Salı 22 Mayıs 2012 - 13:48

الثلاثاء ٢ رجب ١٤٣٣

سه شنبه ۲ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۵:۱۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

HACE NİZAMUL-MÜLK

 

 

Meşhur vezir ve yazar Seyyidu’l-Vuzera Kıvâmeddîn Nizâmu’l-Mülk Ebû Ali Hasan b. Ebû’l-Hasan Ali b. İshak b. Abbâs-i Tusî, 15 ya da 21 Cuma, Zilkade ayı 408 (11 veya 17 Aralık 1017) ya da 410/1019’da Tus’un Râdekân köylerinden olan Noğan’da doğdu. Dedesi, Beyhak bölgesinden bir Dihkan olup Ebû’l-Hasan Ali, Ahmed, Muhammed ve Ebû Nasr adla­rında dört oğlu vardı. Büyük oğlu Ebû’l-Hasan Ali’nin de Nizâmu’l-Mülk Hasan, Fakih-i Ecel Ebû’l-Kâsım Abdul­lah ve Ebû Nâ­sır İsmail adında üç oğlu vardı. Ebû’l-Hasan Ali, babasının ölü­münden sonra Gazneliler tara­fından Horâsân valiliğine atanmış olan Ebû’l-Fazl-i Sûrî b. Mu’tez’in hiz­metine girmiş ve onun hizmetini yapmak­taydı. Nihayet onun tara­fından Tus devlet işine getirildi ve uzun yıllar bu hizmette kaldı. Burada ev­lendi. Ebû Ali Hasan bu şehirde dün­yaya geldi.

Daha sonraları Nizâmu’l-Mülk ve Râzî-yi Emîru’l-Mu’minîn lakabını alan Ebû Ali Hasan, çocukluk günleri dönemini Tus’ta geçirdi ve burada öğreni­mine başladı. Kendisinin de anlattığına göre, meşhur tasavvufçu Ebû Sa‘îd-i Ebû’l-Hayr, onu bu şehirde Hıristiyanların bir soka­ğında gör­müş ve işaretle “Hâce-i Cihân” diye adlandırmıştı. O, bu arifi iki kere daha Mihne ve Nişâbûr’da da ziya­ret etti. Nizâmu’l-Mülk, onbir yaşında Kur’ân’ı ezberledi. Daha sonra da Tus, Nişâbûr ve Merv’de Şafi‘î fıkhını ve hadis öğrendi. Bir süre sonra da Belh şeh­rinde Ebû Ali b. Şâdân’ın  hiz­metine girip onun katipliğini yaptı. Ebû Ali, Sel­çukluların Belh’e saldırıla­rından sonra Çağrı Bey’in vezirliği maka­mına getiri­lince Nizâmu’l-Mülk’ü de kendi hizmetinde tuttu ve onu Alparslan’ın katipliğine atadı. Alparslan, babasının yerine geçip tüm Horâsân’ın hakimiyetini eline geçi­rince Nizâmu’l-Mülk’ü 451/1059 yı­lında vezarete getirdi ve dört yıl sonra yani amcası Tuğrul’un ölümün­den (455/1063) sonra saltanat makamına gel­dikten ve ‘Amîdu’l-Mulk Kendurî’yi azlettikten sonra Nizâmu’l-Mülk’ü onun yerine Sel­çuklu memleketinin vezaret makamına atadı (13 Zilkade, Pazar 455/7 Ekim 1063). Bu tarihten sonra da Nizâmu’l-Mülk, hep kendi makamında kaldı. 485/1092 yılında Terken Hatun ile Melikşâh’ın seçimi ve Berkyâruk’un Mahmûd’a tercih edilmesi yüzünden düştüğü ihtilaf üze­rine ve muhaliflerinin dedikodusu ve çekiştirme­siyle bir rivayete göre vezaretten azle­dildi ya da kimi ri­vayetlere göre de işlerden el çektirildi. Kısa bir zaman sonra da Bağdat yolu üze­rinde Hasan-ı Sabbâh’ın fedaile­rinden Ebû Tâhir-i Errânî adın­daki bir kişi­nin eliyle katledildi (10 Rama­zan 485/20 Eylül 1092). Nizâmu’l-Mülk’ün toplam ve­zirlik süresi otuz yıl olup bu süre içinde Hâce, memleket işle­rinin çözülmesi ko­nusunda doğ­rudan yetki sahibiydi. Selçukluların birçok fe­tihleri ve onların memleketin iç meseleleri noktasında hızlı ilerlemeleri onun li­yakatine, zekasına ve Fe­râsetine borçludur. Bundan dolayı da onun ölümüyle Selçukluların işinin dü­zeni bozuldu ve onun düzene koymuş olduğu işler düzen­den çıktı.

Hâce Nizâmu’l-Mülk, fakihler ve mutasavvıflara karşı duy­duğu aşırı ilgi do­layısıyla daha önce de işaret ettiğimiz gibi, birçok medrese ve hankâhlar yap­tırdı. Her zaman fakihleri ve arifleri kendi yanında tutar ve değişik hediyeler, maaşlar ve caizelerle mükafatlandı­rırdı.

Nizâmu’l-Mülk’ün vezirliği süresince edinmiş olduğu tecrübe­ler, Siyâ­set-nâme veya Siyeru’l-Mulûk ya da Pencâh Fasl adlarıyla ta­nınan kitapta top­lanmış olup günümüzde Fars edebiyatı eserlerinin en önemli ve en iyi eserlerin­den sa­yılmaktadır. Bu kitap, yazının akıcılığı, ifadelerin sağlam­lığı, konuların açıklığı ve mevzunun çeşitliliği açısın­dan Farsça kitaplar arasında eşine az rast­lanır bir özelliktedir. Kitabın sonuç kısmında da ifade edildiği gibi, “Bu kitapta hem öğüt var, hem hikayeler var hem Kur’ân’ın tefsiri var, hem Hazreti Resul’ün (s.a.v.) haberleri ve peygamber kıssaları, hem de adil padişahların yaşam hi­ka­yeleri ve olayları yer al­maktadır. Geçmişlerden haberler, geriye ka­lanlara ise ma­saldır. Tüm bu uzunlukla birlikte özettir ve adalet sahibi padişaha layıktır.” Siyâ­set-nâme özellikle yazının akıcılığı ve sadeliği açısından dikkate değerdir. Yaza­rın sözü, bu kitapta o derece akıcıdır ki üzerinde yüzyıllar geçmiş olmasına rağ­men hala akıcılık ve tazeli­ğini kaybetmemiştir. Bu akıcı fasih ve sağlam nesirde hiçbir kelime yersiz olarak kullanılmamış ve lüzumdan uzak de­ğildir. Kısa ve açık cümleleri, anlamda hiçbir kapalılık bırakmamıştır.

Siyâset-nâme’nin birçok konuda tarihi yanlışlar içerdiği konu­sunda bir şüphe yoktur. Fakat birçok önemli tarihi bilgi ve haberin de onda top­landığı noktası da inkar edilemez. Her ne kadar yazarın nihaî amacı tarihi bilgileri, bu kitapta toplamak değilse de yeri geldiğinde ve uygun olduğu şekilde İran’ın ön­ceki dönemlere ait siyasî ve tarihî olaylarını da dünyada ibret dersleri olarak kalması için hikaye etmiş­tir. Bu tarihî hikayeler, kimi konularda Siyâset-nâme’de gördüğümüz şekildeki bir ayrıntıyla bir başka yerde görülmemektedir.

Siyâset-nâme’de dikkate değebilecek bir başka nokta da İran’ın Mo­ğol saldı­rılarından önceki özellikle de Büyük Selçuklular döneminde elde etmiş ol­duğu si­yasî ve ülkesel teşkilatlanma noktasın­daki çok değerli bil­gilerdir. Siyâset-nâme’nin İran’ın eski dönemlerin­deki kültürünü ve sos­yal yapılanmasını konu alan önemli kitaplar ara­sında sayılmasının nedeni de bu özelliğidir.

Bu kitabın yazılması, Melikşâh’ın emriyle olmuştur. Bu, Hâce’nin ki­tabın Mukaddime’sinde yaptığı açık işaretten anlaşılmak­tadır. Şöyle der: “... Bendenize emir buyurdu ki padişahlar için çıkıl­maz olan bazı iyilikleri yaz ve padişahların ihtiyaç duyduğu ve şu anda şartlarını yerine getirme­dikleri her şeyi ister beğenil­sin ister beğenil­mesin yaz. Bendenizin gör­düğü, bildiği, duyduğu ve okuduğu şeyler yazıldı ve yüce buyruğun hükmü gereğince bu birkaç bölüm hatırla­tıldı.”

Hâce, bu emir üzerine memleket yönetiminin sırları, incelik­leri ve ön­ceki padişahların gelenekleri konusunda bir kitap düzenledi ve Melikşâh ile bir­likte Bağdat’a doğru yola çıkıncaya dek onu berabe­rinde tuttu. Yani 485/1092 yı­lında bu kitabın bölümlerini yazıya akta­rılmak üzere padişa­hın özel katiplerine teslim etti. Muhammed-i Mağ­ribi, Nizâmu’l-Mülk’ün öldürülmesi olayından sonra onu düzenledi ve bu iş, Muhammed b. Melikşâh’ın saltanatı döneminde (492-511/1099-1118) tamamlandı.

Nizâmu’l-Mülk’ün kendi oğlu Nizameddin Ebû’l-Feth Fahru’l-Mülk’e onun Alparslan zamanında Melikşâh ile birlikte Fars emiri ol­duğu bir es­nada yazmış olduğu bir mektubu elde mevcuttur. Fahru’l-Mülk, Nizâmu’l-Mülk’ün ölümün­den sonra Berkyâruk vezirliğine ge­len ve 500/1107 yı­lında öldürülen ki­şidir. Fahru’l-Mülk’e hitaben ya­zılmış bu mektubun ve­zirliğin şartlarının ve bazı vasi­yet ve öğütlerin konu edildiği Vesâyâ-yi Nizâmu’l-Mülk ya da Dustûru’l-Vuzerâ adında bir nüshası mevcuttur.

Kânûnu’l-Mülk adında bir başka risale de Nizâmu’l-Mülk’e nisbet edil­miştir ki görüldüğü kadarıyla Siyâset-nâme’nin bir bölümü sanıl­maktadır.

 

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.