Hicretten sonraki ilk üç yüzyılda, İran’ın İslâm gibi dinlerin ve Zerdüştlük, Mânîlik, Hıristiyanlık ve benzeri inançların etki alanı olmasından dolayı orantılı olarak bunların her birine bağlı olan dilleri de yani Arapça, Pehlevîce, Süryanîce ve bunun dışındaki diller, hiçbiri diğerini rahatsız etmeksizin İran’da revaç buldu. Yani bir grup İranlı yazar ve şair, Arap nesri ve şiirinde büyük bir ün ve başarı elde ederken bir başka grup da Süryanî edebiyatıyla ve o dille kitap yazma ve tercüme etmeyle uğraşmaktaydı. Bir başka grup da Pehlevî diliyle kitap telif etmeği sürdürmekteydi. Aynı zamanda da İran vilayetlerindeki mahallî edebiyat, tabii olgunlaşma sürecini devam ettirmekte, mahallî lehçeler Arap diliyle karışmaları sonucu değişime uğramaktaydı. Bunlar arasında Derî lehçesi gibi bazı lehçeler, geniş bir edebiyatı içermeye hazır hale geldiler. Sonunda da bilindiği üzere, Derî dilinin yani İran’ın doğu lehçesinin bağımsız bir edebî lehçe olarak ortaya çıkması ve zamanımıza dek İran’ın resmî edebî ve siyasî dili olarak kalması da bu dönemin sonundadır.
Bu durumda İran edebiyatını Hicretten sonraki ilk üç yüzyılda değişik açılardan inceleme konusu etmek gereklidir: 1- Sâsânî döneminin resmî, dinî ve edebî lehçesinin kalıntıları olmasından dolayı Pehlevî edebiyatı. 2- Pehlevî edebiyatı ile Derî edebiyatı arasında kalın bağ olmasından dolayı Müslümanların fetihlerinin başlangıcından Derî Farsçası edebiyatının başlangıcına kadarki değişik İran lehçeleri. 3- İran’ın İslâm dönemindeki resmî ve siyasî dili olmasından dolayı Derî edebiyatı. 4- Nesir ve nazım yazarlarının ve şairlerinin büyük bir kısmı İran asıllı olmasında dolayı Arap edebiyatı, yani Arap dili.