| Gazel VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllarda kaside Fars şiirinin birinci sırasından geriye doğru gittiği oranda gazel de ilerleme yolunu yürümek¬teydi. VII/XIII. yüzyılın başlarında aşıkane ve arifane olmak üzere iki ga¬zel türü kemal yolunda görülür. Bu yüzyılın başında Kemâluddîn İsmail ve çağdaşları gibi güçlü şairlerin gazellerinde anlamda özel bir dikkat, la¬fızda tam bir letafet görülür. Bu gazeller, aşığın zevkine göre söylenmişse de içlerinde ariflerin heyecan ve perişanlığından da bir şeyler bulmak mümkündür. Fakat VII/XIII. yüzyıl başları irfanî gazelini tam ve kamil anlamıyla Nişaburlu şair Attâr’ın divanında aramak gerekir. Nitekim aşı¬kane gazel Sa’dî ile kemal noktasına ulaştı. Sa’dî, gazellerinde tatlı dil, ince söz, kolay açıklama ve yeni mazmunlarla Rûdekî’den başlamış olan ve Zâhir, Mûcir ve Kemâl-i İsmail ile tam bir parlaklık ve kemal bulmuş olan bir hareketi nihayete ulaştırdı. Öyle ki ondan sonra hiç kimse bu tarzda onun yerini alamadı ve onun gazelleri kendisinden sonraki dö¬nemlerin tümünde büyük şair ve üstatlar aracılığıyla karşılama konusu oldu. Attâr’ın irfanî gazelde meydana getirdiği tarz da takip edilmekteydi ve bu takipçilik, birkaç şairin sözünde kemal derecelerinden bir kısmına ulaşmaya ve hatta yeni tarzların doğmasına da yol açtı. Attâr’ı takip et¬mekle ayağa kalkan kimselerden birisi Lema‘ât sahibi ve irfanî gazeller, hatta terkipler, terciler ve kasideler şairi Fahruddîn İbrahim-i Irâkî’dir. Onunla eşzamanlı olarak İran’ın büyük şair ve düşünürü Mevlânâ Celâluddîn Muhammed-i Belhî-yi Rûmî, açık ve sürükleyici irfanî gazel¬leri yazmada Attâr’ın yaptığını takip etti ve Fars edebiyatının tüm dö¬nemlerindeki irfanî gazel söyleyenlerin en başında yer aldı. Onun Dîvân-i Şems adıyla meşhur Dîvân-i Kebîr’i, kimi zaman aşıkane bir tarzla ama her zaman tertemiz irfanî amaç ve düşüncelerle söylenmiş yüce anlam¬larla doludur. Bunların büyük bir kısmı sadece irfanî anlamlar taşır. Aynı dönemlerde meşhur arif ve şair Seyfuddîn Muhammed-i Fergânî de gazel ve kasidelerinde irfanî anlamları dile getirmekle uğraştı. VII/XIII. yüzyılın büyük bir bölümüne dek arifane ve aşıkane gazel¬ler, irfandan lezzet almış olan bir kısım şairin sözlerinden başka birbirin¬den ayrıydı. Fakat ondan sonra bu iki tür gazel birbirine karıştı. Bu karı¬şıklıktan gazelde yeni bir tür ortaya çıktı ve yüce irfanî düşünceler, vaaz ve hikmet içerikle nükteler gazel söyleyen şairlerin latif dillerine girdi. Emir Husrev-i Dihlevî, Evhadî-yi Marâgaî, Hâcû, ‘İmâd ve Hâfız gibi şa¬irlerin gazellerinde sufiyane ve hekimane düşünceleri, şairane ve aşıkane duygularla birlikte görmemiz buradan kaynaklanır. Farsça gazeli düşük¬lük, basitlik ve tek renklilikten kurtaran bu tarz, özellikle Lisânu’l-gayb Hâfız-i Şîrâzî’nin sözlerinde kemal derecesinin en üst noktasına ulaştı. |