Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 17:17

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۸:۴۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 

EZRAKİ

 

          Ebû Bekr Zeyneddîn b. İsmail Verrâk-ı Herevî, V/XI. yüzyılın büyük şa¬irle¬rindendir. Babası İsmail-i Verrâk, Hekîm Ebû’l-Kâsım-i Firdevsî’nin Gezne’den kaçtıktan sonra Nizâmî-yi Arûzî’nin ifadesiyle, Herât şehrinde dükka¬nına sığın¬dığı ve “Mahmûd’un elçileri Tus’a ulaşıp geri döndükleri zamana dek altı ay evinde saklandığı” ki¬şidir. Varrâkî (Kitap satıcısı) laka¬bının İsmail’in oğlunun yani Zeyneddîn Ebû Bekr’in edebî konularla ta¬nışması için güzel bir araç olduğu açıktır.

          Onun Hâce Abdullah-ı Ensârî ile tanışması ve o iç ferahlatan ermişe karşı beslediği duygu, hemşehri oluşu ve Hâce’nin yaş ve ma¬kam açısın¬dan Ezrakî’den önde oluşu sebebiyle gençlik döneminin başlarında şekil¬lenmiş ol¬malı. Bu duy¬guyu, Hâce-i Herât’ın methi noktasında Ezrakî’nin Divan’ındaki be¬yitlerin varlığı doğrulamaktadır.

          Ezrakî’nin tanışmış olduğu ilk devlet sarayı, Alparslan’ın (ö.465/1072) salta¬natı zamanında Horâsân valisi olan Selçuklu Ebû’l-Fevâris Togânşâh b. Al¬pars¬lan’ın şehriyarlık sarayıdır. Ezrakî’nin şiir¬lerinde adına ve unva¬nına yönelik yap¬tığı açıklamaya göre, onun Togânşâh b. Mueyyed Ây Ebe ile karıştırılmış ol¬ması, Mecma‘u’l-Fusahâ’da gördüğümüz gibi dikkatten uzaktır. Ezrakî, bu şeh¬zadenin hizmetinde özel bir makam ve dereceye sa¬hip olmuştur. Hatta öyle ki şehzade Herât’ta olmadığı zamanlar, üstattan mektup ile haber alırdı. Bu şairin Togânşâh’ın hizmetinde sahip olduğu yakınlık konusunda Nizâmî-yi Arûzî, bir hikaye aktarmaktadır. Bu hikaye, özetle tavla oyununda kötü bir sonuç elde eden Şehinşâh’ın kızgınlığını azaltmak için bir rubai söylemesini konu almaktadır. Rubai şöyledir:

 Şah dü-şeş istediyse de dü-yek yara açtı.

 Zarların adil davranmadığını sanmayasın.

 O yara, Şehinşâh’ın düşüncesini anlayınca

 Şahın huzurunda toprağa yüz sürdü.

          Togânşâh, bu rubaiden dolayı çok mutlu oldu ve “Ezrakî’nin gözle¬rine bir öpücük kondurdu, beş yüz dinar altın istedi ve tek tek onun ağzına sürdü, neşeye boğulup tümünü ona bağışladı.”

          Ezrakî, Togânşâh dışında Kirmân Selçuklularından Emîrânşâh b. Kâverd’i de birkaç kasidesinde övmüş ve onunla iyi bir ilişki içine girmiş¬tir. Emîrânşâh, ba¬bası Kâverd’in ölümünden önce (476/1083 yılı) vefat etti.

          Ezrakî, sadece kasidede büyük ve kesin üstatlardan sayılmakla kal¬mamış hi¬kayecilikte ve çeşitli manzumeleri nazmetme konusunda da güçlüydü. Nazmetmiş olduğu hikayeler arasında Sindbâd-nâme kitabın¬daki kıssalar da vardır. Şairin şiirlerinde Sindbâd-nâme’yi nazm ettiğini gösteren işaretler görü-lür. Kural olarak bu işte, söz ko¬nusu kitabın Pehlevîceden Arapçaya yapılmış olan tercümeden yarar-lanmış olmalıdır.

          Ezrakî’nin vefatını, tezkire yazarları, 526/1131 ve 527/1132 yılları ola¬rak yazmışlar. Kesinlikle böyle değildir. Zira bu taktirde V/XI. yüzyılın ikinci yarı¬sında yaşamış olan kendi memduhlarının dö-neminden yüzyıl daha çok yaşamış olmalı ve 150 ile 200 arası bir ömür yaşamış olmalı(!). O halde ömrü V/XI. yüzyıl sonlarında sona ermiş olup o günlerin olayların¬dan sonra Divan’ında her hangi bir be¬lirti yoktur.

          Ezrakî, V/XI. yüzyıl ortalarının ve ikinci yarısının becerikli ve güçlü şa¬irle¬rindendir. Onun ince manalar kullanma, ince hayaller ge¬tirme, eş¬yayı ve gö¬rünen şeyleri detaylı bir şekilde çizip vasfetme ve ister aklî, ha¬yalî, duygusal ister vehmi olsun garip ve çeşitli teşbihler ve diğer benzeri teşbih türleri getirme nok¬tasın¬daki gücü ve kudreti meşhur olup tüm bu konularda başarılıdır. Onu Hadâiku’s-sihr adlı kitabında vehmî teşbih¬lerle kınayan Reşîdeddîn-i Vatvât, in¬saf ölçüle¬rine riayet etmekten uzak kalmıştır.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.