| FARSÇA NESİR ÜSLUBU Bu dönemin yazı üslubunda zaman zaman bazı yeniliklerle karşılaşıyorsak da genel olarak bu dönem yazarları kendinden önceki dönemlerin Farsça nesir üslubunu devam ettirmekteydiler. V/XI. yüzyıldan itibaren Farsça sade nesir üslubunda meydana gelen, cümlelerin uzun oluşu, özel terkib ve ifadelerin yaygın halde kullanılması, Arapça kelime ve terkiplerden daha fazla yararlanma gibi değişiklikler, bu dönemde yazı alanından daha geniş bir alana yayıldı ve zamanın yaygın olan normal yazı ve sade nesrinde de etki bıraktı. Nitekim VII/XIII. yüzyılın sade nesri ile V/XI. yüzyılın başındaki nesir arasında çok büyük farklılıklar meydana getirdi. VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllardaki mürsel inşa, bir kısım tarih kitaplarına ve ilmî kitaplara, zaman zaman da kıssalara, hikayelere ve romanlara özgüydü. Bu yazı üslubu, dil açısından önceki dönemlerde varolanla büyük bir farklılık gösterdi. Arapça kelime ve terkipler özellikle ilmî kitaplarda ve bir kısım irfanî kitaplarda (Misbâhu’l-Hidâye gibi) hiçbir şart ve kural olmaksızın kullanılıyordu. Yazarlar, kimi zaman Arapça ilmî ifadelerin aynısını az bir değişiklikle Farsçaya tercüme ederlerdi. Ancak bilmek gerekir ki bu Arapça kavramlar, VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllarda Farsçanın VI/XII. yüzyılda uğradığı büyük değişimle birlikte Farsçanın bir parçası olmuş ve ders kavramlarının yerini almıştı. Hatta Farsça dilbilgisi kurallarında da bu dönemlerde büyük değişiklikler olmuş ve onu IV/X. ve V/XI. yüzyıllarda sahip olduğu durumundan uzaklaştırmıştı. Bununla birlikte bu arada daha sade ve daha kabul edilir inşalar da az değildir. Kimi zaman bu dönemin yazarlarının eserlerinde geçmiştekilerin nesrinden kıtalar buluruz ki sahiplerinin isimleri zikredilmeksizin aynen aktarılmıştır. Öncekilerin eserlerine bu tür bir muamele bu, bu dönemden önce daha az bir ölçüde revaçtaydı, daha sonraları ise çok daha fazla oldu. Bu dönemdeki sanatlı nesir, VI/XII. yüzyılın sonlarında ve VII/XIII. yüzyılın başlarında sahip olduğu aynı özelliklere sahipti ve aynı dönem gibi mürsel nesirle omuz omuza ve beraber ilerliyordu. Bu üslubun şans oku VIII/XIV. yüzyılın başlarına kadar yükseliyor, ondan sonra da düşüşe doğru geçiyor. Sebebi ise şudur: VII/XIII. yüzyıl belagatçılarının öğretim eserleri VIII/XIV. yüzyılın bir bölümüne kadar görülmektedir, ondan sonra da tüm eski kültür ve medeniyetlerin görüntülerinde olduğu gibi zayıflamaya doğru gider. VI/XII. yüzyılın sonlarından itibaren sanatlı nesrin yazılış üslubu tarihçiler arasında da yaygınlaştı. VI/XII. yüzyılın sonlarında ve VII/XIII. yüzyılın başlarında bu tür inşa, Afzaladdîn-i Kirmânî’nin Ikdu’l-Ulâ, Ebû’ş-şeref Nasıh b. Zafer-i Curfâdekânî’nin Tercüme-i Târîh-i Yemîni ve Muhammed Zeyderî-yi Nesevî’nin Nefsetu’l-Masdûr gibi eserlerinde en üst dereceye ulaştı. Tarihî metinlerin VII/XIII. yüzyılın başlarında münşiyane sanatlı nesirle yazılması, VII/XII. ve VIII/XIV. yüzyılların kimi tarihçilerini bu üslubu takip etmeye sürükledi. Târîh-i Cihânguşâ adlı kitabını kimi konularda süslü ve belagatlı nesirle kaleme alan ‘Atâ Melik Cuveynî, Târîh-i Vassâf diye meşhur Tecziyetu’l-Emsâr ve Tezciyetu’l-A’sâr adlı kitapta aynı nesirle yazan Vassâfu’l-Hadrâ, Simetu’l-‘Ulâ’da bu üslubu kullanan Nâsır-i Munşî ve Târîh-i Mu’cem’de aynı üslubu kullanan Şerefuddîn-i Kazvînî bunlardandır. Fakat bunlar arasından hiç kimse ‘Atâ Melik’in bu zor üsluptaki gücünden yararlanamadı. Onların eserleri incelendiğinde görülecektir ki bunların tümü VI/XII. yüzyıl sonlarının ve VII/XIII. yüzyıl başlarının süslü inşasını tam anlamıyla sanatlı hatta sanat görünümlü ve zorlamalı inşasına dönüştürmüş, bu yolla da onun batış hazırlıklarını başlatmışlardır. VII/XIII. yüzyılda Farsça sanatlı nesirde meydana gelen, ondan sonra da az veya çok Kâimmakâm-i Ferâhânî dönemine kadar devam eden önemli yeni akımın kaynağı, çok büyük şair ve yazar Sa’dî-yi Şîrâzî tarafından Gulistân adlı eserin yazılmasıdır. Sa’dî, bu kitapta ustaca sade nesrinin yanında gerek gördüğü yerde çok güzel sanatlı ifadeler de kullanmıştır. Aslında Sa’dî’nin kusursuz zevki onu risalecilerin nesir üslubunu kuruluktan, kayıtlanmışlıktan ve Arap diline şiddetli bulaşmışlıktan çıkarıp Farsça konuşanların zevkiyle daha uyumlu olan vezinli nesir üslubuna yaklaştırmaya ve bu iki üslubun karışımından uyumlu ve yeni bir tarz ortaya çıkarmaya sürükledi. Sa’dî, vezinli Farsça nesri hem önceki ariflerin meclislerini hatırlatan beşli mecalisinde hem de Gulistân’ın bazı bölümlerinde özellikle de mukaddimesinde ve “Sa’dî’nin iddiacıyla çatışması”nda takip etmiştir. Fakat Şeyh-i Ecel, kendi nesrinde hiçbir zaman tamamıyla sanata bağlı olmadığı gibi hiçbir zaman vezinli kıtalar çıkarmada da ısrarlı davranmamış aksine selim zevki nerede hükmünü vermişse mensur ifadelerine vezin lezzetini vermiş, aynı şekilde de bir sanatı kullanmayı sözünün güzelliğinin kaynağı olacağına inandığı yerde de ondan yararlanmıştır. Sa’dî’nin Gulistân’daki ve diğer mensur eserlerindeki üslubu, dil bilenlerin beğenisini öylesine kazandı ki zevk sahibi bir insan ondan sonraki hazırlığıyla üstadı taklit etme gücü gördüyse onun peşinden gitti. Onun üslubunda hiçbir zaman kimse ona yetişemediyse de herkes kendi gücü ve yeteneği ölçüsünde bir şeyler yaptı. Söz konusu ettiğimiz dönemde onun üslubunu yakalamaya ve eserlerinde takip etmeye çalışan kimselerden ‘Ubeyd-i Zâkânî’yi latifelerinde, Mu‘înuddîn Cuveynî’yi Nigâristân’da, Şerefuddîn Râmî’yi Enîsu’l-Uşşâk’ta zikretmek gerekir. Tam anlamıyla vezinli nesirle eser sahibi olan kimselerden birisi de VIII/XIV. yüzyıl şairi ve yazarı Emir Huseynî-yi Hirevî olup Nuzhetu’l-Ervâh’ında Hâce Abdullah-i Ensârî’nin üslubunu tam anlamıyla takip etmiştir. |