Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 17:38

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۹:۰۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
     


Emanet Kurallarını Korumak

     
emanet

Malın Emanet Edilmesi

       
"(Birde) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen) riayet edenlerdir."
    

          Eğer bir şahıs bir şeyi emanet alır ise, örneğin; "bir yeri kiralar  ise", kiralayan kişi, kendi tasarrufunda olan o yerin maliki ve  faydalananıdır. Aynı yerin sahibine nispeten de, oranın emanetçisidir.  Fakat kiralama şartlarının dışında başka herhangi küçükte olsa bir  tasarrufta bulunursa, bu davranışı şer-i açıdan "emanete hıyanet"  sayılır.

       Eğer birisi sizin kabınızı, atınızı, arabanızı  veya herhangi bir şeyinizi faydalanmak için kiralarsa, kiraladığı  sınırlar içerisinde faydalanma hakkı vardır. Bir zerre bile o hududun  dışına çıkarsa, hıyanet sayılır.

      Şimdi size bir hikâye  nakledeceğim. Her ne kadar bu konu fıkhi ölçülere uygun düşmüyorsa da,  ahlaki ölçülerin bazılarına uygundur. Naklettiklerine göre; "Mukaddes  Erdebili" Necef’ten Kazimeyn'e gelmiş ve binmek için de bir hayvan  kiralamıştı. Geriye dönüşünde, birisi tarafından sahibine verilmek  üzere bir emanet kendisine verilmiş, üstad Erdebili emaneti yan cebine  koymuş ve geri dönüşünde kesinlikle kiraladığı hayvanına binmemiş.  Hayvana binmeyişinin nedenini kendisinden sorduklarında ise şöyle cevap  vermiş, "Bu hayvanı sahibinden kendim bineyim diye kiraladım  başkasının emanetini taşıyayım diye değil! Emanet ile birlikte hayvana  binmem, bana göre "emanete hıyanet "tir.

 

Can Ve Namus Emaneti

       Emanetin diğer bir çeşidi de, "namus emaneti” dir. Bir kişi, koruması  ve kollaması için namusunu başka bir kişiye emanet ederse, emanet  edilen şahsın, emanete bir bakışı dahi hıyanet sayılır. Can emaneti  bundan da (bakıştan) önemlidir!.. Size bir şahıs sığınıyor. Sizin  güvenceniz altına giriyor. Çaresiz ve bir zalimin tecavüzüne uğrayan  bir insandır. Bir şahsı kendisine sığınak olarak seçtiğinde, sığınak  seçtiği şahıs, ilk başta bu "sığınma talebini" reddedebilir. (Tabiî ki  bu bir namertliktir) Ama kabul ettiyse, hıyanet etmemelidir. Örneğin:  Haris (namındaki o zalim) in (Hz. Hüseyin (a.s.) in küfeye biat almak  için gönderdiği) Müslim b. Akil'in (yetim kalan) çocuklarına yaptığı  (zulüm) gibi. Ya da (Müslim b. Akilin Küfe'de sığındığı) kadının  çocuğunun Müslim’e yaptığı (casusluk) ihaneti) gibi. Müslim, o kadının  evine gelip sığınma isteğinde bulundu. İlk başta sığınma izni ya da eve  girme izni vermeyebilirdi. Fakat sığınma izni verdikten sonra, sığman  kimseler, kendilerini savunması için herhangi bir talepte  bulunmuyorlar" üstelik ihanete uğruyorlar, işte haber vermek "Müslim  buradadır" diye (Ibn-i Ziyad mel'una) ihbarda bulunmak, ihanetin ta  kendisidir.

Toplum Emaneti

        Kur'an-ı Kerim  ıstılahında bundan daha yüksek şöyle bir şey vardır: "Toplum ile ilgili  her şeyi, her işi, her insan iyi bir şekilde yerine getirmez ise, bu,  "emanete ihanettir." Emirül Mü'minin Hz. Ali (a,s.) in ilginç bir  tabiri vardır, hem de çok ilginç. Valilerinden birisine şöyle hitap  ediyor: "Yanılma, bu (yani valilik makamı) sizin şahsınıza verilen bir  araç değildir. Seni şayet falan vilayete vali tayin ettikse, sende bu  makamı kabul ettin. Bu makamı kendin için bir menfaat aracı olarak  görme. Bu makam senin ihtiyarına verilen bir emanettir. Hem de çok  büyük bir emanet! Bu emanet kimin malıdır? Milletin malıdır. Hakikatte  "millet kendisini" emanet olarak sana teslim etmiştir. Demek ki, bu,  senin boynunda olan bir emanettir. Bu emanete riayet etmelisin."

         Örneğin bu konu, "vali" gibi fertlerle ilgili özel bir mesele değildir.  Herkes, herhangi bir emaneti kabul ederse, o, ona bırakılan bir  emanettir. Güzel bir şekilde de yerine getirmesi şarttır. Herhangi bir  şahıs, bir işi yapmayı taahhüt ederse ve kendini o işe adarsa (örneğin  bir dişçi dişçiliği, bir eczacı, eczacılığı, bir gıdacı, gıdacılığı ve  bir ekmekçi, ekmekçiliği kendine meslek olarak seçmiş ise) bunların  hepsi bir emanetin altına girdiklerini bilmeli ve işlerini doğru bir  şekilde yerine getirmelidirler. İşte bu nedenledir ki, hükümet ve  hilafet meselesini "emanet" olarak tabir etmişlerdir. Millete de bunun  "ilahi emanet" olduğunu söylemişlerdir. Böyle bir emanetin üstesinden  gelmek, elbette herkesin işi değildir. Salahiyetli ve özel vasıflı  insanların yapmaları gerekir.


 

Total Visit: 651
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.