Çarsamba 8 Şubat 2012 - 15:40

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۷:۱۰

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
     

 EN’ÂM SURESİ

      Mekkîdir, yüz altmış beş âyettir.

     (Yüz  altmış beş âyettir. 91. âyetten itibaren üç âyetle 151. âyetten itibaren üç  âyet yani altı âyet, İbn-i Abbas'a göre Medenîdir. Ka'b oğlu Ubeyy, İkrime ve  Katâde'ye göre bütün sûre Mekkîdir ve geceleyin vahyedilmiştir. İçinde küçük  baş ve koca baş hayvanlara ait hükümlerden bahsedildiği için bu anlama gelen  En'âm adıyla adlanmıştır.)      Rahman ve Rahîm Allah Adıyla     

1- Hamt Allah'a ki gökleri ve yeryüzünü halketti, karanlıkları ve ışığı yarattı,  sonra da kâfir olanlar, taptık-larını Rableriyle denk tutarlar.     

2- O, öyle  bir Tanrıdır ki sizi balçıktan yaratmıştır da ölüm vaktini takdîr etmiştir ve  kıyâmetin kopacağı zamana ait bilgi de ondadır, onun katındadır, sonra gene de  şüphe edersiniz siz.     

3- Odur göklerde de, yeryüzünde de Allah. Gizlediğinizi de bilir, açığa vurduğunuzu  da ve ne kazanacağınızı da bilir.     

4- Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmemiştir ki ondan yüz çevirmesinler.     

5- Kendilerine, gerçek olan Kur’ân gelince onu yalanlarlar, fakat yakında gelecek  onlara, alay ettikleri şeye ait haberler.

      6- Görmediler mi onlardan önce nice nesilleri helâk ettik ki onlara, yeryüzünde  size vermediğimiz imkânları, kudretleri vermiş, onları yeryüzüne  yerleştirmiştik, üstlerine bol-bol yağmur yağdırmıştık, ayaklarını bastıkları  yerlerden ırmaklar akıtmıştık, fakat sonra suçları yüzünden helâk ettik onları  ve onlardan sonra da başka başka nesiller meydana getirdik.       7- Sana, kâğıda yazılı bir kitap indirseydik ve ona elleriyle dokunsalardı gene de  kâfir olanlar derlerdi ki: Bu, ancak apaçık bir büyü.       8- Diyorlar ki: Ona bir melek indirilseydi. Melek indirseydik iş, olur biterdi ama  sonra kendilerine gözlerini yumup açacak kadar bile bir mühlet verilmezdi.     

9- Peygamberi, bir melek olarak halk etseydik gene bir erkek şeklinde halk ederdik  ve gene düştükleri şüpheden kurtulmazlardı.

     

10- Senden  önceki peygamberlerle de alay edildi de alay edenler, alaylarının cezasına  uğradılar.

      11- De  ki: Gezin yeryüzünü de görün inkâr edenlerin sonları ne olmuş.     

12- De  ki: Kimindir ne varsa göklerde ve yeryüzünde? De ki: Allah'ın; rahmet etmeyi  gerekli kıldı özüne. Kıyâmet günü hepinizi de tapısında toplayacak ve hiç şüphe yok o günün geleceğinde. Kendilerine ziyan  edenlerdir inanmayanlar.     

13- Geceleyin  ve gündüzün yaşayıp barınan ne varsa hepsi, onundur ve odur duyan, bilen.     

14- De  ki: Gökleri ve yeryüzünü yoktan var eden Allah'tan başkasını mı dost edineyim  ve o, yedirip doyurur, yiyip doymaya ihtiyacı yoktur. De ki: Bana, Müslüman  olanların ilki olmam ve müşriklerden olmamam emredildi.     

15- De  ki: Ben, Rabbime isyan edersem pek büyük günün azâbından korkarım.     

16- O  gün azaptan kurtarılana şüphe yok ki rahmet etmiştir ve budur en büyük  kurtuluş.     

17- Allah  sana bir zarar verirse o zararı, ondan başka açıp giderecek yoktur, sana bir  hayır verirse zâten odur her şeye gücü yeten.     

18- Kulların  üstünde tek tasarruf sahibidir o ve odur hüküm ve hikmet sahibi her şeyden  haberdar olan.     

19- De  ki: En büyük tanıklık nedir, hangisidir? De ki: Allah, gerçek tanıktır benimle  sizin aranızda ve bana bu Kur’ân, sizi ve kime ulaşırsa onu korkutmam için  vahyedildi. Siz, Allah'la berâber tapılacak başka bir mâbud olduğuna mı tanıklık ediyorsunuz? De ki: Ben tanıklık etmem. De  ki: O, ancak tek mabuttur ve benim, sizin ona eş tuttuklarınızla hiçbir ilgim  yok.     

20- Kendilerine  kitap verdiklerimiz, Peygamberi, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar, fakat  kendilerine zarar verenlerdir inanmayanlar.


21- Kimdir  Allah'a boş yere iftirâ edenden, yahut onun âyetlerini yalanlayandan daha  zâlim? Şüphe yok ki zâlimler, muratlarına erişmezler.     

22- Ve  o gün hepsini de toplar da sonra Tanrıya şirk koşanlara deriz ki: Nerede size  yardım edecek sanıp şirk koştuklarınız?     

23- Sonra  onlar ancak Rabbimiz Allah, sana andederiz ki biz şirk koşanlardan değildik  demekten başka bir özür serdedemezler.     

24- Hele  bak, nasıl da bile-bile yalan söylerler ve iftirâ konuları da nasıl ortadan  kaybolup gider.     

25- Onlardan  seni dinleyenler de var ve biz, dinledikleri sözleri anlamamaları için  kalplerini perdeleriz, kulaklarını ağırlaştırırız da bütün delilleri görseler  gene de inanmazlar onlara. Nihâyet de yanına geldiler mi çekişmeye başlarlar  seninle ve bunlar, ancak evvelce gelip geçenlere ait masallar derler.     

26- Onlar  hem insanları uzaklaştırırlar ondan, hem kendileri uzaklaşırlar. Onlar  anlamadan ancak kendilerini helâk ederler.     

27- Ateşin  başında durduruldukları zaman bir görseydin onları. Keşke dünyâya tekrar  döndürseler bizi de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak  derler.     

28- Hayır;  evvelce gizledikleri belirdi artık, göründü onlara. Geriye döndürülseler de gene  nehyedildikleri şeyleri yapmaya koyulurlar ve şüphe yok ki onlar, yalancılardır.     

29- Ve  dediler ki: Bu dünyâda yaşayışımızdan başka bir yaşama yok bize ve biz tekrar  dirilmeyiz.     

30- Rablerinin tapısında durduruldukları vakit onları bir  görseydin. Rableri, bu gerçek değil mi der, Rabbimize andolsun derler, evet,  gerçek. Rableri de öyleyse kâfirliğiniz yüzünden tadın azâbı der.

      31- Gerçekten  de ziyana uğramışlardır Allah'a kavuşmayı yalan sayanlar. Nihâyet ansızın  başlarına kıyâmet kopunca günahlarını sırtlarına yüklenirler de yaptığımız  taşkınlıklardan dolayı yazıklar olsun bize derler; ne de kötü yüktür  taşıdıkları yükler.       32- Dünyâ  yaşayışı, ancak bir oyundan, bir oyalanmadan ibâret. Âhiret yurduysa  çekinenlere elbette daha hayırlı. Hâlâ mı aklınız ermeyecek?       33- İyice  biliriz ki onların söylediği sözler, seni mahzun edecek. Fakat şüphe yok ki  onlar seni yalanlamış olmazlar, o zâlimler, bile-bile Allah'ın âyetlerini inkâr  ederler.     

34- Andolsun  ki senden önceki peygamberler de yalanlandı da onlar, kendilerine yardımımız  erişinceye dek sözlerinin yalan sayılmasına ve uğradıkları eziyetlere  katlandılar ve Allah'ın sözlerini değiştirecek yoktur ve sana da o  peygamberlerin haberleri gelmiştir.     

35- Onların  yüz çevirmeleri sana pek ağır geliyorsa gücün yeterse yeraltında bir yurt  kurmaya, yahut gökyüzüne bir merdiven dayamaya bak da onlara bir delil getir.  Fakat Allah dileseydi onların hepsine de doğru yolu gösterirdi. Artık sakın  bilgisizlerden olma.     

36- Senin  dâvetine ancak seni dinleyenler icâbet eder. Ölüleriyse Allah diriltir de sonra  gene dönüp onun tapısına varırlar.     

37- Rabbinden  ona bir delil indirilse derler. De ki: Allah'ın delil indirmiye gücü yeter ama  onların çoğu bilmez.     

38- Yeryüzünde  yürüyen hiçbir hayvan ve kanatlarıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi o da  bir cinse mensup olmasın. Biz, kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık, sonra da  hepsi Rablerinin tapısında toplanır.     

39- Âyetlerimizi  yalanlayanlar, karanlıklarda kalmış sağırlardır, körlerdir. Allah kimi isterse  doğru yoldan saptırır ve kimi dilerse doğru yola sevk eder.

      40- De  ki: Gerçekseniz, size Allah'ın azâbı gelir-çatar, yahut başınıza kıyâmet  koparsa Allah'tan başkasını mı çağırır, ondan başkasına mı duâ edersiniz, bana  haber verir misiniz siz?     

41- Hayır;  ancak onu çağırırsınız, o da dilerse duânızı kabûl eder de uğradığınız belâyı  açıp giderir ve şirk koştuklarınızı unutur, gidersiniz.

      42- Andolsun  ki senden önceki ümmetlere de peygamberler yolladık da yalvarmaya düşsünler  diye onları şiddetli sıkıntılara, kıtlığa ve hastalığa uğrattık biz.      

43- Onlara  azâbımız geldiği vakit olsun, yalvarmaları gerekirdi, fakat yalvarmadılar bile,  kalpleri katılaştı ve Şeytan, yaptıkları şeyleri süsleyip hoş gösterdi onlara.     

44- Derken  söylenenleri, verilen öğütleri unuttukları zaman her şeyin kapılarını açtık  onlara ve onlar, kendilerine verilen şeylerle genişliğe ulaştıkları gibi hemen  ve ansızın onları tutup alıverdik de bütün umduklarından mahrum oldular.     

45- Böylece  de zulmeden kavmin kökü kesildi ve hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a.     

46- De  ki: Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder ve kalplerinizi mühürlerse  Allah'tan başka hangi mabuttur dersiniz onları size geri verecek? Bak da gör,  nasıl deliller getiriyoruz da gene onlara yüz çeviriyorlar.

      47- De ki:  Allah'ın azâbı ansızın, yahut açıkça gelip çatsa size, zulmeden kavimden  başkası helâk edilir mi dersiniz?       48- Biz,  peygamberleri ancak müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. Şu halde inananlara  ve kendilerini düzgün bir hale getirenlere ne korku vardır, ne de mahzun olur  onlar.       49- Âyetlerimizi  inkâr edenlerse kötülükte bulunduklarından dolayı azâba uğratılacaklardır.      

50- De  ki: Ben size, Allah'ın hazineleri yanımda da demiyorum, gaibi bilirim, ben bir  meleğim de demiyorum. Ben, yalnız bana vahyedilen şeye uymadayım. De ki: Körle  gözü açık kişi bir olur mu hiç? Ne diye hâlâ düşünmezsiniz?     

51- Rablerinin  tapısında hasredilmeden korkanları Kur’ân'la korkut ve çekinsinler diye de  bildir ki onlara, Rablerinden başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi.

      52- Sabah,  akşam, râzılığını dileyerek Rablerine duâ edenleri kovma; ne onlardan, herhangi  bir hususta sen sorumlusun, ne de senin amelinden onlara bir şey sorulur, onun  için onları kovup da haksızlık edenlerden olma.     

53- Ve  biz, Allah'ın, aramızdan seçip lütfettiği bunlar mı demeleri için halkın bir  kısmını, bir kısmıyla sınarız. Allah, şükredenleri daha iyi bilmez mi?

      54- Âyetlerimize  inananlar sana gelince de ki: Esenlik size, Rabbiniz, rahmet etmeyi kendisine  gerekli kılmıştır; şüphe yok ki içinizden biri, bilgisizlik yüzünden bir  kötülük yapar da sonradan tövbe eder, halini düzene korsa muhakkak ki Tanrı,  suçları örter, yarlıgar, rahîmdir.      

55- Suçluların  yolu yoradamı iyice meydana çıksın diye delilleri bu çeşit açıklamadayız.     

56- De  ki: Ben, Allah'ı bırakıp da taptıklarınıza tapmaktan nehyedildim. De ki: Sizin  dileğinize uymam ben. Uyarsam şüphe yok ki doğru yoldan sapmış olurum ve doğru  yolu bulanlardan olmam.

      57- De  ki: Ben, sizin yalan saydığınız apaçık, belli-beyan deliline uydum Rabbimin.  Çabucak gelmesini istediğiniz azap da benim elimde değil. Hüküm, ancak  Allah'ın, doğruyu haber veren odur ve odur ayırt edenlerin en hayırlısı.     

58- De  ki: Hemencecik olmasını istediğiniz şey, benim elimde olsaydı sizinle aramdaki  iş çoktan olur, biterdi ve Allah, zâlimleri elbette daha iyi bilir.

      59- Gaibin  anahtarları, onun yanındadır, onları ancak o bilir; karada ve denizde ne varsa  bilir. Bir yaprak bile düşse bilir onu ve yeryüzünün karanlıkları içinde bir  tek tane yoktur ki, yaş ve kuru hiçbir şey bulunamaz ki apaçık kitapta tespit  edilmemiş olsun.     

60- O,  öyle bir Tanrıdır ki geceleyin âdeta sizi öldürür, gündüzün ne çeşit işlerde  bulunacağınızı bilir, sonra sizi gündüz diriltir de mukadder olan ölümünüze dek  bu, böyle gider, ölümden sonra da dönüp varacağınız yer, onun tapısıdır, sonra  ne yaptıysanız hepsini size haber verir.    

61- Odur  kullarından yüce tasarruf ve kudret sahibi ve size, amellerinizi hıfz ve  kaydeden melekler göndermiştir. Nihâyet birinizin ölümü geldi mi elçilerimiz,  onu öldürürler ve onlar, artık ve eksik iş görmezler.     

62- Sonra,  her işi doğru olan kudret ve tasarruf sahibi Tanrılarının tapısına  götürülürler. Bilin ki hüküm onundur ve o, hesap görenlerin en tez hesap görenidir.     

63- De  ki: Sızlanıp yalvararak gizlice, bizi bundan kurtarırsan şükredenlerden oluruz  diye duâ ettiğiniz zaman sizi karanın ve denizin karanlıklarından kurtaran  kimdir?     

64- De  ki: Ondan da sizi kurtaran Allah'tır, bütün sıkıntılardan da; sonra gene ona  şirk koşarsınız.     

65- De  ki: Üstünüzden, ayaklarınızın altından size azap göndermeye, yahut sizi  bölük-bölük edip bir kısmınızın azâbını bir kısmınıza tattırmaya gücü yeter  onun; anlasınlar diye bak, delilleri nasıl çeşit-çeşit açıklamadayız.     

66- Kavmin,  Kur'ân'ı yalan saymada, halbuki o, gerçektir. De ki: Ben, sizi koruyucu  değilim.     

67- Her haberin  mukadder bir zamanı var, siz de öğrenir, bilirsiniz yakında.     

68- Âyetlerimize  dâir münâsebetsiz sözlere daldıklarını görünce bir başka bahse girişinceye dek yüz çevir onlardan. Şeytan,  bunu sana unutturursa hatırladıktan sonra artık zulmeden kavimle oturma.     

69- Çekinenler,  onların meclislerinde bulunsalar da onların sorumluluğundan bir şey gelmez  kendilerine, üstlerine düşen ödev, çekinsinler, sakınsınlar bu işten diye öğüt  vermektir ancak.     

70- Dinlerini  bir oyundan, bir eğlenceden ibâret sayan ve dünyâ yaşayışına aldanan kişileri  bırak kendi hallerine. Sen, ancak Kur’ân'la öğüt ver de hiç kimse, kazandığı  suçlar yüzünden helâk olmasın. Ona, Allah'tan başka ne bir dost vardır, ne bir  şefaatçi. Suçlu, varını-yoğunu, kurtuluşu için fedâ etse kabul edilmez. Kazançları  yüzünden helâk olanlar, inkârlarından dolayı kaynar su içeceklerdir ve pek acı  bir azap vardır onlara.     

71- De  ki: Allah'ı bırakıp da bize ne faydaları dokunan, ne zararları erişen şeylere  mi ibâdet edelim ve Allah bize doğru yolu gösterdikten sonra tekrar geriye mi  dönelim, hani Şeytanların şaşırtıp sersem bir halde çöle düşürmek istedikleri  adam gibi, halbuki arkadaşları, bize gel diye onu doğru yola çağırıp  durmadadır. De ki: Şüphe yok ki Allah'ın gösterdiği yoldur doğru yol ve bize,  âlemlerin Rabbine teslîm olmamız emredildi.

      72- Namaz  kılın ve Tanrıdan çekinin dendi ve o, öyle bir Tanrıdır ki varıp toplanacağınız  yer, onun tapısıdır.     

73- Öyle  bir Tanrıdır ki gökleri ve yeryüzünü, boş yere değil, hikmetiyle ve gerçek  olarak yarattı. Ol dediği gün her şey oluverir. Sözü gerçektir ve sûrun üfürüldüğü  gün saltanat ve tasarruf onundur, odur gizliyi de bilen, açıkta olanı da ve  odur hüküm ve hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan.    

      74- Hani  İbrahîm, atası Âzer'e, putları mabut mu tanıyorsun demişti, şüphe yok ben, seni  de, kavmini de apaçık bir sapıklığa düşmüş görmedeyim.91     

75- Biz,  gerçek ve şüphesiz bilgiye sahip olması için İbrahîm'e, göklerdeki ve  yeryüzündeki kudret ve saltanatı, tasarruf ve hikmeti böylece göstermedeydik.     

76- Gece  olup karanlık basınca bir yıldız görmüş de budur Rabbim demişti. Fakat yıldız  battı mı demişti ki: Ben batanları sevmem.     

77- Sonra  Ayın doğmakta olduğunu görmüş de Rabbim bu demişti. Fakat batınca andolsun ki  demişti, Rabbim bana doğru yolu göstermezse sapık kavimden olacağım ben.     

78- Derken  güneşin ışıklar saçarak doğduğunu görmüş, Rabbim bu demişti, bu daha büyük.  Fakat güneş de batıp gidince ey kavim demişti, benim, sizin şirk koştuğunuz  şeylerle hiçbir ilgim yok.     

79- Hiç  şüphem olmaksızın mabudumu tek tanıyarak yüzümü, gökleri ve yeryüzünü yaratana  döndüm ve ben, şirk koşanlardan değilim.

80- Kavmi,  onunla çekişmeye girişince de Allah bana doğru yolu buldurduktan sonra da onun  hakkında benimle çekişmeye mi kalkıyorsunuz demişti, ben, sizin Tanrıya eş  tanıdıklarınızdan korkmam, Rabbim ne dilerse o olur. Rabbimin bilgisi her şeyi  kavramıştır, hâlâ mı düşünmeyecek, öğüt kabul etmeyeceksiniz?     

81- Siz, hiçbir delile sahip olmadığınız halde o putları  Allah'a eş tanımaktan korkmuyorken ben o eş tanıdıklarınızdan nasıl korkarım  ki? Biliyorsanız söyleyin, bu iki taraftan hangisine, daha fazla inanılır,  hangi taraf, daha ziyade emniyete hak kazanmıştır?     

82- İnananlar  ve inançlarını haksızlıkla karıştırmayanlardır emîn olmaya hak kazananlar ve  onlardır doğru yolu bulmuş olanlar.     

83- İşte,  İbrahîm'e, kavmine serdetmek için verdiğimiz kesin deliller bunlardı,  dilediğimiz kişinin derecesini kat-kat yüceltiriz biz. Şüphe yok ki Rabbin  hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi bilir.     

84- Ona  İshak'ı ve Yakup'u verdik, hepsine de doğru yolu ihsân ettik. Daha önce Nûh'u  ve soyundan Dâvûd'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yûsuf'u, Mûsâ'yı ve Hârûn'u doğru  yola sevketmiştik ve biz, iyilik edenleri böylece mükâfatlandırırız.     

85- Zekeriyya'ya,  Yahya'ya, İsa'ya ve İlyas'a da doğru yolu lütfettik, hepsi de doğru hareket  eden kişilerdendi.     

86- İsmâîl'e,  Elyesa'a, Yunus'a ve Lût'a da doğru yolu ihsân etmiştik, hepsini de âlemlere  üstün kılmıştık.     

87- Onların  atalarından, soylarından ve kardeşlerinden bir kısmına da üstünlük verdik,  onları seçtik ve doğru yola sevkettik.     

88- İşte  Allah'ın doğru yolu budur, kullarından dilediğini o yola sevk eder. Onlar da  şirk koşsalardı bütün yaptıkları boşa giderdi.     

89- Bunlar,  kendilerine kitap, hükmetme yetkisi ve peygamberlik verdiğimiz kişilerdir. Kâfirler,  bunları tanımazlar, inkâr ederlerse zâten biz, kâfir olmayacak bir topluluğu  onların yerine geçmeye memûr etmişizdir.     

90- Onlar,  Allah'ın doğru yola sevkettiği kimselerdir, sen de onların yoluna uy. De ki:  Ben, yaptığıma karşılık sizden bir ücret istemiyorum, bu, ancak âlemlere bir  öğüt.     

91- Allah,  hiçbir kimseye hiçbir şey indirmedi dedikleri zaman Allah'ı lâyıkıyla  tanımadılar, ululamadılar. De ki: Mûsâ'nın, insanlara bir ışık ve onları doğru  yola sevk eden bir vâsıta olarak getirdiği kitabı kim indirdi? Hani-siz onu  kâğıtlara yazdınız da yayıp açıklarsınız, hükümlerinden çoğunu da gizlersiniz,  hani siz de, atalarınız da, bilmediğiniz şeyleri onun sayesinde bildiniz, öğrendiniz.  De ki: Allah indirdi, sonra da bırak onları, düştükleri boş iddialarla oyalanıp  dursunlar.     

92- Sana,  şehirlerin anası olan Mekke halkını ve çevresindeki bütün insanları korkutmak,  Tanrı azâbını onlara haber vermek için bu kutlu ve onlarda bulunan kitapları  gerçekleyici kitabı indirdik ve âhirete inananlar, namazlarını dâimâ kılarak bu  kitaba da inanırlar.

93- Allah'a  boş yere iftirâ edenden, yahut, kendisine hiçbir şey vahyedilmediği halde bana  da vahyedildi diyenden ve Allah'ın indirdiği hükümlere benzer hükümleri ben de  yakında indireceğim diye söylenenden daha zâlim kimdir ki? Meleklerin, ellerini  uzattıkları ve delillerine karşı ululuk satmak istediğinizden ve haksız olarak  Allah hakkında söylediğiniz şeylerden dolayı horlukla cezalandırılacak,  aşağılık bir azâba uğrayacaksınız, haydi, kurtarın bugün canlarınızı dedikleri  zaman o zâlimlerin, ölümün şiddetiyle nasıl kıvrandıklarını bir görmelisin.     

94- Andolsun  ki size verdiğimiz her şeyi arkanızda bırakmışsınız da sizi evvelce nasıl  yarattıysak tıpkı onun gibi tek başınıza, yapayalnız huzurumuza gelmişsiniz.  Sizce Tanrıya eş olan şefaatçilerimizi de yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki  bağlar, tamamıyla kopmuş, boşuna umduklarınız elinizden çıkmış, kaybolup gitmiştir.     

95- Şüphe  yok ki tohumları ve çekirdekleri yarıp nebatları ve ağaçları yetiştiren  Allah'tır. Ölüden diri izhâr eder, diriden ölü. Budur Allah işte, nasıl oluyor  da ondan yüz çeviriyorsunuz?     

96- Sabahı  ağartan oldur. Geceyi huzur ve istirahat için, güneşle ayı da muayyen bir  hesapla devretmek üzere yaratmıştır. Bu, üstün ve her şeyi bilen Tanrının  takdîridir.     

97- Öyle  bir mabuttur ki karada ve denizde, karanlıklar içine dalmışken yolunuzu  bulmanız için yıldızları yaratmıştır. Bilen topluluğa delillerimizi apaçık  anlatmadayız.     

98- Sizi  bir tek kişiden meydana getirmiştir de size bir eğlenecek yurt, bir de eğreti  olarak kalınacak yer tâyin etmiştir. Anlayan topluluğa delillerimizi açıkça  bildirmedeyiz.     

99- Gökten  yağmur yağdıran da odur. Sonra o yağmurla her çeşit nebâtı tomurcuklandırır,  yeşertir, ondan da başaklar içinde birbirine bitişmiş, istiflenmiş tâneler meydana  getirir. Hurma tomurcuklarından, elle yetişilecek kadar yakın salkımlar, bir bakımdan  birbirine benzeyen, bir bakımdan benzemeyen üzümlerden, zeytinlerden, narlardan  bağlar-bahçeler yetiştiririz. Bir meyve verince bakın onlara, bir de meyveleri  olunca. Şüphe yok ki bütün bunlarda, inanan topluluğa deliller var.     

100- Bir  de Allah'a cinleri eş tanıdılar, halbuki onları da yaratan odur ve  bilgisizlikle, onun oğulları, kızları olduğunu da uydurdular. O onların tavsîf  ettiği şeylerden arıdır ve yücedir.     

101- Gökleri  ve yeryüzünü eşsiz örneksiz yoktan var eden odur. Eşi bulunmasına imkân yokken  oğlu nasıl olabilir? Ve her şeyi o yaratmıştır ve o, her şeyi bilir.     

102- İşte  Rabbiniz Allah; ondan başka tapacak yok. Her şeyi halk eden odur, ancak ona  kulluk edin ve her şeyi gözetip koruyan odur.     

103- Gözler  onu göremez, o, gözleri görür, odur lütfü bol ve her şeyden haberdar.     

104- Şüphe  yok ki Rabbinizden görgüler ihsân edildi size. Kim can gözünü açıp görürse  faydası kendisine, kör olanın ziyanı da gene kendine ve ben, sizin üstünüze  dikilmiş bir bekçi değilim.     

105- Sen  bunu öğrenmişsin dememeleri için delilleri çeşit-çeşit bildirmede ve bilen  topluluğa apaçık anlatmadayız.     

106- Rabbinden  sana vahyedilene uy, ondan başka tapacak yoktur ve şirk koşanlardan yüz çevir.     

107- Allah  dileseydi şirk koşmazlardı ve biz, seni onların üstüne bir bekçi dikmedik,  onları korumaya, işlerini görüp kendilerini gözetmeye memûr da değilsin.     

108- Allah'tan  başka çağırıp duâ ettikleri şeylere sövmeyin ki sonra bilgisizlikle onlar da  Allah'a söverler. İşte biz, böylece her topluluğa, yaptıklarını süsleyip güzel  gösterdik, sonra da dönüp varacakları yer, Rablerinin tapısıdır ve o da, ne  yaptıklarını bildirir onlara.     

109- Onlar,  kendilerine bir delil gelirse inanacaklarına dâir çok sıkı yemin ettiler. De  ki: Deliller, Allah katındadır, fakat delil gelse de inanmayacaklarını anlamaz  mısınız?     

110- Biz,  onların gönüllerini, gözlerini tersine çevirmişiz, evvelce inanmadıkları gibi  gene inanmazlar ve biz, onları taşkınlıklarında şaşkın bir halde terketmişiz.     

111- Onlara  melekler indirseydik, ölüler dirilip onlarla konuşsaydı, her şeyi toplayıp  önlerine koysaydık gene Allah dilemedikçe inanmazlardı, fakat çoğu bilmez.     

112- İşte  biz, böylece her peygambere insan ve cin Şeytanlarını düşman ettik; bâzısı,  bâzısına yaldızlı sözler söyleyerek aldatır. Rabbin dileseydi yapamazlardı  bunu, onları da bırak, iftirâlarını da.

113- Onlar,  âhirete inanmayanların gönülleri meyletsin ve hoşnut olsunlar da  yapageldiklerine devâm etsinler diye söylerler o sözleri.     

114- Allah'tan  başka bir hakem mi arayayım ki size, her muhtâç olduğunuz şeyi bildirip  açıklayan kitabı, o indirmiştir. Kendilerine kitap verilenler de bilirler ki o,  senin Rabbin tarafından gerçek olarak indirilmiş bir kitaptır; artık şüphe  edenlerden olma.     

115- Rabbinin  sözleri, gerçek olarak ve adâlet üzere tamdır, tekemmül etmiştir, sözlerini  değiştirecek yoktur ve odur duyan, bilen.     

116- Yeryüzünde  bulunanların çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırır; çünkü onlar, ancak  zanna kapılırlar ve onlar, ancak yalan söylerler.     

117- Şüphe  yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanı daha iyi bilir ve o daha iyi bilir doğru  yolu bulmuş olanları.     

118- Onun  âyetlerine inanmışsanız Allah'ın adı anılarak kesilenleri yiyin.     

119- Size  ne oluyor da Allah'ın adı anılarak kesilenleri yemiyorsunuz? Halbuki zorada  kaldığınız zamanlar hariç, size harâm edilenleri ayırt etmişti. Şüphe yok ki  halkın çoğu, bilmeden kendi istekleriyle sapıp gider. Şüphe yok ki Rabbin,  haddini aşanları daha iyi bilir.     

120- Günahın  açığa vurulanından da vazgeçin, gizli kalanından da. Günah kazananlar,  kazançlarına karşılık cezâlanacaklardır.     

121- Allah'ın  adı anılarak kesilmeyen hayvanları yemeyin ve şüphe yok ki kötülüktür bu ve  şüphe yok ki Şeytanlar, sizinle çekişmeleri için dostlarına telkinde  bulunurlar, onlara uyarsanız siz de şirk koşanlardan olursunuz.     

122- Ölüyken  diriltip insanların arasında yol alması için kendisine bir ışık verdiğimiz  kimse, karanlıklara dalmış olan ve bir türlü de çıkamayan kimseye benzer mi  hiç? İşte böylece kâfirlere, yaptıkları şeyler, süslü ve hoş gösterilmededir.     

123- Ve  böylece her şehirde, hîleler, düzenler kursunlar diye o şehrin günahkârlarını  büyülttük, yücelttik, onlar ancak kendilerine karşı hîlekârlıkta bulunurlar ama  bilmezler.     

124- Bir  âyet geldi mi, Allah'ın peygamberlerine geldiği gibi bize de bir âyet  gelmedikçe kesin olarak inanmayız derler. Peygamberliğini kime vereceğini Allah  bilir. O suç işleyenlere, hîlekârlıkları yüzünden Allah katından bir horluk ve  çetin bir azap gelip çatacaktır.     

125- Allah,  kimi doğru yola götürmek isterse Müslümanlığı kabûl etmesi için gönlünü açar ve  kimi sapıtmak isterse gönlünü öyle bir daraltır, sıkar ki sanki göğe ağacakmış  da imkân bulamıyor sanır kendisini. İşte Allah, inanmayanlara böyle azap verir.     

126- Ve  budur Rabbinin doğru yolu, düşünüp öğüt alacak topluluğa âyetlerimizi apaçık  bildirdik.     

127- Onlarındır  Rablerinin katında esenlik yurdu ve o, yaptıkları işlerden dolayı dosttur  onlara.128- O  gün hepsini toplar da ey cin topluluğu, insanların birçoğunu baştan mı  çıkardınız der. İnsanlardan, onlara dost olanlar, Rabbimiz derler, biz, birbirimizden  faydalandık ve bize takdîr ettiğin vakte de eriştik işte. Tanrı, ateştir  yurdunuz der, orada Allah'ın dilediği hariç, ebedî olarak kalırsınız. Şüphe yok  ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi bilir.     

129- İşte  biz, kazandıkları suç yüzünden zâlimlerin bir kısmını, bir kısmına böyle  mûsâllat ederiz.     

130- Ey  cin ve insan topluluğu, içinizden, size âyetlerimi nakleden ve içinde  bulunduğunuz şu günün bir zaman olup geleceğini haber vererek sizi korkutan  peygamberler gelmedi mi? Aleyhimize tanıklık ediyoruz derler ve onları dünya  yaşayışı aldatmıştır da sonucu, kâfir olduklarına dâir kendi aleyhlerine  kendileri tanıklıkta bulunmuşlardır.     

131- Bu  da, halkının hiçbir şeyden haberi olmayan şehirleri, Rabbinin zulümle helâk  etmeyeceğinden dolayıdır.     

132- Herkesin,  yaptığına göre dereceleri var ve Rabbin, onların yaptıklarından gafil değildir.

133- Rabbin,  her şeyden müstağnî ve rahmet sâhibi Rab'dir. Dilerse sizi ortadan kaldırır ve  sizden sonra dilediğini yerinize getirir, nitekim sizi de başka-başka  toplulukların soyundan meydana getirmiştir.     

134- Muhakkak  size vaadedilen şeyler gelecek ve siz, olacak şeylerin önüne geçemezsiniz.     

135- De  ki: Ey kavmim, siz elinizden geleni yapın, ben de yapmadayım. Yakında bilir,  anlarsınız kimin sonunun hayırlı olacağını. Şüphe yok ki zâlimler, muratlarına  ermezler.     

136- Allah'ın  yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah'a bir hisse ayırıp boş düşüncelerine  göre bu Allah'ın diyorlardı, bu da ortaklarımız olan putların. Putlara ait  olanlar, Allah'a ulaşmıyordu ama Allah'a ait olanlar, ortaklarına, putlara  kavuşuyordu, hükmettikleri şey ne de kötüydü.     

137- Ve  gene böylece ortakları, onları helâk etmek ve inançlarına şüpheler karıştırmak  için müşriklerin çoğuna çocuklarını öldürmeyi hoş gösterdi. Allah dileseydi  yapamazlardı bunu, artık sen onları da kendi hallerine bırak, boş yere  ettikleri iftirâlarına da aldırış etme.     

138- Onlar,  kendi akıllarınca bu hayvanlarla ekinler haramdır, ancak izin verdiğimiz  kişiler yiyebilir onları ve şu hayvanlara da binmek harâm edilmiştir dediler.  Boş yere Allah'a iftirâ ederek adını anmadan hayvan kesiyorlar, yakında bu  iftirâlarının cezâsını görecekler.     

139- Ve  şu hayvanların karınlarındaki yavrular, yalnız erkeklerimize helâl,  kadınlarımıza haram; ölü doğarsa erkek de ortak, kadın da dediler. Bu çeşit  sözleri yüzünden cezâlarını yakında verecek. Şüphe yok ki o, hüküm ve hikmet  sahibidir, her şeyi bilir.     

140- Muhakkak  ki bilgisizlik yüzünden akılsızca hareket ederek çocuklarını öldürenlerle  Allah'a boş yere iftirâda bulunarak Allah'ın verdiği rızıkları haram sayanlar,  zarara uğramışlar, mahrûmiyet içinde kalmışlardır. Şüphesiz ki onlar  sapıtmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.     

141- Öyle  bir mabuttur ki çardaklı ve çardaksız bağları, bahçeleri, tatları çeşitli  hurmaları, ekilmiş şeyleri, bir bakıma birbirine benzeyen, bir bakıma  benzemeyen zeytinleri ve narları yetiştirip meydana getirir. Meyve verince  meyvelerinden yiyin, devşirme günü hakkını da isrâf etmemek şartıyla verin,  şüphe yok ki o, müsrifleri sevmez.     

142- Hayvanlardan  yüklerinizi taşıyanlar var, yününden faydalandıklarınız var ve onları da  yaratan o Allah'ın, sizi rızıklandırdığı şeyleri yiyin ve Şeytan'ın izini  izlemeyin; şüphe yok ki o, size apaçık bir düşmandır.     

143- Derler  ki sekiz çifttir o hayvanlar. Koyun iki çift, keçi iki çift. De ki: Erkekleri  mi harâm etti, dişileri mi, yoksa o dişilerin rahîmlerindeki yavruları mı?  Sözünüz gerçekse bilerek haber verin bana.     

144- Deve  iki çifttir, sığır iki çift derler. De ki: İki erkeği mi harâm etti, yoksa  dişileri mi, yahut da dişilerin rahîmlerindeki yavruları mı? Allah, bunu size  tavsiye ederken tanık mıydınız, gördünüz, duydunuz mu yoksa? Bilmeden insanları saptırmak için yalan yere  Allah'a iftirâ edenden daha zâlim kimdir ki? Şüphe yok ki Allah, zulmeden kavmi  doğru yola sevk etmez.     

145- De  ki: Bana vahyedilenler arasında ölmüş hayvan etinden, dökülmüş kandan, yahut da  domuz etinden başka, yiyene harâm edilen bir şey bulamıyorum ben. Şüphe yok ki  domuz, pistir ve bir de Allah'tan başkası için kesilen hayvan haramdır ki bu da  pek kötü bir şeydir. Ancak zorada kalana, isyan etmeyi kurmamak ve ihtiyaçtan  fazla da yememek şartıyla helâldir bunlar ve hiç şüphe yoktur ki Rabbin, suçları  örter, rahîmdir.     

146- Biz,  Yahûdilere, tırnakları bulunan bütün hayvanları ve sırtlarına yapışmış, yahut  kemiklerine sıvanmış, yahut da bağırsaklarına karışmış olan yağlardan başka  sığır ve koyunun tekmil yağlarını harâm etmiştik. Bu da, isyanlarından dolayı  onlara verdiğimiz cezâ yüzündendi ve şüphe yok ki biz, sözümüzde doğruyuz.     

147- Seni  yalanlarlarsa hemen de ki: Rabbiniz geniş, engin bir rahmete sâhiptir, fakat  azâbını da suçlu kavimden reddetmeye imkân yok.     

148- Şirk  koşanlar diyecekler ki: Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız;  hiçbir şeyi de harâm saymazdık. İşte onlardan önce gelenler de peygamberleri  böyle yalanladılar da sonucu azâbımızı tattılar. De ki: Bu hususta bir bilginiz  varsa hemen bildirin bize. Fakat siz, ancak zannınıza uyuyorsunuz ve ancak  yalan söylüyorsunuz.     

149- De  ki: O halde reddedilemeyecek kesin delil, ancak Allah'ındır, elbette dileseydi  hepinizi de doğru yola sevk ederdi.     

150- De  ki: Allah'ın, şunu harâm ettiğine tanıklık eden şahitlerinizi getirin bakalım.  Fakat gelirler de tanıklık ederlerse sen, onlarla berâber tanıklık etme ve  putları, Rableriyle bir tutup âhirete inanmayarak âyetlerimizi yalanlayanların  dileklerine uyma.     

151- De  ki: Gelin de Rabbiniz, size neleri harâm etti, ben okuyup anlatayım: Sakın ona  hiçbir şeyi eş ve ortak saymayın, ananıza, babanıza karşı iyilikte bulunun ve  yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizi de ancak biz  rızıklandırırız, onları da ve açığa çıkan kötülüklere de yaklaşmayın, gizli  kalan kötülüklere de ve hiçbir cana kıymayın, çünkü Allah, haklı olmadıkça  harâm etmiştir bunu. İşte aklınızı başınıza alasınız diye size bunları emretmiştir  o.     

152- Ergenlik  çağına gelinceye dek, en iyi bir şekilde olmadıkça yetimin malına yaklaşmayın  ve ölçeği, teraziyi dosdoğru ölçüp tartın. Hiçbir kimseye, kudretinden aşırı  bir şey teklif edilmemiştir ve söz söylediğiniz zaman hısımınız bile olsa  adâleti mutlaka gözetin ve Allah'la ettiğiniz ahde vefa edin. İşte düşünüp öğüt  almanız için bunları emretmiştir size.

153- Ve  şüphe yok ki budur benim dosdoğru yolum, ona uyun siz ve sizi, onun yolundan  ayıracak yollara gitmeyin. Çekinip sakınasınız diye işte bunları emretmiştir  size.     

154- Sonra,  Rablerine kavuşacaklarına inansınlar diye iyilik edenlere, nîmetimizi  tamamlamak ve her şeyi ayırt edip açıklamak üzere doğru yolu gösteren ve  rahmetten ibâret olan kitabı Mûsâ'ya vermiştik.     

155- Bu  kitabıysa kutlu olarak indirdik, artık ona uyun ve çekinin de rahmete  kavuşanlara katılın.     

156- Hiç  şüphe yok ki bizden önce ancak iki tâifeye kitap indirildi ve bizse onu  okumaktan âcizdik, bir şey anlamıyorduk demeyesiniz.97     

157- Yahut  da bize de kitap indirilseydi onlardan daha mükemmel bir sûrette doğru yolu  bulurduk diye söylenmeyesiniz diye şüphe yok ki Rabbinizden size de apaçık bir  delil, bir hidâyet ve rahmet geldi. Allah'ın delillerini yalanlayıp onlardan  yüz çevirenden daha zâlim kimdir ki? Delillerimizden yüz çevirenleri, bu yüz çevirmeleri  yüzünden en kötü bir azapla azaplandıracağız yakında.     

158- Hâlâ  kendilerine meleklerin inmesini, yahut Rabbinin, yahut da Rabbinden bâzı  delillerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bâzı delilleri geldiği gün hiç  kimseye, önceden iman etmemişse, yahut inancından bir hayır kazanmamışsa o  günkü inanması fayda etmez. De ki: Bekleyin ve biz de beklemekteyiz zâten.     

159- Dinlerini  parça-parça, bölüp bölük-bölük fırkalara ayrılanlarla hiçbir ilgin olamaz ve  şüphe yok ki onların bu hareketlerini Allah soracaktır ancak ve sonra da  işledikleri işleri haber verecektir onlara.     

160- Kim  bir iyilikle Tanrı tapısına gelirse ona, yaptığının on misli mükâfat  verilecektir ve kim bir kötülükle gelirse ancak ona karşılık ve onun misli bir  cezâ ile cezâlandırılacaktır ve onlara zulmedemeyecektir.     

161- De  ki: Şüphe yok, Rabbim, beni doğru yola sevketti, İbrahîm'in tek Tanrı tanıyan  dosdoğru dinine hidâyet etti ve o, hiçbir zaman şirk koşanlardan değildi.

162- De  ki: Şüphe yok, namazım da, ibâdetlerim de, diriliğim de, ölümüm de âlemlerin  Rabbi olan Allah içindir ki.     

163- Eşi  ortağı yoktur onun ve bana bu emredildi ve ben, ona teslîm olanların ilkiyim.     

164- De  ki: Allah'tan başka bir Rab mi arıyacakmışım, halbuki odur her şeyin Rabbi ve  herkesin kazancı, ancak kendisine aittir; hiçbir suçlu, bir başkasının suçunu  yüklenmez, sonra da dönüp varacağınız yer, Rabbinizin tapısıdır ve o, ayrılığa  düştüğünüz şeyleri haber verir size.     

165- Öyle  bir mabuttur ki sizi yeryüzüne hâkim kılar ve size verdiği şeylerle sizi  sınamak için bir kısmınızı, bir kısmınızdan mevki ve pâye bakımından yüceltir.  Şüphe yok ki Rabbin, cezâya lâyık olanın cezâsını pek tez verir ve şüphe yok ki  o, suçları örter, rahîmdir.

   
 

Total Visit: 300
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.