Çarsamba 8 Şubat 2012 - 15:59

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۷:۲۹

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       
     

 ENFÂL SURESİ

     

Medenîdir, yetmiş beş âyettir.

      (Yetmiş beş âyettir. 30. âyetten itibaren  yedi âyetten başka bütün âyetleri Medenîdir. Bu yedi âyet Mekkîdir. Savaş  ganîmetlerinden bahsedildiği için Enfâl adiyle adlanmıştır.)
      Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
      1- Sana harp ganîmetlerinin hükmünü sorarlar. De ki: Ganîmetler, Allah'ın ve  Peygamberindir. Artık Allah'tan sakının ve aranızı ıslah edin ve inanmışsanız  Allah'a ve Peygamberine itaat edin.     

2- İnananlar, ancak onlardır ki Allah anılınca yürekleri titrer, onlara âyetleri  okununca da inançlarını arttırır ve Rablerine dayanırlar.     

3- Onlardır ki namaz kılarlar ve rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını  harcarlar.     

4- Onlardır gerçek inananlar, onlarındır Rableri katında dereceler, yarlı-ganma ve  dâimî, bitmez-tükenmez rızık.     

5- Nasıl ki Rabbin, seni hak uğruna evinden çıkarmıştı ve şüphe yok ki inananların  bir kısmı bundan hoşlanmamıştı.     

6- Gerçek, apaçık meydana çıktıktan sonra bile bu hususta, gözleri baka-baka ölüme  sürükleniyorlarmış gibi seninle çekişmeye kalkışıyorlardı.     

7- Hani Allah, o iki bölükten birinin muhakkak sizin olacağını vaad-ediyordu da  siz, silâhı bulunmayanların, elinize düşmesini istiyordunuz. Halbuki Allah,  sözleriyle, gerçeği yerine getirmek ve kâfirlerin kökünü kesmek istiyordu.

8- Böylece de suçlular istemese de gerçeği gerçek olarak izhâr etmeyi ve bâtılın  boşluğunu bildirmeyi murâd etmekteydi.     

9- Hani, siz, Rabbinizden imdat istemiştiniz de Rabbiniz, şüphe yok ki ben,  birbiri ardınca binlerce melekle size yardım edeceğim diye duânızı kabûl etmişti.     

10- Ve  Allah, bunu ancak bir müjde olarak ve kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı.  Yardım, ancak Allah'tandır. Şüphe yok ki Allah, üstündür, hüküm ve hikmet  sahibidir.     

11- Hani  bir emniyet vermek için sizi hafif bir uykuya daldırmıştı ve sizi arıtmak,  sizden Şeytan'ın pisliğini gidermek, yüreklerinizi sağlamlaştırmak ve  ayaklarınızı pekiştirip metânetinizi arttırmak için de gökten bir yağmur  yağdırmıştı.     

12- Hani  Rabbin, şüphe yok ki ben, sizinleyim, inananları sebât ettirin, kâfirlerin  yüreklerine korku salacağım, hadi vurun boyunlarını, vurun onların ellerine,  ayaklarına diye meleklere vahyetmedeydi.     

13- Bu  da onların, Allah'a ve Peygamberine karşı gelmelerindendi ve kim, Allah'a ve  Peygamberine karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezâsı, şüphe yok ki pek  çetindir.     

14- İşte  tadın şimdi bunu ve şüphe yok ki kâfirler için bir de ateşle azap var.     

15- Ey  inananlar, savaşmak üzere kâfirlerle karşılaştınız mı onlara arkanızı dönmeyin.     

16- Ve  kim, tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek, yahut bir bölüğe ulaşmak  niyetinde olmadan öyle bir günde onlara arka çevirir, dönerse muhakkak Allah'ın  gazabına uğrayacaktır, yurdu cehennemdir ve orası, dönüp varılacak ne kötü bir  yerdir.     

17- Onları  siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü ve attığın zaman sen atmadın, fakat Allah  attı ve böylece de kendi katından, inananlara güzel bir nîmet vermek, onları  denemek istedi. Şüphe yok ki Allah her şeyi duyar, bilir.121     

18- Böyledir  bu ve şüphe yok ki Allah, kâfirlerin düzenlerini gevşetir.     

19- Fetih  istiyordunuz ya, işte size fetih. Vazgeçerseniz daha hayırlı olur size, fakat  savaşa dönerseniz biz de döneriz ve topluluğunuz çok bile olsa hiçbir işinize  yaramaz sizin ve şüphe yok ki Allah, inananlarla berâberdir.122     

20- Ey  inananlar, Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kur'ân'ı dinlediğiniz halde  ondan yüz çevirmeyin.       

21- Ve  işittik dedikleri halde duyup kabûl etmeyenlere benzemeyin.     

22- Şüphesiz  ki yerde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, aklı, idrâki olmayan sağır  ve dilsiz mahluklardır.     

23- Allah,  onlarda bir hayır olduğunu bilseydi elbette onlara duyururdu. Fakat duyursaydı  da gene onlar arkalarını dönerek yüz çevirirlerdi.     

24- Ey  inananlar, sizi diriltecek, size can verecek şeylere çağırdıkları zaman Allah'a  ve Peygambere icâbet edin ve bilin ki Allah, hiç şüphe yok, insanın kendisiyle  kalbinin arasına girer ve hiç şüphe yok ki onun tapısında toplanacaksınız.     

25- Ve  sakının o fitneden ki yalnız zulmedenlerinize gelip çatmaz ve bilin ki şüphesiz Allah'ın cezâsı pek çetindir.     

26- Hatırlayın  o zamanı ki azlıktınız, yeryüzünde hor, âciz tanınanlardandınız, insanların  size saldırıp yok etmesinden korkuyordunuz. Derken sizi, şükredesiniz diye  yer-yurt sahibi etti, yardımıyla kuvvetlendirdi ve tertemiz şeylerle  rızıklandırdı.     

27- Ey  inananlar, Allah'a ve Peygambere hıyânet etmeyin ve bile-bile emânetlerinize de hıyânette bulunmayın.     

28- Ve  bilin ki mallarınız ve evlâdınız, sizin için bir sınamadır ancak ve şüphe yok  ki Allah katındadır büyük mükâfat.     

29- Ey  inananlar, Allah'tan çekinirseniz hayırla şerri ayırt etme kabiliyetini verir  size ve suçlarınızı örter, yarlıgar sizi ve Allah, pek büyük bir lütuf ve ihsân  sâhibidir.      

30- Hani  bir zaman, kâfir olanlar, seni bağlayıp hapsetmek, yahut öldürmek, yahut da  yurdundan çıkarmak için düzenlere baş vurmuşlardı. Onlar, bu düzeni kurarken  Allah da cezâlarını hazırlamadaydı ve Allah hîlekârları cezâlandıranların en  hayırlısıdır.124     

31- Onlara  âyetlerimiz okunurken dediler ki: Duyduk, dilersek biz de buna benzer sözler  söyleriz ve bu, eskilerin masallarından başka bir şey de değil.     

32- Hani  Allah'ım demişlerdi, bu, senin katındansa ve gerçekse başımıza gökten taş  yağdır, yahut da bize elemli bir azap ver.     

33- Fakat  sen, onların içinde oldukça onları  azaplandırmaz ve gene yarlıganma dilerlerken Allah onlara azap vermez.     

34- Ne  diye Allah onları azaplandır-masın ki onlar, hizmetine lâyık olmadıkları halde  halkı Mescid-i Harâm'dan menediyorlar, onun hizmetine lâyık olanlar, ancak  çekinenlerdir, fakat çoğu bilmez bunu.     

35- Tanrı  evine karşı namazları, ancak ıslık çalmak ve el çırpmaktan ibaret. Artık kâfir  olmanıza karşılık tadın azâbı.     

36- Şüphe  yok ki kâfir olanlar, mallarını ancak halkı Allah yolundan alıkoymak için  harcarlar. Harcayacaklar da, sonra o harcadıkları  mallar, kendilerine bir iç  acısı olacak, sonra da alt edilecekler ve kâfir olanlar cehenneme götürülecekler,  orada toplanacaklar.     

37- Allah  pisi temizden ayıracak ve pis olanları yığın-yığın birbiri üstüne koyup yığacak  ve topunu birden cehenneme atacak; onlardır ziyankârlar.     

38- Kâfir  olanlara de: Kâfirliklerinden vazgeçerlerse geçmiş günahları örtülür,  yarlıganır, fakat vazgeçmezler de savaşa kalkışırlarsa şüphe yok ki onlardan  önceki hüküm ve kanun yürüyüp gidecektir.

      39- Hiçbir  fitne kalmayıncaya ve din, tamamıyla Allah'a münhasır oluncayadek savaşın  onlarla. Savaştan vazgeçerlerse şüphe yok ki Allah, onların yaptıklarını görür.     

40- Ve  yüz çevirirlerse artık bilin ki Allah sizin yâriniz, yardımcınızdır ve o, ne  güzel dosttur, ne güzel yardımcı.     

41- Ve  iyice bilin ki ganîmet olarak elde ettiğiniz şeyin mutlaka beşte biri Allah'ın  ve Peygamberin ve yakınların ve yetimlerin ve yoksulların ve yolda  kalmışlarındır. Allah'a inanmışsanız ve hak ile bâtılın ayrıldığı, yâni iki ordunun  birbiriyle buluştuğu gün kulumuza indirdiğimize iman etmişseniz ve Allah'ın her  şeye gücü yeter.       

42- Hani  siz vâdinin yakın bir yerindeydiniz, onlar uzak bir kıyısında, kervansa sizden daha  aşağı tarafta ve eğer muayyen yerlerde buluşmak üzere sözleşseydiniz gene  ihtilâfa düşerdiniz. Fakat helâk olanın, apaçık bir delil görerek helâk olması,  diri kalanın da gene apaçık bir delil görerek diri kalması için Allah, olacak  bir işi yerine getirmek üzere bunu böyle yaptı ve şüphe yok ki Allah, mutlaka  her şeyi duyar, bilir.

      43- Hani  Allah, rüyanda sana onların az olduğunu göstermişti; çok gösterseydi ürker,  gevşerdiniz ve iş hususunda da çekişe kalkışırdınız. Fakat Allah sizi bundan  kurtardı ve şüphe yok ki o, gönüllerdekini bilir.     

44- Hani  karşılaştığınız zamanda Allah, onları sizin gözünüze az gösterdiği gibi sizi de  onlara az göstermişti; çünkü Allah, olacak işi yapacak, yerine getirecekti ve  bütün işlerin mercii Allah'tır.126     

45- Ey inananlar, bir toplulukla karşılaştınız mı mutlaka  sebât edin ve Allah'ı çok anın da kurtulun murâdınıza erişin.     

46- Allah'a  ve Peygamberine itâat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra zayıflarsınız ve  kuvvetiniz kalmaz ve sabredin, şüphe yok ki Allah, sabredenlerle berâberdir.     

47- Ülkelerinden  böbürlenmek ve halka gösteriş yapmak için çıkanlara ve insanları Allah yolundan  menedenlere benzemeyin ve Allah onların bütün yaptıklarını bilgisiyle  kavramıştır.     

48- Hani  o zaman Şeytan, onların yaptıklarını, kendilerine süslü ve hoş  göstermişti de bugün insanlardan size üstün olacak yoktur, ben de şüphe yok ki size yardımcıyım  demişti. Fakat iki ordu da görününce geri dönüp ben demişti, şüphe yok, sizden  uzağım, çünkü ben, sizin görmediklerinizi görmedeyim ve Allah'tan korkmadayım  ve Allah'ın cezâsı pek çetindir.     

49- Hani  münâfıklarla gönüllerinde hastalık olanlar, bunları dinleri aldatmıştır  demişlerdi; halbuki kim Allah'a dayanırsa bilsin ki Allah, şüphe yok ki  üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir     

50- Melekler,  kâfirlerin suratlarına ve sırtlarına vura vura canlarını alır ve şiddetle  yakıcı azâbı tadın derlerken bir görmeliydin onları.     

51- Bu,  evvelce ellerinizle kendinize hazırladığınız şeydir ve şüphe yok ki Allah,  kullarına zulmetmez.     

52- Firavun'un  soyuyla onlardan önce gelip geçenlerin gidişleri gibi hani Allah'ın delillerini  inkâr edip kâfir olmuşlardı da Allah, suçlarına karşılık onları azâbına  uğratmıştı: Şüphe yok ki Allah, pek kuvvetlidir, azâbı da pek çetindir onun.     

53- Bu  da, şundan ileri gelir: Şüphe yok ki Allah, bir topluluğa ihsân ettiği nîmeti,  onlar kendi huylarını değiştirmedikçe değiştirmez ve şüphe yok ki Allah, her  şeyi duyar, bilir.     

54- Firavun'un  soyuyla onlardan önce gelip geçenlerin gidişleri gibi hani. Rablerinin  âyetlerini yalanladılar da suçlarına karşılık helâk ettik onları ve Firavun'un  soyunu sulara garkettik, hepsi de zâlimdi onların.     

55- Allah  katında yeryüzünde yürüyen mahlûkların en kötüsü kâfir olanlardır ve onlar  inanmazlar zâten.    

56- Onlar,  kendileriyle ahitleştiğin kimselerdir, sonra her defasında da ahitlerini  bozarlar ve onlar, hiç çekinmezler.     

57- Savaşta  üst gelirsen onları, izlerini izliyenlere de tesir edecek ve onları da  korkutacak bir tarzda cezâlandır da bunu ansınlar, ibret alsınlar bundan.     

58- Kâfirler,  işin geçip gittiğini, kendilerinin unutulduğunu ve bir daha da  horlanmayacaklarını, âciz bir hâle getirilmeyeceklerini sanmasınlar.     

59- Bir  topluluğun hâinlikte bulunacağından korkarsan aradaki muahedeyi boz ve bunu,  yâni iki tarafın da bir sözle bağlı olmadığını onlara bildir. Şüphe yok ki  Allah, hâinleri sevmez.     

60- Allah  düşmanlarıyla size düşman olanları ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz, fakat  Allah'ın bildiği düşmanları korkutmak için onlara karşı kullanmak üzere gücünüz  yettiği kadar kuvvet ve besili at hazırlayın, Allah yolunda ne harcarsanız size  karşılığı tamamıyla ödenecektir ve asla zulme uğramayacaksınız.     

61- Fakat  barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah'a dayan. Şüphe yok ki o, her şeyi  duyar, bilir.     

62- Sana  karşı bir hile yapmayı dilerler, buna yeltenirlerse hiç şüphe yok ki Allah  yeter sana; öyle bir mabuttur ki seni, kendi yardımıyla ve inananlarla  kuvvetlendirir.

      63- Onların  gönüllerini birleştirmiştir. Yeryüzünde ne varsa hepsini harcasaydın gene de  gönüllerini birleştiremezdin onların, fakat Allah, aralarını uzlaştırdı. Şüphe  yok ki o, üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.     

64- Ey Peygamber, sana da, iman  sahiplerinden sana uyanlara da Allah  yeter.     

65- Ey  Peygamber, inananları savaşa teşvik et. Sizden yirmi tane sabırlı er bulunsa  onların iki yüzüne üst gelir ve siz yüz kişi olsanız kâfirlerin bin tânesine  üst olursunuz, çünkü onlar, hiçbir şeyden anlamaz bir topluluktur.     

66- Fakat  şimdi Allah size savaştaki hükmü hafifletti ve bildi ki sizde muhakkak bir zaaf  var. Artık sizden yüz tane sabır ve sebat sâhibi, ikiyüzü yener ve siz bin kişi  olsanız Allah'ın izniyle iki binini altedersiniz ve Allah, sabır ve sebât  edenlerle berâberdir.     

67- Hiç  bir peygamber, yeryüzünde kâfirlere üstolup onları iyice kahretmedikçe tutsak  almamıştır. Siz, geçici dünyâ malını istiyorsunuz, Allah'sa âhireti istemekte  ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.     

68- Allah,  bunu helâl olarak takdîr etmeseydi helâl olduğu açıklanmadan tutsaklara  karşılık aldığımız para yüzünden pek büyük bir azâba uğrardınız.     

69- Artık  elde ettiğiniz ganîmeti helâl ve temiz olarak yiyin ve çekinin Allah'tan. Şüphe  yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.    

70- Ey  Peygamber, ellerinizde bulunan tutsaklara de ki: Allah, yüreklerinizde bir  hayırlı niyet bulunduğunu bilirse size, sizden alınandan daha hayırlısını verir  ve suçlarınızı örter ve Allah suçları örter, rahîmdir.     

71- Fakat  sana hâinlik etmeyi kurarlarsa bilsinler ki daha önce Allah'a hâinlik  etmişlerdi de seni onlara üstetmişti o ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve  hikmet sâhibidir.     

72- İnanıp  yurtlarından göçenler, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savaşanlar, bunları  yer-yurt sâhibi edip barındıranlar ve yardımda bulunanlarsa işte bunlar,  mîrasta birbirlerinin velîleridir. İnandıkları halde yurtlarından göçmeyenlere  gelince, göçünceye dek onların mîraslarında bir hakkınız yoktur. Dine ait bir  hususta sizden yardım isterlerse, aranızda bir ahit bulunan topluluğa karşı  olmamak şartıyla onlara yardım etmeniz gerektir ve Allah, ne yaparsanız hepsini  de görür.     

73- Kâfir olanlarsa birbirlerinin dostudur, yardımcısıdır.  Birbirinize yardım etmezseniz yeryüzünde bir fitne belirir, büyük bir  bozgun meydana gelir.     

74- İnananlar  ve yurtlarından göçenler, Allah yolunda savaşanlar ve bir de bunları yer-yurt  sâhibi edenler ve yardımda bulunanlarsa onlardır gerçekten inanmış olanlar.  Onların hakkıdır yarlı-ganmak ve sayısız, tükenmez rızık.     

75- Sonradan  inanıp göçen ve sizinle berâber savaşanlar da sizdendir. Allah'ın takdîrinde  sabit olduğu veçhiyle bir kısım akRaba, bâzı akRabanın mîrasında daha ileri bir  hakka sâhiptir. Şüphe yok ki Allah, her şeyi bilir.

             
   

Total Visit: 279
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.