Çarsamba 8 Şubat 2012 - 16:26

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۷:۵۶

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

ENBİYÂ’ SURESİ

     

Mekkîdir, yüz on iki âyettir.     

(İçinde  peygamberlerin adları anıldığı ve bahisleri geçtiği için peygamberler anlamına  gelen Enbiyâ adı verilmiştir.)     

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla     

1- İnsanların hesap günü yaklaştı da hâlâ onlar gaflet içinde, yüz çevirmedeler.     

2- Rablerinden, Kur'ân'a âit yeni bir âyet geldi mi onu alaya alarak dinlerler,  oyun sanırlar.     

3- Kalpleri de oyuna dalmıştır da o zâlimler, fısıltıyla konuşarak bu da sizin  gibi bir insandan başka bir mahlûk mu ki, göz göre göre büyüye mi kapılacaksınız  derler.     

4- Peygamber de, Rabbim der, gökte söylenen sözü de bilir, yeryüzünde söyleneni de  ve odur duyan, bilen.     

5- Hattâ  derler ki: Bu sözler, saçma-sapan rüyadan ibâret, belki de kendisi uyduruyor  bunları, hattâ o, bir şâir. Değilse neden evvelkilere gönderildiği gibi bize  bir mûcize gösteremiyor?     

6- Onlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir şehir halkı inanmamıştı, şimdi bunlar mı  inanacaklar?     

7- Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erleri göndermiştik insanlara,  bilmiyorsanız sorun kitap ehlinin bilginlerine.     

8- Ve onları yemek yemeyen bir kalıp olarak yaratmamıştık ve onlar, ebedî de  değillerdi.     

9- Sonra vaadimizi gerçekleştirmiştik onlara da onları da kurtarmıştık, dilediklerimizi  de ve imansızlıkta ileri gidenleri helâk etmiştik.     

10- Sonra  size bir kitap indirdik ki o kitapta şerefiniz, yüceliğiniz anılmadadır, hâlâ  mı akıl etmezsiniz?     

11- Zulmeden  nice şehirleri helâk ettik de ondan sonra diğer toplulukları yarattık.     

12- Azâbımızı  hissettiler mi hemen kaçmaya başlıyorlardı ondan.     

13- Kaçmayın,  dönün sâhip olduğunuz mallara, nîmetlere ve evlere; çünkü sorguya  çekileceksiniz.     

14- Yazıklar  olsun bize derler, gerçekten de zulmetmiştik biz.     

15- Onları  kesilmiş bir ot, ateşi yanıp bitmiş bir kül yığını haline getirinciye dek  sözleri, ancak budur işte.     

16- Ve  biz, göğü, yeryüzünü ve ikisinin arasında olanları, bir eğlence diye  yaratmadık.     

17- Eğlence için  bir kadın edinmek isteseydik kendi katımızdakilerden edinirdik, fakat biz,  böyle bir şey yapmayız.     

18- Biz,  gerçeği, aslı olmayan şeye karşı izhâr ederiz de onu tamâmıyla iptâl ederiz ve  bâtıl, helâk olup gider o zaman. Ona isnâd ettiğiniz şeylerden dolayı yazıklar  olsun size.     

19- Ve  onundur ne varsa göklerde ve yeryüzünde ve onun katındakiler, ona kulluk  etmekten çekinip ululanmadıkları gibi yorulmazlar, bıkmazlar da.     

20- Hiç  durmadan gece-gündüz onu noksan sıfatlardan tenzîh ederler.    

21- Yoksa  onlar, yeryüzünde, ölüleri diriltecek mâbutları mı edindiler?     

22- Gökte  ve yerde, Allah'tan başka bir mâbut daha olsaydı gök de bozulup mahvolurdu, yer  de. Şüphe yok ki arşın Rabbi Allah, onların söyledikleri şeylerden yücedir,  münezzehtir.     

23- Yaptığından  sorulmaz ona, fakat onlardır sorumlu olanlar, sorguya çekilenler.     

24- Ondan  başka bir mâbut mu kabûl ettiler? De ki: Getirin delîlinizi öyleyse. İşte  benimle berâber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitapları. Hayır,  onların çoğu, gerçeği bilmiyorlar ve bundan dolayı da yüz çeviriyorlar.     

25- Ve  senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona, benden başka yoktur tapacak,  bana kulluk edin ancak diye vahyetmeyelim.     

26- Derler  ki: Rahman, kendisine evlât edinmiştir, hâşâ, yücedir, münezzehtir bundan,  onlar, kadirleri yüceltilmiş kullardır.     

27- Onların  sözleri, hep onun emrine uygundur ve onlar, dâimâ onun emrini yerine getirirler.     

28- O  bilir, onların önlerinde ve artlarında ne varsa ve Tanrı rızâsına mazhar  olandan başkasına şefâat de edemezler ve onlar, onun korkusundan ürkerler.     

29- Onlardan  kim, ben de ondan ayrı bir mâbûdum derse onu cehennemle cezâlandırırız;  zâlimleri böyle cezâlandırırız biz.     

30- Kâfir  olanlar görmezler mi ki gerçekten de göklerle yer birdi de biz onları ayırdık  ve her şeyi, sudan yarattık, hâlâ mı inanmazlar?     

31- İnsanlarla berâber çalkalanmasın diye yeryüzünde metin  dağlar yarattık ve yollarını bulsunlar, maksatlarına ersinler diye de orada  geniş yollar açtık.     

32- Gökyüzünü,  korunmakta olan bir tavan yaptık, onlarsa hâlâ delillerinden yüz çevirmedeler.     

33- O,  öyle bir mâbut ki geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratmıştır, hepsi de gökte  yüzüp durmada.     

34- Senden  önce de ebedî olarak yaşayacak hiçbir insan yaratmadık; sen ölürsen onlar ebedî  mi kalacaklar?     

35- Herkes,  ölümü tadacak ve sizi, bir sınama olarak hayırla, şerle de denemedeyiz ve dönüp  tapımıza geleceksiniz.     

36- Kâfir  olanlar, seni görünce ancak alaya alırlar, bu mudur derler, mâbutlarınızı anan,  halbuki onlar rahmânı anmayı inkâr ederler.     

37- İnsan,  pek aceleci yaratılmıştır; delillerimi yakında göstereceğim size, acele  etmeyin.     

38- Doğru  söylüyorsanız derler, ne zaman yerine gelecek vaadiniz?     

39- Bir  bilselerdi kâfir olanlar önlerinden, artlarından kendilerini saran ateşi  defedemeyecekleri ve hiçbir yardım da göremeyecekleri zamânı.     

40- Hattâ  o gün, onlara birdenbire geliverecek de şaşırtacak onları ve onu reddetmeye  güçleri yetmeyeceği gibi mühlet de verilmeyecek onlara.     

41- Andolsun  ki senden önceki peygamberlerle de alay edilmiştir de onlarla alayları yüzünden  alay ettikleri azâba uğrayıvermişlerdir.     

42- De  ki: Kim koruyabilir rahmandan sizi geceleyin ve gündüzün? Fakat onlar,  Rablerini anmaktan yüz çevirirler.     

43- Onların,  azâbımızı kendilerinden menedecek bir mâbutları mı var yoksa? O mâbutların, ne  kendilerine yardım etmeye güçleri yeter, ne de bizden bir yardım görür  kâfirler.     

44- Hattâ  biz, onların da, atalarının da ömürlerini uzattık, ömürleri boyunca onları  geçindirdik, fakat görmezler mi ki yerlerine, yurtlarına girip hâkim oldukları  yerleri daraltıp azaltmadayız; hâlâ onlar mı üstün olanlar?     

45- De  ki: Ben sizi vahiyle korkutup duruyorum ancak, fakat sağırlar, korkutuldukları  zaman da kendilerini dâvet edenin sözünü duymazlar.     

46- Fakat  onlara Rabbinin azâbından bir koku bile esse derhal eyvahlar olsun bize derler  gerçekten de biz zâlimdik.     

47- Kıyâmet  günü, adâlet terâzilerini kuracağız, hiçbir kimse hiçbir şeyde haksızlığa  uğramıyacak, hattâ hardal tânesi ağırlığında bir işin bile karşılığını vereceğiz,  bizim hesap görüşümüz yeter.     

48- Ve  andolsun ki Mûsâ'ya ve Hârûn'a, hakkı bâtıldan ayıran ve çekinenlere ışık ve  öğüt olan kitabı verdik.     

49- O  çekinenler, görmedikleri halde Rablerinden korkarlar ve kıyâmetten ürküp  titrerler.     

50- Ve  bu da kutlu Kur'ân'dır, bunu da indirdik; inkâr mı edeceksiniz onu?     

51- Andolsun  ki daha önce İbrâhim'e onu doğru yola sevkedecek delilleri vermiştik ve onun,  buna ehil olduğunu da biliyorduk.     

52- Hani atasına ve kavmine, nedir bu tapıp durduğunuz  heykeller demişti.     

53- Biz  dediler, atalarımızı bunlara tapıyor bulduk.     

54- O da  andolsun ki demişti, siz de apaçık bir sapıklık içindesiniz, atalarınız da.     

55- Onlar,  bize bir gerçekle mi geldin demişlerdi, yoksa oyun oynayanlardan mısın?

56- O,  hayır demişti, Rabbiniz, göklerin ve yeryüzünün Rabbidir, onları yaratmıştır ve  ben de bu söze tanık olanlardanım.     

57- Ve  andolsun Allah'a ki siz dönüp gittikten sonra ben, onlara yapacağımı yapacağım.     

58- Onları  param-parça etti, yalnız, ona baş vursunlar diye büyüklerini bıraktı.     

59- Mâbutlarımıza  kim yaptı bu işi dediler, şüphe yok ki o gerçekten de zâlimlerden.     

60- Bir  genç duymuştuk dediler, İbrâhim deniyordu adına, onlardan bahsediyordu.     

61- Öyleyse  dediler, onu halkın gözü önüne getirin de söylediği söze tanıklıkta bulunsunlar.     

62- Ey  İbrâhim dediler, bu işi sen mi yaptın mâbutlarımıza?     

63- O,  belki de şu put yapmıştır bu işi dedi, büyükleri bu, söyliyebilirse sorun ona.     

64- Birbirlerine  dönüp de gerçekten de zâlimsiniz siz dediler.     

65- Sonra  başlarını eğdiler ve andolsun ki dediler, sen de bunların konuşmadığını  bilirsin.     

66- İbrâhim,  peki dedi, öyleyse Allah'ı bırakıp da ne diye tapıyorsunuz size ne bir faydası  dokunan, ne bir zararı gelen şeylere?     

67- Yuh  size de, Allah'ı bırakıp taptığınız şeylere de; akıl etmez misiniz ki?     

68- Bir  şey yapacaksanız dediler, yakın onu da mâbutlarınıza yardım edin.     

69- Ey  ateş dedik, soğu İbrâhim'e karşı ve bir zarar verme ona.     

70- Onlar,  İbrâhim'e bir düzen kurmak istedilerse de biz, onları en büyük bir ziyâna  uğrattık.     

71- Onu  da, Lût'u da kurtarıp âlemlere kutlu ettiğimiz yere ulaştırdık.     

72- Ve  ona İshak'ı verdik, Yakup'u da istemeden ihsân ettik ve hepsini de temiz ve iyi  kişiler kıldık.     

73- Onları  öyle rehberler ettik ki emrimizle halkı doğru yola sevk ederler ve onlara  hayırlı işleri, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik ve onlar, bize ibâdet  eden kişilerdi.     

74- Ve  Lût'a da peygamberlik ve bilgi verdik ve halkı, kötü işlerde bulunan şehirden  kurtardık onu; gerçekten de onlar, kötü ve buyruktan çıkmış bir topluluktu.     

75- Ve  rahmetimize ithâl ettik onu; gerçekten de temiz kişilerdendi o.     

76- Ve  Nûh da bundan önce hani nidâ etmişti de duâsını kabûl etmiştik, onu ve  âilesini, yürekleri bile yakan pek büyük bir dertten kurtarmıştık.     

77- Ve  delillerimizi yalanlayan bir topluluğa karşı yardım etmiştik ona; gerçekten de  kötü bir topluluktu onlar ve bu yüzden hepsini de sulara boğmuştuk.     

78- Dâvûd'la  Süleyman da, hani bir topluluğun koyunları, geceleyin birisinin tarlasına  yayılmış, harâp etmişti de bu hususta hüküm vermişlerdi ve biz de hükümlerine  tanık olmuştuk.     

79- O  hükmü, biz anlatmıştık Süleyman'a ve hepsine de peygamberlik ve bilgi vermiştik  ve berâberce Tanrıyı tenzîh etmek için dağları ve kuşları, Dâvûd'a râm ettik ve  bunları yaptık, gücümüz yeter yapmaya.     

80- Ve  ona, sizi savaşlarda koruması için zırh yapma sanatını öğrettik, hâlâ mı  şükretmezsiniz?[1]     

81- Ve  Süleyman'a kasırga gibi esen rüzgârı râm ettik, emriyle, kutladığımız yere esip  giderdi ve biz her şeyi biliriz.     

82- Ve  Şeytanlardan, onun için denize dalıp ona mücevherat çıkaranlar ve bundan başka  daha ayrı işler yapanlar da vardı ve biz de onları korurduk.     

83- Ve  Eyyub da hani Rabbine nidâ etmişti de gerçekten demişti, bana zarar dokundu ve  sen, merhametlilerin en merhametlisisin.     

84- Derken  duâsını kabûl ettik de ne zarara uğradıysa giderdik ve katımızdan rahmet ve  ibâdet edenlere ibret olmak üzere ona âilesini ve onlarla berâber daha da bir  mislini verdik.205     

85- Ve  İsmâîl de, İdris de, Zül-Kifl de, hepsi de sabredenlerdendi.  [2] [3                

86- Ve  onları rahmetimize ithâl ettik; gerçekten de temiz kişilerdendi onlar.     

87- Ve  Zün-nun da hani öfkelenip gitmişti de sanmıştı ki bizim gücümüz yetmeyecek ona;  derken karanlıklarda nidâ ederek gerçekten de senden başka yoktur tapacak,  tenzîh ederim seni ve şüphe yok ki ben, zâlimlerden oldum demişti. [4]        

88- Derken  duâsını kabûl etmiştik onun ve gamdan kurtarmıştık onu ve böyle kurtarırız  insanları.     

89- Ve  hani Zekeriyya da Rabbine nidâ etmiş ve Rabbim demişti, beni yalnız bırakma ve  sensin mîrasçıların en hayırlısı.     

90- Derken  duâsını kabûl etmiştik onun ve ona Yahya'yı vermiştik ve karısının kısırlığını  gidermiştik, doğurmaya kabiliyet vermiştik. Onlar, hayırlı işlerde koşuşurlar,  yarışırlar ve umarak, korkarak bize duâ ederlerdi ve onlar, bize karşı gönül  alçaklığı gösterirlerdi.     

91- Hani,  bir de ırzını koruyan o kız vardı, onu da an; biz, ona rûhumuzdan üflemiştik ve  onu ve oğlunu, âlemlere bir delil yapmıştık.208     

92- Hiç  şüphe yok ki bir tek ümmetsiniz siz ve ben Rabbinizim, bana kulluk edin.     

93- Dîne  âit işlerinde, kendi aralarında bölük-bölük oldu onlar ve hepsi de dönüp bizim  tapımıza gelecek.     

94- İnanarak  iyi işlerde bulunanların çalışmaları, inkâr edilmez ve biz, şüphe yok ki onları  yazmadayız.     

95- Helâk  ettiğimiz bir şehir halkının, dönüp bizim tapımıza gelmemesine imkân yok.     

96- Sonunda  Ye'cüc ve Me'cuc'un seti açılınca ve onlar, her tepeden yeryüzüne saldırınca.     

97- Ve  gerçek vait yaklaşınca işte o zaman kâfir olanlar, gözlerini dikip kalacaklar  ve yazıklar olsun bize diyecekler, bundan gafildik, hattâ zâlimdik biz.209     

98- Şüphe  yok ki siz de, Allah'ı bırakıp taptıklarınız da cehennem odunusunuz, siz, oraya  gireceksiniz.     

99- Şunlar,  mâbud olsalardı oraya uğramazlardı, halbuki hepsi de orada ebedîdir.     

100- Orada  şiddetle inleyerek nefes alacak onlar ve onlar, orada hiçbir şey duymayacaklar. [5]  [6]       

101- Fakat  kendilerine, tarafımızdan güzel bir vaitte bulunulan, haklarında iyilik takdîr  edilen kimseler, oradan uzaklaşmışlardır.     

102- Orasının  en hafif bir sesini bilmez-duymaz onlar ve canlarının dilediği, arzuladığı şeylerin  içinde ebedîdir onlar.     

103- O  en büyük korku, onları hüzünlendirmez ve melekler, onları karşılarlar da işte  derler, size vaadedilen gün, bugün.     

104- Biz  o gün göğü, kitap sahîfe-lerini dürüp büker gibi dürüp bükeceğiz; önce nasıl  yaratmaya başladıysak tekrar yaratacağız, bu, vaadimizdir bizim ve gerçekten de  yapacağız bunu, gücümüz yeter yapmaya.     

105- Andolsun  ki biz, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yazdık: Şüphe yok ki yeryüzü, temiz  kullarıma mîras kalır.  [7]     

106- Şüphe  yok ki bu, kullukta bulunan topluluğa bir tebliğdir.     

107- Ve  biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.     

108- De  ki: Bana, mâbûdumuzun, bir tek mâbut olduğu vahyedildi ancak, Müslüman oluyor  musunuz siz de?     

109- Eğer  yüz çevirirlerse de ki: Aynı tarzda hepinize de bildirdim ve size vaadedilen  yakında mı olacak, uzak bir zamanda mı, onu bilmem ben.     

110- Şüphe  yok ki o, açık konuşulan sözü de bilir, gizlediğiniz sözü de.     

111- Ve  bildirdiğim, sizi bir sınama ve bir zamanadek geçindirme de olabilir, onu da  bilmem ben.     

112- Dedi  ki: Rabbim, gerçek olarak hükmet ve Rabbimiz olan rahmânın yardımını dileriz  onun hakkında söylediğiniz aslı olmayan sözler yüzünden.

                             


               
                                [1]                      ) Dâvûd  Peygamberin, zırh yaparak sattığı ve bu satışın parasıyla geçindiği rivâyet  edilmiştir.       
       
                                 [2]                      ) Ahd-i  Atıyk'te 42 babdan ibaret Eyyub Peygambere ait bir bölüm vardır.       
       
                                 [3]                      ) İdris  Peygamber Ahd-i Atıyk'te Enuş diye geçer (Tekvin, v, 6). Zül-kifl Peygamberin,  İlyas, Yûşâ, Zekeriyya olduğunu söyleyenler vardır. Kur’ân'ı İngilizciye  çeviren Rodwell, Arapların, Hızkıyâl'e Zül-kifl dediklerini söyler (Tanrı Buyruğu,  s. 490, not. 3). Hızkıyâl'e ait Ahd-i Atıyk'te de kırksekiz bablık bir bölüm  vardır.       
       
                                [4]                      ) Zün-nun,  balık sahibi anlamına gelir, Yunus Peygambere işarettir.       
       
                                  [5]                      ) Irzını  koruyan kız, İsa'nın anası Meryem'dir.       
       
                                [6]                      ) Ye'cuc,  Me'cuc'un seti aşmaları, kıyamet alâmetlerindendir.       
       
                                  [7]                      ) Zebur,  Ahd-i Atıyk'te "Mezâmir" diye anılır ve yüz elli mezmurdan ibarettir.  Kur’ân'da istişhat edilen âyet, 37. mezmurun 29. âyetidir.       
   

Total Visit: 299
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.