Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 17:31

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۹:۰۱

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 

Ehlibeyt İmamları'nın Ashabından Ali'nin (a.s)  Kitabını Görenler

 

1- Ebu Basir'den şöyle rivayet edilmiştir:

 

İmam Muhammed Bâkır (a.s) bana helâl ve haramların ve miras hisselerinin yazılmış olduğu bir kitap gösterdi. Ben ona, "Bu nedir?" diye sordum. İmam (a.s), "Bu Resulullah'ın (s.a.a) imlasıdır; Ali (a.s) onu kendi eliyle yazmıştır." buyurdu. Ben, "Bu kitap çürümez mi?" dedim. İmam, "Neden çürüsün ki?" buyurdu. Ben, "Eskimez mi?" diye sordum. İmam (a.s), "Niye eskisin ki?" buyurdu ve daha sonra, "Bu Câmia'dır (veya Câmia'nın bir parçasıdır)." şeklinde ekledi.

 

2- İki senetle Muhammed b. Müslim'den şöyle rivayet edilmiştir:

 

Ebu Cafer (İmam Cafer Sadık a.s) bana Ali'nin (a.s) kitabından biraz okudu. Okuduğunun bir bölümü şöyleydi: "Su yılanı, dikenli balık, yılan balığı, ölüp su yüzüne çıkan balık ve dalak yemeniz yasaklanmıştır." Ben, "Ey Resulullah'ın (s.a.a) torunu! Allah'ın rahmeti sizin üzerinize olsun; bize bazen pulu olmayan balık getiriyorlar." dedim. İmam (a.s), "Pulu olan balıkları ye; fakat pulu olmayan balıkları yemekten sakın." buyurdu.

 

Yukarıda bu konuda çeşitli senetlerle İmam Cafer Sadık'tan (a.s) altı hadis rivayet edildiğine ve İmam'ın bu hadislerin hepsinde İmam Ali'nin (a.s) kitabına dayandığına değinmiş ve bu hadislerin kaynaklarını, yenmesi haram olan balıklar dipnotunda getirmiştik.

 

3- Besairu'd-Derecat kitabında Ebu Basir'den şöyle rivayet edilmiştir:

 

Ben İmam Muhammed Bâkır'ın (a.s) huzurundayken Câ-mia'yı getirmelerini emretti. Câmia'yı getirdiklerinde İmam (a.s) ona bakarak şöyle okudu: "Bir kadın ölür de kocasın-dan başka mirasçısı olmazsa, terekesinin hepsi kocasına ulaşır."

 

4- Abdumelik b. A'yun'dan şöyle rivayet edilmiştir:

 

İmam Muhammed Bâkır (a.s), bana Ali'nin (a.s) kitaplarından bazılarını gösterdi…

 

5- Yine Besairu'd-Derecat kitabında Abdulmelik'ten şöyle rivayet edilmektedir:

 

İmam Muhammed Bâkır (a.s), Ali'nin (a.s) kitabını getirmelerini emretti. Cafer Sadık (a.s) onu getirdi. İnsan bacağı büyüklüğünde dürülmüş bir kitap olan bu kitapta şunlar geçmişti…

 

6- Kâfî ve Tehzib'de Muhammed b. Müslim'den şöyle rivayet edilir:

 

İmam Muhammed Bâkır'ın (a.s) okuduğu kitaba bakınca onda şöyle yazıldığını gördüm: "Erkek kardeşin oğluyla dede, mirasta eşit paya sahiptirler." İmam Muhammed Bâkır'a (a.s), "Bizim tanıdığımız bu adamlar, böyle bir hüküm vermezler; onlar, dedeyle birlikte erkek kardeşin oğlunun bir şey almasını kabul etmezler." dedim. İmam (a.s), "Bu okuduğun Resulullah'ın (s.a.a) imlası ve Ali'nin (a.s) yazısıdır." buyurdu.

 

7- Başka bir rivayette Muhammed b. Müslim'den şöyle nakledilmiştir:

 

İmam Cafer Sadık (a.s) miras kitabını açıp karşıma koyunca ilk karşılaştığım şey erkek kardeşin oğluyla dedenin miras payıydı…

 

Muhammed b. Müslim'in bu soru ve cevaptan sonra bu kitabın miras hisseleri konusundan önemli şeyler elde ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim Kâfî, Men La Yahzuruhu'l-Fakih, ve Tehzib'de Muhammed b. Müslim'den birçok rivayet nakledilmiştir:

 

8- İmam Muhammed Bâkır (a.s) bana, Resulullah'ın (s.a.a) imlası ve Ali'nin (a.s) el yazısıyla yazılmış olan miras kitabını okuttu. Ben bu kitapta ölen kişiden geriye kalan kızı ve annesinden, terekesinin yarısını kızının alacağını gördüm… (hadis uzundur).

 

9- Tehzib'de Muhammed b. Müslim'den şöyle rivayet edilmiştir: İmam Muhammed Bâkır (a.s) bana Resulullah'ın (s.a.a) imlası ve Ali'nin (a.s) yazısıyla yazılmış olan miras kitabını okuttu. Ben o kitapta miras hissesinin avl'ı[9] olmayacağını gördüm.

 

Zurare de, miras hisseleri konusunda İmam Ali'nin (a.s) kitabındakilerle Hilâfet Ekolü fakihlerinin görüşlerinin farklılığını görünce hayrete düşmüştür. Nitekim Ömer b. Uzeyne'nin Zurare'den rivayetinde bu görülür:

 

10- Ömer b. Uzeyne Zurare'den şöyle rivayet eder:

 

Ebu Cafer'den (İmam Muhammed Bâkır a.s) dedenin miras payını sorunca İmam (a.s) bana, "Emirü'l-Müminin Ali (a.s) dışında gördüğüm herkes bu konuda kendi reyini söylemiştir." buyurdu. Ben, "Allah hayrınızı versin; Emirü'l-Müminin Ali (a.s) bu konuda ne söylemiştir?" diye arzettim. İmam (a.s), "Yarın gel de Ali'nin (a.s) kitabında yazılanı kendin oku." buyurdu. Fakat ben, "Allah size hayır versin; kendiniz buyurun; ben kendim kitaptan okumaktansa sizin sözünüzü duymayı daha çok severim." dedim. Ama İmam (a.s) tekrar, "Sana ne söylüyorsam, onu dinle! Yarın gel de onu kitaptan kendin oku." buyurdu.

 

Ertesi gün öğleden sonra İmam'ın (a.s) huzuruna gittim. Tam da normalde öğle ve ikindi namazı arasında İmam (a.s) ile baş başa kaldığım saatti. Çünkü ben huzuruna gelen kişiler nedeniyle İmam'ın (a.s) bana takiyye yaparak cevap vermesinden endişelendiğim için genelde sorumu yalnız olduğumuz bir zamanda sorardım!

 

İmam'ın (a.s) huzuruna girdiğimde oğlu İmam Cafer Sadık'a (a.s) dönerek, "Miras kitabını okuması için Zurare'ye ver." buyurdu ve sonra kendisi uyumak için kalkıp gitti. Odada İmam Cafer Sadık (a.s) ile yalnız kaldık. İmam Cafer Sadık (a.s) kalkarak deve bacağı gibi büyük bir sahife getirip karşıma bırakarak, "Bunda gördüklerini ben sana izin verene kadar hiç kimseye anlatmayacağına dair Allah'a yemin etmedikçe onu okumana müsaade etmem." buyurdu. "Babam sana izin verene kadar" da buyurmadı. Ben, "Allah size hayır versin; neden bu kadar sıkı tutuyorsunuz?! Babanız da size böyle bir şey emretmedi!" dedim. Fakat İmam (a.s), "Söylediğim gibi, sen ancak bu şartla kitabı görebilirsin." bu-yurdu. Ben, "Dediğiniz gibi olsun; kabul ediyorum." dedim. Ben miras hisseleri ve vasiyetler konusunu iyi bilen, hesabı güçlü biriydim. Uzun süreden beri miras ve vasiyet konusunda bilmediğim yeni bir şeyle karşılaşmak istiyordum, fakat bu bir türlü gerçeleşmiyordu. Kitabın bir ucu bana doğru atılınca onun geçmişlere ait olduğu belli olan kalın bir kitap olduğunu gördüm. Kitabı okumaya başladım ve hayretle bağış konusundan marufu emretme konusuna kadar bu kitapta geçenlerin halk arasında yaygın olan kesin şeylerin tam aksine olduğunu gördüm. Bu nedenle rahatsız olarak onları önemsemeden, düşüncesiz ve dikkatsiz bir şekilde başından sonuna kadar okudum ve kendi kendime, "Yanlıştır!" dedim. Sonra onu yeniden eskisi gibi dürüp İmam Cafer Sadık'a (a.s) teslim ettim. Ertesi gün İmam Muhammed Bâkır'ın (a.s) huzuruna varınca benden, "Miras kitabını okudun mu?" diye sordu. Ben, "Evet." dedim. İmam (a.s), "Onu nasıl buldun?" diye sordu. Ben, "Yanlış ve değersiz! Ondaki her şey, halkın kabul ettiğinin tam tersinedir!" dedim. İmam (a.s), "Hayır vallahi." buyurdu, "Ey Zurare! O gördüklerinin tümü haktır. O yazılanlar Resulullah'ın (s.a.a) imlası ve Ali'nin (a.s) yazısıdır."

 

Şeytan içimden beni vesvese edip, "İmam onların Resu-lullah'ın (s.a.a) imlası ve Ali'nin (a.s) kendi eliyle yazdığı yazısı olduğunu nereden biliyor?!" diye düşünmeye başladım. Daha konuşmaya başlamadan İmam (a.s), "Ey Zurare!" buyurdu, "Şüphe etme! Şeytanı kendinden uzaklaştır! Vallahi sen şüpheye düştün. Ben bu yazının Resulullah'ın (s.a.a) imlası ve Ali'nin (a.s) yazısı olduğunu nasıl bilmem?! Oysa babam dedemden, bunları Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) buyurduğunu nakletmiştir." Ben, "Hayır! Nasıl olur?!" dedim; "Allah beni size feda etsin; şimdi o kitaptan bir şey aklımda kalmadığı için pişmanım. Eğer onu okumadan önce makam ve önemini bilecek olsaydım, onun bir harfini bile kaçırmamayı umardım…"

 

Bu rivayetlerden o dönemde İslâm toplumunun mirası bölüştürme konusunda tamamen Hilâfet Ekolü'nün fakihlerinin içtihadına göre davrandığı, Ehlibeyt İmamları'nın -Allah'ın selâmı onların üzerine olsun- ise mirasın taksimini Ali'nin (a.s) kitabının Hz. Resulullah'tan (s.a.a) aktardığı şekilde yayma konusunda büyük çaba harcadıkları anlaşılmaktadır. Öyle ki hatta Zurare ve Muham-med b. Müslim bile o kitapta okuduklarına şaşırmış, daha sonra töv-be ederek miras konusunda onda okuduklarını rivayet etmeye başladılar. Bu konuda Zurare'nin kendisi şöyle rivayet etmiştir:

 

11- İmam Muhammed Bâkır (a.s), İmam Cafer Sadık'a (a.s) miras sahifesini bana okumasını emretti. Bu sahifede gördük ki…

 

İki hisse hakkında ise (iki hadiste) şöyle diyor:

 

12- İmam Cafer Sadık (a.s) miras sahifesini bana gösterdi…

 

Ve yine diyor:

 

13- Ben miras sahifesinde şu konuyu okudum:…

 

14- İmam Cafer Sadık'ın (a.s) sahifeyi gösterdiği kimselerden biri de Ebu Basir'dir.

 

Kâfî ve Tehzib'de Ebu Basir'den şöyle rivayet edilmiştir:

 

İmam Cafer Sadık'tan (a.s) miras hakkında bir meseleyi sordum. İmam bana, "Ali'nin (a.s) kitabını görmek istiyor musun?" diye buyurdu. Ben, "Ali'nin (a.s) kitabı yıpranmamış mı?" diye sordum. İmam (a.s), "Ey Ebu Muhammed! Ali'nin (a.s) kitabı yıpranmamıştır -başka bir nüshada ise 'yıpranmaz'-" buyurdu. Sonra İmam Cafer Sadık (a.s) Ali'nin (a.s) kitabını getirdi. Büyük ve değerli bir kitaptı. O kitapta şöyle yazıldığını gördüm: "Eğer biri ölür de kendisinden geriye amca ve dayısı kalırsa, mirasından amcasına üçte iki, dayısına ise üçte bir verilir."

 

Bu hadiste Ebu Basir, Ali'nin (a.s) kitabının üzerinden bir asır geçmesine rağmen yıpranmayışına şaşırıyor; oysa şimdi üzerinden asırlar geçtiği hâlde yeniliğini koruyan kitaplar görmekteyiz. Buna rağmen Ebu Basir diğer rivayetlerinde böyle şaşkın görünmüyor. Örneğin:

 

15- Kâfî'de Ebu Basir'den şöyle rivayet edilmiştir: İmam Cafer Sadık (a.s), Ali'nin (a.s) miras kitabını(n bir bölümünü) bana okudu. Onda geçen hisselerin çoğu, beşten veya dörtten ve en fazlası ise altıdan bir hisseydi.

 

Meclisî, Mir'atu'l-Ukul'da şöyle yazıyor: Kız çocuğuyla ebeveynden biri kalırsa, Şia ekolüne göre miras dört hisseden ayrılır.

 

16- Yine Kâfî ve Tehzib'de Ebu Basir'den şöyle rivayet edilmiştir:

 

Ben İmam Cafer Sadık'ın (a.s) huzurunda oturmuştum. O sırada Câmia'yı getirmelerini emretti. İmam (a.s) o kitabı okumaya başladı. O kitapta şöyle geçiyordu: "Eğer bir kadın ölür de tek mirasçısı kocası olursa, mirasının hepsi kocasına verilir."

 

17- Muatteb'den şöyle rivayet edilmiştir:

 

İmam Cafer Sadık (a.s), Ali'nin (a.s) kitaplarından olan es-ki bir sahife getirdi; bu sahifede teşehhüt için oturduğumuz-da ne söylememiz gerektiğinden bahsedilmişti.

 

18- İbn Bukeyr'den ise şöyle rivayet edilmiştir:

 

Zurare, İmam Cafer Sadık'tan (a.s) tilki, sansar, sincap gibi hayvanların kürkü üzerinde namaz kılmanın hükmünü sordu. İmam (a.s) bir kitap getirerek, "Bu kitap Resululla-h'ın (s.a.a) sözleridir." buyurdu ve sonra onu açarak şöyle okudu: "Etinin yenmesi haram olan her hayvanın kürkü, kılı, derisi, idrarı ve pisliği üzerinde namaz kılmak batıldır. Etinin yenmesi helâl olan başka bir hayvana ait bu şeyler üzerinde o namazı yenilemedikçe o namaz kabul değildir."

 

İmam (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: "Ey Zurare! Bu Re-sulullah'tandır (s.a.a); bunu ezberle…"

 

Ehlibeyt İmamları (Allah'ın selâmı onların üzerine olsun) bazen vuku bulacak olaylar hakkında bilgi edinmek için Cifr kitabına ve Hz. Fatıma'nın (s.a) Mushafına müracaat ediyorlardı. İslâm hüküm-leri ve adabını beyan etmek için de Câmia kitabına müracaat edi-yorlardı. Câmia'dan da bazen senedini kaydederek ve bazen de sene-dine değinmeden rivayet ediyorlardı. Nitekim aşağıdaki iki örnekte her ikisini de göreceğiz:

 

a) Erkek KardeÅŸin OÄŸluyla Dedenin Miras Hissesi

 

Muhammed b. Müslim daha önce de aktardığımız rivayetinde de-miştir ki:

 

İmam Cafer Sadık (a.s) miras sahifesini getirip önüme açtı. Bu sahifede gözüme çarpan ilk şey, mirasın erkek kardeşin oğlu ve dede arasında eşit olarak bölüştürülüp her birine malın yarısının verilmesi gerektiğiydi. Bu nedenle İma-m'a (a.s), "Size feda olayım!" dedim; "Kadılar böyle hükmet-miyorlar ve ölenin dedesi olursa erkek kardeşin oğluna bir şey vermiyorlar!" İmam (a.s), "Bu kitap, Ali'nin (a.s) yazısı ve Resulullah'ın (s.a.a) imlasıyla yazılmıştır." buyurdu.

 

Ve yine bu konuda, Kâfî'deki diğer iki rivayet de İmam Ali'nin (a.s) kitabına işaret etmeksizin bu anlamda gelmiştir:

 

Eban b. Tağlib'den olan birinci rivayette şöyle geçer:

 

İmam Cafer Sadık'a (a.s), erkek kardeşin oğlu ve dedenin mirastan payı hakkında sorduğumda bana, "Mal aralarında yarı yarıya bölüştürülür." buyurdu.

 

Ebu Basir'den olan ikinci rivayette ise şöyle geçmiştir:

 

Biri İmam Muhammed Bâkır (a.s) veya İmam Cafer Sadık'tan (a.s) erkek kardeşin oğlu ve dedenin hissesinin ne kadar olduğunu sorduğunda, "Malın tamamı o ikisi arasında ikiye bölünür." buyurduğunu duydum.

 

Aynı sonuca sahip olan üçüncü rivayeti Kasım b. Süleyman İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet eder:

 

Ali (a.s) dedeyle birlikte olan erkek kardeşin oğluna babasının mirasını vermiştir. (Yani eşit şekilde ikisi arasında bölmüştür.)

 

b) Ehlibeyt İmamları "Avl"i Batıl Biliyorlar

 

Avl fıkıhta, mirasçıların hissesinin mirastan fazla olmasıdır. Bu ise eşlerden birinin mirasçılardan olması durumunda söz konusu olmaktadır. Örneğin, ölenin iki kızı, babası, annesi ve karısı kalırsa, kızların her birine malın üçte biri, babasıyla annesinin her birine altıda biri ve karısına ise sekizde biri verilir. Paylar en fazla altı olduğu için farz gereği sekizde bir miktarı fazla geliyor. Bu durumda, Hilâfet Ekolü fıkhında açıklandığı üzere avl yöntemini uygulayanlar eksikliği eşit olarak bütün hisselere dağıtırlar. [Yani karşılığı olmayan hisse, hisse sahiplerinin hisselerinin hepsinden eşit oranda alınarak tamamlanır.] Fakat Ehlibeyt Ekolü'ne göre yüce Allah'ın, kendileri için sadece bir hisse belirlediği yani bir hisseden diğer bir hisseye indirgemediği kimseler hisselerinden az alırlar.

 

Dolayısıyla, bazı durumlarda karısının mirasının yarısını alan ve şartlar değişince de payı yarıdan dörtte bire düşen, yani iki hisseye düşen erkekten bir şey eksilmez. Yine kocasının mirasının dörtte birini alan ve şartlar değiştiğinde payı sekizde bire düşen kadından da bir şey eksiltilmez. Çocuklarının mirasının üçte birini alan ve şartlar değiştiğinde payları altıda bire düşen baba ve annenin payından da bu azaltma yapılmaz.

 

Bu saydıklarımızın hisselerinden azaltma yapılmaz; bu örnekte eksiltme kızı ve kız kardeşinden yapılır. Şöyle ki, bir kişi olursa yarı ve eğer birden fazla olurlarsa üçte iki ve eğer hisselerin fazla olması nedeniyle onlara mirastan bu kadarı ulaşmazsa, geriye kalan onların malı olur. Buna göre miras, yukarıdaki örnekte olduğu gibi mirasçılar arasında şu şekilde taksim edilir:

 

Baba ve annenin her birine mirastan altıda bir ve karısına ise sekizde bir verilir. Mirastan geriye kalan ise iki kıza verilir.

 

Şimdi aşağıda, avl konusunda Ehlibeyt İmamları'ndan nakledilen rivayetleri gözden geçirelim:

 

1- Muhammed b. Müslim, Fuzeyl b. Yesar, Bureyd el-İclî ve Zu-rare b. A'yen İmam Muhammed Bâkır'dan (a.s) şöyle rivayet etmişlerdir:

 

Miras hisseleri avl kabul etmez [Allah'ın belirttiği hisselerin hiçbirisinde eksiklik meydana gelmez ve miras altı payı da geçmez.

 

2- Ebu Meryem Ensarî, İmam Muhammed Bâkır'dan (a.s) şöyle rivayet etmiştir:

 

Biriken kumların sayısını bilen kimse mirasın altı paydan fazla olmadığını kesinlikle biliyordur.

 

3- Bukeyr[25] kanalıyla İmamCafer Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

 

Miras altı paydan oluşur; bu sayıyı geçmez; bu sayıdan eksik de olmaz; ölen kişinin mirası Allah'ın Kitabında belirtilen hisse sahiplerine aittir.

 

4- İbn Ebi Umeyr ve diğer birkaç kişi kanalıyla İmam Cafer Sa-dık'tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

 

Miras payı altıdır; bu sayıyı geçmez…

 

5- Ali b. Said'den şöyle rivayet edilmiştir:

 

Zurare'ye, "Bukeyr b. A'yen, İmam Muhammed Bâkır'dan (a.s) bana, hisselerde avl yönteminin olmadığını ve altıdan da fazla olmayacağını rivayet etti." dedim. Zurare, "Bu, İmam Muhammed Bâkır (a.s) ve İmam Cafer Sadık'tan (a.s) rivayet edilen doğru bir konudur; bizim dostlarımız bunun doğruluğunda şüphe etmezler." dedi.

 

İmam Muhammed Bâkır (a.s) ve İmam Cafer Sadık (a.s) söz ko-nusu edilen rivayetlerde bir başkasına isnat etmeden bu konuda Allah'ın hükmünü beyan etmişlerdir. Fakat bu pâk imamlar aşağıda zikredileceği üzere bazı rivayetlerde başkasına isnatla hükmü açıklamışlardır.

 

6- Ebu Basir'den şöyle rivayet edilmiştir:

 

İmam Muhammed Bâkır'a (a.s), "Bazen mirasta hisseler yüze varmakta ve hatta yüzü de geçmektedir." diye arzet-tim. İmam (a.s), "Altı hisseden fazla olmaz." buyurdu ve sonra şöyle devam etti: "Emirü'l-Müminin Ali (a.s), 'Üst üste biriken kumları sayan -Allah, mirasta- hisselerin altıdan fazla olmayacağını biliyordur; siz de eğer onun sebebini bilseniz, altı sayısını geçmediğini görürsünüz.' buyurmuştur."

 

7- Yine Ebu Basir'den şöyle rivayet edilmiştir:

 

İmam Cafer Sadık (a.s) bana Ali'nin (a.s) miras kitabını okudu; ondaki hisselerin çoğu dört, beş ve en fazla altıydı.

 

8- Muhammed b. Müslim'den şöyle rivayet edilmiştir:

 

İmam Muhammed Bâkır (a.s) Resulullah'ın (s.a.a) imlası ve Ali'nin (a.s) yazısıyla yazılmış olan miras kitabını okumamı emretti. O kitapta şu husus yer almıştı: Hisselerde ek-siltme doğru değildir.

 

İkinci örnekte İmam Muhammed Bâkır ve İmam Cafer Sadık (Allah'ın selâmı onların üzerine olsun), çeşitli rivayetlerde miras hisselerinde avl'ın olmayacağını ve altı hisseyi de geçmeyeceğini bil-dirmişlerdir. Ve bu rivayetlerin birinde de, "Üst üste birikmiş kum tanelerini sayan -Allah- hisselerde avl'in olmayacağını kesin olarak biliyordur." şeklinde vurgulanmıştır.

 

Bu rivayetlerde meselenin hükmü senedine işaret edilmeden a-çıklanmışken altıncı hadiste Emirü'l-Müminin Ali'ye (a.s) isnat edilmiştir. Yedinci hadiste İmam'ın (a.s) kendisi Ali'nin (a.s) miras kitabını istenilen konuda raviye okumuş, sekizinci rivayette ise ra-vinin kendisi o konuda Hz. Resulullah'ın (s.a.a) imlası ve Ali'nin (a.s) yazısıyla yazılmış olan miras sahifesini okumuştur; bütün bu rivayetlerde meselenin hükmü aynı şekilde beyan edilmiştir.

 

İmam Rıza'nın (a.s) miras konusunda Me'mun'a yazmış olduğu mektupta da yine aynı durumla karşılaşmaktayız. İmam (a.s) bu mektupta şöyle buyurmuştur:

 

Hisseler, Allah Teala'nın kendi Kitabında belirlediği gibidir. Onda avl söz konusu değildir.

 

Her iki durumda da Ehlibeyt İmamları (Allah'ın selâmı onların üzerine olsun) şer'î hükmü açıklarken aslında dayandıkları şey, dedeleri Resulullah'ın (s.a.a) buyruklarıdır. O resul ki, "Kendi nefsinden, heva ve hevesinden konuşmaz; konuştuğu her şey vahiydir." İşte bu nedenle Ehlibeyt İmamları'nın (Allah'ın selâmı onların üzerine olsun) hadislerinin senedi birdir. Onların rivayetleri bir olduğu gibi, sözleri de birdir.

 

İşte bu nedenledir ki İbn Sinan'ın dediğine göre İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

 

Benden duyduğunuz bir şeyi babam adına ve babamdan duyduğunuz bir şeyi de benden rivayet etmeniz sakıncasızdır ve bu isimlerin değiştirmenizin bir mahzuru yoktur.

 

Ve yine o, "Acaba sizden duyduğum bir hadisi babanızdan veya babanızdan duyduğum bir hadisi sizden rivayet edebilir miyim?" diye soran Ebu Basir'e, "İkisi de birdir; ancak onu babamdan rivayet etmeni daha çok isterim." buyurmuştur. Veya Cemil'e, "Benden duyduklarını babamdan rivayet et." buyurmuştur.

 

Ve yine bu nedenledir ki, "Sizden duyduğum bir hadisi, -bir süre sonra- sizden mi, yoksa babanızdan mı duyduğumu bilemiyorum. Bu konuda vazifem nedir?" diye soran Hafs-ı Bahterî'ye şöyle buyurmuştur:

 

Benden duyduÄŸunu babamdan rivayet et; benden duyduÄŸun hadisi Resulullah'tan (s.a.a) rivayet et.

 

Hişam b. Salim, Hammad b. Osman ve diğerlerinin ondan rivayet ettikleri şu hadis de bu esasa dayanmaktadır:

 

Benim hadisim babamın hadisidir, babamın hadisi dedemin hadisidir, dedemin hadisi Hüseyin'in hadisidir, Hüseyin'in hadisi Hasan'ın hadisidir; Hasan'ın hadisi Emirü'l-Mü-minin Ali'nin hadisidir; Emirü'l-Müminin Ali'nin hadisi Re-sulullah'ın (s.a.a) hadisidir ve Resulullah'ın da (s.a.a) hadisi Allah Teala'nın buyruğudur.

 

Ve yine bu nedenledir ki İmam Muhammed Bâkır (a.s), "Bana bir hadis buyurduğunuzda onun senedini de buyurun." diyen Cabir'e şöyle buyurmuştur:

 

Babam bana Resulullah'tan (s.a.a), o Cebrail'den, o da yü-ce Allah'tan rivayet etmiştir. Sana söylediğim hadislerin hepsinin senedi bu şekildedir…

 

Sure b. Kelib'le Zeyd b. Ali b. Hüseyin (a.s) arasında geçen aşağıdaki konuşma da buna dayanmaktadır. Keşşi, Sure'den şöyle rivayet eder: Zeyd b. Ali benden şöyle sordu:

 

– Ey Sure! -İmam- Sadık'ın senin söylediğin gibi olduğunu nasıl anladın?

 

– Bu konuda bilgili birisiyle karşılaştım.

 

– O hâlde söyle de görelim.

 

– Biz kardeşin Muhammed b. Ali'nin (İmam Muhammed Bâkır) huzuruna çıkıp ona sorularımızı soruyorduk. O, "Re-sulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur ve Allah Teala Kur'ân-ı Kerim'de böyle buyurmuştur." diyordu. Kardeşin Muhammed'den sonra siz Resulullah'ın (s.a.a) Ehlibeytine geldik; sen de onların arasındaydın. Siz onların bir bölümünü cevapladınız; fakat sorduklarımızın hepsini cevaplamadınız. Nihayet kardeşinizin oğlu Cafer'e gittik. Cafer bize babası gibi, "Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur ve Allah Teala Kur'ân-ı Kerim'de böyle buyurmuştur." şeklinde cevap verdi.

 

Bunun üzerine Zeyd tebessüm ederek şöyle dedi:

 

– Vallahi bunun nedeni Ali'nin (a.s) kitaplarının onun ya-nında olmasıdır.

 

Ve yine bu nedenledir ki İbn Şibrime şöyle demiştir: Hiç unutmam; Cafer b. Muhammed -İmam Cafer Sadık- ne zaman, "Babam bana dedemden ve Resulullah'tan şöyle rivayet etmiştir." deseydi -bu senedin yüceliğinden dolayı- neredeyse kalbi yarılacaktı. Vallahi o-nun babası dedesine ve dedesi de Resulullah'a (s.a.a) yalan isnat et-memiştir.

 

İbn Şibrime daha sonra şöyle devam ediyor: İmam (a.s), Resu-lullah'tan (s.a.a) şöyle rivayet etmiştir:

 

Kıyas ilkesine göre davranan kendisi helak olduğu gibi diğerlerini de helakete sürüklemiş olur; bilgisi olmadan, na-sih ve mensuh*, muhkem ve müteşabihi bilmeden fetva veren kimse de kendisi helak olduğu gibi diğerlerini de helake-te sürüklemiş olur.

 

Ehlibeyt İmamları (Allah'ın selâmı onların üzerine olsun) hükümleri açıklarken Allah ve Resulü'nün (s.a.a) buyruklarına, Hilâfet Ekolü uleması ise rey ve kıyasa dayandıkları için hükümlerin beyanında bu iki ekol arasında ihtilafın baş göstermesi kaçınılmazdır. Nitekim aşağıdaki hadis de bunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

 

Azafir Sayrefî'den şöyle rivayet edilmektedir:

 

Hakem b. Uteybe'yle birlikte Ebu Cafer'in (İmam Muhammed Bâkır a.s) huzurundaydık. Hakem sürekli İmam'dan (a.s) soru soruyor ve İmam da (a.s) ona ikramda bulunuyor, sorularını cevaplıyordu. Bir ara bir konuda ihtilaf ettiklerinde İmam Muhammed Bâkır (a.s) oğluna dönerek, "Oğulcağızım! Kalk, şu kitabı getir." buyurdu. Oğlu kalkarak büyük bir sahifeyi getirip babasının önüne bıraktı. İmam (a.s) o sahifeyi açıp okumaya başladı. Nihayet aradığını bularak, "Bu yazılar Resulullah'ın (s.a.a) imlası ve Ali'nin (a.s) eliyle yazılmıştır." buyurdu. Sonra Hakem'e dönerek şöyle buyurdu:

 

Ey Eba Muhammed! Sen, Seleme ve Ebu Mikdam ister saÄŸa gidin ister sola; nereye giderseniz gidin, vallahi Cebrail'in  kendilerine nazil olduÄŸu kiÅŸiler dışında daha güvenilir bir bilgi bulamazsınız.

 

Ehlibeyt İmamları (Allah'ın selâmı onların üzerine olsun) her zaman Resulullah'tan (s.a.a) kendilerine ulaşan ve Hilâfet Ekolü'nün görüşüne ters düşen hükümleri rahat bir şekilde beyan etme imkânına sahip değillerdi. Bu konuda İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

 

Babam doğan ve şahinle avlanan hayvanlar hakkında fet-va verirken çekiniyor ve biz de korkuyorduk. Fakat şimdi hiç çekinmeden bu kuşların avladıkları hayvanlar ölmeden şer'î üsluba göre kesilmezse helâl olmadığını ilân ediyoruz. Çünkü Ali'nin (a.s) kitabında yüce Allah'ın şöyle buyurduğu geçer: "Yetiştirdiğiniz avcı hayvanların…"

 
 
Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.