| FARS DİLİ VE EDEBİYATININ GENEL DURUMU Söz konusu ettiğimiz bu dönem, Fars edebiyatının yükseliş döneminin başlangıcı olmasıyla birlikte bizim en önemli edebî dönemlerimizden de sayılır. Bu dönemin başlangıcında şairlerin üstadı Rûdekî ve onun so¬nunda Fars şiirinin kesin iki üstadı olan Firdevsî ve ‘Unsurî yaşamışlardır. Bu dönemin diğer şairleri de her biri Fars edebiyatı tarihinde özel ve üstün bir ün ve dereceye sahiptirler. Fars edebiyatı tarihinde bu kadar üstad şairin bu şartlarda ve bu sınırlı boyutlarda olmasına rağmen yetiştiği bu döneme benzer çok az dönem var¬dır. Şair ve ya¬zarların şiirlerinin çokluğu ve eserlerinin sayısı ilerde gö-receğimiz gibi bu dönemin genel özelliklerin¬den birisidir. Bu genişlemenin temel sebebi ve şiirin günden güne yaygınlaşması, padişahların şair ve yazarları eşine az rastlanır bir şekilde teşvik etmeleriydi. Doğu bölgesindeki tüm emirler ve şahlar, o dönemlerde Farsça söyleyen şair ve yazarlara ve İranlı olup da Arapça şiir söyleyen ve eser yazan kimselere karşı son derece olumlu bir saygı göstermekteydiler. Bu hüküm, şairleri kendi propagandasını yapma amacında olan Gazneli Mahmûd için de geçerlidir. Ancak onun Tus Üstad’ına karşı yapmış olduğu namertçe davranış bunun dışındadır. Zira bu, kendi başına ırkçı ve mezhebî konulara giren başka bir konudur. Emirlerin ve padişahların bu dönemde şairleri teşvik yolunda harcamış oldukları hediye ve nimetler yağmurunun çokluğu, onları servet ve nimet açısın¬dan çok üstün bir dereceye çıkartacak düzey¬deydi. Rûdekî hakkında, yükünü dört yüz devenin taşıdığı söylenir. Hâkânî, bu konuda ‘Unsurî hakkında şöyle demiştir: Duydum ki tenceresini bakırdan, sofrasının aletlerini altından yaptı ‘Unsurî. Bu dönem şairlerinden bazıları, servet ve mal çokluğundan dolayı onun bu¬nun kıskançlığına sebep olmaktaydılar. Bunların bir kısmı da nimetin bolluğundan dolayı gümüş kemerli ve altın kemerli köle sahibi emirler gibi hareket et¬mekteydiler. Bu durum, padişahların doğrudan teş¬vikleri ve şairlerin methiye ve şiirlerini aşırı bir değerle satın almış olmalarının bir sonucuydu. Bu dönem sul¬tanları, emirleri ve vezirleri arasında ya kendileri şair ve yazar olan (Şemsu’l-Me‘âlî Kâbûs, Âgâcî, Tâhir b. Fazl-i Çagânî, Ebû’l-Muzaffer-i Çagânî, İbn ‘Amîd, Sâhib b. ‘Abbâd, ‘Utbî, Cihânî, Ebû’l-Fazl-i Bel‘amî, Ebû Ali-yi Bel‘amî ve bunlara benzer kimseler...) ya da Farsça söyleyen ve Arapça söyleyen şair ve yazarları teşvik etmekten ve yüceltmekten geri dur¬mayan kimselerdi. Sâmânîler, özellikle Fars nazım ve nesrine aşık kimselerdi. Farsça söyle¬yen şairleri yüceltiyor ve Şâhnâme gibi manzumelerin or¬taya çıkması için ya da Dadeviye oğlunun Kelîle ve Dimne’si, Taberî’nin Târîh’i ve Tefsîr-i Kebîr’i gibi eserlerin tercüme edilmesi amacıyla özel ve doğrudan fermanlar yayınlıyorlardı. Vezirlerinden Ebû’l-Fazl-ı Bel‘amî gibi kimi kimseler de Kelîle ve Dimne türü kitapların ve hikayelerin düzenlenmesi noktasında şair ve yazarları teşvik ediyorlardı. Ya da Ebû Ali-yi Bel‘amî gibi vezirler de kendileri Fars di¬linde kitap telif ediyorlardı. Fars nazım ve nesrinin Sâmânîler aracılığıyla büyük bir revaç bulma¬sının bir nedeni de İranlıların edebî bağımsızlık düşüncesini takip etme¬leri ve Yakûb-i Leys’in bu alanda sahip olduğu bu görüşün süreklilik bulmasıydı. Bir başka sebep de Sâmânîlerin başkenti olan Buhârâ’nın halife¬lerin egemenliği altında olan Bağdat’ın sahip olduğu makam ve düzeni elde etmeğe çalışmalarıydı. Her¬halde aşağıdaki beyitlere benzer şiirlerin söylenmesine neden olan da bu düşünceydi: Bugün herhalde Bağdat Buhârâ’dır, Horâsân emiri neredeyse zafer oradadır. “Horâsân Emiri” kavramının Sâmânî sultanlarının resmî unvanları olduğunu biliyoruz. IV/X. yüzyılda İran’ın en önemli edebî merkezi olan Bu¬hârâ’dan başka V/XI. yüzyıl ortalarına dek Sistân’ın Zerenc’i, Gazne, Gurgân, Nişâbûr, Rey ve Semerkand gibi önemli diğer merkezler de Fars edebiyatı açısından büyük bir önem taşımaktaydılar. Bu merkezlerden bir kısmının bu dönemlerden sonra da faaliyetleri devam etti. İran’ın doruklarındaki doğu bölgelerinde, V/XI. yüzyıl ortalarına kadar Fars edebiyatının devamı ve ihyası açısından batı bölgelerinden çok daha fazla ve çok daha ileriydi. Zira bu ileri bölgelerde Fars şi¬iri ve nesri, V/XI. yüzyıl başlarına dek olması gereken parlaklık ve revaç içinde değildi. Bu dönemden itibaren de Irak Deylemîleri (özellikle Rey ve İsfahân) emirlerinin Derî lehçesindeki eserlerin or¬taya çıkarılmasına yönelmeleri, çok faydalı sonuçlar doğur¬muştur. Derî Farsçası dili, IV/X. yüzyılda ve V/XI. yüzyıl başlarında Arap diliyle daha çok karışması ve ilmî, edebî, dinî ve siyasî bir takım yeni kavramların kabulü so¬nucunda, düşünce beyanı ve çeşitli şiir mazmunlarının ve bilimsel vb. amaçlarla kullanılması için bu kavramların kullanılması, III/IX. yüzyıla oranla daha fazla bir yaygınlık ve tekamül buldu. Bununla birlikte bu dö¬nemin şair ve yazarlarının dilini sonraki edebî dönemlerle kıyaslayacak olursak, Arapça kelime sayısını hissedilir bir oranda daha az, asil Farsça kavramların hatta Pehlevî dilinin ondaki etkisinin daha çok hakim olduğunu göreceğiz. Özellikle de şu nokta çok dikkate değerdir ki bu dönem şair ve yazarları Arap dilbilgisinin etkisinde daha az kal-mışlar, Fars dilbilgisi kurallarına daha çok riayet etmişlerdir. Örneğin Farsça metinlerde Arapça vezinler çok ender görülür ya da bunlardaki Arapça terkipler çok az görülür. Şu nokta da zikredilmeye değerdir ki bu dönem şair ve yazarları, bazılarının düşünüp zannettiğinin aksine Arapça yerine Farsça kelime kullanma gibi bir zorunluluk taşımamışlardır. Aksine Fars dili, o dönemlerde henüz az oranda Arap diliyle karıştığından, şairler ve yazarlar da kendi çalışmalarında ge¬nel lehçeyi kullandıklarından dolayı tabiî olarak zaruretlerin gerektirdiği konular dışında Arapça sözcükleri daha az kullanmaktaydılar. |