GELENEK VE TOLUMSAL KURALLAR. Çeşitli milletler arasında ortak milli gelenekler çokca görülmektedir.dil ve ırk gibi milletlerin tanınma ve birbirinden ayrıştırılmalarını meydana getiren gelenekler. ama bu gelenekler hangi noktaya kadar milletlerin oluşmasında etkin role sahiptir?gelenek ve adetler ve hatta kültürler geçmiş insanların bilgi birikimleri ve iradi faaliyetlerinin mahsulüdür ve eğer geçmişten ta günümüze kadar fertler ve toplumlar arasındaki ilişki ve munasebetler olmasaydı,bu gelenekler asla nesilden nesile intikal etmezdi.Toplum vicdanı ve milliyet olmayınca,gelenek ve kültür ilerleme sağlayarak nesillere sayılmaz,öyle ise mevcut milli geleneklerin kendisi de milliyetin mahsulüdür ve insanların yaşantı ve faaliyetleri,onun alt yapısı ve temeli değil. Böylece,mevcut toplum kuralları bir millette iki çeşittir:insanlığın kutsal özelliklerinden olan geçmişteki çalışmalar cihatlar ve yüksek ahlaki değerlerinden,ve insani erdemlerin iyilik ve adaletin hakim olmasını sağlamak için insanın çabalarından kaynaklanmıştır.,ve toplumsal haksız ilişkilerden dünyaya düşkünlükten ve cehalletten kaynaklananlar. birinci grubun geleneklerinin elde edileni hayatta kalmak hareket etmek ilerlemek ve milletlerin genişleyerek açılmasıdır,ikinci grubun aksettirdikleri halkın esirliği ahmaklaştırılması yıkılması ve geri kalmasıdır hakim güçlerin servet sahiplerinin elinde. Gerçek varlığın oluşumu,adalet, takva ,ilerleme ,olgunlaşma insanlığın beğenilen kuralları milletlerin güçlenme devamlı olma ve hayatta kalma etkenini oluşturmaktadır. Buna ilaveten aykırı gelenekler milletlerin yokluğunun olumunun ve yıkılmasının ana sebebi olup,örnek için lut,add.semut,mısır,rum ve yunan kavimlerinden olan önceki milletlerin başından geçenlere kısa bir göz gezdirmek ve şimdiki milletlere bakmak yeterli olacak kanaatindeyiz. DOĞAL VE YÖRESEL ŞARTLAR: İşin esasında özgürlük yönünde canlı varlıkların olgunlaşması doğa ve dış etkenlerin yanı sıra iç güdülerden de kaynaklanmaktadır.İlk insan,bu olgunluk çizgisinin en son noktasında yeralmakta,tabıata muhtaç olma bakımından en özgür varlığı oluşturmaktadır.Ama bu özgürlük sınırsız özgürlük olmayıp insandan önceki varlıklara oranla geniştir.İlk insanlar uzun süre tabii etkilerin ve iç güdüsel etkenlerin tesiri altındaydılar.ve yavaş yavaş iradi güç ve mantık onlarda olgunlaşıp tabiata bağımlılık ve esaretten kurtuldular.İnsan toplumlarında da olgunluk ve oluşumun ilk dönemlerinde insanların birbirlerine bağlılıkları iç güdülerden kaynaklanmakta yada yöresel ve doğal etkenlerden kaynaklanmaktaydı.İlk tpolumlarda doğal ve yöresel unsurlar ve daha sonraları duygusal etkileşim,aile ve kabile bağlılıkları,toplum vicdanının oluşmasında esaslı rol oynamaktaydı.Ama olgun ve ilerlemiş toplumlarda, ki insan bireylerinin toplumsal ,vicdani bağlılıklarının oluşmasında önemli etkiye sahip ayrı bir etken sahneye gelerek,doğal etkenler özellikle yöresel etkenler yetkisiz ve etkisiz hal alır Bugün bir çok millet ve devletleri muayyen bir yörede birbirine benzer tabii ve yöresel şartlar içinde görmekteyiz ki birlikte bir milleti oluşturamadıkları gibi aralarında bir sürü ihtilaf ve zıtlıkları da barındırmış olup,hint milletini hint yarım adasında müslüman milletlerle görüyoruz ki aynı tabii ve yöresel şartlara sahip olmalarına rağmen asla bir milleti oluşturacak birlik bağlarını oluşturamamışlardır.buna dayanarak milli birliktelikler ve nasyonalist zıtlaşmaları en azından ortak iktisadi çıkarlar çerçevesinde bir kenara bırakmışlardır.Üçüncü dünya ülkelerinde (geri kalmış veya ilerlemekte olan )de bir taraftan ekonominin yetkisi ve ekonomik gücü oluşturan sınıf büyük ülkelerin iktisadi güçlerinin emir ve yetkisinin altında bulunmakta;ayrıca onların kültürel anlamda önderlikleri de aydınların kanalıyla,batının tasallutcu,yayılmacı kültürünün peşice gidip ve etkisi altında kalmaktadır.
|