| ENVERİ Evhadeddîn Muhammed b. Muhammed Enverî-yi Ebîverdî, VI/XII. yüzyıl ikinci yarısının ünlü şairlerinden ve Fars şiiri üslubunun değişmesi noktasında çok açık bir şekilde etkin olan kimselerdendir. Mahlası, kendisinin söylediği ve çağdaşlarının şiirlerinde zikretmiş oldukları üzere Enverî’dir. Fakat Devletşâh’ın Tezkiretu’ş-Şu‘arâ’da naklettiğine göre, mahlası, ilk önce, Enverî’nin şehrinin yani Ebîverd’in bulunduğu Hâverân Çölüne mensup olması nedeniyle “Hâverî” idi. Daha sonra kendi üstadı “Ammâre”nin buyruğuyla bu mahlası terketmiş ve Enverî mahlasını almıştır. Aynı rivayeti, Hidâyet, Mecma‘u’l-Fusahâ’da tekrar etmiştir. Her halükarda Enverî’nin mahlasını başkalarının kendisine verdiği ve kendisinin bunu seçmediği kesindir. Nitekim bir kasidesinde şöyle demiştir: Büyükler, Enverî lakabını bana verdiler, ancak felek beni zamanın hakanı olarak çağırır. Enverî’nin gençlik yılları, Tus’ta ilim tahsil etmekle geçti. Son derece üstün bir noktaya ulaştığı edebiyattan öteye, felsefe ve matematiğe yöneldi. Bu bilimlerle uğraşmasına rağmen şiirde de önemli bir başarı elde etti. Daha gençliğinde Sencer’in sarayına adım attı ve ömrünün büyük bir bölümünü bu sultanın sarayında ve hizmetinde geçirdi. Nitekim kendisi de bu savaşçı padişahı övdüğü bir kasidesinde şöyle der: Otuz yıl hizmetin karşılığında elbet sonunda bir saygı gerekir, huzurdaki otuz yıllık hizmet boşa geçmez. Buna göre, onun sultan Sencer’in sarayına girişi, bu padişahın saltanatının ilk yıllarında gerçekleşmiş olmalıdır. Nitekim eserleri okunduğunda ortaya çıkan şey, Sencer’den sonra da (552/1157 yılından sonra) hayatta kalmış ve Oğuzların egemenliği döneminde (Sencer’in esir alınmasından ve öldürülmesinden sonra) sorunlarla karşılaşmış. Çaresiz olarak 583/1187 yılında ölünceye kadar Horâsân emirlerini ve ileri gelenlerini övmekle hayatını sürdürmüştür. Enverî, İran’ın en büyük şairlerinden ve yaşamının devam ettiği dönemde şiir noktasındaki üstatlık ve hünerinin kesin olduğu kimselerdendir. Ondan sonra gelen bütün şairler, kendisini üstat ve üstün makam sahibi biri olarak nitelemişlerdir. Nitekim ‘Avfî, Lubâbu’l-Elbâb’da şöyle der: “Bütün kasideleri sanatlı ve tabiidir. Hiç kimse onlar üzerine çıkamaz”. Akıcı ve zamanın konuşma diline yakın bir lehçeye yakın olan sözlerde dakik ve zor anlamları kullanma noktasında güçlü bir yapı, kuvvetli bir düşünce ve geniş bir maharete sahipti. Onun en büyük özelliği, bu son zikredilen noktadadır. Yani şiirde günlük konuşma dilini kullanmasında ve ondan yararlanmasındadır. O, bu şekilde öncekilerin adetlerinin tümünü şiirde kullandı ve yeni bir yol ve tarz ortaya koydu. Günlük konuşma diline dayanmasıyla birlikte sözün sade olmasına ve anlaşılmaz olmamasına dikkat etti. Geniş Arapça kelimelerden yararlandı, hatta Arapça tam terkipleri kullanmaya da riayet ederek birçok bilimsel ve felsefî kavramlardan yararlanarak dakik mazmun ve düşünceler, tahayyüller, teşbihler ve istiarelerle iç içe bir dil kullandı. Zaman zaman Enverî’nin sözleri, sadelik konusunda öyle bir dereceye ulaşmaktadır ki sanki normal günlük konuşmaların bir bölümünü şiirinde olduğu gibi kullanmış izlenimini vermektedir. Şunun gibi: Akla dedim ki ey dünya maksadının gayesi senin yakınında olup da yok olmayan bir şey yoktur. Dedim ki bu ikisinden biri Şihâbeddîn’den başkası değil, diğeri ne dedim, Hasan-i Medûd’dur dedi. Dedim ki yanıltma, bu nerden olabilir? Dedi ki aklın ikisi hem şahiddir hem de meşhud. Zaman zaman da ince ve zor anlamları içermesi nedeniyle, akıcı sözlere sahip olmasıyla birlikte onları anlamak o kadar zorlaşır ki şerh ve açıklamaya muhtaç olur. Bu boyutla birlikte Enverî’nin şiirde bilimsel anlamları da kullanması, çeşitli bilimlerdeki kavramları kullanması özellikle astronomi ve heyet bilimlerinden ince konuları seçmesi, onun Divan’ına değişik şerhlerin yazılmasını gerekli hale getirdi. Muhammed b. Davud el-Alevî-yi Şâdâbâdî’nin yaptığı şerh, yine Ebû’l-Hasan Ferâhânî’nin Şâdâbâdî’den sonra yazdığı şerh gibi. Enverî, kendi sözünün sadelik ve akıcılığını aşkın ince hayallerle karıştırdığında tabii ve çekici güzel şiirlerini oluşturuyordu. Haklı olarak gazel konusunda onu, gazeli Sa’dî’den önce Zahîr-i Fâryâbî gibi kemal ve letafet derecesinin en üst noktasına yaklaştırmış olan ve bu zor yolu şiirde Sa’dî’nin incebakışlı düşünceler, dakik ve yüce hayallerinin gezinti yeri haline gelmesine hazır hale getiren kimseler arasında saymak gerekir. Enverî, kıta söyleme noktasında da gücünü göstermiş ve şiirin bu türünde övgü ve hicivden tutun da vaaz ve temsile kadarki tüm dallarda mana kısımlarını ve toplumsal eleştirileri en iyi şekilde kullanmıştır. Kendisinden sonra çok az kişinin bu dalda onun seviyesine ulaşabildiği bir tarz oluşturmuştur. Her halükarda Enverî, kaside, gazel ve kıtada İran şairlerinin başında gelenlerinden olup Fars dili ve edebiyatının sağlam taşlarından birisi oldu. Hatta Fars şiirinin üç peygamberinden biri olarak kabul edilecek bir dereceye ulaştı. Nitekim bu konuda onun hakkında şöyle denmiştir: Her ne kadar bir daha peygamber gelmeyecekse de şiirde üç kişi peygamberdir, Bu herkesin kabul ettiği ve inandığı bir sözdür: Firdevsî, Enverî ve Sa’dî. |