| ESİR-İ AHSİKETİ Esîr-i Ahsîketî, VI/XII. yüzyıl sonlarının meşhur ve ünlü şair¬lerinden olup Fars edebiyatının ve şiirinin meşhur alimlerindendir. Nesebi, Fergâne köy¬lerin¬den olan Ahsîket’e bağlı olup kendisi de şiirde “Esîr”, kimi zaman da “Esîr-i Ahsîket” diye nitelemiş olup çağdaşları ya da o dö¬neme yakın yaşayan kimseler, onu bu ikisinden biriyle zik¬retmişler. Yani adı “dîn” ekiyle zikredilmemiştir. Fa¬kat sonraki tez-kire yazarları onun adını “Esîreddîn” diye yazmışlar. Büyüdüğü yer doğu bölgesi olup aynı yerde şairlikle meşhur oldu. Fa¬kat Sencer devletinin yıkılışı, Oğuzların saldırıları ve Horâ¬sân’da değişik¬liklerin or¬taya çıkması sonucu çaresiz olarak bu bölge¬den çıkıp Irak’a yö¬neldi ve Hemedân’da Selçuklu Rukneddîn Arslan b. Tuğrul’un hizmetine girdi ve Îlde-niz’in yardımıyla Irak Selçukluları sal¬tanatının tahtına otur¬duğunda Esîreddîn onu; II. Alparslan Şah Arslan-i Tuğrul, Hakkın sancağını rahatlıkla ba¬tıla üstün kıldı. diye başlayan kasidesinde övdü (555/1160). Bundan itibaren de Esîreddîn-i Ahsiketî, Irak’ta o bölgedeki şairler ve söz üstatları ara¬sında meşhur oldu. Sel¬çuklu Sultan Arslan’a ilave olarak Âzerbaycan Atabekle-rini, yani Atabek Îldeniz ve oğulları Muhammed Cihân Pehli¬van ve Kızıl Arslan’ı da övdü. Bunlar arasın-dan Atabek Îldeniz ve Kızıl Arslan’a daha çok yakındı. Esîr, kendi döneminin Mucîr-i Beylekânî, Eşhûrî-yi Nîşâbûrî ve Hâkânî-yi Şîrvânî gibi büyük ünlü şairlerinden bir kısmıyla irtibat içinde olmuştur. Kendi¬sini Hâkânî derecesinde gördüğü için de bu ikisi arasın¬daki iş, birbirlerine çirkin söz ve hakaret etme noktasına çe¬kilmiş, hatta tezkire yazarları, Esîr’in Hâkânî ile mücadele etmek ama¬cıyla Horâsân’dan Şîrvân’a gittiğini ve yoldayken Arslan b. Tuğrul’un hizmetine girdiğini söylerler. Mucîr-i Beylekânî’ye karşı da Esîr, hiciv ve mücadele etmekten sakınmadı ve onu, kendi şiir kervanının yol ke¬sicisi olarak nitelemekteydi. Râhetu’s-Sudûr’un sahibi Râvendî, bun-dan dolayı Esîr’e saldır¬mış, onu çok sert bir şekilde eleştirmiş ve insaf¬sız olarak nitelemiştir. 577/1181 yı¬lında ölmüştür. Söz eleştirmenleri, Esîr-i Ahsîketî’yi kaside söyleyen birinci sı¬nıf şair¬ler¬den kabul etmişlerdir. Onun güzel, çekici terkipleri kul¬lanma, zor re¬difleri ve so¬runlu iltizamları getirmesi, zor anlamlarda gezinme ve şiirin değişik mazmunla¬rının dı¬şına çıkması noktasındaki mahareti övgüye de¬ğerdir. Her ne kadar kendi¬sini Hâkânî derecesine ulaştıramayıp bu üstat ile girdiği mücadelede edep ve in¬saf sı¬nırlarının dışına çıktıysa da birçok konuda, anlamı ortaya çıkarma nokta¬sında özel terkipler kullanma, bilim¬sel düşüncelerden yararlanma ve geniş bilgisi açı¬sından Şîrvân’ın büyük söz sahiplerinden olabilmiştir. Esîr de kendi çağdaşları gibi kendi şiirle¬rinde bilgilerine ve ilmine yenilmiş bir durumdaydı. Bu yönü, ka¬sidelerin¬den rahatlıkla anlaşılmaktadır. Tüm bunlarla birlikte onun Divan’ında özellikle de tabii ve gönülde yer eden gazellerinde yer alan ince ve tatlı be¬yitler az değil¬dir. Onun en büyük kusuru, şiirlerinde anlamı zorlaştırmaya ilgi duyması¬dır. Bu da onun kimi beyitlerinin anlamlarının eksik kalma¬sına neden olmuştur. |