Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 17:07

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۸:۳۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

ENVERİ

 

 

Evhadeddîn Muhammed b. Muhammed Enverî-yi Ebîverdî, VI/XII. yüzyıl ikinci yarısının ünlü şairlerinden ve Fars şiiri üslubunun değişmesi nokta­sında çok açık bir şekilde etkin olan kimselerdendir. Mahlası, kendi­sinin söyle­diği ve çağdaşlarının şiirlerinde zikretmiş ol­dukları üzere Enverî’dir. Fakat Devletşâh’ın Tezkiretu’ş-Şu‘arâ’da naklettiğine göre, mahlası, ilk önce, Enverî’nin şehrinin yani Ebîverd’in bulunduğu Hâverân Çölüne mensup olması nedeniyle “Hâverî” idi. Daha sonra kendi üstadı “Ammâre”nin buyruğuyla bu mahlası terketmiş ve Enverî mahlasını al­mıştır. Aynı rivayeti, Hidâyet, Mecma‘u’l-Fusahâ’da tekrar etmiştir. Her halükarda Enverî’nin mah­lasını baş­kalarının kendisine verdiği ve kendisi­nin bunu seçmediği ke­sindir. Nitekim bir kasidesinde şöyle demiştir:

Büyükler, Enverî lakabını bana verdiler, ancak felek beni zamanın hakanı olarak çağırır.

Enverî’nin gençlik yılları, Tus’ta ilim tahsil etmekle geçti. Son derece üs­tün bir noktaya ulaştığı edebiyattan öteye, felsefe ve mate­matiğe yö­neldi. Bu bi­lim­lerle uğraşmasına rağmen şiirde de önemli bir başarı elde etti. Daha gençli­ğinde Sencer’in sarayına adım attı ve öm­rünün büyük bir bölümünü bu sultanın sara­yında ve hizmetinde ge­çirdi. Nitekim kendisi de bu savaşçı padişahı övdüğü bir kasidesinde şöyle der:

Otuz yıl hizmetin karşılığında elbet sonunda bir saygı gere­kir, hu­zurdaki otuz yıllık hizmet boşa geçmez.

Buna göre, onun sultan Sencer’in sarayına girişi, bu padişahın salta­natı­nın ilk yıllarında gerçekleşmiş olmalıdır. Nitekim eserleri okundu­ğunda ortaya çıkan şey, Sencer’den sonra da (552/1157 yılın­dan sonra) hayatta kalmış ve Oğuzların egemenliği döneminde (Sencer’in esir alın­masından ve öldürülmesin­den sonra) sorunlarla karşılaşmış. Çaresiz ola­rak 583/1187 yılında ölünceye kadar Horâsân emirlerini ve ileri gelenle­rini övmekle hayatını sürdürmüştür.

Enverî, İran’ın en büyük şairlerinden ve yaşamının devam et­tiği dö­nemde şiir noktasındaki üstatlık ve hünerinin kesin olduğu kim­selerden­dir. On­dan sonra gelen bütün şairler, kendisini üstat ve üstün makam sa­hibi biri olarak ni­telemişlerdir. Nitekim ‘Avfî, Lubâbu’l-Elbâb’da şöyle der: “Bütün kasideleri sa­natlı ve tabiidir. Hiç kimse onlar üzerine çıka­maz”. Akıcı ve zamanın konuşma diline yakın bir lehçeye yakın olan söz­lerde dakik ve zor anlamları kullanma nokta­sında güçlü bir yapı, kuvvetli bir düşünce ve geniş bir maharete sa­hipti. Onun en büyük özelliği, bu son zikredilen noktadadır. Yani şi­irde günlük ko­nuşma dilini kullanmasında ve ondan yararlanmasın­dadır. O, bu şekilde önceki­lerin adetlerinin tü­münü şiirde kullandı ve yeni bir yol ve tarz ortaya koydu. Günlük ko­nuşma diline dayanmasıyla bir­likte sözün sade olmasına ve anlaşılmaz olmama­sına dikkat etti. Geniş Arapça kelimelerden yararlandı, hatta Arapça tam terkip­leri kullan­maya da riayet ederek birçok bilimsel ve fel­sefî kavramlardan ya­rarla­narak dakik mazmun ve düşünceler, tahayyüller, teşbihler ve istiare­lerle iç içe bir dil kullandı. Zaman zaman Enverî’nin sözleri, sadelik konusunda öyle bir dere­ceye ulaşmaktadır ki sanki normal günlük ko­nuşmaların bir bölümünü şii­rinde olduğu gibi kullanmış izleni­mini vermektedir. Şunun gibi:

Akla dedim ki ey dünya maksadının gayesi senin yakınında olup da yok olmayan bir şey yoktur.

Dedim ki bu ikisinden biri Şihâbeddîn’den başkası değil, diğeri ne dedim, Hasan-i Medûd’dur dedi.

Dedim ki yanıltma, bu nerden olabilir? Dedi ki aklın ikisi hem şahiddir hem de meşhud.

Zaman zaman da ince ve zor anlamları içermesi nedeniyle, akıcı söz­lere sa­hip olmasıyla birlikte onları anlamak o kadar zorlaşır ki şerh ve açıklamaya muhtaç olur. Bu boyutla birlikte Enverî’nin şiirde bilimsel an­lamları da kullan­ması, çeşitli bilimlerdeki kavramları kullanması özel­likle astronomi ve heyet bi­limlerinden ince konuları seçmesi, onun Di­van’ına değişik şerhlerin yazılmasını gerekli hale getirdi. Muhammed b. Davud el-Alevî-yi Şâdâbâdî’nin yaptığı şerh, yine Ebû’l-Hasan Ferâhânî’nin Şâdâbâdî’den sonra yazdığı şerh gibi.

Enverî, kendi sözünün sadelik ve akıcılığını aşkın ince ha­yallerle ka­rış­tırdı­ğında tabii ve çekici güzel şiirlerini oluşturuyordu. Haklı olarak ga­zel konu­sunda onu, gazeli Sa’dî’den önce Zahîr-i Fâryâbî gibi kemal ve le­tafet derecesinin en üst noktasına yaklaştırmış olan ve bu zor yolu şiirde Sa’dî’nin incebakışlı dü­şünceler, dakik ve yüce hayallerinin gezinti yeri haline gelmesine hazır hale geti­ren kim­seler arasında saymak gerekir.

Enverî, kıta söyleme noktasında da gücünü göstermiş ve şiirin bu tü­ründe övgü ve hicivden tutun da vaaz ve temsile kadarki tüm dallarda mana kı­sımlarını ve toplumsal eleştirileri en iyi şekilde kul­lanmıştır. Ken­disinden sonra çok az ki­şinin bu dalda onun seviyesine ulaşabildiği bir tarz oluşturmuştur.

Her halükarda Enverî, kaside, gazel ve kıtada İran şairlerinin başında gelen­lerinden olup Fars dili ve edebiyatının sağlam taşların­dan birisi oldu. Hatta Fars şiirinin üç peygamberinden biri olarak kabul edilecek bir dere­ceye ulaştı. Nite­kim bu konuda onun hakkında şöyle denmiştir:

Her ne kadar bir daha peygamber gelmeyecekse de şiirde üç kişi peygam­berdir,

Bu herkesin kabul ettiği ve inandığı bir sözdür: Firdevsî, Enverî ve Sa’dî.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.