Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 17:01

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۸:۳۱

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

EMİR HUSEYNİ

 

16- Emir Huseynî: Emir Huseynî veya Huseynî Sâdât olarak bili­nen Emir Fahru’s-Sâdât Seyyid Ruknuddîn Hüseyin b.  Alim b. Hasan (Ebû’l-Hasan veya Ebû’l-Hüseyin) Huseynî-yi Guri-yi Hirevî, VII/XIII. ile VIII/XIV. yüzyılın büyük ariflerinden ve Farsça söyleyen tanınmış şair ve yazarlardan olup şiirde Huseynî mahlasını kullanırdı. Doğum yeri Gur şehirlerinden olan Gazyev veya Gezyev’dir. Fakat ömrünün çoğunu Herât’ta geçirdi. Bundan dolayı da Hirevî diye tanındı. Doğumu 641/1243 yılı civarında kabul edilmektedir. Ömrünün ilk yıllarını ilim ve edebiyat öğrenerek ondan sonra da tasavvuf ve irfan yolunda seyir ve süluk ile ge­çirdi. Câmî onu “Zahirî ve batınî ilimleri bilen” biri olarak tanıtmaktadır. [1]

Çalışma dönemini Şeyh Bahâuddîn Zekeriyâ-yı Moltânî ve oğlu Sadruddîn ‘Arif-i Moltânî’nin hizmetinde tamamladı. Bundan dolayı Emir Huseynî’nin öğrenim nesebi, Bahâuddîn Zekeriyâ yoluyla Şeyhu’l-meşayih Şihâbuddîn Suhreverdî’ye ulaşır. Emir Huseynî, çalışma döne­mini Moltân’da bitirdikten sonra Herât’a geri döndü, burada irşad alanını genişletti. Nihayet 717/1317 veya 718/1318 yılının Şevval ayı 16’sında ha­yatını kaybetti ve Kuhendiz mezarlığında toprağa verildi.

Emir Huseynî’den geriye nazım ve nesir olarak birkaç eser kalmıştır. Mensur eserlerinden daha sonra söz edeceğiz. Manzum eserleri ise sekiz makalelik Leylî u Mecnûn vezninde ve mücahede, talep, hak, irşad, aşk vb. konularda yazılmış yaklaşık 1250 beyitlik Zâdu’l-musâfirîn isimli irfanî mesnevi; Mevlânâ’nın Mesnevî-yi Şerîf’i vezninde ve şairin Şihâbuddîn Ömer Suhreverdî ve Bahâuddîn Zekeriyâ’yı övdükten sonra din, ilim, tevhid, kalp, ruh, akıl vb. konulardaki yaklaşık 950 beyitlik Kenzu’r-rumûz adlı irfanî mesneviyi içerir. 1200 beyitlik Si-nâme, hezec, müseddes maksur veya mahzuf bahrinde olup VII/XIII. ve VIII/XIV. yüz­yılın Deh-nâme’leri tarzındadır. Bu manzume, aşık ile maşukun irfanî aşk alanındaki aşıkane konuları içerir ve Nizâmî’nin Husrev u Şîrîn isimli ese­rinin etkisi altında söylenmiş ariflerin seyir ve sülukunu özetleyen bir eserdir. Penç Genc ise tevhid ve tahkik konularını içeren 5 kasideden olu­şan bir mecmua olup şairin hem divanından ayrı hem de divanının içinde yer almaktadır. Onun Penç Genc kasidelerinde, gazel, terkip, terci’, kıta ve rubailerinden oluşan bir mecmua olan Emir Huseynî’nin divanının be­yitlerinin sayısı 1500’ün üzerindedir.

Emir Huseynî’nin sözü, özelikle mesnevilerinde çok sade, akıcı ve anlamı beyan etme noktasındaki tekellüften uzak olup sözlerinde zıt ke­limeleri kullanmaya sıkça rastlanır. Genel olarak onu irfanî anlamlarını beyan etmeye adayan Farsça söyleyen orta halli şairlerden saymak müm­kündür. Şeyh Mahmûd Şebisterî’nin Gulşen-i Râz adlı eserini onlara ce­vap olarak yazdığı Hifde Suâl-i Manzûm adlı eser de Emir Huseynî-yi Sâdât’a aittir.

Aşağıdaki şiirler ona aittir:

Edhem eski bir kiliseden geçti, bu söze alışık bir rahip gördü.

İmtihan ederek ey başıboş adam, böylesi bir yere ayağını bağlayan kimdir.

Eğer bu eski kiliseyi mesken edinirsen giyecek ve yiyeceğini nerden elde edersin.

Rahip cevap verdi: Bu sözü benden duyman hatadır, bunu Allah’a sor zira rızkı veren odur.

Kullar başı emrinin altına alır, giyecek ve yiyeceği tanrılar verir.

Bu bağı aç şayet senin bağınsa, tevekkül etmenin senin bağın oldu­ğunu anladığından

Yoluna git her gülün üzerinde yüzlerce öldürücü diken, Allah’ı imti­han etmek hoş değil

Kul ol ve her gelen şeyi reddetme, razı olmaktan başka kendine yol belirleme.

(Kenzu’r-Rumûz’dan)

 

Ey bu yolun perdesine oturan aşksız yol yürünmez.

Yüzlerce kafile yürür de yürür kervanın büyüğü aşktır.

Kendinden kopmuş olarak yol yürüyen kavim bu çölü otlayarak geçtiler.

Aşkta yerinde olan iş nedir, dikkat ki zira ihtiyacı olmayan bir kılıç­tır.

Başını düşünce hattına koy ta ki bu sözden bir işaret bulasın.

Senin düşünceni sana ulaştırınca o zaman aşk seni senden alır.

O an içinde bir anlık bir cezbesi senin için iki alemdeki ibadetten daha iyidir.

Ey zikri arayan zikirden ne istersin, düşüncenin özü budur böyle bil.

Düşünceyi bilmek zor mu geldi, göze uyanıklık geldi.

Senin düşüncen hala diken mi dikendir, düşünce kalmayınca geriye iş kalır.

Düşüncesiz olarak bu dünyayı geçtiğinde o zaman hayret yönlerine düşersin.

Ey aşk şaraphanesinin rindi aşk şarkısını burada duyarsın.

Aşktan ve işaretinden sorma, kendisi sana diliyle anlatır.

Aşkın attığı ilk adım tamamen küfür yağdıran bir buluttur.

Aşk senden senin sonunu ister, hey hey senin hikayeni istemez.

Maşuka nerede, aşıklık nedir, her ikisinin de sebebi boş bir aşktır.

Bu noktayı biz ve benden ayrı tut, şunun bunun düşüncesini bırak…

*              *              *

Mansur serseri bir insan değildi, kafirlik töhmetinden uzaktı.

Asıl noktayı bir başına söyleyince şeriatın siyaseti başını kesti.

Aşkta ne şüphe ne de yakin var, ne niçin ve nasıl, ne küfür ve din var

Aşk kadehinden sarhoş olanlar hakka hak için taparlar.

Gönlü hak bil, nefsi batıl, bu arbede çok zor değildir.

Senin gözünde biz ve ben olmayınca O olur ve söylenecek başka söz yok.

Gör de bilesin diye sorma, bil de kalasın diye söyleme.

Başı ayağa, ayağı başa koy ve o zaman adımdan adımı çıkar.

İsimsiz ve ünsüz ol ve işaretle, arzusuz ve beyansız ol da açıkla.

Sen kendinin aynasısın, seninle kıyaslanacak her şeyden fazlasın.

(Zâdu’l-musâfirîn’den)


 

[1] Nefahâtu’l-uns, s. 605

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.