Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 17:22

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۸:۵۲

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       

Efendimizin Sütannesi 
    
efendimizin sütannesi 
     
Umarım Allah, bu çocuk sayesinde, hayatımıza bereket katar. 

Hz. Halime.

        Mekke Etrafındaki kabilelere, yeni doğan çocuklarını büyüyene kadar  emanet etmek, Mekke halkının bir geleneği haline gelmişti. Maddi durumu  iyi olan aileler, çocuklarının daha sağlıklı bir ortamda yetişmesi  için, Mekke dışında yaşayan bir aileye çocuklarını emanet eder ve  birkaç yıl sonra çocuklarını geri alınca ise o aileye büyük mali  yardımlar yapardı.
                Mekkelilerin Çocuklarını Mekke dışında  tutmasının birkaç nedeni vardı. Mekke’nin dağlarla çevrili olması, bu  bölgenin basık bir havaya sahip olmasına ve hastalıkların çok olmasına,  dolayısıyla da birçok çocuğun bu hastalıklara yenik düşüp hayatını  kaybetmesine sebep oluyordu, bu nedenle Mekke halkı, çocuklarının Mekke  dışında büyümesine çok sıcak bakıyordu.
               İkinci sebep ise  Mekke dışında, çöllerde yaşayan Arapların daha iyi bir Arapçaya sahip  olmasıydı. Arapçanın çok önemli olduğu o dönemde doğal olarak  çocuklarının düzgün bir Arapçaya sahip olmasını arzu eden Mekkeli  aileler çocuklarının bu kabileler içerisinde büyümesini tercih  ediyorlardı.
               Üçüncü sebep ise çocuk’a bakmayan annelerin  eşlerine daha çok vakit ayırabilmesiydi. Hayatını çocuklara bakarak  geçirmek istemeyen Mekkeli zengin aileler, çocuklarını Mekke dışındaki  ailelere teslim ederek hem çocuklarının daha sağlıklı yetişmesini  sağlıyor hem de birbirlerine daha çok vakit ayırma fırsatını  yakalıyorlardı.
               Beni Sa’d kabilesi, Araplar içinde, iyi  yönleriyle tanınan bir kabile idi, bu kabiledeki kadınlar, her yıl  Mekke’ye giderek çocuklarına bakılmasını isteyen ailelerin çocuklarını  teslim alır ve kabilelerine getirirlerdi.
              Bu kabilenin  cömertlik, yiğitlik ve doğruluk gibi bilinen özelliklerinin yanı sıra  en çok bilinen özelliği ise düzgün Arapça konuşması idi. Bu nedenle  Mekke’nin büyükleri, çocuklarını bu kabileye vermeğe özen  gösteriyorlardı.
              Her sene olduğu gibi, Peygamber  efendimizin doğduğu yıl da beni sa’d kabilesi Mekke’ye doğru yola  koyuldu, Halime ve eşi de diğer ailelerle birlikte Mekke’ye doğru yol  almaya başladılar ama bineklerinin hasta olması nedeniyle kafilenin  gerisinde kalarak herkesten sonra Mekke’ye ulaştılar. Mekke ye  ulaştıklarında ise zengin bir ailenin çocuğunu almak için adeta  birbiriyle yarışan kabile kadınlarının Mekke deki bütün zenginlerin  kapılarını dolaşarak çalmadık kapı bırakmadan bütün zengin çocuklarını  aldıklarını gören halime ve eşi Abdul-Muttalib hazretlerini görünce çok  sevindiler.
              Peygamber efendimizin dedesi Abdul-Muttalib, Mekke’nin reisi ve bu kentin en önde gelen şahsiyeti olarak tanınıyordu.
              Boş dönmek istemeyen aile, Mekke’nin büyüğü olan Abdul-Muttalib’e  sorunlarını anlatınca hz. Abdul-Muttalib onlara yeni, dünyaya gelen  torununa bakmayı önerdi.
              Bu öneriyi duyarak kabileden geri  kaldıklarına sevinen halime ve eşi Hz Abdul-Muttalib’le birlikte Hz.  Amine’nin evine gittiler ve dünyaya yeni gözlerini açan Hz. Muhammedi  teslim alarak kabilelerine geri döndüler.
              Büyük tarihçi İbn-i Hişam, kitabında, Hz. Halime’nin diliyle şöyle yazıyor:
              Kıtlık ve kuraklık bir yılda çocuğumu yanıma alarak kocamla birlikte  kabilemizin diğer kadınlarıyla beraber Mekke’deki çocukları üstlenmek  için Mekke’ye gittik. Binek olarak bir eşek ve bir damla bile sütü  olmayan yaşlı bir devemiz vardı.
               Bir gece  yol gittik ama açlıktan ağlayan bebeğimizin ağlama sesinden hiç  uyuyamadık, üstelik ne benim onu doyuracak kadar sütüm vardı ne de  devemizin bir damla sütü vardı. Tek ümidimiz Mekke idi. Mekke’ye  vardığımızda ise bizim geldiğimizden haberdar olan Mekke halkı  çocuklarını alarak yanımıza geldiler. Herkes, bir çocuğu üstlendi ama  hiç kimse Hz. Muhammed’i üstlenmek istemiyordu, çünkü o yetimdi ve  yetim bir çocuktan pek menfaat sağlanmayacağına inanan kadınlar bir  türlü bu çocuğu kabul etmediler.
              Bütün  kadınlar bir bebek alarak kabileye dönmek için hazırlanmışlardı ama ben  yolda geri kaldığım gibi burada da geri kalmıştım, üstelik yetim bir  çocuğu da almak istemiyordum ama kadınların geri dönmeğe başladığını  görünce eşime şöyle dedim: Bütün bu kadınlar içinde eli boş dönen tek  kadın olmak istemiyorum, şimdi gidip o yetim çocuğu alıp geleceğim.  Eşim de bunu kabul ederek şöyle dedi: Umarım Allah, bu çocuk sayesinde  hayatımıza bereket katar.
             Hz. Halime şöyle devam  ediyor: Gittim ve o çocuğu, dedesi Abdul-Muttalib’den aldım ve geri  geldim, onu emzirmek için kucağıma aldığımda ise iki göğsümün sütten  dolup taştığını gördüm, öyle ki o çocuktan sonra oğlum Abdullah da  göğsümü emdi ve ikisi de doydu sonra da uyudular.
               Eşim ise  yaşlı devemizin memelerinin sütten dolduğunu görünce, şaşkınlığını  gizleyemedi ve şöyle dedi: Halime, Allaha yemin olsun ki çok bereketli  bir çocuk bulmuşsun.
              Dönüş yolunda ise Mekke’ye gelirken  yürümekte zorlanan merkebimizin en önde gitmesi, herkesi şaşırttı, öyle  ki herkes “bu hayvana ne olmuş” demeğe başladı.
              Döndükten  sonra ise herkesin hayvanlarının kurak çölden aç döndüğü halde bizim  koyunlarımızın dolu karın ve bol sütle dönmesi bizi fazlasıyla  şaşırtıyordu. Evimizin her köşesinde bu çocuğun getirdiği bereket  görünüyordu.
              Çocuk büyüdü ve iki yaşına geldiğinde ise onu  sütten kestim. Onun gelişimi de diğer çocuklardan çok daha iyi idi öyle  ki iki yaşındayken çok daha büyük bir çocuk gibi görünüyordu.
              İki yaşında, onu annesine geri götürdüm ama onunla birlikte hayatımıza  giren hayır ve bereketin kesilmemesi için nasıl olursa olsun annesini  ikna ederek o çocuğu tekrar evimize geri getirmeyi düşünüyordum.  Amine’ye çok yalvardım ve nihayet çocuğu geri götürmeme razı oldu.
        Tarihçiler  hikayenin geri kalan kısmında ise şöyle yazıyorlar: Halime, Muhammedi  aldı ve annesine geri getirdi, Amine ise şöyle dedi: bu çocuğa bakmak  için o kadar istekli olmana rağmen, onu bana geri getirmenin sebebi  nedir?
             Halime: Çocuğum artık büyüdü ve elimden gelen  her şeyi onun için yapığıma inanıyorum, şimdi ise başına kötü bir olay  gelmesinden korkuyorum bu yüzden onu sana getirdim.
             Amine: Asıl sebep bu değil, doğruyu söyle.
              Hz. Amine’nin ısrarına daha fazla dayanamayan Hz. Halime şöyle buyuruyor: Şeytanın ona zarar vermesinden korkuyorum.
               Amine: Allah’a yemin olsun ki, Şeytan, ona kötü bir şey yapamaz. Bu  çocuğu karnımda taşıdığımda, onda bir nur gördüm, onu çok rahat taşıdım  ve dünyaya geldiğinde ise ellerini yere koydu ve başını göğe doğru  kaldırdı. Şimdi onu bırak ve evine dön.
              İbn-i İshak bu hikayenin yanı sıra başka bir hikayeye de kitabında yer vermiştir, ibni ishak şöyle yazıyor:
      Halime,  hz. Amine’ye şöyle dedi: ikinci defa bu çocuğu senden alıp evime  giderken habeşe Hıristiyanlarından birkaç kişi onu gördüler ve yakına  gelip onun vücudunu inceledikten sonra bana şöyle dediler: Bu çocuğu  senden çalıp kendi kentimize götüreceğiz, onun geleceği çok parlaktır.

      O günden sonra o adamların sözünden duyduğum rahatsızlık beni hiç rahat  bırakmadı, onu hep kolladım ve şimdi de sana teslim ediyorum.
           Şii hadis kaynaklarında ise Hz Halime’den bu konuda çok ilginç hadislere yer verilmiştir örnek olarak:
             O hazret, süt emerken bile adaletli davranıyordu, sürekli sağ göğsümü  emer sol göğsümü ise oğluma bırakırdı, oğlum da her zaman ona saygı  göstererek önce onun emmesini bekliyordu.
             -Sabahları  çocuklar uyandığında genellikle yapışık gözler ve tembel olurlardı ama  o, uyandığında, bütün çocukların aksine çok neşeli ve temiz bir şekilde  yataktan kalkardı.
             -Bir gün onu Ukkaz çarşısındaki bir  falcıya götürdüm, insanlar, genellikle çocuklarının gelecekleri  hakkında bilgi edinmek için çocuklarını ona götürürlerdi, falcı onu  görür görmez bağırmaya başladı: Millet çabuk toplanın, bu çocuğu  öldürün.
               Bunu duyar duymaz onu oradan uzaklaştırdım ve  sakladım. Millet toplanınca ise falcı “yemin ederim ki ileride sizin  dininizi yok edecek, ilahlarınızı öldürecek ve size hüküm sürecek  birisini gördüm” dedi. Bunun üzerine millet, onu aramaya koyulduysa da  onu bulamadı. Bu olaydan sonra, onu annesine teslim edene kadar kimseye  göstermedim.
             Tarih kitaplarının genelinde o hazretin beş  yaşına kadar Halime’nin evinde kaldığını görebilirsiniz. Hz. Muhammed  hayatının sonuna kadar hep süt annesi ve süt kardeşlerini iyilikle  anar, onlara teşekkür ederdi.
              Hz Halime, Hz Muhammed’in peygamberliğinden sonra eşiyle birlikte Mekke’ye giderek o hazretin huzurunda Müslüman oldu.
    Zehranet.



Total Visit: 565
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.