| EMİN-İ BELANİ 23- Emîn-i Belyânî: Emîn-i Belyânî olarak tanınan Şeyhu’l-islam Emînuddîn Muhammed b. Zeynuddîn Ali b. Ziyâuddîn veya İmâmuddîn Mes‘ûd b. Necmuddîn Muhammed b. Ali b. Ahmed b. Ömer b. İsmail b. Ebi Ali ed-Dakkâk Belyânî-yi Kâzerûnî, VII/XIII. ile VIII/XIV. yüzyılların meşhur arif ve şairlerindendir. “Belyânî” olarak ün kazanmasının nedeni kendisi ve ailesinin Kâzerûn bölgesindeki “Belyân”a bağlı oluşlarındandır. Şeyhu’l-islam Emînuddîn Muhammed, Murşîdiyye-yi Kâzerûniyye tarikatının imamı, yani Şeyh Ebû İshak Kâzerûnî’nin sohbet halkasını can kulaklarıyla dinleyen Sufilerin lideriydi. Onun tarikatı “Murşîdiyye”, “Kâzerûniyye” veya “Murşîdiyye-yi Kâzerûniyye”; tarikatın takipçileri de “Murşîdî” diye adlandırılırdı. Meşhur sufi Şeyh Ebû Ali Dakkâk-i Nişâbûrî’nin varislerinden olan Belyânî ailesi, Murşîdiyye sufileri arasında çok büyük bir şöhret ve öneme sahipti ve fertlerinin çoğu bu tarikatın liderlerinden sayılırlardı. Şeyh Emînuddîn, Fars bölgesinde zamanının ünlü ariflerindendi. İrfan ve edebiyatın Hâcû ve Hâfız gibi büyüklerinden bir kesimi ona değer verip takip etmişlerdir. Emînuddîn’in eğitimi babasının eli altında, özellikle de Kâzerûniyye sufilerinin şeyhi olan amcası Şeyh Evhaduddîn Abdullah’ın eli altında geçti. Evhaduddîn Abdullah’ın vefat yılında kardeşi Zeynuddîn Ali hayatta olmasına rağmen Emînuddîn, amcasının vasiyeti üzerine onun yerine bu tarikatın irşad makamına geçti. Emînuddîn, Kâzerûniyye tarikatına bağlı olan tüm müritlerin Murşîdiyye tarikatını yani mürşid Şeyh Ebû İshak-i Kâzerûnî’yi takip etmesi ve o yolda yürümesi noktasında aşırı davranırdı. Şiirlerinde Arapça ve Farsça kasideleri onun menkıbeleri üzerine düzenledi. Bunların bir kısmında Şeyh Ebû İshak’ın ismini açıkça zikretti. Galiba bu isim tekrarı, Biluşe’nin Fihrist-i Nusûh-i Hattî-yi Fârsî-yi Kitâb-hâne-i Milli-yi Paris (c.III, s.129-130)’te yanlışlıkla “Mürşid Şeyh”in ve “Şeyh Ebû İshak”ın Emînuddîn’in çağdaşlarından ve onunla aynı zamanda yaşamış çağdaşlardan iki kişi olduğunu zannetmesine neden olmuştur. Emînuddîn’in çağdaşlarından ve müritlerinden olan ve Şîrâz-nâme yazarı Ebû’l-Abbas Ahmed b. Ebi’l-hayr Zerkûb-i Şîrâzî, Şîrâz-nâme’sinde Emînuddîn’den alıntılar yapmaktan ayrı olarak ondan duyduğu sözler ve şiirlerin letafeti konusunda bir kitap da düzenlemiş ve ondan (… Emînu’l-mille ve’d-din Muhammed b. Ali b. Mes‘ûd… dünya şehlerinin şeyhi ve zemin ve zaman ehlinin ayakta tutucusu…) diye söz etmiş ve şöyle demiştir: “İrşad ve büyüklüğünün güzelliğinin ünü ve yankısı dünyayı sarmış… ve tarikat hırkasını değerli amcası Evhaduddîn Abdullah Belyânî (k.s.)’nin elinden aldı…). Ahmed b. Ebi’l-hayr Zerkûb dışında Eminuddîn’in tanınmış çağdaşlarından birisi de sadık müridi, Firdevsî’l-Murşîdiyye fi Esrâri’s-samadiyye yazarı Mahmûd b. Osman’dır. Bu eseri de Şeyh-i Mürşid Ebû İshak-i Kâzerûnî’nin yaşamı üzerinedir ki kendisi de Emîn-i Belyânî’nin bağlılarından ve öldüğü zamana dek onun hizmetindeydi. Onun makamlarının şerhi üzerine Cevâhiru’l-Emîniyye adında kapsamlı ve büyük bir kitap yazmış olup yazarın zamanında Kâzerûn’da ün kazanmıştı. Kendisi ondan bir özet çıkarmış ve Miftâhu’l-hidâye ve Misbâhu’l-hidâye diye adlandırmıştır. Bunun bir nüshası Türkiye’de Esad Efendi Kütüphanesinde mevcuttur. Bu kitaptan Firdevsu’l-Murşîdiyye’nin tashihçisi “Fritz Mayer”in söylediğine göre, Şeyh Eminuddîn’in Bidâyetu’z-zâkirîn isminde bir kitabı vardır ki tabii olarak tarikat salikleri için öğretiler ve emirler içeriyormuş. Eminuddîn Belyânî’nin diğer mürit ve çağdaşlarından Hâcû-yi Kirmânî, ‘Ubeyd-i Zâkânî ve Hâce-i Şîrâz Hâfız’ı da saymak gerekir. Şeyh Eminuddîn, amcasının vefat tarihinden (683/1284 veya 686/1287) kendi vefat tarihi olan 745/1345 yılına kadar Kâzerûn’da Şeyh-i Mürşid Ebû İshak-i Kâzerûnî’nin takipçilerinin lideriydi ve onun öğretilerini uygulardı. “Şeyh-i Mürşid” adına Sakaye (=Havuz), Mescid, Daru’ş-şifa, Daru’l-abidin vb. binalar yaptırdı ve Kâzerûn’da birçok eser meydana getirdi. Şeyh Eminuddîn’in öğretim merkezi olan Hankah-i ‘Ulya, 710/1311 yılında Kâzerûn’un kuzeyinde bulunan dağın eteğinde kuruldu ve Eminuddîn’in ömrünün sonları orada geçti, Emîn-i Belyânî’nin mezarı da oradadır. Şeyh Eminuddîn sahip olduğu yüce manevi makamdan başka ayrıca Şer‘î ilimlerde, tasavvuf ve irfandaki üstün mertebesine ilave olarak kendi zamanının şairleri arasında da önemli bir makama sahipti. Tezkirelerde yaşamı konusunda kendi zamanının divan sahibi şairlerinden olmasına rağmen son derece kısa bir anlatımla yetinilmiştir. Divanından az da olsa nüshalar elde mevcuttur. Paris Milli Kütüphane’de bulunan bir Farsça yazması nüshasının sayfalarının haşiyesinde tespit edilen beyitlerinin sayısı üç bine yakın olup Arapça ve Farsça kaside ve gazellerinden, mülemme’, terci’, terbi’ mesnevi ve rubailerini içermektedir. Bu şiirlerden Farsça kasideleri orta derecede, kimi zaman da daha düşüktür. Konuları zühd, tevhid ve irfanî hakikatlerin zikridir. Fakat bu sınıftaki üstatların eserlerinde gördüğümüz üst derecede değildir. Ancak gazelleri genellikle güzel, akıcı, yüce düşüncelere sahip, gönle hoş gelen irfanî rumuz ve işaretler taşıyan, ruhu okşayan anlamlar içeren ve her durumda onlardan bir heyecan ve durum gösteren bir yapıdadır. Aşağıdakiler onun şiirlerindendir: Aşkın adı var ancak kimse bir işaret görmedi, aşk simurğu iki cihanda da yuva görmedi. Aşk gezgini doğu ve batıyı o kadar gezdi de hiçbir köşede kervandan bir eser görmedi. Can aşk şahinin yemini toplamak için aradı da tüm ufuklarda bir tane bile görmedi. Aşk vadisinin başı dönmüşleri bu istek içinde can verdiler de kimse ondan bir eser açıkça görmedi. Atlası örten çark da aşk heyecanı ve şerrinden kendi etrafında yüz yıl döndü de ondan iz görmedi. Aşk çölünün dolaşanlarından bekleyişten gönülleri kebap oldu da biri olsun can arzusunu görmedi. Varlık ve yokluk aleminde gönül şehsuvarı bir ömür boyu kaşturdu da kenar ve öteleri görmedi. Aşktan her ne kadar gönül ne murat ne de arzu gördüyse de canım aşk kılıcından kurtuluş ve eman görmedi. Gönül hileyle aşk elbisesini dikmek istedi de iğne kırıldı, ipin ucunu ve sonunu görmedi. Talih heyecanlı bu gönlümüzün hikayesinden zaman ötesindeki uçsuz cefasından başkasını görmedi. |