Çarsamba 8 Şubat 2012 - 15:43

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۷:۱۳

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

 HAC SURESİ

     

Mekkîdir, yetmiş sekiz âyettir.

     

(Hasen, Medenîdir  demiştir, ona göre seferde inen âyetlerden başka bütün âyetleri, Medine'de  inmiştir. Bâzılarına göre 19. âyetten 24. âyete kadar Medenîdir. İçinde Hac  töreninden bahsedildiği için bu adla adlanmıştır.)     

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla     

1- Ey insanlar, çekinin Rabbiniz-den, şüphe yok ki kıyâmetin sarsıntısı, pek büyük  birşeydir.     

2- Onu gördüğünüz gün, bütün emzikli kadınlar; çocuklarını bile unutup bırakır,  her gebe kadın, çocuğunu düşürür ve insanları sarhoş görürsün, fakat sarhoş  değildir onlar, ancak Allah'ın azâbı pek çetindir.     

3- İnsanlardan öylesi de var ki bilgisi olmadığı halde Allah hakkında münâkaşaya  girişir ve her azgın Şeytanın peşine düşer.     

4- Ezelden takdîr edilmiştir, kim, onu sever, kim ona uyarsa şüphe yok ki o,  azdırır onu ve alev-alev yanan ateşin azâbına sürükler.     

5- Ey insanlar, ölümden sonra dirilme hakkında şüphedeyseniz bilin ki hiç şüphe  yok, sizi topraktan yarattık biz, sonra bir katre sudan, sonra donmuş bir parça  kandan, sonra yaratılışı tamamlanmış, tamamlanmamış bir et parçasından size  apaçık gösterelim kudretimizi diye. Ve sizi, dilediğimiz muayyen bir zamanadek  rahîmlerde kararlaştırırız, sonra çocuk olarak çıkarırız sizi, sonra da  ergenlik çağına getiririz ve sizden ölen olur, gene sizden, bilgisinden sonra  hiçbir şey bilmez bir hale gelen ve ömrün en aşağılık devresine sürüklenen  olur. Ve yeryüzünü kupkuru görürsün, fakat ona yağmur yağdırdığımız zaman  harekete gelir, kabarır ve çeşitli, çifter-çifter güzelim nebatlar bitirir.     

6- Bu da, şüphe yok ki Allah'ın gerçek oluşundandır ve şüphe yok ki o, ölüyü de  diriltir ve şüphe yok ki onun, her şeye gücü yeter.     

7- Ve gerçekten de kıyâmet gelmededir, şüphe yok onda ve gerçekten de Allah,  kabirlerdekileri diriltecektir.     

8- Ve insanlardan, bilgisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde Allah hakkında  münâkaşaya girişen var.     

9- Halkı Allah yolundan saptırmak için kendi kendine ululanır durur. Ona, dünyada  aşağılık bir durum var ve kıyâmet günü de yakıp kavurucu azâbı tattırırız ona.     

10- Bu  da senin, kendi ellerinle kendine hazırladığın şeydir ve şüphe yok ki Allah,  alabildiğine zulmetmez kullarına.     

11- Ve  insanlardan, Allah'a kalbiyle değil de diliyle kulluk eden de var; ona bir  hayır isâbet ederse kalbi yatışır o hayır yüzünden, fakat bir sınamaya uğrarsa  yüzü dönüverir; dünyâda da ziyan eder, âhirette de; işte budur apaçık ziyan.     

12- Allah'ı  bırakır da kendisine ne bir zarar verebilen, ne bir fayda verebilen şeyi  çağırır. Budur işte doğruluktan tamâmıyla uzak bir sapıklık.     

13- Zararı,  faydasından daha yakın olanı çağırır; fakat ne de kötü yardımcıdır o, ne de  kötü arkadaş.     

14- Şüphe  yok ki Allah, inanan ve iyi işlerde bulunanları, kıyılarından ırmaklar akan  cennetlere sokar; şüphe yok ki Allah, dilediğini yapar.     

15- Allah,  peygambere dünyâda da, âhirette de yardım etmeyecek sanan bilsin ki yardım  edecektir, isterse tavana bir ip takıp assın kendini de ölsün ve baksın da  görsün, bu yaptığı düzen, kızdığı şeyi ortadan kaldırır mı?     

16- İşte  biz, apaçık âyetleri böyle indirdik ona ve şüphe yok ki Allah, dilediğini doğru  yola sevk eder.     

17- Şüphe  yok ki inananlar ve Yahûdi olanlar, Sabiîler, Nasrânîler ve Mecusîlerle bir de  şirk koşan kişiler; şüphe yok ki Allah, kıyâmet gününde onların aralarını  ayırır; şüphe yok ki Allah, her şeye tanıktır  [1][2] 

18- Görmez  misin, Allah, şüphe yok, öyle bir mâbut ki ona secde eder ne varsa göklerde ve  ne varsa yeryüzünde ve güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaç, hayvanlar ve  insanların çoğu ve çoğu da azâbı hak etmiştir ve Allah, kimi hor kılarsa onu  kutluluğa ulaştırıp ona lütuf ve ihsânda bulunan hiçbir kimse bulunamaz; şüphe  yok ki Allah, dilediğini yapar.     

19- Şu  iki zümre, Rablerinin dini hakkında birbirleriyle çekişen iki düşmandır; kâfir  olanlara ateşten libaslar biçilmiştir, tepelerine de kaynar su dökülecek.214     

20- Ve  bu sûretle karınlarında ne varsa o da eritilecek, derileri de.     

21- Onlara  demirden çomaklar da var.     

22- Ne  zaman elemlerinden, oradan çıkmak isteseler gene oraya gönderilirler de tadın  yakıp kavuran azâbı denir.     

23- Şüphe  yok ki Allah, inanan ve iyi işlerde bulunanları, kıyılarından ırmaklar akan  cennetlere koyar, orada altın bilezikler ve inciler takınıp bezenirler ve  orada, elbiseleri de ipektir.     

24- Ve  onlar, sözün en temizini söylemeye irşât edilmişlerdir ve onlar hamde lâyık  Tanrının yoluna irşâd edilmişlerdir.     

25- Kâfir  olanlar ve halkı Allah'ın yolundan çıkaranlar ve insanlar için ibâdet yeri  olarak halkettiğimiz ve orada yurt tutanla orayı ziyâret için gelen hakkında  aynı hükümleri yürüttüğümüz Mescid-i Harâm'dan men edenlerse. Ve kim orada nehy  edilmiş birşeyi zulmederek yapmak isterse ona elemli azâbı tattırırız.     

26- An  o zamanı ki hani biz İbrâhim'e, bana hiçbir şeyi şerik tutma ve tavâf edenlere,  namaz kılanlara, rükû edenlere, secde kılanlara tertemiz tut evimi diye Beyt'in  yerini göstermiştik.     

27- Ve  insanları hacca davet et, uzak-uzak, bütün yerlerden yaya olarak, yahut hayvana  binerek gelsinler sana.     

28- Gelsinler  de kendilerine âit olan menfaâtleri elde etsinler ve kendilerine rızık olarak  verilen dört ayaklı hayvanları, muayyen günlerde Allah'ın adını anarak  kessinler. Yiyin artık onlardan ve yok-yoksul fakiri de doyurun.     

29- Sonra  ihramdayken yapılmayan şeyleri yapıp temizlensinler, adaklarını yerine  getirsinler ve tavâf etsinler Beyt-al-atıyk'ı.     

30- İşte  budur hac ve Allah'ın, hürmeti emrettiği şeylere tâzîm eden kişiye bu hareketi,  Rabbi katında hayırlıdır ve size, okunan şeyler müstesna, öküz, inek, koyun,  deve helâl edilmiştir, artık çekinin putlara tapma pisliğinden ve çekinin yalan  sözden.     

31- Allah'ı  bir tanıyıp ona şirk koşmaksızın ve kim, Allah'a şirk koşarsa sanki havadan düşmüştür  de kuş kapmıştır onu, yahut da rüzgâr almış, pek uzak bir yere sürüp atmıştır  onu.     

32- İşte  böyledir bu ve kim Allah dininin hükümlerini ulularsa şüphe yok ki bu hareket,  yüreklerdeki çekinme duygusundandır.     

33- Kurbanlık  hayvanlarda, muayyen bir zamanadek faydalar var size, sonra varıp gidecekleri  yer, Beyt-al-Atıyk'tir.     

34- Her  ümmete kurban kesmeyi meşrû kıldık davarlardan onlara rızık olarak  verdiklerimizi keserlerken Allah'ın adını anmaları şartıyla ve bilin ki  mâbûdunuz, bir mâbuttur artık ona teslîm olun ve müjdele itâat edip alçak  gönüllü olanları.     

35- Öyle  kişilerdir onlar ki Allah anılınca yürekleri oynar korkudan ve uğradıkları  müsîbetlere katlanırlar, namaz kılmaya devâm ederler ve kendilerini  rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını harcarlar yoksullara.     

36- Büyük  develeri de Allah'ın size meşrû kıldığı kurbanlık hayvanlar olarak yarattık,  onlarda hayır ve menfaat var size. Artık onlar, ayaktayken onları boğazlayın ve  Allah'ın adını anın, yanüstü düştükleri zaman da hem siz yiyin ondan, hem de  yoksulluğunu bildirip isteyen ve gizleyip istemeyen yoksulları doyurun; siz  şükredesiniz diye böylece onları da râm ettik size.     

37- Onların  ne etleri Allah'a ulaşır, ne kanları, fakat sizin çekinmenizdir ki ona ulaşır.  Sizi doğru yola sevkettiğin-den dolayı Allah'ı büyük bilmeniz için onları da  râm etti size ve müjdele iyilik edenleri.     

38- Şüphe  yok ki Allah, inananlardan müşriklerin şerrini defedecek; şüphe yok ki Allah,  hâinlikte ileri giden nankörlerin hiçbirini sevmez.     

39- Kendileriyle  savaşa girişilenlere, zulme uğradıklarından dolayı savaşmaya izin verildi ve  şüphe yok Allah'ın, onlara yardım etmeye gücü yeter elbette.     

40- O  kişilerdir onlar ki ancak Rabbimiz Allah'tır dediklerinden dolayı haksız olarak  yurtlarından çıkarıldılar ve eğer Allah, insanların bir kısmını bir kısmıyle  defetmeseydi, içlerinde Allah adının çok anıldığı manastırlar da yıkılırdı,  havralar da, kiliseler de, mescitler de ve Allah, kendisine yardım edene  mutlaka yardım eder; şüphe yok ki Allah, kuvvetlidir, üstündür.     

41- O  kişilerdir onlar ki onları yeryüzünde yerleştirdik mi namaz kılarlar, zekât  verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar ve bütün  işlerin sonucu, Allah'a varır.     

42- Seni  yalanlarlarsa onlardan önce gelip geçen Nûh, Âd ve Semûd kavimleri de  yalanlamışlardı.     

43- Ve  İbrâhim kavmi de, Lût kavmi de.     

44- Ve  Medyen ehli de yalanlamıştı ve Mûsâ da yalanlanmıştı da onların azâbını  geciktirdim, bir mühlet verdim onlara da sonra helâk ediverdim onları; nasılmış  beni inkâr etmek, nasıl da devletlerini felâkete çevirmişim.     

45- Nice  şehirler var ki halkı zâlim olduğundan helâk ettik onları ve o şehirlerin  tavanları, duvarlarına çökmüş, yerle bir olmuş, ıpıssız kalmış ve nice kuyular  kuruttuk, nice yüce köşkler yıktık.     

46- Akıl  ve tedbîre sâhip olacak akıl, duyup anlayacak kulak elde etmek için hiç de mi  yeryüzünde gezip dolaşmazlar? Gerçekten de gözler kör olmaz ama gönüllerdeki  can gözleri körleşir.     

47- Azâbın,  çabucak gelip çatmasını isterler senden ve Allah, vaadinden caymaz kesin olarak  ve Rabbinin katında bir gün, sizin sayıp durduğunuz bin yıl gibidir.     

48- Ve  nice şehir var ki halkı zâlim olduğundan mühlet verdik onlara da sonra helâk  ediverdim ve dönüp gelecekleri yer de benim tapımdır.

49- De  ki: Ey insanlar, ben ancak size, apaçık bir korkutucuyum.      

50- İnanan  ve iyi işlerde bulunanlaradır yarlıganmak ve güzel bir rızık.     

51- Delillerimize  karşı gelmeye uğraşanlara gelince: Onlar, alev-alev yanan cehennemin ehlidir.[3]     

52- Ve  senden önce, şeriât sâhibi veya başkasının şeriâtine uymuş hiçbir peygamber  göndermedik ki o, bir şey dilediği zaman Şeytan, onun dileğine bir fitne  katmaya uğraşmasın. Fakat Allah, Şeytan'ın katmak istediği şeyi bozar, sonra da  âyetlerini sağlamlaştırır ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.     

53- Bu  da, Şeytan'ın katmak istediği şeyi, gönüllerinde hastalık olanlarla yürekleri  katı bulunanlara bir sınama yapmak içindir ve şüphe yok ki zâlimler, gerçekten  pek uzak bir ayrılık içindedir. 215     

54- Bir  de bu sûretle kendilerine bilgi verilenler, bilirler ki Kur’ân, Rabbinden gelen  bir gerçektir ve artık inanırlar ona, gönülleri, onunla tevâzuya erişir ve  şüphe yok ki Allah, inananları elbette doğru yola sevk eder.     

55- Kâfir  olanlarsa, kıyâmet gelip çatmadıkça, yahut o kısır gün, onlara gelmedikçe onun  hakkında şüphe etmekten kurtulamazlar.     

56- O  gün, saltanat ve tasarruf, Allah'ındır, aralarını hükmeder o, inanıp iyi  işlerde bulunanlar, nîmetlerle dolu cennetlerdedir.     

57- Kâfir  olup delillerimizi yalanlayanlarsa, onlar içindir horlayan, aşağılatan azâp.     

58- Allah  yolunda yurtlarından göçenleri, sonra öldürülenleri, yahut ölenleri Allah,  mutlaka güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır ve şüphe yok ki Allah, elbette  rızık verenlerin en hayırlısıdır.     

59- Mutlaka  onları, hoşnut olacakları bir yere ithal edecektir ve şüphe yok ki Allah, her  şeyi bilir ve azâp etmede acele etmez.     

60- Böyledir  bu ve kim bir cezâya uğrar da cezâ edeni ona benzer bir sûrette cezâlandırırsa,  sonra da gene aleyhine taşkınlıkta bulunulursa Allah yardım eder ona; şüphe yok  ki Allah, suçları bağışlar, örter.     

61- Böyledir  bu, çünkü Allah, geceyi kısaltır, gecenin bir kısmını gündüz yapar, gündüzü  kısaltır, bir kısmını gece yapar ve şüphe yok ki Allah, her şeyi duyar, görür.     

62- Böyledir  bu, çünkü Allah, gerçektir ve şüphe yok ki ondan başka neyi çağırırlarsa  boştur, aslı yoktur ve şüphe yok ki Allah, pek yücedir, pek büyük.     

63- Görmez  misin, şüphe yok ki Allah, gökten yağmur yağdırır da yeryüzü yemyeşil olur;  şüphe yok ki Allah, lütuf ve ihsân sâhibidir, her şeyden haberdardır.     

64- Onundur  ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve şüphe yok ki Allah, müstağnîdir her  şeyden ve odur hamde lâyık.     

65- Görmez  misin, şüphe yok ki Allah, râm etmiştir size yeryüzünde ne varsa ve emriyle denizde  akıp giden gemiyi ve izni olmadıkça gökyüzünü yeryüzüne yıkmaz da tutar; şüphe  yok ki Allah, insanları pek esirger ve rahîmdir.     

66- Öyle  bir mâbuttur ki sizi diriltti, sonra öldürür, sonra gene diriltir, fakat şüphe  yok ki insan, pek nankördür.     

67- Ve  her ümmete bir din verdik, o dine göre ibâdette bulunurlar, artık seninle her  hususta çekişmeye kalkışmasınlar ve Rabbinin yoluna çağır, şüphe yok ki sen,  doğru yolu bulmuşsun.     

68- Seninle  mücâdele ederlerse artık Allah de, ne yaptığınızı bilir.     

69- Allah,  kıyâmet günü, ne hususta aykırılığa düştüyseniz, aranızda hükmeder sizin.     

70- Bilmez  misin ki Allah, gerçekten de bilir ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde;  şüphe yok ki bu, bir kitapta tespît edilmiştir; şüphe yok ki bu, Allah'a pek  kolaydır.     

71- Ve  bu hususta kendilerinin bir delilleri olmadığı ve bir bilgiye sâhip  bulunmadıkları halde Allah'ı bırakırlar da başka şeylere kulluk ederler ve  zâlimlere hiçbir yardımcı yoktur.     

72- Onlara  apaçık âyetlerimizi okudun mu yüzlerinde inkâr alâmetleri belirir, görüp  tanırsın sen de; neredeyse âyetlerimizi onlara okuyanlara saldırıverecekler. De  ki: Bundan daha şer, daha da beter bir şey haber vereyim mi size: Ateş. Allah,  kâfir olanlara vaadetmiştir onu ve orası, dönüp gidilecek ne de kötü yer.     

73- Ey  insanlar, bir örnek getirilmede, dinleyin onu: Allah'ı bırakıp da taptığınız  putlar yok mu, onlar, bir sineği bile yaratamazlar kesin olarak, hattâ hepsi  bir araya gelse bile ve sinek, onlardan bir şey kapıp gitse onu da tekrar geri  alamazlar ondan; isteyen de âcizdir, istenen de.     

74- Onlar,  Allah'ın büyüklüğünü hakkıyla bilemediler; şüphe yok ki Allah, kuvvet  sâhibidir, üstündür.     

75- Allah,  meleklerden ve insanlardan peygamberler seçmiştir; şüphe yok ki Allah, duyar,  görür.     

76- Bilir  ne varsa önlerinde ve ne varsa artlarında ve bütün işler, dönüp Allah'a varır.     

77- Ey  inananlar, rükû edin, secde edin, kulluk edin Rabbinize ve hayır işleyin de  kurtulun, erin muradınıza.     

78- Ve  Allah için hakkıyla savaşın. O seçti sizi ve dinde bir güçlük vermedi size;  babanız İbrâhim'in dini. O mâbuttur daha önce ve bu Kur'ân'da size Müslüman  adını takan, Peygamber, size tanık olsun, siz de insanlara tanıklık edin diye.  Artık namaz kılın, zekât verin ve sarılın Allah'a, odur dostunuz; ne de güzel  dosttur, ne de güzel yardımcı.

    

               
                                 [1]                      ) Zertüşt  dinine mensup bulunanlara "Mecusi" denegelmiştir. Hz. Peygamberin, bu  din mensuplarına yapılacak muâmeleyi talim ederken, onlarla Kitap Ehli  muâmelesinde bulunun dediği rivâyet edilmiştir, Şeyh Şihabeddin Sühreverdî-i  Maktul (ölm. 1191), "Hikmet-ül-İşrak" ında Zertüşt'ün, peygamber  olduğunu söyler, bu kitabı şerheden Kutbeddin Şirâzı de aynı inancı taşır  (Mevlânâ Ebül-Kelâm Azâd - Prof. Said Nefisi: Zülkarneyn yâ Kuruş-i Kebir, s.  81-83. 2. sûrenin 62. âyetine ait izaha da bakınız).       
       
                                [2]                      ) Bu iki  bölükten maksat, Bedir'de, ilk karşılaşanlardır, yani Abdülmuttalip oğlu Hamza,  Ebu-Tâlip oğlu Ali, Hars oğlu Ubeyde'yle düşmanları olan ve onlar tarafından  öldürülen müşriklerden Rabia oğlu Utbe, Utbe oğlu Velid ve Rabia oğlu Şiybe'dir  (Mecma, 2, 166).       
       
                             [3]                      ) Kur’ân'ın  53. sûresinin 19 ve 20. âyetlerini okuyan Hz. Muhammed (s.a.a)'in, bu  âyetlerden sonra "onlar yüce ak kuşlardır, gerçekten de elbette şefaatleri  uludur" dediği ve Lât, Menât ve Uzzâ adlı putları övdüğü ve bu sözleri  duyan müşriklerin, Muhammed' le aramızda bir şey kalmadı, bizim putlarımızı  övdü, biz de bir ulu Tanrının varlığını biliyorduk, fakat putlarımız da bize  şefaatçidir diyerek sûrenin sonundaki secde âyetini duyunca müminlerle berâber  secde ettikleri, İbn-i Abbas'tan rivâyet edilmiştir.  Ona göre bu sözleri, Hz. Muhammed (s.a.a)'e Şeytan söylemiş, o da vahiy sanarak  okumuştur. (Devamı,  sonnot No: 44)        
   

Total Visit: 270
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.