Cumartesi 25 Ekim 2014 - 19:32

السبت ٢ محرّم ١٤٣٦

شنبه ۳ آبان ۱۳۹۳ - ۲۱:۰۲

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       

Vücudun  genişleme makamı olan rahmaniyyet makamı ile vücut kemalinin genişleme makamı  olan rahimiyet makamı; mutlak meşiyyet makamından, kesret ve taayyün makamından  kaynaklanmaktadır ve o bu ikisine oranla ahadiyyet-i cemî hükmüne sahiptir. Bu  yüzden “bismillahirrahmanirrahim” ayetindeki “errahman’ur rahim”, ismullah’a  tabi tutulmuştur. İbni Arabi, Futuhat adlı kitabında şöyle diyor: “Alem bismillahirrahmanirrahim ile vücuda  gelmiştir.”
          * * *
        Rahmani rahmet,  vücudun genişleme makamıdır, rahimi rahmet ise vücudun kemalinin genişleme  makamıdır. O halde vücut rahmani rahmet ile vücuda gelmiştir. Her varlık ise  rahimi rahmet ile, manevi kemaline ve batıni hidayetine ermektedir. Bu yüzden  şöyle nakledilmiştir: “Ey dünya ve ahiretin rahman’ı!” Hakeza: “Rahman bütün yaratıklaradır,  rahim ise sadece müminlere.”
        O halde  rahmani hakikatiyle vücudu yokluktan ibaret olan mahiyetlere giydirmiş ve  rahimi hakikatiyle onların tümünü doğru yola hidayet etmiştir. Hak Teala’nın  rahimiyet saltanatının zuhuru ve devletinin ortaya çıkışı ahiret aleminde daha  fazladır.
        Bazı eserlerde  şöyle yer almıştır: “Ey dünya ve ahiretin rahman ve rahimi!”
        Bu şu itibar  iledir ki Allah-u Teala tabii aşkı her varlıkta karar kılmış, kemale doğru  seyretmeyi ve kendine layık makama adım atmayı, dünya ve ahireti, iyi ve kötü  işlerin ekinlerinin biçildiği günü ona bırakmıştır. Böylece her birini kendine  layık kemal ve fiiliyete ulaştırmıştır; ama tertemiz nefisleri ilahi yakınlık  makamına, yüceliklere ve genişliği göklerin genişliği kadar olan cennetlere  yerleştirmiştir. vahşi, hayvani ve şeytani nefisleri ise cehenneme, cehennemin  en alt tabakalarına akreplerin ve yılanların içine, her birini ektiği şeyle  uyumlu olduğu yere koyacaktır. Zira şeytani ve kötü nefisler için bu  mertebelere yetişmek bir kemaldir. Elbette bu tertemiz nefisler ve insani doğru  ruhlar için noksanlık ve eksiklik sayılmaktadır. Ama Şeyh Muhyiddin-i Arabi’nin  yoluna göre, Allah’ın her iki alemdeki rahimiyet meselesi çok açıktır. Zira  “errahman’ur rahim” sıfatı, muntakim sıfatı nezdinde şefaatte bulunmakta ve  saltanat ona geçmektedir ve muntakim sıfatı sulta ve emir altına girmektedir.
        Rahmaniyet ve  rahimiyet ya zatidir yada fiili. O halde Allah-u Teala, zati rahimiyet ve  rahmani rahmet sahibidir. O da zatın zat için tecellisinden ve sıfatların,  isimlerin ve bunların gereklerin olan a’yan-i sabite’nin, ilmi zuhur ve  vahidiyet makamındaki icmali ilim ayn’ında tafsili keşfinden ibarettir.
        Aynı şekilde  Allah rahmani rahmet ve fiili rahimiyet sahibidir. Bu da zatın, feyzin ve  feyzin kemalinin a’yan üzerindeki genişlemesi ve kamil hedef ve ilahi tam  düzenle uyum içinde olacak bir şekilde bir ayn’ın izhar edilmesi yoluyla  fiiller elbisesinde tecellisinden ibarettir. Bu da “errahman’ur rahim”‘in  tedvini kitabın (Kur’an) fatihasında tekrarlanmasının hikmetlerinden biridir.  Zira bu kitap, tekvini kitapla tam bir uyum içindedir. Başka bir ifadeyle  zahir, batının suretidir, lafız ve ibareler ise şekiller ve sesler elbisesinde  mana ve hakikatin tecellisinden ve kalıplar ve heyetler elbisesine  bölünmesinden ibarettir.
        O halde eğer  “bismillahirrahmanirrahim” cümlesindeki “errahman’ur rahim”, Allah kelimesinin  sıfatı karar kılınacak olursa, zati rahimiyet ve rahmaniyete işarettir.  Sonradan gelen “errahman’ur rahim” ise fiili rahimiyet ve rahmaniyete  işarettir. “Elhamdulillah” ifadesindeki Allah ise fiili uluhiyete ve fiili  rahman ve rahimin tafsili cemîne işarettir. “El-Hamd” ise soyutlar alemi ve  melekuti nefisler anlamındadır ki hamdetmek ve velinimetin kemalini izhar  etmekten başka bir itibara sahip değildir. Vücut silsilesinde tümüyle hamd  olacak bir şey bu nurani alemler dışında küfran şaibesi taşımaksızın yoktur.  Zira bunlar zevk ve irfan ehlinin görüşünde salt varlıklardır ve kendiliğinden  bir mahiyete sahip değillerdir. Alemin ise o alemlerden daha düşük alemlerdir.
        O halde mana  şöyledir: Allah’ın adıyla ki rahmani rahmet ve zati rahimiyet sahibidir. Bütün  hamd alemleri yaratılmıştır. Bu alemler, fiil makamında mutlak uluhiyetin  tayinidir. Rububiyet ve terbiye makamının sahibi ise mukaddes varlıkların  makamının altındaki varlıkların diğer mertebeleri içindir. Bu mukaddes  varlıklar ise ruhani melekler, saf saf dizilmiş melekler ve müdebbir  meleklerdir. Vücudun ve vücudun kemalinin şehadet makamında genişlemesi  anlamında olan fiilin rahimi ve rahmani rahmet sahibidir. Herkesin bir gün  onlara döndüğü malikiyet ve kabiziyet (kabzedici) sahibidir. Zira bunlara dönüş  de hakikatte Allah’a dönüştür. Çünkü bunlar yüce yaratıcının zatının zuhurudur  ve her şeyin zuhuru O’ndan ayrı değildir, hatta O’nun bizzat kendisidir.
        Eğer  “errahman’ur rahim” ifadesini besmeledeki ismin sıfatı karar kılacak olursak,  bu durumda iş tersine döner ve mana şöyle olur: Allah’ın meşiyetiyle ki bu  meşiyyet fiili rahimiyet ve rahmaniyet sahibidir, “elhamdulillah” ifadesindeki  Allah ise zati uluhiyettir, “errahman’ur rahim” ise O’nun zati  sıfatlarındandır. Rab ve malik de aynı şekildedir.
        Kayseri,  Şerh-i Fusus üzerindeki mukaddime’sinde şöyle demiştir: “Eğer vücudu sadece  eşyanın külliyatı olarak mülahaza edecek olursak, “errahman” isminin mertebesi  sayılır ki ilk aklın rabbidir ve levh-i kaza, ümm’ül kitab ve kalem-i âla  olarak adlandırılmıştır. Eğer onu eşyanın külliyatının, küliyattan örtülü  olmayan sabit ve mufassal cüziyatlar olarak mülahaza edecek olursak bu durumda  da rahim isminin mertebesi olur ki o da kulli nefsin rabbidir ve levh-i kader  olarak adlandırılmıştır. Bu ise levh-i mahfuz ve kitab-i mübin’in kendisidir.”
        Yazar (İmam Humeyni)  şöyle diyor: “Gerçi bu konu bir açıdan doğru gözükmektedir, ama daha uygun  olanı şudur ki errahman isminin mertebesini cüzi veya külli bütün alemlere  vücudun genişleme mertebesi sayalım. Errahim isminin mertebesini ise aynı  şekilde vücut kemalinin genişleme mertebesi sayalım. Zira rahmani ve rahimi rahmet  her şeyi kaplamış ve bütün alemleri ihata etmiştir. Bu ikisi akıl ve meşiyetin  taayyünü ve taayyünde taayyünün bizzat kendisidir. O halde daha iyi olanı şöyle  dememizdir: Eğer vücut aslının genişlemesi itibariyle mülahaza edilecek olursa  rahman ismi mertebesi ve eğer vücut kemalinin genişlemesi itibariyle mülahaza  edilecek olursa rahim isminin mertebesidir.
        Bu yüzden  duada şöyle yer almıştır: “ey Allah’ım! Senden her şeyi kuşatan rahmetini istiyorum.”
        Peygamber-i Ekrem’den  (s.a.a) ise şöyle nakledilmiştir: “Allah’ın yüz rahmeti vardır. Bu rahmetlerden  birini yeryüzüne göndermiş ve yaratıkları arasında bölüştürmüştür. Varlıklar  işte bu bir rahmet sebebiyle birbirine merhamet göstermekte, birbirlerini  bağışlamaktadır. Allah diğer doksan dokuz rahmetini ise bir kenara bırakmıştır.  Onlarla kıyamet günü kullarını bağışlayacaktır.”
        Süluk ve  marifet büyüklerinden biri (r.a) Esrar’us Salat adlı kitabında, Fatiha  suresinin tefsirinde yukarıdaki nebevi hadisi naklettikten sonra şöyle  demektedir: “Rahmani ve rahimi rahmetin yaratıcı olduğu hasebiyle yüce Allah  hakkında rahim ve rahman kelimelerinin kullanılması şu mülahaza iledir ki  rahman ve rahim Allah ile kaimdir. Bu kıyam; suduri kıyam türündendir; hululi  kıyam değil. O halde Allah’ın rahmani rahmeti bütün yaratıklar üzerine serilen  vücudun ifaze edilmesidir. Allah’ın icat etmesi onun rahmaniyetidir ve  varlıkların tümü onun rahmetidir. O’nun rahimi rahmetinin bağışlanması bu  dünyada mümin kullarına kemal ve hidayetin bağışlamasıdır. Ahiret aleminde  kullarına takdim ettiği bir mükafattır. O halde Allah’ın icat etmesi hem  iyileri hem de kötüleri kapsamaktadır.”
        Sonunda da  şöyle demektedir: “Herkim Allah’ın yaratması ile ayakta durduğu açısından bu  alemi mülahaza edecek olursa adeta Allah’ın rahmaniyetine bakmıştır ve dış  alemde sadece Allah’ın rahmet ve rahmanlığına bakmıştır. Herkim Allah’ın  yarattığı görüşüyle aleme bakacak olursa adeta rahman’dan başka bir şeye  bakmamış olur.”
        Yazar (İmam Humeyni)  şöyle demektedir: “Eğer marifet ehli nezdinde yaygın olduğu şekilde vücud-i  minbesit’i (genişleyen vücudu) irade edecek olursak, mutlak uluhiyet ve meşiyet  makamından ve Muhammedi velayet makamından ibarettir. Mamaklar ve bakışlar hasebiyle  bu makam hakkında kullanılan diğer lakaplar ise bismillahirrahmanirrahim’de  zikredilen rahmaniyyet makamıyla uyumlu değildir. Sebebi de şudur ki  errahman’ur rahim, Allah ismine tabi olan iki sıfattır ve O’nun taayyünlerindedir.  Allah’ın genişleyen gölgesidir; rahman’ın genişleyen gölgesi değil. O’nun  hakikati ise kamil insanın hakikatidir. Kevn-i camî olan insan-i kamil’in rabbi  ise ilahi ism-i azamdır ve errahman’ur rahim’i ihata etmiştir. Bu yüzden bu iki  sıfat ilahi kitabın fatihasında da tabi olarak yer almıştır.
        Eğer vücud-i  münbesit’ten, vücudun genişlemesi makamını irade etmişse her ne kadar konu  makamıyla uyumlu değilse de ve daha çok tedvin ve tekvin ile uyum içindeyse de  onun kelamının zahirine muhaliftir.
        Ama bu  zikrettiği şeyler mazharın zahirdeki fenası itibariyle doğru düşünülebilir ki  rahmaniyet makamı bu açıdan uluhiyet makamının kendisidir. Nitekim Allah-u Teala  şöyle buyurmuştur: “De ki: “ister Allah  deyin, ister rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O’na  hastır.” Hakeza: “rahmân Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı.” Hakeza:  “ilâhınız bir tek Allah’tır. O’ndan  başka ilâh yoktur. O, rahmândır, rahîmdir.
  * * *
        “Bil ki ilahi cemalin sıfatlarının tecellilerinden  olan rahmet, ra’fet, utufet ve benzeri sıfatları Allah Tebareke ve Teala  hayvana mutlak bir şekilde, insana ise özellikle merhamet buyurmuştur. Bunu da  hayvan türlerini korumak ve insani aile düzenini ve türünü korumak için yapmıştır.  Vücut aleminin alemi düzeninin esasları üzerinde kurulduğu rahmaniye rahmetinin  bir tecellisidir.
        Eğer insan ve hayvanda bu rahmet ve utufet olmasaydı,  ferdi ve toplumsal hayat düzeni bozulurdu. Bu rahmet ve utufet sayesinde, canlılar  kendisini ve yavrularını korumaktadır ve insan ailesini korumaktadır, adil  sultan memleketini korumaktadır. Eğer bu rahmet, şefkat ve re’fet olmasaydı,  hiçbir anne oğlunun fevkalade zahmet ve meşakkatlerine tahammül edemezdi. İşte  bu ilahi rahmet ve re’fet cezbesi kalpleri birbirine çekmekte ve fıtri olarak  alemdeki düzeni korumaktadır.
        Bu rahmet ve re’fet sebebiyle ruhani öğretmenler,  büyük nebiler, yüce veliler ve ilahi alimler, onca zahmet ve sıkıntılara  katlanmaktadır. İnsanları mutlu edebilmek ve beşer ailesini saadete  eriştirebilmek için birçok sıkıntılara katlanmaktadır. Hatta ilahi vahyin inişi  ve değerli semavi kitapların indirilişi de bu ilahi rahmetin ve re’fetin mülk  alemindeki bir suretidir. Hatta bütün hadler, cezalar, kısas ve benzeri şeyler  de gazap ve intikam suretinde tecelli eden, rahmet ve re’fet hakikatidir.”Ey  akıl sahipleri, sizin için kısasta hayat vardır.” Hatta cehennem bile  saadete ulaşma liyakatine sahip olan kimseler için gazap suretinde bir  rahmettir. Eğer cehennemdeki temizlemeler ve arındırmalar olmasaydı, o  şahıslar, asla saadet yüzünü görmezlerdi.
        Özetle, kalbinde Allah’ın kullarına karşı re’fet  ve rahmet bulunmayan kimseleri insanlık camiasından çıkarmak gerekir ve  insanlık toplumuna girmekten engellemek icab eder.
        Marifet ehli kimseler şöyle diyor: “Vücut ve  vücudun kemalinin genişlemesi, rahman ve rahim ismiyledir.”
        Bu iki ism-i şerif temel, geniş ve kapsamlı  isimlerin en önemlilerindendir. Nitekim ilahi ayet-i kerime de şöyle  buyurmuştur: “ve rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” hakeza şöyle  buyurmuştur: “ey rabbimiz! Sen rahmet ve ilim olarak her şeyi kuşatmışsın”
        Bu açıdan Fatiha suresinde bu iki büyük ism-i  a’zam’a (en büyük isme) tabi kılınmıştır. Bununla da hakikat varlığının  anahtarının rahmani ve rahimi rahmet olduğuna işaret edilmiştir ve rahmetin  gazaptan öncelikli olduğu beyan edilmiştir. Bu açıdan da marifet ehli kimseler  şöyle demiştir: “Bismillahirrahmanirrahim ile vücut zahir olmuştur.”
        Re’fet, utufet ve benzeri sıfati ve ef’ali isimlerin  birer şubesi olduğu, rahmet ismi, Allah-u Teala’nın daha çok kendisini  tanıtmakta kullandığı bir isimdir ve de Allah-u Teala Kur’an surelerinden her  birinde bunu tekrar etmiştir ki, mukaddes zatın geniş rahmetine bağlanan kulların  kalbi bağlılığı daha çok artsın. Hak Teala’nın rahmetine kalben bağlanmak,  nefislerin terbiyesine ve katı kalplerin yumuşamasına neden olmaktadır.
        İnsanların kalbini rahmet genişliği, re’fet ve  dostluk gibi başka bir şeyle elde etmek ve onları isyandan alı koymak mümkün  değildir. Bu yüzden büyük peygamberler, Hak Teala’nın rahmet mazharıdırlar. Nitekim  Allah-u Teala Tövbe suresinin sonunda –ki gazap suresidir- Resul-i Ekrem’i  şöyle tanıtmıştır: “andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir  ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere  karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.
        Peygamberin insanlığa karşı göstermiş olduğu şefkat  ve merhameti göstermek için Şuara suresinin ilk ayet-i şerifesini göstermek  yeterlidir: “(resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!
        Kehf suresinin ilk ayetlerinde de şöyle  buyrulmaktadır: “bu yeni kitab’a inanmazlarsa (ve bu yüzden helâk olurlarsa)  arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin.
        Subhanallah! Kafirlerin ve hakkı inkar edenlerin  haline üzülmek ve Allah kullarının saadetini düşünmek, Resulullah’ı (s.a.a) o  kadar zorluğa salmıştır ki, Allah-u Teala ona bizzat teselli vermekte ve Peygamber’in  yumuşak kalbini diri tutmaya çalışmaktadır ki bu cahillerin haline üzüntü  sebebiyle kalbi kırılmasın ve ruh teslimiyetine neden olmasın.“
  * * *
        Allah’ın  rahmeti gazabından öne geçmiştir: “Ey rahmeti gazabını geçen” Allah’ın  kelamının reel örneği rahman ve rahim ismiyle başlamıştır. Rahman ve rahim  ismiyle, rahman ve rahimin tekrarıyla Kur’an başlamıştır. Allah bütün kullarına  merhamet etmektedir. Allah’ın bu rahmeti kulların yaratılışına, kulların refah  ve kulluğu için gerekli imkanların teminine neden olmuştur. Bu rahmet büyük  peygamberlerin gönderilişine neden teşkil etmiştir. Allah’ın rahmeti, Allah’ın  kullarının dünya ve ahirette saadete ulaştırılmasını iktiza etmektedir. Bu  rahmet, insan için gerek olan bütün maddi ve manevi saadet nedenlerini temin  etmektedir.
        Allah’ın  kulları, Allah’ın rahman ve rahim ismiyle vücuda gelmişlerdir. Allah’ın rahman  ve rahim ismiyle dünya ve ahirette hayat sürdürmektedir. Hak Teala’nın rahmeti  gazabını geçtiği halde eğer iktiza edecek olursa insanlar Allah’ın rahmetini  takdir etmezse, Hak Teala’nın emrine muhalefet gösterirse ve yeryüzünde fitne  ve fesada neden olursa işte bu durumda rahmet kapısının yarısı kapanır ve gazap  kapısı açılır. İnsanlar rahmet kapısının diğer yarısının da kapanmasından ve  gazap kapısının tümüyle açılmasından korkmalıdır. Peygamber-i Ekrem (s.a.a)  rahmet peygamberiydi, insanlara karşı rahmet üzere davranıyordu, insanları  hidayet eden de işte bu rahmetti. Peygamber insanlar için üzülüyor, dalalette  olan kimselere karşı sahip olduğu rahmet vasıtasıyla sıkıntı duyuyordu ama  onların kökten fesatla uğraştığını, bu fesadın ümmeti de bozacağını ve bu  kimselerin toplumu fesada sürükleyebilecek kanser urları olduğunu gördüğünde bu  rahmet peygamberi gazap kapısını açıyordu. Beni Kureyza Yahudileri de yalancıydı.  Şu anda da bu yalancı Yahudiler Siyonistlerin peşine düşmüşlerdir. Peygamber  işte bunların fesat çıkardığını ve yeryüzünde fesada neden olduğunu gördüğünde  bunların hepsinin öldürülmesini ve bu kanser urunun ortadan kaldırılmasını  emretti. Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) bütün şefkat ve merhametiyle Harici’lerin  fesat ve bozguncu olduğunu gördüğünde kılıcını çekti ve onların az bir sayıda kaçanların  dışında tümünü kılıçtan geçirdi. Rahmet vaktinde rahmet, rahmete layık olmayan  kimselere ise intikam ve gazap!
  * * *
        Marifet ehli  kimselerin de bildiği gibi kafirlere karşı şiddetli olmak mümin kimselerin  sıfatlarındandır. Onlarla savaşmak da bir rahmettir. Allah’ın gizli  lütuflarından biridir. Kafir ve eşkıya takımı gün gittikçe niteliksel ve  niceliksel açıdan sonsuza dek kendi azap ve sıkıntılarını arttırmaktadırlar. O  halde düzelme ümidi olmayan bu kimselerin öldürülmesi gazap suretinde rahmet ve  nimet ve azap suretinde nimettir. Ayrıca topluma da bir tür merhamet  vesilesidir. Zira bir toplumu fesada sürükleyen bir kimse bedendeki kanserli  bir organ gibidir, eğer kesilmezse insanı ölüme sürükler. Bu Nuh peygamber’in  (a.s) Allah-u Teala’dan istediği şeydir. “Nuh  «rabbim, yer yüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma.» dedi. Çünkü  sen onları bırakacak olursan, senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar,  kötülükte sınırı aşan (facirden) kafirden başkasını doğurmazlar.» Allah-u Teala ise ona şöyle buyurdu: “yeryüzünde fitne olmayıncaya kadar  onlarla savaşın. “
        Bu ve daha  önceden zikrettiğimiz nedenlerden dolayı bütün hadler, kısas ve cezalandırmalar  errehemurrahimin tarafından günahkar kimseye bir rahmettir ve topluma bir rahmettir.  Bunu geçelim.
      Oğulcağızım!  Eğer yapabiliyorsan tefekkür ve telkinle bütün varlıklara özellikle de  insanlara karşı rahmet ve muhabbetle bakmaya çalış. Zira sayılamayacak kadar  çok olan bu alemdeki bütün varlıklar alemlerin rabbinin rahmetine mazhardır.  Hayat, vücut ve bütün bereketler ve eserleri Allah’ın bütün varlıklara yaptığı  bağış ve rahmetlerindendir. Bu yüzden şöyle demişlerdir: “Her mevcut rahmete  mazhardır.” Mümkün’ül vücut olan bir varlığın kendiliğinden bir şeye sahip  olması veya kendisi gibi mümkün’ül vücut olan başka birinin kendisine bir şey  vermiş olması mümkün değildir. O halde bütün alemi kaplayan rahmani rahmettir  ve Allah alemlerin rabbidir. Allah’ın terbiyesi evrensel bir terbiyedir.  Terbiyesi rahmetin cilvesidir. Rahmet ve terbiyet, inayet ve lütuflar  olmaksızın evrensel olamaz. O halde ilahi muhabbetlere, lütuflara ve inayetlere  mazhar olan herhangi bir şey neden bizim muhabbet ve sevgimize mazhar olmasın?  Eğer olmazsa bu bir noksanlıktır. Bu bizler için bir dar görüşlülük ve  bağnazlık sayılmaktadır."

 

Total Visit: 1634
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.