Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 18:05

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۹:۳۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 

− 4 −

 FIKIH

 

 a) Fıkıh lügat kitaplarında yer aldığı üzere anlayış ve kavrama demektir.

 

 b) Fıkıh, Kitap ve Hz. Peygamber'in (s.a.a) sünnetinde ise şu anlamda kullanılır:

 

 Yüce Allah şöyle buyuruyor:

 

 İman edenler toptan sefere çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmeleri ve topluluklarına geri döndüklerinde onları uyarmaları gerekli olmaz mı? Böylece belki (Allah'ın yasak-larından) çekinirler.

 

 [Bu ayetin orijinalinde geçen ve "iyi öğrenmeleri" şeklinde anlamlandırdığımız "yetefakkahu" fiili, fıkıh kelimesinin bir türevidir.]

 

 Hz. Resulullahtan (s.a.a) şu hadisler nakledilir:

 

 Allah benim bu sözlerimi duyup da tebliğ edeni mutlu kılsın. Fakih olmadığı hâlde nice fıkıh taşıyıcısı vardır; kendisinden daha fakih olana fıkıh taşıyan nice kimseler vardır.

 

 Bir fakih, şeytan için bin abidden daha şiddetli ve ağırdır.

 

 Her kim Allah'ın dininde fakih olur ve Allah'ın bana gönderdikleri şeylerden faydalanırsa, öğrendiği şeyleri başkalarına da öğretmesi gerekir.

 

 En hayırlınız, fakih olduğunda en ahlâklı olanınızdır.

 

 Cahiliye döneminde hayırlı olanınız, fakih olursa İslâm'da da en hayırlınızdır.

 

 İki haslet münafıkta birleşmez: Güzel davranış ve dinde fakih olmak.

 

 Allah kimin için hayır dilerse onu dinde fakih kılar.

 

 Sizlere dünyanın çeşitli yerlerinden dinde fakih olmak için geleceklerdir. Sizlere geldiklerinde onlara iyi davranınız.

 

 Hz. Resulullah (s.a.a), İbn Abbas hakkında, "Allah'ım! Onu din-de fakih kıl." diye dua etmişlerdir.

 

 Ehlibeyt ve sahabenin sözlerinde fıkıh:

 

 İmam Ali (a.s), "Sizlere gerçek fakihin kim olduğunu haber ver-meyeyim mi?" diye buyurunca, "Haber ver; ey Müminlerin Emiri!" dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

 

 Şüphesiz, gerçek fakih insanları Allah'ın rahmetinden umutsuzluğa düşürmeyen, Allah'ın azabından emin kılmayan ve Allah'a isyan hususunda ruhsat vermeyen kimsedir.

 

 Yahya b. Said el-Ensarî şöyle demiştir:

 

 Bizim topraklarımızın fakihlerini günün ikişer rekâtlarında selâm verirken gördüm. (Öğlen namazının nafilelerini ikişer rekât hâlinde kılarlardı.)

 

 Ömer b. Hattab şöyle demiştir:

 

 Yönetici olmadan önce fakih olunuz.

 

 Hakeza Ömer b. Hattab şöyle demiştir:

 

 Kim fıkha sahip olarak kavmine yönetici kılınırsa, bu kendisi ve onlar için hayat demekti. Kim de kavmine fıkha sahip olmadan yönetici olursa; bu hem kendisi, hem de onlar için helak demektir (kendisini ve kavmini helak eder). İbn Abdurrahman, İbn Abbas'ı vasfederken şöyle demiştir:

 

 O, Allah'ın kitabını okuyan, Allah'ın dininde fakih olandır.

 

 Sünen-i Daremî'de, "Fukaha'nın İhtilafı" babında şöyle yer alır:

 

 Ömer b. Abdulaziz bütün İslâm ülkelerine mektup yazarak bütün kavim ve millet arasında fakihlerinin ittifak ettiği hükümlerle hükmedilmesini istemiştir.

 

 Yine Sünen-i Daremî'de şu ifadeler yer alır:

 

 (Ashab) gecenin son saatlerine kadar oturduklarında fıkıh öğrenmek için otururlardı.

 

 Fıkıh öğrenmek için gece sohbetlerinde bir sakınca yoktur.

 

 (Ashab) geceleyin oturup fıkhî meseleleri konuşuyorlardı.

 

 Sahih-i Buhari'de "Semr Fi'l-Fıkh" babında Şa'bi'nin şöyle dediği yer alır:

 

 Adiy b. Hatem Kûfe'ye yaklaştığında Kûfe ehlinden bir gurup fakih ile onu karşıladık.

 

 İmam Minkari'den şöyle rivayet edilir: Bir gün Hasan'a bir şey hususunda görüşünü belirtirken şöyle dedim: "Ey Eba Said! Fakih-lerin bu konudaki görüşü böyle değildir.." O şöyle cevap verdi:

 

 Yazıklar olsun sana! Sen şimdiye kadar hiç fakih gördün mü? Gerçekten fakih, dünya için zahid olan, ahireti arzulayan, dininde basiret sahibi olan ve sürekli olarak Rabbine ibadet eden kimsedir.

 

 Bunlar Hilâfet Ekolü kitaplarında geçen hadislerden bazılarıdır. Ehlibeyt Ekolü kitaplarında yer alanlar ise şöyledir:

 

 a) Hz. Resulullah'tan (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir:

 

 Fakihler dünyaya yönelmedikleri müddetçe peygamberlerin eminleridirler.

 

 Yine şöyle buyurmuştur:

 

 Kim, ümmetin din işleriyle ilgili v e onların dinî işlerde faydalanacakları, kırk hadis ezberlerse, Allah onu kıyamet günü âlim ve fakih olarak diriltir.

 

 b) İmam Ali (a.s), Nehcü'l-Belâğa'da şöyle buyuruyor:

 

 Kim fıkıh bilmeksizin ticaret yapmaya kalkarsa, faize düşer.

 

 Yine Kur'ân hakkında ise şöyle buyurmuştur:

 

 (Kur'ân) fakihlerin kalplerinin baharıdır.

 

 İmam Hasan'a (a.s) vasiyetinde de şöyle buyurmuştur:

 

 Dinde fakih ol...

 

 c) İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

 

 Keşke haram ve helalde fakihleşinceye kadar ashabımın başından kırbaç eksik olmasaydı!

 

 Yine İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

 

 Fakihlerden kim nefsini korur, dinini muhafaza eder, nefsî tutkularına muhalefet edip mevlasının emrine itaat ederse, avam halka onu taklit etmek (onun fetvalarına uymak) düşer.

 

 Bütün bunlar fıkıh ve fakih kavramlarının kitap ve sünnette-ki anlamıyla ilgili örneklerdir. Bu kelime daha sonra Ehlibeyt Ekolü'nün âlimleri arasında özel bir terim hâline gelerek, "Tafsilatlı deliller esasınca şer'î hükümler hakkında ilim sahibi olmak" anlamında kullanıldı. Cemaleddin Hasan b. Zeynüddin'in (öl. 1011 h.) "Mealimu'l-Usul" adıyla meşhur olan "Mealimu'd-Din" adlı eserinde şöyle der:

 

 Fıkıh lügatte anlayış; terminolojide ise detaylı deliller esasınca furuu dinle ilgili hükümler hakkında ilim sahibi olmak anlamındadır.

 

 Bu büyük fakihin buradaki terminolojiden maksadı ise Ehlibeyt Ekolü alimlerinin terminolojisidir.

 

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.