ateÅŸtir. Artık bu hususta şüpheye düşme, çünkü o, Rabbinden gelmedir,  gerçektir, fakat insanların çoÄŸu inanmaz.     

18- Yalan  yere Allah'a iftirâ edenden daha zâlim kimdir ki? Onlar, Rablerine  arzedilecekler, tanıklar da iÅŸte bunlardı diyecekler, Rablerine karşı yalan  söyleyenler. İyice bilin, Allah'ın lâneti zâlimleredir.     

19- Onlar,  halkı Allah yolundan menederler ve o yoldan saptırmak isterler, onlar âhiret  inkâr edenlerin ta kendileridir.     

20- Onlar,  ne yeryüzünde azaptan kaçıp kurtulabilirler, ne de Allah'tan baÅŸka bir  yardımcıları vardır. Azapları da kat-kat arttırılır. Çünkü onların iÅŸitmeye  tahammülleri yoktu, görmezlerdi de.     

21- Onlar,  öyle kiÅŸilerdir ki kendilerine zarar verdiler ve uydurdukları ÅŸeyler de  onlardan çekildi, kaybolup gitti.     

22- Gerçekten  de onlar âhirette en çok ziyana uÄŸrayanların ta kendileridir.     

23- İnanıp  iyi iÅŸlerde bulunanlara ve Rablerine yalvarıp yakaranlara gelince: Onlardır  cennet ehli ve onlar, orada ebedî kalırlar.     

24- Bu  iki bölük, kör ve sağırla gören ve duyan adama benzer sanki; bu ikisi,  birbirine eÅŸit olur mu hiç? Yoksa düşünmez misiniz?     

25- Andolsun  ki biz Nûh'u, kavmine gönderdik de şüphe yok ki dedi, ben, size apaçık bir  korkutucuyum.     

26- Ancak  Allah'a kulluk edin, çünkü gerçekten de elemli bir günün azâbı gelip çatacak  size, bundan korkuyorum ben.     

27- Kavminin  kâfir olanlarından ileri gelenler, biz dediler, seni de bizim gibi bir adam  görmedeyiz ve sana uyanları da görüyoruz ki düşünmeden ve derhal sana  kapılıveren ve ancak aÅŸağılık tabakadan olan adamlarımız ve sizin, bize bir  üstünlüğünüzü de görmüyoruz, hattâ yalancı olduÄŸunuzu sanıyoruz.     

28- Nûh,  ey kavmim dedi, ya ben Rabbimden apaçık bir delille gelmiÅŸsem ve katından bana  bir rahmet vermiÅŸse, fakat bunu, siz görmüyorsanız. İstemediÄŸiniz halde kabûl  etmeniz için de sizi zorlayacak mıyım ki?     

29- Ey  kavmim, bu yüzden bir mal da istemem sizden; ecrim, ancak Allah'a ait ve ben,  inananları kovacak da deÄŸilim; şüphe yok ki onlar, Rablerine kavuÅŸacaklar,  fakat sizi görüyorum ki bilgisiz bir kavimsiniz.     

30- Onları  kovarsam ey kavmim, Allah'tan baÅŸka kim yardım eder bana, hiç de mi  düşünmezsiniz?

      31- Ve  ben, Allah'ın hazîneleri yanımda demediÄŸim gibi gaybı bilirim de demiyorum ve  ben bir meleÄŸim gibi bir söz de etmiyorum, fakat sizin gözünüze hor görünenler  hakkında, Allah onlara  hiçbir sûretle ve kesin olarak bir hayır  vermez de diyemem. İçlerinde ne var, Allah daha iyi bilir. Ancak onları kovar,  haklarında bu çeÅŸit sözlr söylersem mutlaka zulmedenlerden olurum.     

32- Yâ  Nûh dediler, gerçekten de bizimle uÄŸraÅŸmadasın ve uÄŸraÅŸmanda ileri de gittin,  gerçeklerdensen hadi, tehdit edip durduÄŸun azâba uÄŸrat bizi.     

33- Nûh,  dilerse dedi, Allah uÄŸratır ancak o azâba sizi ve onu âciz bir hâle  getiremezsiniz siz.     

34- Azgınlığınıza  karşılık Allah sizi helâk etmeyi murâd etmiÅŸse öğüt vermek istesem de öğüdüm  bir fayda vermez size. Odur Rabbiniz ve dönüp onun tapısına varacaksınız.     

35- Yoksa  kendisi uyduruyor bunları mı diyorlar. De ki: EÄŸer uyduruyorsam benim suçum,  bana âit ve ben sizin yaptığınız suçlardan uzağım.     

36- Nûh'a,  kavminden inananlardan baÅŸkaları kesin olarak inanmayacak, artık sen de onların  yaptıkları iÅŸler yüzünden kederlenme diye vahyedildi.     

37- Nezâretimiz  altında ve vahyimize uyarak bir gemi yap, zulmedenler için af dileme benden,  şüphe yok ki sularda boÄŸulacak onlar.

38- Gemiyi  yapmaya koyulmuÅŸtu ve kavminin ileri gelenleri, yanından geçerken alay  ediyorlardı onunla, o da, alay ediyorsunuz bizimle ama diyordu, siz nasıl alay  ediyorsanız biz de sizinle öyle alay edeceÄŸiz.     

39- Artık,  uÄŸrayanı hor-hakir edecek azâbın kime gelip çatacağını ve daimî azâba kimin  uÄŸrayacağını yakında bilir, anlarsınız. 

      40- Sonucu  emrimiz gelip tandırın altından su kaynamaya baÅŸlayınca her mahlûktan birer  çifti ve helâki taktîr edilenden baÅŸka âilenden olanları ve inananları gemiye  yükle dedik; zâten maiyetinde bulunan inanmış kiÅŸiler de pek azdı.147     

41- Ve  Nûh, binin gemiye dedi; akıp gitmesi de Allah adıyladır onun, durması da. Şüphe  yok ki Rabbim, suçları örter, rahîmdir.

      42- Gemi,  içindekilerle daÄŸlar gibi dalgalar üstünde akıp gidiyordu. Nûh, kendisinden  çekilip ayrı bir yerde bulunan oÄŸluna oÄŸulcuÄŸum dedi, bin sen de bizimle ve  kâfirlerle berâber olma.148     

43- O,  daÄŸda bir yere sığınırım ben dedi. Nûh, bugün dedi Allah'ın acıdığı kiÅŸilerden  baÅŸka onun emrinden kurtulacak yok ve derken aralarına bir dalgadır giriverdi  ve o da boÄŸulanlara katıldı.     

44- Ve  dendi ki: Ey yeryüzü, em suyunu ve ey gök kes yaÄŸmurunu ve su emildi ve iÅŸ  yapıldı-bitti ve oturdu Cûdi’ye gemi ve uzaklık denildi, zulmeden topluluÄŸa.149     

45- Ve Nûh Rabbine niyâz edip dedi ki: Rabbim, oÄŸlum da şüphe  yok ki âilemdendi ve şüphe yok ki vaadin gerçektir senin ve sen, hükmedenlerin  en hayırlısısın.     

46- De  ki: Yâ Nûh, o, kesin olarak senin âilenden deÄŸil, çünkü o, kötü bir iÅŸ iÅŸledi.  Artık bilmediÄŸin ÅŸeyi isteme benden şüphe yok ki bilgisizlerden olmaman için  öğüt vermedeyim sana.     

47- Nûh,  Rabbim dedi, bilmediÄŸim ÅŸeyi senden istemekten, gene sana sığınırım ve beni  yarlıgamazsan, bana acımazsan ziyankârlardan olurum ben.

      48- Dendi ki: Nûh, sana ve seninle berâber  bulunanlardan türeyecek ümmetlere bizden gönderilen  esenlikler ve bereketlerle in gemiden. Onlardan  türeyecek ümmetler içinde öyleleri de var ki onları da  bir müddet faydalandıracak, geçindireceÄŸiz de sonra bizden elemli bir azâba  uÄŸrayacaktır onlar.      

49- İşte  bunlar, gaibe âit haberlerdir ki sana onları vahyediyoruz. Bundan önce ne sen  onları biliyordun, ne kavmin biliyordu, sabret artık; şüphe yok ki sonuç,  çekinenlerindir.     

50- Âd  kavmine de kardeÅŸleri Hûd'u göndermiÅŸtik de ey kavmim demiÅŸti, Allah'a kulluk  edin, ondan baÅŸka bir mabudunuz yok; siz ancak iftirâ etmedesiniz.     

51- Ey  kavmim, buna karşılık sizden bir ecir de istemiyorum, ecrim, ancak beni  yaratana âit, hâlâ akıl etmeyecek misiniz?     

52- Ey  kavmim, Rabbinizden yarlı-ganma dileyin de sonra tövbe edin ona, size gökten  bol bol yaÄŸmur yaÄŸdırsın, kuvvetinize, fazlasıyla kuvvet katsın ve mücrim  olarak yüz çevirmeyin.     

53- Ey  Hûd dediler, sen bize apaçık bir delil gösteremiyorsun, biz de senin sözünle  tanrılarımızı bırakmayız ve biz sana inanmıyoruz.     

54- Tanrılarımızın  bir kısmı seni fena çarpmış deriz de baÅŸka bir ÅŸeycik demeyiz. O, şüphe yok ki  dedi, ben Allah'ı tanık tutmadayım, siz de tanık olun, ben sizin ÅŸirk koÅŸtuÄŸunuz  ÅŸeylerden tamamıyla uzağım.     

55- Onu  bırakıyor da taptıklarınızı ona eÅŸ tutuyorsunuz, uzağım onlardan, hadi,  hepiniz, aleyhime düzen kurun, sonra da hiç göz açtırmayın bana.

      56- Şüphe  yok ki ben, Rabbim ve Rabbiniz Allah'a dayandım; yeryüzünde yürür hiçbir mahlûk  yoktur ki o, onun alnına düşen saçlardan tutup çekmesin, onun mukadderatını  tâyin etmesin ve şüphe yok ki Rabbim, dosdoÄŸru yoldadır, bütün kudretiyle berâber  adâletiyle, lütfuyla hükmeder.     

57- Yüz  çevirirseniz bilin ki ben, size neyi tebliÄŸ etmek için gönderildiysem onu  tamamıyla tebliÄŸ ettim ve Rabbim, sizin yerinize, sizden baÅŸka bir topluluÄŸu  geçirecek ve siz ona hiçbir sûretle zarar veremezsiniz. Şüphe yok ki Rabbim her  ÅŸeyi korur.     

58- Emrimiz  gelince Hûd'u ve onunla berâber bulunan inanmış kiÅŸileri, bizden bir rahmet  olarak kurtardık ve onlara ağır bir azaptan necat verdik.     

59- İşte  Âd, Rablerinin delillerini bile-bile inkâr ettiler ve peygamberlerine asi  oldular ve her inatçı cebbar kiÅŸiye uydular.     

60- Ve ÅŸu  dünyada da lânete uÄŸratıldılar, kıyamet gününde de. Bilin ki hiç şüphe yok Âd,  Rablerine karşı kâfir oldu; bilin, uzaklık Hûd'un kavmi Âd'a.     

61- Semûd  kavmine de kardeÅŸleri Sâlih'i göndermiÅŸtik. Ey kavmim demiÅŸti, Allah'a kulluk  edin, ondan baÅŸka bir mabudunuz yok. Sizi yeryüzünden yaratıp meydana getirdi  ve orayı îmâra memûr etti sizi; artık ondan yarlıganma dileyin, sonra da tövbe edin  ona. Şüphe yok ki Rabbim, yakındır, duâları kabul eder.     

62- Ey  Sâlih dediler, bundan önce sen aramızda, hakkında iyi ümitler beslediÄŸimiz birisiydin,  ÅŸimdi atalarımızın taptıkları ÅŸeylerden bizi vaz geçirmek mi istiyorsun? Ve  biz, gerçekten de senin bizi dâvet ettiÄŸin ÅŸey hakkında şüphe içindeyiz,  tereddüt etmekteyiz.     

63- O,  ey kavmim dedi, ya ben Rabbimden apaçık bir delille gelmiÅŸsem ve katından bana  bir rahmet vermiÅŸse. Ona isyân edersem Allah'a karşı kim yardım edebilir bana?  Ve beni boyuna ziyana sokmaktan baÅŸka bir ÅŸey de yapmıyorsunuz.     

64- Ey  kavmim, iÅŸte ÅŸu Allah'ın diÅŸi devesi, size bir mûcize. Bırakın onu da  yeryüzünde yiyip gezsin ve ona kötülükle dokunmayın, sonra pek yakın bir azap  gelip çatar size.     

65- Ayaklarını  kesip öldürdüler onu, Sâlih de yurdunuzda üç gün daha yaÅŸayıp geçinin dedi, bu,  yalan denmesine imkân bulunmayan bir vait.     

66- Emrimiz  gelince Sâlih'i ve onunla berâber bulunan inananları, bir rahmet olarak  kurtardık ve o günün horluÄŸundan necat verdik onlara. Şüphe yok ki Rabbin, çok  kuvvetlidir, o, pek üstündür.     

67- Bir  bağırış, o zulmedenleri kapıverdi, yurtlarında, diz çökmüş bir halde helâk  oluverdiler.     

68- Sanki  orada hiç yaÅŸamamışlar, hiç oturmamışlardı. Bilin ki hiç şüphe yok Semûd,  Rablerine karşı kâfir oldu, bilin, uzaklık Semûd'a.     

69- Elçilerimiz,  İbrâhim'e müjde vermek üzere gelip esenlik sana dediler. O da esenlik size dedi  ve durup eÄŸlenmeden hemen kızarmış bir buzağı getirdi.     

70- YemeÄŸe  el uzatmadıklarını görünce de halleri, hoÅŸuna gitmedi ve onlardan, içine bir  korku düştü. Dediler ki: Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.     

71- Karısı,  ayakta durup sevincinden gülmedeydi ki biz ona, İshak'ı müjdeledik, İshak'tan  sonra da Yakup'u.     

72- O,  eyvahlar olsun dedi, ben mi doÄŸuracağım? Ben bir kocakarıyım, ÅŸu kocam da  ihtiyar. Şüphe yok ki bu, pek ÅŸaşılacak bir ÅŸey.     

73- Onlar,  Allah'ın iÅŸine mi ÅŸaşıyorsun dediler, ey Ehli Beyt, Allah'ın rahmeti ve  bereketleri size; şüphe yok ki o, övülmeye lâyık, kullara müstahak olmadan  ihsânda bulunan bir Tanrıdır.     

74- İbrâhim'in  korkusu yatışıp müjdelenince Lût kavmi hakkında bizimle mücâdeleye giriÅŸmiÅŸti.     

75- Çünkü  İbrâhim, gerçekten de pek halîmdi, fazla duâ edip aÄŸlardı, kendisini tamamıyla  Tanrıya vermiÅŸti.     

76- Ey  İbr­­âhim dediler, vazgeç bundan, şüphe yok ki Rabbinin emri gelip çatmıştır ve  şüphe yok ki onlar reddine imkân olmayan bir belâya uÄŸrayacaklar.     

77- Elçilerimiz,  Lût'a gelince Lût, geliÅŸlerinden endiÅŸeye düştü, içine bir korku girdi, gönlü  daraldı ve bu dedi, pek çetin bir gün.     

78- Kavmi,  koÅŸa koÅŸa onun yanına geldi, onlar, önceden de kötülükler yapar dururlardı.  Lût, ey kavmim dedi, iÅŸte kızlarım, onlar, sizin için daha temiz, artık  Allah'tan çekinin de beni, konuklarımdan utandırmayın. İçinizde, aklı başında  bir adam da mı yok?     

79- Andolsun  ki dediler, sen de bilirsin, kızlarında hiç gözümüz yok, sen bizim ne  istediÄŸimizi bilirsin.     

80- Lût, size  karşı koyacak gücüm, kuvvetim olsaydı, yahut da kuvvetli bir aşîretim olsaydı  da ona sığınsaydım dedi.     

81- Melekler,  ey Lût dediler, şüphe yok ki biz, Rabbinin elçileriyiz, onlar, sana kesin  olarak iliÅŸemezler; sen gece karanlığı basınca âilene mensup olanlarla yola  düş, hiçbiriniz, ardına bakmasın, ancak karını berâber götürme, çünkü o da  onların uÄŸrayacağı azâba uÄŸrayacak. Şüphe yok ki uÄŸrayacakları azâbın mukadder  zamanı, sabah çağıdır; sabah da yakın deÄŸil mi?     

82- Emrimiz  gelince, o ÅŸehirlerin altını üstüne getirdik, tepelerine, üst-üste yığılıp taÅŸ  kesilmiÅŸ balçıktan meydana gelmiÅŸ taÅŸlar yaÄŸdırdık.     

83- Sanki  damgalanmıştı Rabbinin indinde de azâp için hazırlanmıştı o taÅŸlar ve onlar,  ÅŸimdi de zâlimlerden uzak deÄŸil.     

84- Medyen'e de, kardeÅŸleri Åžuayb'i göndermiÅŸtik de ey kavmim  demiÅŸti, Allah'a kulluk edin, ondan baÅŸka bir     

mabudunuz yok. ÖlçeÄŸi-tartıyı eksik tutmayın, çünkü  ben gerçekten de hayırlara uÄŸradığınızı görmedeyim ve şüphe yok ki ben, bir gün  sizi çepeçevre kuÅŸatıverecek bir azâba uÄŸramanızdan korkuyorum.     

85- Ey  kavmim, ölçeÄŸi doÄŸru ölçün, terâziyi doÄŸru tartın, halkın mallarını  eksiltmeyin, yeryüzünde bozgunculuk etmeye çalışmayın.     

86- İnanmışsanız  Allah'ın bıraktığı kâr, daha hayırlıdır size ve ben de size bir bekçi deÄŸilim.     

87- Ey  Åžuayb dediler, kıldığın namaz mı, tuttuÄŸun din mi emrediyor sana da bizi  atalarımızın taptıklarından vazgeçirmeye uÄŸraşıyor, mallarımızı da dilediÄŸimiz  gibi tasarruf etmemize mâni olmaya kalkışıyorsun? Halbuki sen, şüphe yok ki  halîm-selim ve aklı başında bir adamsın.     

88- Ey  kavmim dedi Åžuayb, ya Rabbimden apaçık bir delille gelmiÅŸsem, ya kendi katından  beni güzel bir rızıkla rızıklandırmışsa. Sizi nehyet-tiÄŸim ÅŸeye kendim aykırı  hareket edemem ki. Gücümün yettiÄŸi kadar ıslâh etmek istiyorum sizi ve baÅŸarım, ancak Allah'tandır, ona dayandım ve  sonunda da dönüp onun tapısına varacağım.     

89- Ey  kavmim, bana karşı güttüğünüz düşmanlık, Nûh, yahut Hûd, yahut da Sâlih  kavimlerinin uÄŸradıkları azâba benzer bir azâba uÄŸratmasın sizi; Lût kavmi de  uzak deÄŸil sizden.

90- Rabbinizden  yarlıganma dileyin, sonra da tövbe edin ona; şüphe yok ki Rabbim rahîmdir,  kullarını sever.     

91- Ey  Åžuayb dediler, söylediÄŸin sözlerin çoÄŸunu anlamıyoruz ve seni de içimizde zayıf  görmedeyiz. Kabîlen olmasaydı seni taÅŸlardık ve sen, bizden üstün deÄŸilsin  zâten.     

92- Åžuayb,  ey kavmim dedi, kabîlem, sizce Allah'tan daha fazla mı saygıya deÄŸer ki onu  ardınıza attınız? Şüphe yok ki Rabbim, bütün yaptıklarınızı kavrar.     

93- Ey  kavmim, elinizden ne geliyorsa yapın, ben de yapmadayım elimden geleni. Kime,  aÅŸağılatıcı azap gelecek ve kim yalancıdır, yakında bilir, anlarsınız; gözetip  durun, ben de gözlüyorum.     

94- Emrimiz  gelince Åžuayb'i ve onunla berâber inanmış olanları, bizden bir rahmet olarak  kurtardık, zulmedenleriyse bir bağırış kavrayıverdi ve hepsi de yurtlarında diz  çökmüş bir halde helâk oluverdi.     

95- Sanki  yurtlarında hiç yaÅŸamamışlar, hiç oturmamışlardı. Bilin ki uzaklık Medyen  ehline, nitekim Semûd da öylece uzaklaşıp gitti.     

96- Andolsun  ki biz Mûsâ'yı, delillerimizle ve apaçık bir burhanla göndermiÅŸtik     

97- Firavun'a  ve kavminden ileri gelenlere fakat gene de onlar Firavun'un buyruÄŸuna  uymuÅŸlardı, halbuki Firavun’un buyruÄŸu, hiç de doÄŸruyu göstermiyor, hayra  sevketmiyordu.     

98- O,  kıyâmet günü de kavminin önüne düşecektir ve artık onları ateÅŸe götürmüş,  gitmiÅŸtir ve vardıkları yer, ne de kötü yerdir.     

99- Burada  da lânete uÄŸradılar, kıyâmet gününde de. Åžu bağışlanan bağış, ne de kötü  bağıştır.     

100- Bunlar,  mâceralarını sana hikâye ettiÄŸimiz ÅŸehirlere âit haberler; o ÅŸehirlerden  harâbeleri hâlâ duranlar var, biçilmiÅŸ ekin gibi yerle bir olanlar, eseri bile  kalmayanlar var.     

101- Biz  zulmetmedik onlara, fakat onlar, kendi kendilerine zulmettiler; Rabbinin emri  gelince, Allah'ı bırakıp da kulluk ettikleri tanrıları, onlara hiçbir fayda  veremedi ve ziyanlarını arttırmaktan baÅŸka bir ÅŸey yapamadı.     

102- İşte  Rabbin, zulmeden ÅŸehirleri böyle alıverir, aldığı, azâbına uÄŸrattığı zaman da  şüphe yok ki onun kavrayışı pek elemlidir, pek çetindir.     

103- Gerçekten  de bunda, âhiret azâbından korkanlara bir ibret var; o gün, bütün insanların  bir araya toplanacağı bir gündür ve bütün insanların hazır olacağı bir gün.     

104- Ve  biz o günün gelip çatmasını, ancak sayılı bir müddet için geciktiririz.     

105- O  gün geldi mi hiçbir kimse, Rabbinin izni olmaksızın konuÅŸamaz; onların bir  kısmı kutsuzdur, bir kısmı kutlu.     

106- Ama  kutsuz olanlar, gerçekten de ateÅŸtedir, onların inliyerek nefes almaları da  oradadır, biten bir inilti gibi nefes vermeleri de.     

107- Rabbinin  dilediÄŸinden baÅŸka hepsi de orada ebedî kalır göklerle yeryüzü durdukça; şüphe  yok ki Rabbin, dilediÄŸini dilediÄŸi gibi yapar.     

108- Ama  kutlu olanlarsa cennettedir, orada ebedî kalır Rabbinin dilediÄŸinden baÅŸka  hepsi, gökler ve yeryüzü durdukça; bitip tükenmesi olmayan bir bağıştır bu.     

109- Artık  bunların taptıkları ÅŸeylerin boÅŸluÄŸunda bir şüphen olmasın; önceden ataları  nasıl tapıyorsa onlar da tıpkı o çeÅŸit tapıyorlar ve biz de onların nasîbini  eksiksiz olarak vereceÄŸiz.

      110- Andolsun  ki biz Mûsâ'ya da kitap vermiÅŸtik de onda ihtilâfa düşmüşlerdi; Rabbinin taktîr  ettiÄŸi vaadi olmasaydı çoktan aralarında hükmedilir, iÅŸ bitmiÅŸ olurdu ve onlar,  gerçekten de bu hususta ÅŸiddetli bir şüphe ve tereddüd içinde kalmışlardır.      

111- Ve  şüphe yok ki Rabbin, onların yaptıkları ÅŸeylere tam bir karşılık verecektir,  şüphe yok ki o, ne yapıyorlarsa hepsinden de haberdardır.     

112- Artık  sen, sana nasıl emredildiyse öylece dosdoÄŸru hareket et ve seninle berâber  bulunan ve tövbe etmiÅŸ olanlar da dosdoÄŸru hareket etsinler ve taÅŸkınlıkta  bulunmayın, çünkü şüphe yok ki o, ne yapıyorsanız hepsini de görür.     

113- Ve  zulmedenlere meyletmeyin, sonra ateÅŸle azâba uÄŸrarsınız ve Allah'tan baÅŸka bir  dostunuz yoktur, sonra yardım da görmezsiniz.     

114- Ve  gündüzün baÅŸlangıcıyla son kısmında ve gecenin ilk çaÄŸlarında namaz kıl; şüphe  yok ki güzel iÅŸler, kötülükleri giderir. İşte bu, iyi düşünenlere bir öğüttür.     

115- Ve  sabret, çünkü Allah, gerçekten de iyilik edenlerin ecrini zâyi etmez.     

116- Sizden  önceki çaÄŸlarda, halkı, yeryüzünde bozgunculuktan vazgeçirmeye çalışan idrâk ve  ibâdet ehli bir bölük halk bulunsaydı ne olurdu; halbuki içlerinden  kurtardıklarımız pek azdı ve zulmedenler, yalnız kendilerine verilmiÅŸ olan  devlete uydular ve suçlu oldular.     

117- Rabbin,  ahâlisi, birbirini ıslâh edip duran ÅŸehirleri zulümle helâk etmez.     

118- Rabbin  dileseydi insanları bir tek ümmet haline getirirdi, fakat onlar, aykırılığa  düşmekten bir türlü kurtulamazlar.     

119- Ancak  Rabbinin merhamet ettiÄŸi kimseler müstesnâ ve zâten de bunun için halketmiÅŸtir  onları ve Rabbinin sözü de tamamıyla yerine gelmiÅŸtir: And-olsun ki cehennemi,  cinlerin ve insanların bir kısmıyla dolduracağım.     

120- Peygamberlere  âit haberlerin hepsinden, gönlünü yatıştıracak olanlarını, sana hikâye ediyoruz  ve bu kıssalarda, sana gerçek haberler, inananlara da öğüt ve ibret var.     

121- İnanmayanlara  de ki: Gücünüzün yettiÄŸini yapın, şüphe yok ki biz de yapmadayız.     

122- Ve  bekleyin, şüphe yok ki biz de beklemedeyiz.     

123- Ve  göklerle yeryüzünde gaibe âit olan, bilinmeyen her ÅŸey, Allah'ındır ve bütün  iÅŸler, dönüp ona varır, artık ona kulluk et ve ona dayan. Rabbin, yaptığınız  ÅŸeylerden gafil deÄŸildir.

     
 

Total Visit: 115
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.