Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 18:07

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۹:۳۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
     
     

 FURKÂN SURESİ

     

Mekkîdir,  yetmiş yedi âyettir.     

(İbn-i Abbas'a göre 68, 69  ve 70. âyetleri Medenîdir. Doğruyla eğri arasını ayıran kitap anlamına gelen  "Furkan" sözü, Kur’ân'a bir ad olarak verildiği ve bu sûrede geçtiği  için sûreye Furkan sûresi denmiştir.)

Rahman  ve Rahîm Allah Adıyla     

1- Ne yücedir şânı, Furkân'ı âlemleri korkutmak üzere kuluna indirenin.     

2- Öyle bir mâbuttur ki onundur saltanatı ve tedbîri göklerin ve yeryüzünün ve  hiçbir kimseyi evlât edinmez, saltanat ve tasarrufta ortağı yoktur ve her şeyi  yaratmıştır da mukadderâtı takdîr etmiştir.     

3- Onu bırakıp da o çeşit tanrılar kabûl etmişlerdir ki onlar, hiçbir şey  yaratamazlar ve kendileri yaratılmıştır zâten ve kendilerinden bile bir zararı  defedemezler, kendilerine bile bir fayda veremezler, ne öldürmeye güçleri  yeter, ne yaşatmaya, ne de ölüleri diriltip kabirden çıkarmaya.     

4- Ve kâfir olanlar, bu dediler, ancak kendi uydurması ve bu hususta ona bir  topluluk da yardım etmiştir; gerçekten de zulmettiler onlar ve yalan söylediler.     

5- Ve bunlar, evvelce gelip geçmiş olanlara dâir masallar, onları başkasına  yazdırıyor, sabah-akşam ona okunup duruyor dediler.     

6- De ki: Onu, göklerde ve yeryüzünde gizli olanları bilen indirdi; şüphe yok ki  o, suçları örter, rahîmdir.     

7- Ve bu ne çeşit peygamber dediler, yemek yiyor, sokaklarda geziyor; ona bir  melek indirilseydi de yanında bir korkutucu olsaydı ya;     

8- Yahut ona bir defîne verilmeliydi, yahut da bir bahçesi olmalıydı da orada  biten şeyleri yemeliydi ve zâlimler, siz dediler, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz.     

9- Bak da gör, senin için ne çeşit örnekler getirdi onlar da saptılar doğru yoldan  ve artık gerçeğe varmak için hiçbir yol bulamaz onlar.     

10- Ne  yücedir şânı ki dilerse bunlardan daha da hayırlı cennetler verir sana,  kıyılarından ırmaklar akar ve köşkler kurar senin için.     

11- Hattâ  onlar, kıyâmeti de yalanladılar ve biz, kıyâmeti yalanlayana, alev-alev yanan  ateşi hazırladık.     

12- Ateş,  onları tâ uzaktan gördü mü duyacak onlar, ateşin şiddetli kızgınlığını ve  harıl-harıl yanarken çıkardığı sesi.     

13- Elleri,  boyunlarına zincirlerle bağlanarak ateşin dar bir yerine atıldıkları zaman da  helâk olduk, bittik diye bağrışacaklar.     

14- Bugün,  bittik, helâk olduk diye bir kere bağırmayın, birçok kere bağırın bittik, helâk  olduk diye.     

15- De  ki: Bu mu daha hayırlıdır, yoksa çekinenlere vaadedilen ebedîlik cenneti mi?  Bu, onlara bir mükâfattır ve dönüp varacakları yer.     

16- Diledikleri  gibi ebedîlik, onlarındır orada; bu, yerine getirilmesi istenen ve getirilecek  olan bir vaadidir Rabbinin.     

17- O  gün, onları da, Allah'tan başka kulluk ettiklerini de toplayacak da siz misiniz  diyecek, kullarımı doğru yoldan saptıranlar, yoksa onlar mı doğru yoldan  sapıttılar?     

18- Diyecekler  ki: Tenzîh ederiz seni, senden başka dost ve yardımcı kabûl etmek bize  yaraşmaz; fakat sen, onları da, atalarını da nîmetler vererek yaşattın, sonunda  seni anmayı unuttular ve helâke müstahak bir topluluk oldular.     

19- Gerçekten  de söylediklerinizi reddedip yalanlar sizi ve sizden ne azâbı gidermeye güçleri  yeter, ne size yardıma kudretleri var. Ve sizden kim zulmederse ona. büyük bir  azap tattırırız.     

20- Senden  önce de peygamberlerden hiçbirini yollamadık ki onlar, yemek yememiş,  sokaklarda gezmemiş olsunlar ve biz, sizin bir kısmınızı, bir kısmınızla  denedik, bakalım dayanacak mısınız? Ve Rabbin, her şeyi görür.     

21- Bize  ulaşacaklarını ummayanlar, bize melekler inmeliydi, yahut da Rabbimizi  görmeliydik dediler. And-olsun ki onlar, kendi kendilerine ululanmadalar ve büyük  bir azgınlığa ve inada düşmedeler.     

22- Melekleri  görecekleri gün, mücrimlere hiçbir müjde yok ve melekler, müjde sözü bile  mücrimlere haram diyecekler.     

23- Ne  yaptılarsa hepsini ele aldık da zerreler haline getirip dağıttık.     

24- Cennet ehli, o gün, en hayırlı bir yurttadır, en güzel  bir dinlenme yerinde.     

25- Ve  o gün, gök yarılıp beyaz bir bulutla örtülecek ve melekler, boyuna indirilecek.     

26- O  gün, saltanat ve tasarruf, gerçekten de rahmânındır ve kâfirlere, çok güç bir  gündür o.     

27- O  gün zâlim, ellerini ısırıp duracak da ne olurdu diyecek, ben de Peygamberle  aynı yolu tutsaydım.     

28- Yazıklar  olsun bana, ne olurdu filânı dost edinmeseydim.     

29- Andolsun beni Kur’ân'dan saptıran, hem de bana tebliğ  edildikten sonra saptıran odur; ve Şeytan, insanı yardımcısız,  hor-hakir bir halde bırakıverir.     

30- Ve  Peygamber, yâ Rabbi dedi, bu kavmim, şu Kur'ân'ı ihmâl etti, terkedilmiş bir  hale getirdi.     

31- Ve  biz böylece her peygambere, mücrimlerden düşmanlar halkettik ve doğru yolu  göstermek için de Rabbin yeter sana, yardım etmek için de.     

32- Kâfir  olanlar, ona Kur’ân dediler, birden ve toplu olarak indirilseydi ya. Biz, onu,  gönlüne iyice yerleştirmen için böyle indirdik ve onu âyet-âyet ayırdık,  birbiri ardınca indirdik.     

33- Onlar,  sana bir örnek getirdiler mi biz, gerçek olarak ve daha da güzel bir açıklıkla  bir örnek veririz sana.     

34- Yüzüstü  sürünerek cehennemde haşredilenlerin yerleri de en kötü yerdir, yolları da en  sapık yol.     

35- Andolsun ki biz Mûsâ'ya kitap verdik ve kardeşi Hârûn'u,  ona vezîr ettik.     

36- Derken  delillerimizi yalanlayan topluluğa gidin dedik, sonucu, onları tamâmıyla helâk  ettik.     

37- Nûh  kavmini de, peygamberleri yalanladıkları zaman, sulara boğduk ve    

insanlara ibret olacak bir  hâle getirdik ve zâlimlere, elemli bir azap hazırladık.     

38- Âd'ı  da helâk ettik, Semûd'u da, Ress ashâbını da ve bunların arasında daha birçok  soyları da.[1     

39- Hepsine  de örnekler getirdik, hepsini de kırıp geçirdik.     

40- Andolsun  ki onlar, uğramışlardır kötü bir yağmur yağdırılan o şehre, onu olsun görmüyorlar  mı? Görüyorlar, fakat onlar, ölümden sonra dirileceklerini ummuyorlar.[2]     

41- Seni,  gördükleri zaman da Allah bunu mu peygamber olarak gönderdi diye alaya  alıyorlar.     

42- Kulluklarında  sebât etmeseydik neredeyse bizi de mâbûtlarımızdan saptıracaktı derler ve  yakında, azâbı gördüler mi, bilecekler onlar, kimin yolu, daha yabanda.     

43- Gördün  mü dileğini mâbut yapanı? Sen mi koruyucu olacaksın ona?     

44- Yoksa  çokları dinlerler ve akıllarını başlarına alırlar mı sanıyorsun? Onlar, ancak  hayvanlara benzerler, hattâ yolyoradam bakımından hayvandan da sapıktır onlar.     

45- Rabbinin  işini görmedin mi? Nasıl da gölgeyi uzattı, dileseydi onu sâkin eder, uzatıp  kısaltmazdı; elbette, sonra güneşi, delîl ettik gölgeye.     

46- Sonra  da onu yavaş-yavaş, gizlice kendimize çekip aldık.     

47- Ve  öyle bir mâbuttur o ki geceyi bir libâs olarak yarattı size, uykuyu, bir  dinlenme zamânı olarak ve gündüzü de, âdetâ yeni bir hayât olarak halketti.     

48- Ve  öyle bir mâbuttur o ki rahmetinden önce bir müjde olarak rüzgârları göndermiştir  ve biz, gökten tertemiz bir su olan yağmuru yağdırmadayız.     

49- Onunla  ölü şehri diriltelim, yarattığımız hayvanları ve insanların çoğunu suya  kandıralım diye.     

50- Ve  andolsun ki biz onu, bulundukları yerlere akıttık düşünüp ibret alsınlar diye,  fakat insanların çoğu, ibret almaya yanaşmadı, nankör olup gitti.    

51- Ve  dileseydik her şehre, bir korkutucu gönderirdik.     

52- Artık  kâfirlere itâat etme ve onlara adamakıllı savaş.     

53- Ve  öyle bir mâbuttur o ki iki denizi akıtmıştır; bu, tatlı ve içilecek sudur ve  şu, tuzlu ve acı su ve aralarında da bir sınır, birbirlerine karışmalarına  imkân bulunmayan bir engel halk etmiştir.     

54- Ve  öyle bir mâbuttur o ki bir katre sudan insanı yaratmış ve ona ana-baba  tarafından soy-sop, karı-koca tarafından akRabalık vermiştir ve Rabbinin, her  şeye gücü yeter.     

55- Allah'ı  bırakıp da kendilerine ne bir faydası, ne bir zararı dokunan şeylere kulluk  ederler ve insan, Rabbine karşı Şeytan'a yardımcıdır.     

56- Ve  biz seni, ancak müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik.     

57- De  ki: Ben, Kur'ân'ı tebliğ ettiğimden dolayı sizden bir ücret istemiyorum, ancak  yolunu Rabbine doğrultan adamlar istiyorum.     

58- Ve  dayan o daimî diriye ki hiç ölmez ve ona hamd ederek şânını tenzîh et ve  kullarının suçlarından haberdar olması yeter.     

59- Öyle  bir mâbuttur ki gökleri ve yeryüzünü ve ne varsa ikisinin arasında hepsini altı  günde yaratmıştır da sonra arşa hâkim ve mutasarrıf olmuştur, rahmandır, artık  haberi olana sor bunu.     

60- Onlara,  secde edin rahmâna dendi mi, rahmân da nedir ki derler, bize emrettiğine mi  secde edeceğiz? Ve bu, ancak uzaklaşmalarını arttırır.     

61- Ne  yücedir şânı gökte burçlar yaratanın ve orada bir ışık ve aydınlatıcı bir ay  halk edenin.     

62- Ve  öyle bir mâbuttur o ki anıp ibret almaya niyetlenen, yahut şükretmeyi dileyen kimse  için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca gelmek üzere halketmiştir.     

63- Ve  rahmânın kulları, öylesine kullardır ki yeryüzünde gönül alçaklığıyla yürürler  ve bilgisizler, onlara söz söyleyince sağlık, esenlik size diye cevap verirler.     

64- Ve öyle kişilerdir onlar ki, gecelerini Rablerine secde  ederek, onun tapısında kıyamda bulunarak geçirirler.     

65- Ve  öyle kişilerdir onlar ki Rabbimiz derler, savuştur cehennem azâbını bizden;  şüphe yok ki onun azâbı dâimîdir.   

66- Gerçekten  de orası, karâr edilecek ne kötü yerdir, durulacak ne kötü yurt.      

67- Ve  öyle kişilerdir onlar ki yoksullara bir şey verince ne isrâf ederler, ne de az  verirler, ikisinin ortasını bulurlar.     

68- Ve  öyle kişilerdir onlar ki Allah'la berâber başka bir mâbuda kulluk etmezler ve  haklı olmadıkça Allah'ın harâm ettiği bir cana kıyıp kimseyi öldürmezler ve  zinâ etmezler ve kim, bunları yaparsa cezâya düşer.     

69- Kıyâmet  günündeyse azâbı kat-kat arttırılır ve hor-hakir bir halde, ebedî olarak azapta  kalır.     

70- Ancak  tövbe edip inanan ve iyi işler işleyen müstesna. O çeşit kişilerdir ki Allah,  kötülüklerini iyiliklere tebdîl eder onların ve Allah, suçları örter, rahîmdir.     

71- Kim  tövbe eder ve iyi işlerde bulunursa şüphe yok ki o, Allah'a, tövbesi kabûl  edilmiş olarak döner.     

72- Ve  öyle kişilerdir onlar ki yalan yere tanıklıkta bulunmazlar ve suç yapılan bir  yere uğrarlarsa oradan, suç yapmadan ve yapılan suça râzı olmadan geçip  giderler.     

73- Ve  öyle kişilerdir onlar ki Rablerinin delilleri anıldığı ve Kur’ân okunduğu  zaman, sağır bir halde ve körü körüne yerlere kapanmazlar.     

74- Ve  öyle kişilerdir onlar ki Rabbimiz derler, eşlerimizden, soylarımızdan,  gözlerimizi aydınlatacak kişiler ihsân et bize ve bizi, çekinenlere rehber kıl.     

75- Onlar,  sabrettiklerinden dolayı, cennetin yüce dereceleriyle mükâfatlandırılır ve  melekler, onlarla, sağlık, esenlik size diye buluşurlar.     

76- Orada  ebedî kalırlar; orası, karâr edilecek ne güzel bir yerdir, durulup kalınacak ne  güzel bir yurt.     

77- De  ki: Sizi îmana dâvet etmeseydi ne değeriniz olabilirdi Rabbimin katında; ama  siz gerçekten de yalanladınız tebliğ edilenleri, artık azaplandırmak gerekmekte  sizi. 

       
               
                                 [1]                      ) Ress  Ashabı, bâzılarına göre Şuayb Peygamberin gönderildiği kavimdir. Bâzılarına  göreyse Ress, bir kuyudur. O kuyunun bulunduğu yerde oturan kavim, kendilerine  gönderilen peygamberi bu kuyuya atmıştır. Ress, Yemâme'de bir şehirdir, oraya  Hanzale adında bir peygamber gönderildi, kavmi, onu öldürdü diyenler de vardır.  Ress'in, Antakya'da bir kuyu olduğunu, İsa'ya inanan Habib-i Neccâr'ın orada öldürüldüğünü de rivâyet etmişlerdir.       
       
                                  [2]                      ) Lut  Peygamberin gönderildiği kavmin en büyük şehri olan Sedum şehridir.       
   

Total Visit: 324
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.