Salı 22 Mayıs 2012 - 13:27

الثلاثاء ٢ رجب ١٤٣٣

سه شنبه ۲ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۴:۵۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 


Fertte ve Toplumda Gıybetin Yıkıcı Etkileri

     

Gıybet tüm Müslümanların sakınmaları gereken büyük günahlardan biridir. Bir günahtan kaçınabilmek için, ilk önce o günahı iyice tanımamız gerekir; çünkü insanlar bazen günah işledikleri halde, dini açıdan yeterli bilgiye sahip olmadıkları için, bunun farkına varamamaktadırlar. Ve günah işliyorsun dendiğinde, oldukça şaşırarak, biz bunun günah olduğunu bilmiyorduk diyorlar.     

Dini öğrenmek bütün Müslümanlara farz olduğu ve ihmalkarlık sonucu öğrenilmeyen ve farkında olmadan işlenilen günahların sorumluluğu insanın üzerinden kalkmayacağına göre büyük günahların ne olduğunu hakkınca bilmeğe ve bunlardan uzak durmaya çalışmalıyız. Gıybet -yani arkasından birini çekiştirmek- dinde büyük günahlardan sayılmıştır. Biz bu yazıda gıybetin korunmayı sağlamak için onun ne olduğu hakkında duracağız.

      Gıybetin Tanımı 
     

Eğer birisi hakkında bir şey söylenir, hakkında söz edilen şahıs bu sözü işittiğinde kendisi hakkında bu sözün söylenmesinden hoşlanmazsa, bu yapılan işe gıybet denir.     

Bu söz, ister bir müminin vücudundaki bir kusuru ortaya koymak veya ahlak ve sözlerindeki bir eksikliği bildirmek veya din ve dünyasıyla ilgili hareket ve davranışlarından söz ederek bu sahalarda onun bir ayıp ve kusurunu söz konusu etmek olsun, hepsi gıybet hükmüne girer. Hatta eğer bu söz onu  kendisi hakkında değil ama ona ait elbise, ev, binek vb. eşyalar hakkında olsa bile gıybet hükmündedir.

     

Yapılan bu tanımı, rivayetlerden bir çoğu onaylamaktadır.     

Allah'ın Resulü (s.a.a):  “Acaba gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?”diye sordu.     

Ashap:  “Allah (c.c.) ve Resulü (s.a.a) daha iyi bilir” dediler.     

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:  “Müslüman bir kardeşin hakkında, hoşuna gitmeyecek bir şey söylersen, bu gıybettir.”     

Birisi dedi :  “Eğer bu söylediğimiz şey onda varsa, nasıl?”     

Resulullah (s.a.a) buyurdu ki:  “Eğer söylediğin şey onda varsa, gıybet etmiş olursun; eğer onda yoksa iftira ve bühtan etmiş olursun.”     

Bir hadise göre:  Bir şahsin ismi Resulullah (s.a.a)'in huzurunda anıldı ve hakkında şöyle dediler:  “Ne kadar aciz birisi!?”     

Resulullah (s.a.a): “Kardeşinizin gıybetini ettiniz”dedi. Onlar: ”Ey Allah'ın Resulü; bu söylediğimiz şey onda var.” Dediler.     

Resulullah (s.a.a) buyurdu ki:  “Eğer onda olmayan bir şeyi söylemiş olsaydınız , bühtan etmiş olurdunuz.”     

Ayşe bir rivayette diyor ki: ”Bir kadın evimize geldi; bir müddet sonra ayrıldığında, elimle kısa olduğunu gösterdim.”     

Allah'ın Resulü buyurdu:  “Gıybet ettin.”     

Nakledilmiştir ki:  ”İki adamdan biri diğerine dedi: ”Filan şahıs uykuya çok düşkün birisidir”. Sonra Allah'ın Resulün'den yemek istediler.     

Resulullah (s.a.a) buyurdu ki:  “Yemeğinizi yediniz ya.”    

Dediler:  “Aklımıza gelmiyor!”
     

Resulullah (s.a.a) buyurdu ki:  Evet, arkadaşınızın etini yediniz.”

      GIYBET DİLE MAHSUS DEĞİLDİR

Gıybet sadece dile mahsus değildir. Başkasının ayıp ve nakıslığını anlatan her davranış, gıybet hükmündedir.     

Değişik yollarla gıybet edilebilir;  söz, davranış, taklit, kinaye, işaret, ima, yazı v.b. yollarla gıybet mümkündür. Zaten dille yapılan gıybetin haram olmasının sebebi, dil bu işi yaptığı için değil, bir Müslüman kardeşin ayıplarını, başkalarına açıkladığı içindir; buna göre bir müminin ayıbını ortaya çıkaran her şeyden kaçınmalıyız, yoksa büyük günahlardan biri olan gıybete bulaşmış oluruz.     

Gıybetin yollarından biri işaret edildiği üzere gıybettir. Birini taklit ederek ayıbını ortaya çıkarmak örneğin aksayan sakat birinin taklidini yapmak gıybet sayılır. Burada bilinmesi gereken nokta şudur ki,  bu tür gıybet, dille yapılan gıybetten daha kötüdür; çünkü bu iş başkasının ayıbını daha açık bir şekilde göstermektedir. Aynı şekilde el, kaş, göz ve baş hareketleriyle de birinin kusurunu bildirmek gıybettir.     

Kinayeli konuşmayla da gıybet yapılabilir. Mesela eğer şöyle biri der: Elhamdulillah, Allah bizi zalimlerle aynı masada oturmadan korumuş ve bizi mal ve makam muhabbetine müptelâ etmemiştir.” Veya şöyle der:  Hayasızlıktan Allah'a sığınırım; Allah bizi bu huydan korusun.” Eğer bu sözlerden maksadı, bu ayıpların olduğu bir şahsa işaret etmekse, kinaye yoluyla gıybet etmiş olur.     

Bazen de birisi başka bir şahsın gıybetini etmek istediğinde,  ilk önce onu över; daha sonra onun ayıplarını açıklamaya başlar. Bu da yine gıybet sayılır. Örneğin bazıları önce:  “Filan şahsın ne kadar iyi yönleri vardı; ne kadar mümin, zahit, abit biriydi;” der ama sonra sözlerine şunları ekler: “Ama ne yazık ki, o da bizim gibi kötü durumlara duçar oldu ve filan işleri yapmaktadır.”     

Bazıları da nifak yoluyla bir Müslüman'ın kötü halinden üzüntü duyduğunu bildirerek gıybet eder. Mesela şöyle der:  “Dostumuzun başına gelen bu durum, bulaştığı bu kötü işlerden ne kadar rahatsız olduğumu anlatamam. Allah (c.c) ona yardım etsin ve durumunu düzeltsin.” Genelde bu tür üzüntü ve rahatsızlık iddiası doğru değil ve aynı zamanda yaptığı iş de gıybettir. Zira, eğer doğru söyleseydi, Müslüman kardeşinn hoşuna gitmeyen bir şey söylemezdi. Ve eğer dua etmek isteseydi, yalnız kaldığı anlarda ona dua ederdi.     

Gıybeti Dinleyenler     

Gıybeti dinleyen, gıybet edenle aynı hükümde olup, her ikisi de günahkardır.

Bir rivayete göre, Allah'ın Resulü Maiz'i zina ettiği için taşladığında, birisi başka birine dedi:  “Köpek gibi can verdi.” Peygamber (s.a.a) onlarla birlikte bir murdarın yakınından geçtiklerinde, onlara şöyle hitap etti: ”Bu leşi yiyin!”

      ”Ey Allah'ın Resulü,” dediler, “leş mi yiyelim!?”
     

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: ”Müslüman kardeşinizden yediğiniz, bundan daha pis ve kokmuş idi”.     

Böylece Resulullah (s.a.a), birisi gıybetçi ve diğeri dinleyici olduğu halde, her ikisini de işlenen günaha ortak bilmiştir.     

Gıybeti dinleyen şahıs, kalbiyle gıybeti kötü saymayıncaya ve gıybet edenin sözünü başka bir sözle kesmeyinceye veya meclisten kalkmayıncaya kadar gıybet günahının dışında sayılmaz. Ve eğer diliyle sus der ve kalbiyle söylenmesini isterse, nifak ehlindendir. Gıybeti dinleyen şahıs kalben gıybetten nefret etmeyinceye kadar, günahtan korunmuş sayılmaz.     

Resulü Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu: “Kimin huzurunda bir mümin küçültülür, tahkir edilirse ve o da, o mümine yardım edecek güçte olur ve etmezse, Allah onu kıyamet gününde bütün yaratıkların önünde küçük ve rüsva edecektir.     

Yine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: ”Kim kardeşinin gıyabında, onun haysiyetini korursa, Allah'a onu cehennemden kurtarması hak olur”.     

Gıybetin Sebepleri     

Gıybetin sebepleri genellikle gazap, kin ve hasettir.     

Gıybetin diğer sebepleri ise şunlardır:     

1- Alay etme: Bu iş hem huzurda ve hem gıyapta olabilir.     

2- Oyun ve şaka yapmak: Muhatapların gülmesi için birinin taklidinin yapılması veya güldürücü bir yönü anlatılması.

3- İftihar:  Başkasının eksik yönünü söyleyerek, kendini yüceltmek. Mesela filan şahıs hiçbir şey bilmiyor, diyerekten kendi üstünlüğünü kanıtlamağa çalışmak.     

4- Yapılan kötü bir işi başkasına nispet vererek kendini o işten temizlemek ve uzak göstermek. Bazen de başkasını yapılan kötü işte kendine ortak göstererek kendini mazur göstermek.     

5- Dost ve ahbaplara uyum sağlamak. Kendi kanısınca bu vesileyle onlar, bu şahıstan nefret etmez ve uzaklaşmazlar. Yani dostluğunu sürdürebilmek için bunu gerekli görür.

     

6- Muhabbet ve Dert Ortaklığı: Başına bela gelen birisi için üzülmek ve bunu başkasına anlatarak o şahsın adını zikretmek. Böyle yapan bir şahıs bu üzüntüsünde sadık olmasına rağmen, Müslüman kardeşinin ayıbını söylediği ve adını zikrettiği için gıybet etmiş olur.

      7- Kötü iş yapan biri hakkında öfkesini dile getirmek:  Bu tür gıybet Allah rızası için yapılmış olsa bile başkasının ayıbını aşikar ettiği için günahtır.     

Gıybeti Kınayan Ayet ve Hadisler     

Gıybet büyük günahlardan biridir. Yüce Allah kitabında onu şiddetle kınamış ve ondan uzaklaşmayı emretmiştir.     

Yüce Allah (c.c) Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:  “Başkasını araştırmayın, birbirinizin arkasından konuşmayın; acaba sizlerden biri ölü kardeşinizin etini yemek ister mi? Bunu kötü biliyor bundan tiksiniyorsunuz, değil mi?  (Hucurat, 12)     

Yüce Allah yine buyuruyor ki: ”Allah (c.c), zulüm gören müstesna, kötü sözün apaçık söylenmesini sevmez, ve Allah duyar ve bilir.     

Allah'ın resulü şöyle buyurdu: ”Müslüman'ın kanı, malı ve haysiyeti, Müslüman'a haramdır”.     

Yine Resulullah (s.a.a) buyurdu ki:  “Miraç gecesinde bir grubun yüzlerini tırnaklarıyla tırmaladıklarını gördüm. Cebrail'den bunlar kimdir, diye sordum. O:  “Halkın gıybetini ederek, onların haysiyetine leke sürenlerdir.” dedi.     

Bir gün Resulullah (s.a.a) öyle bir hutbe okudu ki kadınlar onu evlerinden işittiler. Bu hutbede Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: ”Ey diliyle iman getirip, kalbiyle iman getirmeyen grup! Müslüman'ın gıybetini etmeyin, ve onların ayıplarını aramayın. Kim kardeşinin ayıbını ararsa, Allah da onun ayıbını ortaya çıkarır; öyle ki onu evinin içinde bile rezil-rüsva eder. Başka bir gün  Resulullah (s.a.a), faiz ve onun günahının büyüklüğü hakkında bir hutbe okudu ve buyurdu ki:  “Faizden elde edilen bir dirhem, otuz altı zinadan daha kötüdür; Müslüman kardeşin haysiyetine leke sürmek ise faizden de kötüdür.”     

Yine Resulullah (s.a.a) buyurdu: ”Camide oturarak namazı beklemek bir hades yapmayınca ibadettir.”     

 “Ey Allah'ın Resulü, hades nedir? Diye sordular.     

“Gıybettir, diye buyurdu.”     

Yine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: ”Kim Ramazan ayında bir Müslüman'ın gıybetini ederse, orucu için hiçbir mükafat almayacaktır.     

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu:  ”Bir mümin hakkında gördüğü veya işittiği bir şeyi söyleyen birisi, Allah'ın hakkında şöyle buyurduğu kimselerdendir: ”Onlar ki iman getirenler hakkında kötü şeylerin açığa çıkmasını severler; acı azap onlar içindir”.     

Yine İmam Sadık (a.s) buyurdu ki:  ”Kim, bir Müslüman'ı ayıplayacak bir şey söylerse ve onun saygı ve değerini halkın gözünden düşürürse, Allah, onu kendi vilayetinden şeytanın vilayetine sürer; şeytan bile onu kabul etmez”.     

İmam Sadık (a.s) buyurdu ki:  “Gıybet bütün Müslümanlara haramdır; ve gıybet, ateşin odunu yediği gibi, iyilikleri yer.”     

Gıybeti kınayan hadisler oldukça fazladır. Ancak bu zikredilen miktar bile gaflet uykusundan uyanarak, Allah'a itaat etmek isteyen birisi için yeterlidir. Kendi ayıplarından gafil olup başkalarının ayıplarını araştırmak ve halka açıklamak ne kadar kötü bir iştir. Bu kendi gözündeki dalı görmeyerek, başkasının gözündeki dikeni görmeye benzer.     

Ey dost, eğer başkalarının ayıbını söylemek istersen, önce kendi ayıbını aklına getir; ve şunu iyice bil ki, kendinde olan ayıpları görmezlikten gelir; onları iyileştirmeye çalışmaz, halkın ayıbını aramakla meşgul olursan, imanın hakikatine ulaşamazsın. Eğer kendi ayıplarına bakar ve onları iyileştirmekle meşgul olursan, artık halkın ayıplarıyla uğraşacak vaktin bile olmaz. Böylece hem başkaları senin şerrinden kurtulmuş olur ve hem de sen gıybet şerrinden mahfuz kalırsın.     

Allah'ın Resulü (s.a.a) buyurdu ki:  “Ne mutlu! kendi ayıplarıyla uğraşarak, halkın ayıplarına meşgul olmayana”.     

Faraza sen bütün ayıplardan uzak birisi isen Allah'a şükretmeli ve ayıpların en büyüğü olan gıybete kendini bulaştırmamalısın; çünkü ölülerin etini yemek en büyük ayıplardan biridir.     

Kaldı ki kendini bütün ayıplardan uzak bilen kimse büyük bir cehalet içindedir; bu cehalet bile büyük bir ayıptır.     

Gıybet edenler bunu bilmelidirler ki gıybet onların iyiliklerini yok ederek, kötülüklerini fazlalaştırır; zira birçok hadiste yer aldığı üzere gıybet, kıyamet gününde gıybet edenin iyiliklerini, gıybeti edilen şahsın amel defterine aktarılmasına ve eğer hiç iyi ameli olmazsa, gıybeti edilen şahsın günahları onun amel defterine yazılmasına sebep olacaktır.     

Allah'ın Resulü buyurdu ki: ”Kıyamet gününde sizlerden birini getirecek ve Allah'ın huzurunda tutacaklar, sonra amel defterini eline verecekler; amel defterine baktığında iyiliklerinden hiç birini göremeyecek ve diyecek ki:  “Ey Allahım, bu, benim amel defterim değil; bunda itaatlerimden hiçbirini göremiyorum.” O zaman şöyle hitap gelecek: “Senin Rabbin hata ve yanlışlık yapmaz. Halkın gıybeti yapman senin amellerini yok etmiştir. Sonra başka birini getirerek, amel defterini eline verecekler; ona baktığında onda bir çok ibadet görecek ve söyleyecek:  Bu benim amel defterim değil; ben bu amel ve itaatleri yapmadım. Hitap gelecek ki:  Filan şahıs, senin gıybetini etti; bu sana verilenler , onun amelleridir.

      Gıybetin Tedavi Yolları     

1. Gıybetin kıyametteki sonuçlarının akla getirilmesi ki sonucu elim ve acı bir azaptır.     

2. Gıybetin dünyadaki sonuçlarının akla getirilmesi:  Bazen gıybet, gıybeti edilen şahsa ulaşır; bu, düşmanlığa ve kine yol açarak çok kötü sonuçlar meydana getirir.     

Şaşılacak şeydir ki; ki kalpleri şeytanın yuvası olmuş, ömürlerini günahta geçirmiş ve kalbi taşlaşmış insanlardan bazıları artık kurtuluş ümitleri olmadığı için kötü nefisleri, hesap, haşır ve azabın olmamasını ister. Şeytan bu isteği onların kalbinde bulduğundan, pusudan çıkar ve onlara vesvese etmeğe başlar; ve onların kalbine şek ve şüphe atar. böylece itikatlarını zayıflatarak yok etmeğe çalışır.     

Şeytan onlara o kadar musallattır ki kötü ve pis amellerini kabul etmemeğe zorlayarak, kendilerine mazeretler uydurmalarını ister; ve onları şöyle söylemeğe zorlar: Bu işleri bazı alimler de yapmakta ve bundan hiç çekinmemekteler”. Bunlar bilmelidirler ki:  eğer bu alimin tutumuyla, sizin hesap gününe olan inancınız yok olmuşsa, yazıklar olsun size; ancak eğer imanınız yok olmamış ve sabit ise imanınızın gereklerine göre amel etmeli ve başkasının ameli sizde bir yıkıma yol açmamalıdır. Zaten doğru yoldan çıkmış olduğunu bildiğiniz birinin batıl davranışı size nasıl delil ve hüccet olabilir ki?     

Bu gibi insanların mazeretleri geçersizdir. Çünkü bunlara sorulur ki niçin alim cübbesi giymiş cahillerin yerine, ahiret yönelmiş dünyaya gönül vermeyen Allah'tan korkan takvali alimlere uymuyorsunuz? Eğer birileri böyle salih alimlerin varlığını bile inkar ederse, bu inattan başka bir şey değildir. Böyle takvalı alimlerin olmadığını farz edelim; bu taktirde neden enbiya ve evliya silsilesine iktida etmiyorsunuz? Denir.     

Eğer gıybetin sebebi dost ve ahbaplarla uyum sağlamak ise, bundan kurtulabilmek için şu noktaya dikkat etmek gerekir ki: Acaba bu tutum bazı aşağılık kimseler için, Allah'ı aşağı düşürmek, değil midir? Halkın hoşnutluğu için Allah'a karşı gelen bir insan Allah'ın gazabına ve hışmına duçar olur.     

Öyleyse Allah'ın dostluğunu, küçük ve hakir olan insanın dostluğuyla değişmemeliyiz.     

Gıybetin Caiz Olduğu Yerler     

Gıybeti caiz olduğu yerlerden bazıları şunlardır:     

1- Din açısından yetki sahibi olan ve hakkı yerine getirebilecek birisinden adalet uygulamasını isteme durumunda.     

Bunun delili Peygamberin hadisidir ki buyurdu: ”Hak sahibi için, söz hakkı vardır.”     

2- Evlenmek ve emanet vermek ve bunlar gibi şeyler için, meşveret etmek isteyen birine yardımcı olmak ve onu aydınlatmak kastıyla gıybet etmek:  Aynı şekilde şahit, müftü ve hakimin adil olmadığına dair şahitlik etmek. Elbette onlar hakkında bizden böyle bir şey sorulduğu taktirde, onların adil ve fetva vermeğe ve hüküm etmeğe ehliyetlerinin olmadığına dair bildiklerimizi söylememiz caizdir. Bunların doğru amaçlı ve aydınlatma niyetiyle olması şarttır. Ayrıca haset ve yalandan da uzak olmalıdır.     

Öyleyse eğer biri dindar bir insanın fasık, kötü işli ve bidatcı biriyle geliş gidişinin olduğunu görür ve ona bir zarar geleceğinden korkarsa, onu, o kişinin kötülüklerinden haberdar etmesi caizdir. Bunu, sadece ona zarar geleceği ve fesata bulaşacağı korkusuyla yapması şarttır.     

3- Arada bir soy bağı olmadan, kendisini başka birine mensup eden birinin nispetinin reddedilmesi. Bu surette de böyle bir bağı iddia eden şahsın gıybetinin edilmesi caizdir.     

4- Doğru yoldan çıkmış; başkasını da bu yoldan çıkarmak isteyen ve dinde bidat çıkaran birinin ayıbını açığa çıkarmak ve gıybetini etmek caizdir. Bunda kasıt halkın, onun tuzağına düşmesini önleyerek korumak olmalıdır.     

5- Din açısından şahitlik edilmesi gereken yerde, birinin işlediği suç hakkında şahitlik etmek.     

6- Tanıtmak için:  Mesela eğer birinin eksiklik sayılan bir vasfı olur- topal olma gibi- ve onu bu vasıfla tanıtmak imkanı olmazsa , onu bu vasıfla anmak caizdir.     

7- Açıkça günah işleyen ve fesat eden birinin de gıybeti caizdir. Zulüm ve zina etmek veya içki içmek vb...     

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:  “Kim haya perdesini yüzünden atarsa, gıybeti caizdir.”     

Bu surette sadece açıkça ve halkın önünde işlediği günah söylenebilir; gizlice işlediği günahlarının söylenmesi gıybet ve günahtır. Burada önemli olan husus şudur: Açıkça günah işleyen birinin gıybeti, günah işleyen şahsın kendisi, işlediği günaha ikrar ettiği zaman caizdir. Mesela eğer açıkça içki içen biri, içkiyi tedavi için içtiğini ve bunun bir şer'i bir fetvaya dayandığını söylerse, gıybeti caiz değildir.     

İhtiyat gereği günahı açıkça işlediği şehir ve mahalden başka bir yerde de gıybeti edilmemelidir.

     

Gıybetin Keffaresi

      Gıybetin keffaresi, tövbe ve pişmanlıktan sonra gıybeti edilen şahsın rızasını kazanmaktır. Şöyle ki :  Eğer gıybeti edilen şahıs ölmüş ve gıybet eden şahıs ona ulaşamıyorsa, onun için çok dua etmeli ve bağışlanma dilemelidir. Böylece bu dua ve bağışlanma dileği, kıyamet gününde onun iyiliklerinden sayılır ve gıybetin kötülüğünü telafi etmiş olur.     

Eğer gıybeti edilen şahıs yaşıyor ve ona ulaşmak mümkün olursa o zaman kendisi hakkındaki bu gıybetten haberdar olmamışsa ve haberdar edildiğinde düşmanlık ve fitne ihtimali varsa, ona haber verilmeyerek yine onun için çok dua edilmelidir; ama eğer haber ona ulaşmışsa veya ulaştırıldığında fitne ve düşmanlık ihtimali yoksa, ondan helallik alınarak özür dilenmelidir. Ayrıca gıybet eden şahıs bu olaydan duyduğu üzüntüsünü belirtmeli ve bu işini onun kalbi yumuşayıncaya kadar sürdürmelidir.     

 BÜHTAN (İFTİRA)     

Bir Müslüman hakkında onda olmayan bir şey söylenir ve bu onun hoşuna gitmezse, buna bühtan denir. Eğer bu söz onun gıyabında söylenirse bühtan olmanın yanı sıra yalan ve gıybettir de. Eğer huzurunda söylenirse, hem bühtan ve hem de yalan hükmüne girer. Her surette bühtanın günahı, gıybet ve yalanın günahından daha fazladır.     

      Yüce Allah şöyle buyuruyor: ''Kim bir hatada bulunur, yahut suç işler de onu bir suçsuza istinat ederse iftirada bulunmuş ve apaçıkbir günahı yüklenmiş olur. (Nisa: 111)                        

ÖVGÜ VE ONUN İYİ VE KÖTÜ OLDUĞU YERLER     

Gıybet kötülemek manasıdır ve karşıtı övgüdür. Şimdi övgü hakkında bahsederek ve onun iyi ve kötü kısmına değinelim:     

      Bir mümini gıyabında veya huzurunda övmek müstehap olmakla birlikte oldukça beğenilen bir sıfattır ve bunda hiçbir şek yoktur.       

      Hadislere göre Allah'ın Resulü (s.a.a) ashabını övüyordu. Resulullah (s.a.a) ölülerini öven bir gruba buyurdu: ''Cennet sizin için vacip oldu...''

      Ama her türlü meth ve övgü iyi değildir. Meth ve övgü, insan onun afetlerinden korunduğu zaman iyi ve beğenilmiştir.     

Şöyle ki, övgü doğru olmalı ve öven şahıs aşırıya giderek buna yalan karıştırmamalıdır. İki yüzlü de olmamalı. şöyle ki  kalbinde övdüğü şahsa karşı sevgi ve muhabbet olmadığı halde onu sevdiğini söylememelidir. Zalim ve fasığı  övmemeli; onun hakkında söylediği övgü doğru olsa bile. Zira zalim ve fasık, onun övgüsü nedeniyle sevinir oysa ki zalim ve fasık olan birini sevindirmek caiz değildir.     

       Allah'ın Resulü(s.a.a) şöyle buyuruyor:  ''Fasık övüldüğü taktirde Allah (c.c) gazaplanır.''     

- Aynı şekilde övgü , övgüsü yapılan şahsın kibirlenmesine ve bencilleşmesine sebep olmamalıdır. Çünkü bu, o şahsın helakine sebep olur. Ayrıca övgü, övülen şahsın kendisini beğenmesine de sebep olmamalıdır. Zira eğer kendini beğenmesine neden olursa ve bu da onun ibadetini bozduğu gibi kemal ve olgunluk uğruna çaba göstermesini de engeller hatta gerilemesine ve neticede helak olmasına neden olur.     

       Bu yüzdendir ki Allah'ın Resulü (s.a.a)  huzurunda başkasını öven bir şahsa buyurdu: ''Vay sana! arkadaşının boynunu kırdın, eğer seni dinlerse kurtuluşa eremeyecektir.''     

  Yine Resulullah (s.a.a) birisini öven bir şahsa şöyle buyurdu:  ''O şahsı helak ettin. Allah da seni helak etsin.”  Yine buyurdu ki:  ''Bir şahsın keskin bir bıçakla başkasına saldırması, onu huzurunda onu övmesinden daha iyidir.''     

Öven ve övülen, övgünün afetlerinden kendilerini korumalıdırlar. Övülen şahsın durumu övgü nedeniyle değişmemelidir. Bu, övülenin kendini tanımasına; öven şahsın onun eksiklerini bilmediğini aklına getirmesine bağlıdır. En güzeli övülen şahsın hakkında söylenildiği gibi olmadığını açıklamasıdır.      

Salihlerden biri onu övdüklerinde şöyle söyledi: ''Ey Allahım bunlar beni tanımıyorlar ve sen beni tanıyorsun.''   

     Hazreti Ali (a.s) onu övdüklerinde şöyle buyurdu ki:  ''Ey Allah'ım onların bilmediklerini, benim hakkımda bağışla ve söyledikleri şeyler için beni yargılama ve beni zannettiklerinden daha iyi kıl.''



Total Visit: 558
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.