| HACE NİZAMUL-MÜLK Meşhur vezir ve yazar Seyyidu’l-Vuzera Kıvâmeddîn Nizâmu’l-Mülk Ebû Ali Hasan b. Ebû’l-Hasan Ali b. İshak b. Abbâs-i Tusî, 15 ya da 21 Cuma, Zilkade ayı 408 (11 veya 17 Aralık 1017) ya da 410/1019’da Tus’un Râdekân köylerinden olan Noğan’da doğdu. Dedesi, Beyhak bölgesinden bir Dihkan olup Ebû’l-Hasan Ali, Ahmed, Muhammed ve Ebû Nasr adlarında dört oğlu vardı. Büyük oğlu Ebû’l-Hasan Ali’nin de Nizâmu’l-Mülk Hasan, Fakih-i Ecel Ebû’l-Kâsım Abdullah ve Ebû Nâsır İsmail adında üç oğlu vardı. Ebû’l-Hasan Ali, babasının ölümünden sonra Gazneliler tarafından Horâsân valiliğine atanmış olan Ebû’l-Fazl-i Sûrî b. Mu’tez’in hizmetine girmiş ve onun hizmetini yapmaktaydı. Nihayet onun tarafından Tus devlet işine getirildi ve uzun yıllar bu hizmette kaldı. Burada evlendi. Ebû Ali Hasan bu şehirde dünyaya geldi. Daha sonraları Nizâmu’l-Mülk ve Râzî-yi Emîru’l-Mu’minîn lakabını alan Ebû Ali Hasan, çocukluk günleri dönemini Tus’ta geçirdi ve burada öğrenimine başladı. Kendisinin de anlattığına göre, meşhur tasavvufçu Ebû Sa‘îd-i Ebû’l-Hayr, onu bu şehirde Hıristiyanların bir sokağında görmüş ve işaretle “Hâce-i Cihân” diye adlandırmıştı. O, bu arifi iki kere daha Mihne ve Nişâbûr’da da ziyaret etti. Nizâmu’l-Mülk, onbir yaşında Kur’ân’ı ezberledi. Daha sonra da Tus, Nişâbûr ve Merv’de Şafi‘î fıkhını ve hadis öğrendi. Bir süre sonra da Belh şehrinde Ebû Ali b. Şâdân’ın hizmetine girip onun katipliğini yaptı. Ebû Ali, Selçukluların Belh’e saldırılarından sonra Çağrı Bey’in vezirliği makamına getirilince Nizâmu’l-Mülk’ü de kendi hizmetinde tuttu ve onu Alparslan’ın katipliğine atadı. Alparslan, babasının yerine geçip tüm Horâsân’ın hakimiyetini eline geçirince Nizâmu’l-Mülk’ü 451/1059 yılında vezarete getirdi ve dört yıl sonra yani amcası Tuğrul’un ölümünden (455/1063) sonra saltanat makamına geldikten ve ‘Amîdu’l-Mulk Kendurî’yi azlettikten sonra Nizâmu’l-Mülk’ü onun yerine Selçuklu memleketinin vezaret makamına atadı (13 Zilkade, Pazar 455/7 Ekim 1063). Bu tarihten sonra da Nizâmu’l-Mülk, hep kendi makamında kaldı. 485/1092 yılında Terken Hatun ile Melikşâh’ın seçimi ve Berkyâruk’un Mahmûd’a tercih edilmesi yüzünden düştüğü ihtilaf üzerine ve muhaliflerinin dedikodusu ve çekiştirmesiyle bir rivayete göre vezaretten azledildi ya da kimi rivayetlere göre de işlerden el çektirildi. Kısa bir zaman sonra da Bağdat yolu üzerinde Hasan-ı Sabbâh’ın fedailerinden Ebû Tâhir-i Errânî adındaki bir kişinin eliyle katledildi (10 Ramazan 485/20 Eylül 1092). Nizâmu’l-Mülk’ün toplam vezirlik süresi otuz yıl olup bu süre içinde Hâce, memleket işlerinin çözülmesi konusunda doğrudan yetki sahibiydi. Selçukluların birçok fetihleri ve onların memleketin iç meseleleri noktasında hızlı ilerlemeleri onun liyakatine, zekasına ve Ferâsetine borçludur. Bundan dolayı da onun ölümüyle Selçukluların işinin düzeni bozuldu ve onun düzene koymuş olduğu işler düzenden çıktı. Hâce Nizâmu’l-Mülk, fakihler ve mutasavvıflara karşı duyduğu aşırı ilgi dolayısıyla daha önce de işaret ettiğimiz gibi, birçok medrese ve hankâhlar yaptırdı. Her zaman fakihleri ve arifleri kendi yanında tutar ve değişik hediyeler, maaşlar ve caizelerle mükafatlandırırdı. Nizâmu’l-Mülk’ün vezirliği süresince edinmiş olduğu tecrübeler, Siyâset-nâme veya Siyeru’l-Mulûk ya da Pencâh Fasl adlarıyla tanınan kitapta toplanmış olup günümüzde Fars edebiyatı eserlerinin en önemli ve en iyi eserlerinden sayılmaktadır. Bu kitap, yazının akıcılığı, ifadelerin sağlamlığı, konuların açıklığı ve mevzunun çeşitliliği açısından Farsça kitaplar arasında eşine az rastlanır bir özelliktedir. Kitabın sonuç kısmında da ifade edildiği gibi, “Bu kitapta hem öğüt var, hem hikayeler var hem Kur’ân’ın tefsiri var, hem Hazreti Resul’ün (s.a.v.) haberleri ve peygamber kıssaları, hem de adil padişahların yaşam hikayeleri ve olayları yer almaktadır. Geçmişlerden haberler, geriye kalanlara ise masaldır. Tüm bu uzunlukla birlikte özettir ve adalet sahibi padişaha layıktır.” Siyâset-nâme özellikle yazının akıcılığı ve sadeliği açısından dikkate değerdir. Yazarın sözü, bu kitapta o derece akıcıdır ki üzerinde yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen hala akıcılık ve tazeliğini kaybetmemiştir. Bu akıcı fasih ve sağlam nesirde hiçbir kelime yersiz olarak kullanılmamış ve lüzumdan uzak değildir. Kısa ve açık cümleleri, anlamda hiçbir kapalılık bırakmamıştır. Siyâset-nâme’nin birçok konuda tarihi yanlışlar içerdiği konusunda bir şüphe yoktur. Fakat birçok önemli tarihi bilgi ve haberin de onda toplandığı noktası da inkar edilemez. Her ne kadar yazarın nihaî amacı tarihi bilgileri, bu kitapta toplamak değilse de yeri geldiğinde ve uygun olduğu şekilde İran’ın önceki dönemlere ait siyasî ve tarihî olaylarını da dünyada ibret dersleri olarak kalması için hikaye etmiştir. Bu tarihî hikayeler, kimi konularda Siyâset-nâme’de gördüğümüz şekildeki bir ayrıntıyla bir başka yerde görülmemektedir. Siyâset-nâme’de dikkate değebilecek bir başka nokta da İran’ın Moğol saldırılarından önceki özellikle de Büyük Selçuklular döneminde elde etmiş olduğu siyasî ve ülkesel teşkilatlanma noktasındaki çok değerli bilgilerdir. Siyâset-nâme’nin İran’ın eski dönemlerindeki kültürünü ve sosyal yapılanmasını konu alan önemli kitaplar arasında sayılmasının nedeni de bu özelliğidir. Bu kitabın yazılması, Melikşâh’ın emriyle olmuştur. Bu, Hâce’nin kitabın Mukaddime’sinde yaptığı açık işaretten anlaşılmaktadır. Şöyle der: “... Bendenize emir buyurdu ki padişahlar için çıkılmaz olan bazı iyilikleri yaz ve padişahların ihtiyaç duyduğu ve şu anda şartlarını yerine getirmedikleri her şeyi ister beğenilsin ister beğenilmesin yaz. Bendenizin gördüğü, bildiği, duyduğu ve okuduğu şeyler yazıldı ve yüce buyruğun hükmü gereğince bu birkaç bölüm hatırlatıldı.” Hâce, bu emir üzerine memleket yönetiminin sırları, incelikleri ve önceki padişahların gelenekleri konusunda bir kitap düzenledi ve Melikşâh ile birlikte Bağdat’a doğru yola çıkıncaya dek onu beraberinde tuttu. Yani 485/1092 yılında bu kitabın bölümlerini yazıya aktarılmak üzere padişahın özel katiplerine teslim etti. Muhammed-i Mağribi, Nizâmu’l-Mülk’ün öldürülmesi olayından sonra onu düzenledi ve bu iş, Muhammed b. Melikşâh’ın saltanatı döneminde (492-511/1099-1118) tamamlandı. Nizâmu’l-Mülk’ün kendi oğlu Nizameddin Ebû’l-Feth Fahru’l-Mülk’e onun Alparslan zamanında Melikşâh ile birlikte Fars emiri olduğu bir esnada yazmış olduğu bir mektubu elde mevcuttur. Fahru’l-Mülk, Nizâmu’l-Mülk’ün ölümünden sonra Berkyâruk vezirliğine gelen ve 500/1107 yılında öldürülen kişidir. Fahru’l-Mülk’e hitaben yazılmış bu mektubun vezirliğin şartlarının ve bazı vasiyet ve öğütlerin konu edildiği Vesâyâ-yi Nizâmu’l-Mülk ya da Dustûru’l-Vuzerâ adında bir nüshası mevcuttur. Kânûnu’l-Mülk adında bir başka risale de Nizâmu’l-Mülk’e nisbet edilmiştir ki görüldüğü kadarıyla Siyâset-nâme’nin bir bölümü sanılmaktadır. |