Salı 22 Mayıs 2012 - 13:51

الثلاثاء ٢ رجب ١٤٣٣

سه شنبه ۲ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۵:۲۱

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

HACU-Yİ KİRMANİ

 

24- Hâcû-yi Kirmânî: Kemâluddîn Ebû’l-‘Atâ Mahmûd b. Ali b. Mahmûd Mürşîdî-yi Kirmânî, VIII/XIV. yüzyıl İran’ının büyük arifi ve usta şairidir. Mürşitlik sıfatı onun Murşîdiyye tarikatına bağlılığından yani Şeyh Ebû İshak-i Kâzerûnî’nin takipçilerinden olmasından kaynak­lanır. Bazı tezkire yazarları, onu “Nahlebend-i Şu‘arâ”, “Hallâku’l-me‘ânî” ve “Meliku’l-fuzalâ” sıfatlarıyla da nitelemişlerdir. Mahlası tüm şiirlerinde “Hâcû”dur. Hâcû sıfatı Hâce’nin küçültülmüş Hâlidîr. Bu da sevimlilik açısındandır. Şairin doğum yılı kendi açıklamasına göre 689/1290 yılıdır.

Kirmân’ın tanınmış ailelerinden olan Hâcû, çocukluk dönemini bu şehirde geçirdi. Daha sonra Hicaz, Şam, Beytu’l-mukaddes, Irak-i Acem, Irak-i Arab ve Fars Körfezinin bazı limanlarına uzun seyahatler yaptı. Bu seyahatlerinde ilim ve araştırmalardan çok şeyler topladı. Hâcû, bir süre de Bağdat’ta yaşamını sürdürdü ve 732/1332 yılında Humây u Humâyun adlı mesnevisini Sultan Ebû Sa‘îd ve veziri Giyâsuddîn Muhammed adına bu şehirde tamamladı. 736/1335 yılında İran’a geri döndü. Fakat Ebû Sa‘îd Bahâdır Han’ı öldürülmüş görünce, Giyâsuddîn Muhammed de Hâcû’nun gelişinden bir süre sonra muhalifleri tarafından öldürülünce Hâcû, kendi ifadesiyle, sultansız Sultaniye’yi ikamet etmeye değer görme­yip[1] İsfahân’a gitti. Burada bir süre ikamet ettikten sonra oradan Kirmân ve Fars’a giderek İncû hanedanının özellikle de Şah Şeyh Ebû İshak’ın gölgesine sığındı ve onun rakibi Emir Mubârizuddîn’i de övdüğü halde bir süre refah içinde yaşadı. Nihayet hayata veda etti. Hâcû’nun 744/1344 yı­lında söylediği Kemâl-nâme adlı manzumede ismini andığı Muciruddîn Ebû Ali Sa‘îd adında bir oğlu vardır. Hâcû, önceki şeyhlerden (Şeyh Ebû İshak-i Kâzerûnî ö.426/1034 ve Seyfuddîn Bâherzî (ö.658/1259) başka kendi zamanının büyüklerinden ve tanınmışlarından birçok kişiyi de öv­müştür. Bunlardan Eminuddîn Belyânî, Şeyh ‘Alâu’d-devle-i Simnânî, pa­dişahlardan Sultan Ebû Sa‘îd Bahâdır (ö.736/1335), Arpagun (ö.726/1326), Şeyh Hasan İlekânî (ö.757/1356), Celâluddîn Şah Mes‘ûd İncû (ö.743/1342) ve Şah Şeyh Ebû İshak İncû (ö.758/1357), vezirlerden Hâce Giyâsuddîn Muhammed (ö.736/1335), Emir Mubârizuddîn’in veziri Hâce Tâcuddîn Ahmed b. Ali-yi Irâkî, Hâce Bahâuddîn Mahmûd Yezdî ve Hâce Şemsuddîn Muhammed Sâyin hepsinden daha tanınmışlardır. Bunların arasından Hâcû, Şeyhu’l-islam Eminuddîn Belyânî ve Şeyh ‘Alâu’d-devle-i Simnânî’ye karşı daha fazla bir bağlılık duyardı. Görül­düğü kadarıyla da bir süre Şeyh ‘Alâu’d-devle’nin hankahında ikamet et­miş ve onun divanını toplamaya çalışmıştır. Murşîdiyye tarikatına bağlı­lığı ve Şeyh Eminuddîn Belyânî’nin takipçilerinden olması nedeniyle de adı geçen bu arif şaire karşı büyük bir sevgi ve aşk taşırdı.

Hâcû’nun çağdaşlarının en ünlüsü hiç şüphesiz Hâfız’dır. Yaş ve şair­lik tecrübesiyle Hâce’den daha önce olan Hâcû, Şîrâz’da oturduğu süre içinde rehber konumunda olan bir dost gibi Hâfız’ın düşüncesi üzerinde öğretim ışığını salmıştı. Bu nedenledir ki Hâce-i Şîrâz’ın divanında Hâcû’nun gazellerini taklit olarak veya onlara karşılık olarak söylediği yada kimi zaman bir anlam ve lafzı ondan alıntıladığı birçok beyitler gö­rürüz[2].

Hâcû’nun ölümü 750/1349 yılı civarıdır ve galiba Şîrâz’da vefat et­miştir. Mezarı, Şîrâz’daki Allahu Ekber Boğazında Dervâze-i Kur’an (Kur’an kapısı) yakınında bulunmaktadır.

Hâcû’nun eserleri fazla olup külliyatı geniş, her yönüyle dikkate değer ve öneme haizdir. Şiir söylemeye gençlik yıllarında başlayan Hâcû, ömrü­nün sonuna kadar manzum ve mensur eserlerini ortaya çıkarmakla uğ­raştı. Şiirlerinin toplamı kırk bin beyti geçmektedir. Yaşadığı dönemde vezir Tâcuddîn Ahmed’in işareti ve bir grup yazıcının yardımıyla şiirlerini toplayıp düzenlemeyle uğraştı. Hâcû’nun “Sanâyi‘u’l-kemâl” ve “Bedâyi‘u’l-cemâl” diye iki kısma ayrılan divanı kaside, gazel, kıta, terci’, terkib, mesnevi ve rubai türlerini içerir. Hâcû’nun kasideleri övgü konu­sunda, kimi zaman da vaaz konusunda, bir bölümü de din büyüklerinin menkıbeleri konusundadır. Hâcû’nun Nizâmî ve Firdevsî’yi göz önünde bulundurarak söylediği altı mesnevisi şunlardır:

1- Sâm-nâme: Hamasî ve aşka dair bir manzume olup mutekarib-i müsemmen-i maksur veya mahzuf bahriyle yazılmıştır. Firdevsî’nin Şâhnâme’sini taklit ederek söylemiştir. Sâm-i Nerimân’ın hayatını konu alır. Bu manzume 14500 beyit civarındadır. Şair, onu vezir Ebû’l-Feth Mecduddîn Mahmûd adına söylemiştir.

2- Humây u Humâyun: Humâyun’un Çin Fağfurunun kızı Humây’a olan aşk hikayesini konu alan bir aşk mesnevisidir. Mutakarib bahrinde­dir. Hâcû, bu manzumeyi 732/1332 yılında 4407 beyit olarak tamamladı ve Şemsuddîn Sâyin ve oğlu Amîdu’l-mülk Ruknuddîn adına söyledi.

3- Gul u Nevrûz: Hezec-i müseddes-i mahzuf veya maksur bahriyle söylenmiş Nevrûz isminde bir şehzadenin Rum padişahının kızı Gül’e olan aşkını konu alan bir manzumedir. Hâcû, 5302 beyitlik bu manzu­meyi 742/1342 yılında Nizâmî’nin Husrev u Şîrîn manzumesine nazire olarak söylemiştir.

4- Ravzatu’l-Envâr: Seri’ bahrinin türlerinden[3] biriyle yazılmış bir manzume olup Hâcû, bunu Nizâmî’nin Mahzenu’l-Esrâr manzumesini taklit olarak iki binin biraz üstünde bir beyit sayısıyla Hâce Şemsuddîn Sâyin adına söylemiş ve 743/1342 yılında tamamlamıştır. Manzumenin konusu ahlak, irfan ve şairin kendi halinin tavsifidir.

5- Kemâl-nâme: Senâî’nin Seyru’l-‘İbâd’ının vezni üzere on bölüm halinde 1849 beyitten oluşan bir manzume olup Hâcû, bu manzumesine Şeyh-i Mürşid Ebû İshak Kâzerûnî anısına başlamış ve Şah Şeyh Ebû İshak İncû adına 744/1344 yılında tamamlamıştır.

6- Gevher-nâme: Hezec-i müseddes-i maksur veya mahzuf bahriyle yazılmış 1022 beyitlik bir manzume olup 746/1346 yılında tamamlanmış­tır. Şair, bu manzumeyi Emir Mubârizuddîn Muhammed ve veziri Ebû Bahâuddîn Mahmûd adına ve onun ile babasının ve akrabalarının menkı­beleri konusunda söylemiştir.

Hâcû’nun diğer eserleri şunlardır: Şiirlerinden seçmeler olan Mefâtihu’l-Kulûb, Mekke’ye yaptığı yolculuğu konu alan nesir olarak ya­zılmış Risâletu’l-Bâdiyye, kılıç ve kalemin tartışmasını konu alan Seb‘a’l-Mesânî risalesi, yine nesir olarak kaleme aldığı Munâzara-i Şems u Sahâb risalesi.

Hâcû, zamanın edebiyatçılarının tarzı olduğu üzere kendi zamanının birçok ilminden yararlanmış, astronomi ve heyet gibi bazı ilimlerde derin bir bilgiye sahip olmuştu. Sözünün üstünlüğü kaside, gazel ve diğer şiir türlerinde şairlik gücünü en iyi şekilde göstermektedir. Buna rağmen eski üstatları takip etmeyi de ihmal etmemiştir. Nitekim kasidede Senâî, Hâkânî ve Zahîr’i, mesnevide Nizâmî’nin VII/XIII. yüzyılın mesnevicile­rinin üslubunu, gazelde Sa’dî’yi takip etmiştir. Bu açıdan da gazelleri Sa’dî ile Hâfız arasında gazel değişikliği sürecini yaşayan, yani irfan, öğüt ve hikmet mazmunlarını aşıkane mazmunlarla birlikte kullanan şairler sını­fındandır. Gazelde zor kafiye ve redifleri çokça kullanmıştır. Bununla bir­likte sözü bu gazellerinde akıcı, kolay, çekici ve anlaşılırdır. Bu akıcılık ve çekicilik, kimi söz eleştirmenlerinin onu Sa’dî’nin gazellerini taklit eden hatta onların hırsızı olarak nitelemelerine söz konusu olmuştur. Hâcû’nun bazı kasideleri zühd ve vaaz, bazıları tevhid ve na’t, bazıları din büyüklerinin menkıbeleri, bir kısmı da eleştiri ve metayibe konularını içe­rir. Nizâmî’nin tarzıyla sâkî-nâme nazmetmeye de el atmıştır.

Aşağıdakiler onun şiirlerindendir:

Gözümün nuru, ey seçkin oğul, hazinemin incisi, ey övülmüş cevher.

Gönül bağının gülü, iç aydınlatıcı lamba, Mucir’in gözünün halvet sarayının mumu,

Hem benim için yüce ve aşağı hem evlat, hem benim için gönül ok­şayıcı hem gönül bağı.

Ezelden saadete sahip isen de künyen Ebû Sa‘îd adın Ali.

Ünlüler Mucir derler seni, beceride eşsiz bilirler.

İnsanın gözü insanlıkla açıktır, alemin işi ilimle düzgündür.

Ulu’l-elbab kıblesi olman için insanlık yap ilimden yüz çevirme.

Gözbebeğini insanlara vakfet, insanlara şefkati açık tut.

Aklın peşinden git, ilim öğren, halkın rahatını dile, ruhunu yücelt.

Bir kişi olman için akıl biriktir, sahip değilsen akıl yoksunu olursun.

Beceride komutanlığa ulaşman için bir başın varsa beceride çalış.

İlim öğren ve başını dik tut, hatır tut ve gönül okşa…

 


 

[1] Ondan dolayı Hâcû bu evden sefer etti

   Zira sultansız Sultaniye kalmaya değmez.

[2] Bu konuda Ahmed Suheyli-yi Hansârî Bey’in Dîvân-i Hâcû’ya yazdığı mukaddi­menin 47-54.sayfalar arasına bakılabilir.

[3] Müfte‘ilün Müfte‘ilün Fâ‘ilün (veya Fa’lân).

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.