FAHREDDİN-İ GURGANİ Fahreddîn Es‘ad-i Gurgânî, İran’ın en büyük hikayecilerindendir. Onun yaşamı hakkında elimizde detaylı bir bilgi yoktur. Tezkire yazarlarının, kendisi ve meşhur eseri Veys u Râmîn hakkında yazılmış şeyler çelişik ve hataya yakındır. Bundan dolayı onun yaşamı hakkında bilgi almak için tek yolumuz onun şiirleridir. Bu şiirlerden anladığımız kadarıyla o, V/XI. yüzyıl başlarında doğmuş ve eğitimini de aynı yüzyıl başında tamamlayarak şairlikle uğraşmıştır. Nitekim Selçuklu Tuğrul Bey’in fetihleri zamanında (431/1039 yılından itibaren) onun yakınları arasındaydı ve 443/1051 yılında onunla İsfahan’a gitti. Tuğrul, Hemedân’ı ele geçirmek amacıyla İsfahan’dan ayrılınca Fahreddîn Es‘ad, İsfahan hakimi ‘Amîd Ebû’l-Feth Muzaffer-i Nîşâbûrî’nin hizmetinde kaldı. Fahreddîn Es‘ad ile Ebû’l-Feth Muzaffer arasında geçen konuşmalarda bir gün Veys u Râmîn hikayesi konusu İsfahan hakiminin diline gelir ve bu ikisinin müzakereleri, bu hikayenin nazmedilmesiyle sonuçlanır. Bundan sonra Veys u Râmîn hikayesinde Tuğrul’un Malazgirt’i kuşatmaya aldığı 446/1054 yılına kadarki olayları ve Şam padişahının ona takdim ettiği hediyeler görülmektedir. Buradan da şairin vefatının 442/1050 yılında değil 446/1054 yılından sonra olduğu ortaya çıkmaktadır. Veys u Râmîn hikayesi, en eski Farsça hikayelerdendir. Mecma‘u’t-Tevârîh ve’l-Kısas sahibi, bu hikayeyi Erdeşîr-i Bâbekân’ın oğlu Şâpûr dönemine nisbet etmiş ve şöyle demiştir: “Erdeşîr’in döneminde Veys u Râmîn hikayesi vardır. Ramin’in kardeşi Mu’bed, Şâpûr tarafından bir tarafın sahibiydi, Merv’de oturur, Horâsân ve Mâhân onun emri altındaydı” Ancak bizim inancımıza göre, bu hikaye, Sâsânî döneminden önce ve en azından Eşkânî dönemi sonlarında ortaya çıkmış olmalıdır. Zira Eşkânî dönemi kültürü ve o yüzyılın taife meliklerinin eserleri onda açık bir şekilde görülmektedir. Bu hikaye, Fahreddîn Es‘ad düzenlemezden önce de İranlılar arasında ünlüydü. İslâmî dönemde kendi şiirlerinde bu hikayelerden söz eden en eski kişi Ebû Nuvâs’tır. Veys u Râmîn hikayesi, Hicretten sonraki ilk yüzyıllarda Arapçaya tercüme edilmiş olan İslâm öncesi Pehlevî kitaplarının çoğunun aksine o dilden tercüme edilmemişti. Ancak İran’ın bazı bölgelerinde hala onun Pehlevîce metinlerinden bazı nüshaları, halk arasında yaygın ve onların ilgi konusuydu. İsfahan’da halk, Pehlevî dilini bilmesi sonucu o kitabı tanıyıp okumaktaydı. Fahreddîn Es‘ad, bu kitap konusunda İsfahân hakimi Ebû’l-Feth Muzaffer-i Nîşâbûrî arasında yaptığı müzakereleri anlatma noktasında şöyle demiştir: Bu hikayeden daha iyisini görmedim. Neşe dolu bir bostandan başka bir şey kalmadı. Ancak dili Pehlevîcedir, içindeki açıklamaları okuyan herkes anlamaz. Ne herkes o dili iyi okur, ne de her okuyan anlamını tam anlar... Bu dönemde o defteri okusunlar ondan dolayı da Pehlevîceyi ondan bilsinler. Bu iklimde nerde o tatlı sözleri satın alacaklar. Ebû’l-Feth Muzaffer, Fahreddîn Es‘ad’dan bu hikayeyi nazım haline getirmesini ister. Şair de hakimin buyruğunu yerine getirir ve bu eseri Pehlevîceden Farsça’ya çevirip nazm etmeye başlar. Fahreddîn Es‘ad’ın bu hikayedeki nazım tarzı, eski hikayeleri Fars nazmına aktaranların sahip olduğu tarzdır. Bu tarz, IV/X. yüzyıldan itibaren şairler arasında kullanılmaktaydı. Şairlerin bu tür hikayelerdeki tasarrufları anlamaları güzel lafızlarla süsleme güzel teşbihler ve gönülde yer eden vasıflarla süsleme, yani zahirî ve manevî süslemelerdir. Buna ilave olarak kitabın mukaddimesinde bölümlerin başında ve sonunda da yer yer kendinden sözler eklerler. Fahreddîn Es‘ad, Veys u Râmîn hikayesini yazmadığı zamana dek bu yol üzere gidildi. Ancak ondan sonra bu hikaye konusunda yazılı ve şifahî rivayetlerden yararlanıldı. Veys u Râmîn hikayesinin Pehlevîce metni Fahreddîn Es‘ad’ın dediği gibi lafzî ve manevî süslerden yoksundu. Şair, onu nazım şekli ile süsledi ve genellikle Fars edebiyatında yeni olan güzel ve çekici teşbih ve istiareler kullandı. Bu mana eskiden beri söz eleştirmenleri nezdinde bilinmekteydi. Nitekim ‘Avfî şöyle demiştir: “... ve orada açıklamış olduğu vasıfların seçkilerinden ve teşbihlerin incilerinden fazilet ehlinin yapısını değerlendiren değerlendirmeciler onu değerlendirmekten acizdirler, sanat cevhercileri onun benzerini getirmekten yoksun...”. Fahreddîn Es‘ad’ın sözü ister nakil esnasında olsun ister kendine ait olan hikmet ya da övgü hakkında getirdiği konularda olsun sadeliğinin ve akıcılığının en üst noktasında olup Veys u Râmîn hikayesinin Pehlevîce metninden etkilenmesi sonucu Pehlevîce bir çok kelime ve terkibi aktarma esnasında kendi şiirine sokmuştur. Veys u Râmîn, İran’ın eski hikayelerinden kalma olması, yazarının en iyi şekilde onu nazm etmenin üstesinden gelmesi ve güzel eserini sadelik yönüne de riayet ederek fesahat ve belagat süsüyle süslemesi açısından hızla meşhur olup kabul konusu oldu. Ancak birçok konularda İran’ın İslâmî ortamının ahlakî ve toplumsal ölçülerinden uzak olduğu için dinî duyguların İran’a hakim olması döneminden itibaren ve aynı şekilde Nizâmî ve onun mukallitlerinin manzum hikayelerinin ortaya çıkıp okunmasından sonra onun şöhreti ve önemi azaldı ve nüshalarına az rastlanır oldu. Bununla birlikte VII/XIII. yüzyıla kadar ‘Avfî’nin sözünden de anlaşıldığı üzere, meşhur ve ilgi konusu bir hikayeydi ve aşıkane söz söylemeye el atmış olan şairlerin baş eseriydi. Özellikle Nizâmî, Husrev u Şîrîn manzumesini söylerken bu kitabın bazı konularını göz önünde bulundurmuştur. Şîrîn u Husrev’de, ondan sonra da Hâcû’nun Sâm-nâme’sinde aynen taklit edilmiş olan Veys u Râmîn’in cevaplaşmaları gibi. Fahreddîn Es‘ad’ın Veys u Râmîn dışında pek ünlü olmayan başka şiirleri de vardı. ‘Avfî de Sıkkatu’l-Mulk’ü kötüleme konusundaki bir kıtasından başka bir şey elde edememiştir.
|