HACCIN FARZ OLMA ŞARTLARI 2
* İhtiyacından dolayı
hac için satılması vacip olmayan bir malı olur sonrada ona ihtiyacı
kalmazsa hacca gitmesi vacip olur. O malı satıp hac masrafları için
kullanması gerekse bile hüküm değişmez. Örneğin bir kadının ihtiyacı
olan ziynet eşyaları olur sonra da ihtiyarlıktan veya başka bir
sebepten dolayı ihtiyacı kalmazsa onları satmak zorunda da olsa hacca
gitmesi vaciptir.
* İnsanın kendine ait
bir evi olur diğer taraftan şer'i olarak yaşayabileceği ve kendi
yetkisinde olan uygun başka bir vakıf evi bulunursa, orada yaşamak
sıkıntıya neden olmayacaksa ve elinden çıkması da söz konusu değilse
hac vacip olur. Kendi mülkü olan evini satarak hac masraflarında
kullanması gerekse bile hüküm değişmez. Evin değeri tek başına veya
başka bir şey ekleyerek hac masraflarını karşılayabilecek miktarda
olmalıdır. Bu hüküm ev dışında diğer kitap ve benzeri ev araç gereçleri
için de geçerlidir.
* Bir insanın hac
masraflarına yetecek kadar parası olursa öbür taraftan evlenmeye, ev
almaya veya başka bir şeye ihtiyacı varsa, o parayı hac için harcamakla
günlük yaşamında zorluklara düşecekse hac ona vacip olmaz. Ama zorluk
ve sıkıntıya düşmeyecekse hac vacip olur.
* Birinin başka birinden
alacağı olursa, hac masrafının bir kısmını veya tamamını karşılamak
için de ona ihtiyacı varsa aşağıdaki durumlarda hac ona vacip olur.
1-
Alacağının vakti gelmiş ve borçlu da onu ödemeye hazır ise.
2-
Alacağının vakti gelmiş fakat borçlu ödemek istemiyorsa. Ama mahkemeye
başvurmak suretiyle ödemeye mecbur etmesi mümkün ise.
3-
Alacağının zamanı gelmiş fakat borçlu inkâr ediyor ama kanıtlamak ve
borcu almak mümkünse, ya da kanıtlamak mümkün olmayıp tahsili takas
yoluyla mümkün ise hac vacip olur.
4-
Alacağının süresi dolmayıp borçlu kendi isteğiyle önceden borcunu
öderse. Ama önceden ödemesi alacaklının istemesine bağlı olursa
-elbette bu borcun önceden ödenmesi borçlunun yararına olduğu farzı
üzerinedir ki genellikle de böyledir- hac vacip olmaz.
Alacaklıya külli bir
zarar gelmeden alacağını daha az bir miktara satması mümkün olursa ve
eline gelen alacağı hac masraflarını tek başına veya bir miktar para
ekleyerek karşılayacaksa hac ona vacip olur.
Aşağıdaki şartlardan biri
gerçekleşmezse hac vacip olmaz.
1- Ödeme
vakti gelmiş ama borçlunun ödeme gücü yoksa.
2-
Ödeme vakti gelmiş ama borçlu borcunu ödemek istemiyorsa ve onu
ödemeye zorlamak da mümkün değil veya alacaklıya birçok zorluk ve
rahatsızlık doğuracaksa.
3- Ödeme
zamanı gelmiş fakat borçlu borcunu inkâr ediyor, kanıtlamak veya takas
yoluyla almak ta mümkün değilse veya alacaklıya zorluk ve sorun
yaratacaksa.
4- Ödeme
zamanı gelmemiş ve zamanına kadar ertelemek borçlunun faydasına olur ve
zamanından önce ödemek istemezse.
* Demirci, inşaat
ustası, marangoz gibi kendilerinin ve ailelerinin geçimi için yeterli
olan meslek sahiplerinin eline miras veya başka bir yolla hac
masraflarını ve hac müddetince ailesinin masraflarını karşılayacak bir
mal geçerse hac vacip olur.
* Humus, zekât ve
benzeri şer'i vücuhat ile geçimini sağlayan biri, bu masraflar zorluğa
düşmeden ve kesin olarak ona ulaşıyorsa, diğer taraftan hac ve
ailesinin geçimi için yeterli olan bir para eline ulaşırsa haccın ona
vacip olması uzak bir ihtimal değildir. Aynı şekilde geçimi başkası
tarafından karşılanan, elinde olanı hac yolunda harcadıktan sonra hacca
gitmeden önceki haliyle sonraki hali arasında hiçbir fark olmayan kimse
de aynı hükümdedir.
* Hac masraflarını
karşılayacak bir mala sahip olur fakat o malın malikiyeti sarsıntılı
olursa, zahiren hac ona vaciptir. Ancak bu malın ulaştığı şahsın malın
mülkiyetini feshetme hakkını ortadan kaldırma imkânı olmalıdır. Geri
dönüş imkânı olan bağış ve hibe de aynı hükümdedir. Ama eğer bu fesih
hakkını ortadan kaldırma imkânı yoksa istitaet, feshetme hakkı olan
kişinin bu hakkından vazgeçmesine bağlıdır. Eğer feshederse bu durumda
hac amelleri tamamlandıktan sonra veya önce müstati olmadığı
anlaşılır. Böyle mülkiyetin sarsıntılı olduğu bir durumda hac için yola
çıkmak vacip değildir. Elbette feshedilmeyeceğine kesin olarak emin
olursa hac için yola çıkması vacip olur. Feshedilmeyeceğine sadece
ihtimal vermek yola çıkması için yeterli değildir.
* Müstati olanın mutlaka
kendi malıyla hacca gitmesi gerekmez. Şu halde herhangi bir harcama
yapmadan veya başka birinin malıyla -gasp edilmiş dahi olsa- haccetmesi
yeterlidir. Fakat tavaf ederken ve tavaf namazı kılarken giydiği elbise
gasp edilmiş olursa ihtiyat gereği onunla yetinmemelidir. Kurban parası
gasp ise haccı sahih değildir. Ama onun değerini üstlenir ve gasp
edilmiş parayla öderse haccı sahihtir.
* Kazanç veya başka bir
yolla müstati olmaya çalışmak vacip değildir. Buna göre bir başkasının
mutlak hibesi ile hacca gitmek için müstati olabilecek kimsenin bu
hibeyi kabul etmesi gerekli değildir. Aynı şekilde herhangi birine
hizmet etmesi karşılığında müstati olabilecekse o iş, durumuna uygun
dahi olsa kabul etmesi gerekmez. Fakat hac yolunda ücret karşılığı
hizmet etmeyi kabul ederse bu vesileyle de müstati olursa haccetmesi
vacip olur.
* Biri hac için niyabet
alır ve niyabet parasıyla müstati olursa, niyabetin aynı yıl yapılması
şart edilmişse önce niyabeti yerine getirmelidir. İstitaet bir sonraki
yıla kadar devam ederse haccetmesi vaciptir. Devam etmezse vacip
olmaz. Niyabet haccının o yıl yapılması şartı yoksa kendi haccını önce
yerine getirmelidir. Ama sonraki yıllarda kendi haccını yapacağına
eminse kendi haccını niyabet haccına mukaddem etmesi vacip değildir.
* Hac masraflarına
yetecek kadar borç edinen kimseye, sonradan ödeme gücü olsa da hac
vacip olmaz. Ama borcu ödeme vakti akıl sahiplerinin önemsemediği kadar
uzak olursa hac vacip olur.
* İnsanın hac
masraflarını karşılayacak kadar malı varsa ve aynı oranda da borçlu
olursa zahiren hac ona vacip olmaz. Aynı şekilde borcu daha az olursa
ve borç çıkıldığında geri kalan miktarla hac masraflarını karşılamak
mümkün olmazsa yine hac vacip olmaz. Ödeme zamanının gelmesi veya
gelmemesi arasında fark yoktur. Ama ödeme zamanı akıl sahiplerinin 50
yıl gibi itina etmedikleri kadar uzak olursa hac vacip olur. Önce borç
alıp sonra o malın eline ulaşmasıyla veya tersi arasında fark yoktur.
Fakat mal eline ulaştıktan sonra borçlanma konusunda kusuru olmamalıdır.
* İnsanın humus veya
zekât borcu olur, bu borcu ödediği takdirde geri kalan kısmıyla hac
masraflarını karşılaması mümkün olmasa da humus ve zekât borcunu
ödemelidir. Humus ve zekât borcunun malın kendisinde veya zimmetinde
olması arasında fark yoktur.
* Kendisine hac vacip
olan bir kimsenin humus, zekât veya başka vacip borçları varsa onları
vermelidir. Hac için onları geciktirmesi caiz değildir. Tavafta veya
tavaf namazı esnasında giydiği elbise veya kurban parası, humustan ya
da vacip şer'i haklardan olursa gasp edilmiş mal hükmündedir.
* İnsanın bir miktar
parası olur ve hac için yeterli olup olmadığını bilmezse araştırma
yapması ihtiyaten farzdır.
* İnsanın ulaşamayacağı
bir malı olur ve bu mal tek başına veya elindeki parayla hac masrafları
için yeterli olursa; ama öbür taraftan birine vekâlet vererek olduğu
yerde sattırması gibi onu kullanma imkânı yoksa hac vacip olmaz. Ama
kullanması mümkünse vacip olur.
* Ne zaman insanın hac
masraflarını görecek kadar malı ve hacca gidecek gücü olursa, hac ona
vacip olur. Ama o malı kullanmak suretiyle istitaetten çıkarsa ve
yerine de koyamazsa, o dönemde hacca gitme gücü olduğu belli olursa,
zahiren hac zimmetinde kalır. Ama gitme gücü kendisine belli olmazsa
zimmetinde hac olmaz. Ama onda tasarruf eder, örneğin değerinden daha
az bir miktara satar veya karşılıksız bağışlarsa istitaetini yok ettiği
için günahkâr olmasıyla birlikte yaptığı bu tasarruf doğrudur. Zorlukla
da olsa hacca gitme imkânı yoksa günah işlemiştir.
* Zahiren yol azığı ve
araca sahip olmak yeterli değildir. Şu halde insanın yanında hac
masraflarını görecek kadar mal bırakır ve kullanma hakkı da verirlerse,
öte taraftan diğer şartlara da sahip olursa hac vacip olur. Evet, hac
için yola çıkma söz konusu iznin sahibi şer-i olarak verdiği izinden
dönmezse veya dönmeyeceğine emin olursa hac vacip olur.
* Hacca giderken vacip
olan yol azığı, araç ve diğer masraflar hac amelleri bitinceye kadar
şarttır. Buna göre yol azığı ve yolculuk aracı yolculuğa çıkmadan önce
veya yolculuk esnasında telef olursa, hac vacip değildir. Bu telef onun
önceden müstati olmadığını gösterir. Zorunlu bir borç ortaya çıkması
halinde de hüküm aynıdır. Örneğin hatayla birinin malını telef eder ve
onun karşılığını da üstlenirse hüküm aynıdır. Bilerek telef etmek
haccın vacip oluşunu yok etmez. Çok zor da olsa haccı yerine
getirmelidir.
Ama amelleri yaparken
veya tamamladıktan sonra vatana dönme masrafı veya memleketinde geçimi
(yaşantısı) için bıraktığı mal telef olursa, bu telef onun önceden
müstati olmadığını göstermez. Yaptığı haccı yeterlidir ve boynundan
vacip hac kalkar.
* İnsanın hac masrafını
karşılayacak malı olur ama onun varlığından haberdar olmazsa veya
haccın vacip olduğunu bilmiyorduysa daha sonra da mal telef olur ve
müstati olmaktan çıktıktan sonra olayı anlar veya hatırlarsa, bu halde
zikredilen cehalet ya gaflet konusunda suçu yoksa ve özrü varsa
boynunda hac yoktur. Ama özrü olmazsa ve mala sahip olduğu dönemde
diğer hac şartlarına da sahip idiyse, zahiren boynunda hac kalmıştır.
* İstitaet;
azık ve yol masraflarının var olmasıyla gerçekleştiği gibi, başka
birinin bunları karşılaması veya değerini vermesiyle de gerçekleşir.
Bunları verenin bir veya birkaç kişi olması arasında fark yoktur. Şu
halde eğer biri insanın tüm hac ve ailesinin masraflarını karşılamayı
teklif ederse, sözünden dönmeyeceğinden de emin olunursa hac vacip
olur. Aynı şekilde hac masraflarını ve ailesinin geçimini karşılayacak
kadar mal verilirse, yine hac vacip olur. Burada malın insanın
yetkisinde bırakılması ile mülkiyetine verilmesi arasında fark yoktur.
Hac masrafının bir
miktarına sahip olur, geri kalanını da başka biri verirse hac ona vacip
olur. Ama sadece gitme masraflarını verirlerse ve geri dönüş
masraflarını karşılayamazsa hac vacip olmaz. Aynı şekilde ailesinin
masraflarını vermezlerse yine hac vacip olmaz. Ama kendisi ailesinin
masraflarını karşılayabilirse veya hacca gitmeden de ailesinin
masraflarını karşılama imkânı yoksa veya ailesi terk ettiği için
nafakası yoksa ve ailesinin nafakası vacip olmadığı için sıkıntıya
düşmeyecekse hac ona vacip olur.
* Biri diğer bir insana
hac etmesi için vasiyet ederse ve bu mal onun hac masrafları ve
ailesinin geçimi için yeterli olursa, vasiyet eden öldükten sonra
vasiyet edilene hac vacip olur. Aynı şekilde bir şahıs hac için birine
vakıf, nezir ya vasiyet eder ve vakfın mütevellisi, nezir eden ve vasi
söz konusu malı bağışladıktan sonra hac ona vacip olur.
* Beşinci şartta da
açıklandığı gibi "dönüşte yeterli olma" bağış yoluyla kazanılan
istitaette şart değildir. Evet, eğer geliri, hac günlerinde olursa ve
bu geliriyle yıllık geçimini veya bir kısmını temin ediyor ve yılın
diğer günlerde de geçimini bununla sağlıyorsa, hacca gitmesi halinde
yılın diğer günlerinde veya bir kısmında geçimini temin etme gücü yoksa
bu surette hac ona vacip olmaz. Ama yılın diğer günlerindeki
giderlerini de verirlerse hac vacip olur. Eğer hac için yeterli olmayan
bir malı olur ve geri kalan kısmını ona bağışlarlarsa açıklandığı gibi
"dönüşte yeterlilik" şartına da sahipse zahiren hac vacip olur. Ama
yeterlilik durumu yoksa vacip olmaz.
* İnsana hacca gitmesi
için bir mal bağışlarlarsa kabul etmesi vaciptir. Ama malı veren
seçeneği insanın kendisine bırakır "istersen bu malla hacca git,
istersen gitme" derse veya hac konusunda hiçbir şey demeden mal
bağışlarlarsa bu iki surette kabul etmek vacip değildir.
* Bağış yoluyla oluşan
istitaette borçlu olmak istitaete engel değildir. Ama hacca gitmek,
ister zamanı gelmiş olsun veya gelmemiş olsun, borcu zamanında ödemeye
engel olursa hac vacip olmaz.
* Eğer bir topluluğa
içlerinden birinin hacca gitmesi için mal verirlerse, onlardan kim
diğerlerinden önce o malı alırsa hac ona vacip olur ve diğerlerinden
sorumluluk kalkar. Ama hepsinin alma imkânı varken hiçbiri malı almazsa
zahiren hiçbirinin boynuna hac gelmez.
* Para verilmekle
-müstati olması durumunda- insanın vazifesi olan haccın dışında başka
bir hac vacip olmaz. Eğer şahsın vazifesi temettü haccı ise ona Kıran
veya İfrad haccı (anlamları daha sonra açıklanacaktır) verilirse kabul
etmesi vacip değildir. Aynı şekilde görevi Kıran veya İfrad hacı olan
birinin Temettü haccını kabul etmesi vacip değildir. Yine
Haccetu'l-İslam'ı yerine getiren birinin de kabul etmesi vacip
değildir. Ama boynuna Haccetu'l-İslam gelen ama maddi imkânı olmayan
birine verilir ve onunda bunun dışında hacca gitme imkânı olmazsa kabul
etmesi vaciptir. Aynı şekilde nezir veya benzeri yollarla hac vacip
olup da gitme imkânı olmayanın, kendisine mal bağışlandığında kabul
etmesi gerekir.
* Birine haccetmesi için
bir mal verilir ve o malda yolda telef olursa haccın farz oluşu ondan
kalkar. Ama kendi malıyla devam edebilecek durumdaysa, örneğin malın
telef olduğu yerden müstati olursa, yoluna devam etmesi ve haccı
yerine getirmesi fazdır. Bu hac kendisine farz olan Haccetu’l-İslam’ın
yerine geçer. Elbette bu şahıs elindeki parayı hac yolunda harcadıktan
sonra geri döndüğünde kendisinin ve ailesinin idaresinde sıkıntıya
düşmemesi gerekir. Ama sıkıntıya düşeceğini bilirse yolculuğa devam
etmesi farz olmaz.
* İnsan başka birini daha
sonra ödemek üzere, kendi adına borç alarak hacca gitmesi için vekil
eder ve daha sonra kendisinin ödeyeceğini söylerse, o şahsa borç etmesi
vacip değildir. Ama borç aldıktan sonra hac ona farz olur.
* Kurbanın parası da
zahiren malı verene aittir. Biri haccın masraflarını verir ama kurban
parasını vermezse vekâlet alana haccın vacip olması sakıncalıdır. Ama
vekâlet alanın kendi malından kurbanlık almaya gücü yeterse farz olur.
Elbette kurbanlık parası ödemek zorluklara sebep olacaksa kabul etmesi
farz değildir. Keffaret ise zahiren vekâlet verene değil alana farzdır.
* Bağış haccı (yani
başkasının bağışladığı parayla yapılan hac) Haccetu’l-İslam için
yeterlidir. Bu hacdan sonra kendisi müstati olsa da üzerine farz hac
gelmez.
* hac için malı
bağışlayan bağışından dönebilir. Alan ihrama girmiş olsun veya olmasın
fark etmez. İhrama girdikten sonra vazgeçerse, fiili halette müstati
olmasa da alanın haccı yerine getirmesi farzdır. Elbette bu onun için
sıkıntı ve zorluğa sebep olmamalıdır. Bağışlayan, haccı tamamlamak ve
dönmek için yaptığı harcamaları vermek zorundadır. Aynı şekilde
bağışlayan yolun yarısında sözünden dönerse, bağış yapılanın dönüş
masraflarını karşılamalıdır.
* Hac yolunda harcaması
için “Allah yolunda harcanan” kısmından zekât verilir ve buda genelin
maslahatına olur ve şer'i hâkim de ihtiyatı vacip olarak izin verirse
hac o şâhısa farz olur. Ama seyit hakkından humus veya fakirlerin
hakkından zekât verilirse ve hac yolunda harcanması şart edilirse böyle
bir şart sahih değildir. Bağış yoluyla müstati olanlardan sayılmaz.
* İnsana mal verilir ve
onunla da haccını yerine getirirse, daha sonra bu malın gasp edilmiş
olduğu anlaşılırsa bu hac Haccetu’l-İslam için yeterli değildir. Mal
sahibi verene veya alana müracaat ederek malını geri alabilir. Asıl mal
sahibi alandan isterse; alan gasp edilmiş olduğunu bilmiyorduysa
kendisine bu malı verenden isteyebilir ama gasp olduğunu bildiği halde
hacca gitmişse verenden talep etme hakkına sahip değildir.
* Müstati olmayan biri
müstehap hac yaparsa veya bir başkasının yerine teberrü olarak ya da
kirayla haccederse,,haccı Haccetu’l-İslam yerine geçmez. Sonradan
müstati olursa haccetmelidir.
* Müstati olmadığına
inanarak müstehap hacca gider ve o anda görevi olan emre itaati niyet
ederse daha sonra müstati olduğu anlaşılırsa bu haccı Haccetu’l-İslam
için yeterlidir. Boynunda farz hac kalmaz.
* Kadın müstati olursa
hacca gitmek için kocasından izin alması şart değildir. Aynı şekilde
kocası diğer farz hacları da engelleyemez. Eğer vakit genişse sadece
ilk kafileyle hareket etmesini engelleyebilir. Kocasından ric-i talak
alan ve iddesi de dolmayan kadın evli kadın hükmündedir.
* Kendine güveniyorsa
kadının yanında mahreminin olması şart değildir. Ama kendisine
güvenemiyorsa ücretle de olsa kendini güvende hissedecek biri yanında
olmalıdır. Elbette bu, onun ücretini ödemeye yetecek durumdadır. Ama
böyle bir imkânı yoksa o zaman hac ona farz olmaz.
* Arefe günü Kerbela'da
imam Hüseyin'i (a.s) ziyaret etmeyi nezreden biri bu nezirden sonra hac
için müsteti olursa nezri geçersiz olur ve hac ona vacip olur. Hacca
engel olan bütün nezirler de aynı hükümdedir.
* Müstati olan birinin
hacca gitme gücü varsa bizzat kendisi hacca gitmelidir. Başka biri onun
yerine teberru veya ücretli olarak haccetmesi yeterli değildir.
* Boynunda hac olan biri
hastalık, ihtiyarlık veya başka bir engelden dolayı haccı yerine
getiremez veya haccetmesi kendisine çok eziyetli olursa, sonradan
eziyetsiz haccedeceğine ümidi de yoksa kendisine naip tutması vaciptir.
Aynı şekilde zengin olup da bizzat hac amellerini yapma gücü yoksa veya
çok zahmete düşmesine neden olacaksa, hac için olduğu gibi hemen naip
tutması gerekir.
* Hac yapmaya gücü
olmayanın yerine, naibi hacca giderse ve yerine hac yapılan da mazereti
kalkmadan ölürse, boynunda hac olsa bile naibin haccı yeterlidir. Ama
ölmeden önce mazereti kalkarsa, en iyisi mümkün olduğu zaman şahsen
kendisinin haccetmesidir. Naibi ihram bağladıktan sonra şahsın özrü
ortadan kalkarsa, naip tutan kimsenin bizzat hac yapması gerekir.
Elbette naibin hac amellerini tamamlaması da ihtiyaten vaciptir.
* Bizzat hac yapmak için
mazereti bulunan ve naip tutacak imkânı da olmayanın naip tutma
gerekliliği kalkar. Eğer hac boynuna gelmişse ölümünden sonra onun
tarafından hac kaza edilmelidir. Ama boynunda hac kalmamışsa vacip
değildir. Naip tutacak imkânı olup da naip tutmadan ölmüşse onun
tarafından kaza edilmesi vaciptir.
* Naip tutmak vacip
olduktan sonra naip tutmaz ve başka biri onun yerine teberru olarak
haccederse bu yeterli olmaz. Kendisine naip tutması ihtiyaten vaciptir.
* Naibi mikattan tutması
yeterlidir. Kendi şehrinden naip tutmasına gerek yoktur.
* Boynunda hac olan hac
ihramından sonra haremde ölürse (yaptığı ameller) Haccetu'l-İslam için
yeterlidir. Haccının temettü, ifrat veya kıran haccı olması arasında
fark yoktur. Temettü umresi esnasında da ölürse haccı için yeterlidir.
Yeniden onun yerine kaza edilmesi gerekmez. Ama ondan önce ölürse,
yerine kazası yapılmalıdır. İhram bağlayıp hareme girmeden önce veya
hareme ihramsız girdikten sonra ölmesi hükmü değiştirmez.
Zahiren bu hüküm
Haccetu'l-İslam için geçerlidir. Nezir veya bozulmadan dolayı vacip
olan hac için geçerli değildir. Aynı şekilde Müfred Umre için de
geçerli değildir. Buna göre bunların hiçbirinde yeterliliğe
hükmedilmez.
Ama ihramdan sonra ölen
ve önceki yıllardan hac boynunda kalmamış olan kimse hareme girdikten
sonra ölürse haccı Haccetu'l-İslam için yeterlidir. Ondan önce ölürse
zahiren onun tarafından kaza edilmesi vacip değildir.
* Kâfir olduğu müddetçe
haccı sahih olmasa da müstati olan kâfire hac vaciptir. İstitaet
durumunu kaybettikten sonra Müslüman olursa hac ona vacip olmaz.
* Hac mürted olana da
vaciptir. Ama mürted olduğu halde haccederse haccı sahih değildir.
Tövbe ettikten sonra haccederse haccı sahihtir. Güçlü görüşe göre bu
hüküm fıtri mürted için de geçerlidir.
* Şii olmayan Müslüman
hacca gider ve daha sonra da Şii olursa haccı iade etmesi vacip
değildir. Elbette bu hüküm haccı kendi mezhebine uygun olarak yaptığı
surette geçerlidir. Aynı şekilde Şia mezhebine göre sahih bir şekilde
ve kurbet kastıyla yerine getirmişse hüküm aynıdır.
* Birine hac vacip
olduktan sonra haccı erteler ve ihmal ederek yerine getirmez daha sonra
da istitaet ortadan kalkarsa zorluklada olsa ne şekilde olursa olsun
haccı yerine getirmelidir. Hacca gitmeden önce ölürse, geride bıraktığı
mirasından haccını kaza etmeleri vaciptir. Eğer bir kimse ölümünden
sonra onun yerine haccederse sahih ve yeterlidir.
|