| GİRİŞ  Kitabın ana konusunu oluşturan "İki Ekol Açısından İslâm Şeriatının Kaynakları" konusuna girmeden önce konumuza ışık tutacak şu beş İslâmî kavramın anlamı üzerinde durmamız uygun olacaktır.  Beş İslâmî Kavram  1- Kur'ân-ı Kerim  2- Sünnet  3- Bid'at  4- Fıkıh  5- İçtihat  Daha sonra her iki ekolün bu kavramlarla ilgili bakış açıları-nı ve tutumlarını inceleyip konuyla ilgili diğer kavramlar ve terimler üzerinde duracağız. Şimdi sırasıyla beş kavramın açıklamasına geçelim: − 1 − KUR'ÂN-I KERİM  Kur'ân, Allah-u Teala'nın Hatemu'l-Enbiya Hz. Muhammed'e (s.a.a) tedricen nazil buyurduğu kelamıdır. Arap dilinde var olan şiir ve nesrin tam karşısında yer almaktadır. Dolayısıyla, Arap edebiyatında yazı dili, Kur'ân, şiir ve nesir diye üçe ayrılmaktadır. Araplar bir şairin divanına "şiir" dedikleri gibi, kasideye, beyite ve hatta tek mısraya da "şiir" derler. Aynı şekilde Kur'ân'ın tamamı hakkında, "Kur'ân" kelimesini kullandıkları gibi, bir sure, bir ayet ve hatta bir ayetin bir bölümü hakkında "Kur'ân" kelimesini kullanırlar. Örneğin, Bakara Suresi'nin başlarında yer alan bir ayetin "Ve rızık-landırdığımız şeylerden" bölümüne Kur'ân derler.  O hâlde "Kur'ân" kelimesi İslâmî bir kavram ve şer'î bir terimdir. Çünkü bütün bu kullanımların kaynağı ve temeli Kur'ân-ı Kerim ve Hz. Peygamber'in hadis-i şerifleridir.  Kur'ân'ın Diğer İsimleri  Alimler Kur'ân-ı Kerim'de Kur'ân'la ilgili kullanılan ifadelerden haraketle, onun için başka birtakım isimler söz konusu etmişler; bu ise gerçekte bir şeye, vasıflarıyla işaret etme türünden kullanımlardır. Söz konusu vasıfların en meşhuru, "el-Kitap" vasfıdır. Münezzeh olan Allah şöyle buyurmuştur:  İşte bu, içinde şüphe olmayan Kitap...  Burada Kitap'tan, Yahudilerdeki Tevrat ve Hıristiyanlardaki İncil kitaplarına karşı, Müslümanların elinde bulunan Kur'ân kastedilmiştir. Bu anlama ise, "el-Kitap" kelimesinin başında yer alan ve belirli bir şeyin kastedildiğini ifade eden "elif lam" takısı ile işaret edilmiştir.  Kur'ân-ı Kerim'de "kitap" kelimesi, Tevrat hakkında da kullanılmıştır. Yüce Allah şöyle buyuruyor:  Ondan önce Musa'nın kitabı.  Burada kendisine kitap gönderilen şahıs yani Hz. Musa (a.s) söz konusu edilerek kitaptan neyin kastedildiği belirginlik kazanmıştır.  Ayrıca, nahiv alimlerinin arasında Sibeveyh'in nahivle ilgili kitabı, "el-Kitap" diye şöhret bulmuştur.  Keşfü'z-Zünûn adlı eserde, el-Kitap bölümünde bu konuda şöyle denilir:  Nahiv ilminde Sibeveyh'in kitabı: Sibeveyh'in kitabı; şöhreti ve benzeri diğer kitaplara üstünlüğü sebebiyle nahiv âlimleri nezdinde bu dalda temel ve ölçü olarak kabul görmüştür. Öyle ki Basra'da "Filan kimse Kitap'ı okudu." denildiğinde, Sibeveyh'in kitabını okuduğu anlaşılır. "Kitabın yarısını okudu." dendiğinde ise bunun Sibeveyh'in kitabı olduğu konusunda şüphe edilmez.  Endülüslü İbn Huruf en-Nahvi el-İşbilî diye tanınan Ebu'l-Ha-san Ali b. Muhammed (öl. 609 h.k.) bu kitabı şerhederek onu "Ten-kihu'l-Elbab Fi Şerh-i Gavamizi'l-Kitap" diye adlandırmış-tır.  Yine Ebu'l-Bekâ Abdullah b. Hüseyin Akbari Bağdadî Hanbelî (öl. 616 h.k.), Sibeveyh'in kitabındaki beyitleri şerhederek "Luba-bu'l-Kitap" adını vermiştir.  Endülüslü Ebu Bekir Muhammed b. Hasan Zübeydî de (öl. 380 h.k.) Sibeveyh'in söz konusu kitabına yazmış olduğu şerhini "Ebni-yetü'l-Kitap" olarak adlandırmıştır.  Demek ki, "el-kitab" sözcüğü, ne Kur'ân-ı Kerim'de ve ne de Müslümanlar arasında Kur'ân'a özgü kullanılan bir isim değil-dir.  Kur'ân'ın adlandırıldığı isimlerden bir diğeri de, "en-Nur"dur. Yüce Allah şöyle buyuruyor:  Sizlere apaçık bir nur indirdik.  Bir diğeri ise, (öğüt anlamına gelen) "el-Mev'iza"dır. Kur'ân'da şöyle yer almıştır:  Size Rabb'inizden bir öğüt (mev'iza geldi.  Aynı şekilde, "el-Kerim" olarak da adlandırılmıştır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:  O Kur'ân-ı Kerim'dir.  Kur'ân'da geçen bu isimler, âlimlerin de belirttiği üzere Kur'â-n'ın isimleri değildir; sahip olduğu vasıflarla ona işaret etme amacını taşıyan ifade ve kullanımlardır.  Hilâfet Ekolü mensuplarına (Ehlisünnet'e) göre Kur'ân'ın isimlerinden biri de "el-Mushaf"tır. Ancak bu kelime, ne Kur'ân-ı Kerim'de, ne de Nebevî Sünnet'te geçmemiştir.  Zerkeşî ve diğerleri şöyle rivayet ederler:  Ebu Bekir Kur'ân'ı tek bir cilt hâlinde topladığında etrafındakilere "Buna bir ad verin!" dedi. Bazıları, "Ona İncil ismini verelim." dediler. Bu, beğeni kazanmadı. Bazıları da, "Onu es-Sıfr diye adlandırın." dediler. Bu, Yahudi kökenli ismi de reddettiler. Sonunda İbn Mesud şöyle dedi: "Habeşiler nezdinde bir kitap gördüm; ona el-Mushaf di-yorlardı." Sonunda bu adı beğendiler ve Kur'ân'ı bu isimle adlandırdılar.  O hâlde bu isim, bizzat Müslümanlar tarafından Kur'ân'a verilen isimler ve Müslümanların kullandıkları kavramlar kapsamına girer; İslâmî kavram ve şer'î bir terim olmaz. Mushaf adlandırması konum ve durum itibariyle Haricîler arasında kullanılan "eş-şarî" kelimesine benzer. Bu kelime onlar arasında, kendisini Müslümanlarla savaşmaya hazırlayan kimse hakkında kullanılırdı. Oysa bu kelime alış-verişte, satıcının karşısında yer alan "müşteri" anlamını taşırdı. O hâlde "eş-şarî" kelimesi Haricî olmayan insanlar tarafından kullanıldığında, Haricîler nezdinde bilinen "Müslümanlarla savaşmaya hazırlanan kimse" anlamına değil, müşteri anlamına geldiği an-laşılır.  Aynı şekilde "el-Mebsut" kelimesi de Suriye ve Irak halkı arasında iki farklı anlamda kullanılır. Iraklılar bu kelimeyi "dayak yiyen kimse", Suriye halkı ise "sevinçli ve mutlu kimse" anlamında kullanırlar. Bu hesap üzere, söz konusu kavram, Suriye halkının sözlerinde rastlanıldığında "sevinçli ve mutlu kimse", Irak halkının sözlerinde yer verildiğinde ise "dayak yemiş kimse" anlamında algılanmalıdır.  O hâlde, Hilâfet Ekolü mensuplarının sözlerinde "mushaf" kavramı, Kur'ân-ı Kerim anlamında kullanılır. Ehlibeyt Ekolü takipçilerinin sözlerinde ise, kitap anlamına gelir. Nitekim, "Mushaf-ı Fatıma" denilir ve bundan "Hz. Fatıma'nın (s.a) kitabı" kastedilir ve yine İmam Zeynelabidin'in (a.s) dualarını içeren ünlü kitaba "Sahi-fe-i Seccadiye" denilir ve onunla "İmam Seccad'ın (a.s) kitabı" kastedilir. |