Salı 22 Mayıs 2012 - 13:52

الثلاثاء ٢ رجب ١٤٣٣

سه شنبه ۲ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۵:۲۲

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

HADÎD SURESİ

     

Mekkîdir, yirmi dokuz âyettir.     

(Sûrenin 25. âyetinde demirden bahsedildiği için bu  anlama gelen Hadid ismi verilmiştir.)     

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla     

1- Tenzîh eder Allah'ı ne varsa göklerde ve yeryüzünde ve odur üstün, hüküm ve hikmet  sâhibi.     

2- Onundur saltanatı ve tedbîri göklerin ve yeryüzünün, yaşatır ve öldürür ve  onun, her şeye gücü yeter.     

3- Ve odur her şeyden önce var olan ve her şeyden sonra kalan ve her şeye üstün  olup delilleriyle bilinen ve her şeyi bilen de duygularla bilinmeyen ve o, her  şeyi bilir.  [1]     

4- Öyle bir mâbuttur ki gökleri ve yeryüzünü altı günde yaratmıştır da sonra arşa  hâkim olmuştur, bilir, ne girerse yere ve ne çıkarsa oradan ve ne yağarsa  gökten ve ne ağarsa oraya ve o, sizinledir nerede olursanız; ve Allah, ne  yapıyorsanız görür.     

5- Onundur saltanatı ve tedbîri göklerin ve yeryüzünün; ve bütün işler, dönüp Allah  tapısına varır.     

6- Geceyi kısaltır, bir kısmı gündüz olur ve gündüzü kısaltır, bir kısmı gece olur  ve o, gönüllerdekini bilir.     

7- İnanın Allah'a ve Peygamberine ve sizi sâhib ettiği, sizin tasarrufunuza  verdiği malların bir kısmını, onun yolunda harcayın; artık sizden inanan ve  mallarını harcayanlara büyük bir mükâfat var.     

8- Ve ne oluyor size de Allah'a inanmıyorsunuz? Ve Peygamber, Rab-binize inanın  diye sizi çağırmada ve andolsun ki sizden söz  de almıştı inanmışsanız.     

9- Ve öyle bir mâbuttur ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna  apaçık deliller indirmededir ve şüphe yok ki Allah, sizi esirger ve size rahîmdir  elbet.     

10- Ve  ne oluyor size de Allah yolunda mallarınızı harcamıyorsunuz? Ve Allah'ındır  göklerin ve yeryüzünün mîrası; sizden, fetihten önce mallarını harcayan ve  savaşan, başkalarıyla bir değildir; onların, fetihten sonra mallarını harcayan  ve savaşanlara karşı derece bakımından pek büyük bir üstünlükleri var; ve  hepsine de Allah, güzel mükâfatlar vaadetmiştir ve Allah, ne yapıyorsanız,  hepsinden de haberdar.[2]     

11- Kimdir  o ki Allah'a âdetâ güzel bir borç verir de o, kat-kat fazlasını verir ona ve  ona pek güzel de bir mükâfat var.     

12- O  gün görürsün ki erkek ve kadın, inananların nurları, önlerinde ve sağlarında  parlayıp koşmada; müjde bugün size; kıyılarından ırmaklar akan cennetlerde ebedî  olarak kalacaksınız ve bu, en büyük kutluğun, murâda erişin ve başarının ta  kendisidir.

13- O  gün, erkek ve kadın münâfıklar, inananlara, bizi de bekleyin de derler,  gelelim, nûrunuzdan alalım; onlara dönün ardınıza da bir nur isteyin artık  denir. Derken aralarına bir duvardır çekilir ki bir kapısı vardır, içinde  rahmet vardır da dış tarafında azap.     

14- Onlar  bağırırlar da derler ki: Biz, sizinle berâber değil miydik? Evet derler ve  fakat siz, kendinizi fitnelere saldınız ve îman edenlerin bir felâkete uğramasını  beklediniz ve şüphe ettiniz ve olmayacak istekler, sizi aldatıp durdu, sonunda  Allah'ın emri, gelip çattı ve sizi Şeytan, aldatmıştı.     

15- Artık  bugün ne sizden, azaptan kurtulmanız için bir şey alınır, ne kâfir olanlardan  ve yurdunuz ateştir sizin, odur size lâyık olan ve orası, dönüp gidilecek ne de  kötü yerdir.     

16- İnananlara,  o çağ gelmedi mi henüz, Allah'ı anış ve Kur’ân'dan inen şeyler, onların  gönüllerini yumuşatsın da tamâmıyla korkup itâat etsinler ve önceden  kendilerine kitap verilenlere benzemesinler; onların, peygamberleriyle araları,  uzayıp açıldıkça kalpleri katılaştı ve onların çoğu, buyruktan çıktı.     

17- Bilin  ki Allah, yeryüzünü, ölümünden sonra diriltir; andolsun ki akıl edesiniz diye  size delillerimizi apaçık bildirdik.     

18- Şüphe  yok ki sadaka veren erkek ve kadın inananlarla Allah'a güzel bir borç  verenlerin verdikleri şey, gene kendileri için kat-kat arttırılır ve onlara,  güzel bir mükâfat vardır.     

19- Ve  Allah'a ve Peygamberlerine inananlar yok mu, onlardır Rableri katında gerçeklerin  ve tanıkların ta kendileri; onların mükâfatları da vardır, nurları da; kâfir  olanlara ve delillerimizi yalanlayanlara gelince: Onlardır cehennem ehli.     

20- Bilin  ki dünyâ yaşayışı, ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir bezentidir ve  aranızda bir övünmedir ve bir mal ve evlât çokluğu gayretidir ancak ve  bunlardan ibârettir de; halbuki dünyâ yaşayışı, bir yağmura benzer, bitirdiği  nebatlar, ekincileri şaşırtır, sevindirir, sonra kuruyuverir de bir de  bakarsın, sapsarı olmuş, sararıp solmuş, sonra da un-ufak olmuş, dağılıp  gitmiş; ve âhiretteyse çetin bir azap var ve Allah'tan yarlıganma ve râzılık;  ve dünyâ yaşayışı, ancak bir aldanış metaından ibârettir.     

21- Ve  yarışarak koşun Rabbinizin yarlıgamasına ve cennete ki genişliği, göğün ve  yeryüzünün genişliği gibidir, hazırlanmıştır Allah'a ve peygamberlerine  inananlara; bu, Allah'ın lûtfudur, ihsânıdır, dilediğine verir onu ve Allah,  pek büyük bir lütuf ve ihsân sâhibidir.     

22- Yeryüzüne,  yahut canlarınıza gelip çatan hiçbir felâket yoktur ki biz, onları yaratmadan  önce onu, bir kitapta tespit etmemiş olalım; şüphe yok ki bu, Allah'a pek kolaydır.    

23- Bunu  da, elinizden çıkarıp kaybettiğiniz şeye kederlenmeyin ve size verdiğimize  sevinmeyin diye yapmışızdır ve Allah, övünüp kibirlenen hiçbir kimseyi sevmez.     

24- Onlar,  öyle kişilerdir ki nekeslik ederler ve insanlara da nekes olmalarını  emrederler; gerçekten de Allah, müstağnîdir ve hamde lâyık, odur.     

25- Andolsun  ki biz, peygamberlerimizi, apaçık delillerle gönderdik ve onlarla berâber de  kitap ve terâzi indirdik, insanlar adâletle doğru muâmele etsinler diye ve  demiri de indirdik ki onda çetin bir azap var ve insanlara faydalar; ve bu da,  Allah'ın kendisine ve peygamberlerine, henüz tapısına varmadan yardım edenleri  bildirmesi için; şüphe yok ki Allah, üstündür ve pek kuvvetlidir.     

26- Ve  andolsun ki biz, Nûh'u ve İbrâhim'i gönderdik ve soylarına da peygamberlik ve  kitap verdik; derken onlardan doğru yolu bulanlar var ve çoğuysa buyruktan  çıkmış olanlar.     

27- Sonra  izlerinden peygamberler gönderdik ve onların izince de Meryem oğlu İsâ'yı  yolladık ve ona İncil'i verdik ve ona uyanların gönüllerinde fazla bir  yumuşaklık ve merhamet yarattık; ve râhipliği, onlara biz farzetmediysek de  onlar ancak Allah rızâsını kazanmak için icât ettiler, derken onun hakkına da  gereği gibi riâyet edemediler, derken onlardan inananlara, mükâfatlarını verdik  ve onların çoğuysa buyruktan çıkmış olanlardır.     

28- Ey  inananlar, çekinin Allah'tan ve inanın Peygamberine de size rahmetinden iki pay  versin ve size bir nur halketsin ki onunla doğru yolu bulun ve sizi yarlıgasın,  suçlarınızı örtsün ve Allah, suçları örter, rahîmdir.     

29- Ve  bunlar da, kitap ehlinin, şunu bilmeleri için bildirilmiştir: Onlar, Allah'ın  lütuf ve ihsânından hiçbir şeyi menedemezler ve lütuf ve ihsân, Allah'ın  elindedir, dilediğine verir ve Allah, pek büyük bir lütuf ve ihsân sâhibidir.

       
               
      [1]                      ) Sufiyye,  bu âyeti tevil ederek Varlık birliği inancını ispata çalışır.       
       
          strong>                 
      [2]                     
)
Fetihten  maksat, Mekke'nin fethidir.
       
   

Total Visit: 395
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.