| EBUL-MEALİ NASRULLAH
Ebû’l-Me‘âlî Nasrullah b. Muhammed b. Abdulhamîd-i Munşî, Farsçanın fasih ve beliğ yazarlarından olup üslubu, kendinden sonra gelen Farsça yazan birçok fasihin eserinde etkili olan risale yazarlarındandır. Kimi rivayetlere göre Şîrâzlı, meşhur tarih sahibi Vassaf’a göre ise Gaznelidir. Ancak Gazne’de yaşadığı ve Gazneli sultanların hizmetinde bulunduğu kesindir. Hayatının ilk dönemleri konusunda elde herhangi bir bilgi mevcut değildir. Sadece onun gençlik yıllarında Gazne füzelasından bir kesim ile görüşme içinde olduğu ve Gazneli Behrâmşâh’ın (511-547/1117-1152) ilgi duyduğu ve divan işlerinde yer aldığı bilinmektedir. Behrâmşâh’ın yerine geçen Husrevşâh’ın hükümdarlığı zamanında (547-555/1152-1160) henüz genç olmasına rağmen bilgisinin çokluğundan dolayı Husrevşâh’ın katipliğine atanmıştı. Husrevşâh’tan sonra Ebû’l-Me‘âlî Nasrullah, Gazneliler sarayında kalmaya devam etti ve Husrev-i Melik’in (555-582/1160-1186) hizmetinde vezirlik makamına geldi. Fakat bilinmeyen bir sebepten dolayı ve bilinmeyen bir tarihte, görüldüğü kadarıyla kıskanç kimselerin dedikodusu sonucu sultanın gazabına uğradı ve hapse atılıp öldürüldü. Bu olayın tarihi bilinmemektedir. Ancak 555/1160 yılından sonra ve 583/1187 yılından önce, yani Husrev-i Melik saltanatının yıkılması ve Gaznelilerin çöküş tarihinden önce olmalıdır. Nasrullah b. Muhammed b. Abdulhamîd’in hem eski dönemlerden beri risaleciler arasında tanınan hem de edebiyatın ders kitaplarından olan meşhur eseri, Abdullah b. Mukaffa’nın Kelîle ve Dimne’sinden yapmış olduğu tercümedir. Bu tercüme işinin kesin tarihi bilinmemektedir. Ancak kitabı, Ebû’l-Muzaffer Behrâmşâh b. Mes‘ûd b. İbrahim adına yazdığına göre, bu kitabın yazılma tarihi, 511/1117 yılından sonra ve 547/1152 yılından önce olmalıdır. Tercümesinde Mes‘ûd-i Sa’d’in bazı şiirlerini delil ve örnek olarak getirmesi de bu tercüme, 515/1121 yılı dolaylarında (Mes‘ûd-i Sa’d’ın vefat yılı) ya da bu şairin hayatının son dönemlerinde gerçekleşmiş olmalıdır. O halde kitabın telif tarihi, 515/1121 ile 547/1152 yılları arasında ve büyük bir ihtimalle de 536/1142 yılı dolaylarındadır. Bu tercüme, içinde kullanılan açık edebî nesir, letafetli örnekler ve misallerle ve sahip olduğu süslemeler ile de eski dönemlerden beri risale yazarlarının dikkatini çekmiş ve müracaat kaynağı olmuştur. Kendisi de VI/XII. ve VII/XIII. yüzyılların beliğ edebiyatçılarından olan ‘Avfî, Kelîle ve Dimne-i Behrâmşâhi Tercümesi’nin üzerinden yüz yıl kadar geçtikten sonra bu eser ve Nasrullah b. Muhammed b. Abdulhamîd hakkında Lubâbu’l-Elbâb’da şöyle söylemiştir: “... Ahir zamana dek ve alemin yokoluşuna dek herkes bir risale yazar ya da yazarlıkta bir şeyler yapar ve ondan faydalar iktibas eder. Zira Kelîle ve Dimne Tercümesi ortadadır tüm yazarların ve sanat ehlinin temel kaynağıdır. Hiç kimse onun üzerine geçememiş ve onu alt edememiş, Fars Munşeâtından hiçbiri onun derecesinde İkbâl bulmamış ve onun kadar kabul görmemiştir...” Gerçekten Kelîle ve Dimne-i Behrâmşâhi, yazı üslubu, ifadelerin bağlanma gücü, üslup güzelliği ve sözün süslenmişliği açısından Fars nesrinin en üstün örneklerinden biridir. Bu eseri, Farsça sanatlı nesrin ilk eserlerinden biri olarak saymak mümkündür. Ebû’l-Me‘âlî, birkaç sınırlı konu dışında tam seci’lerle uğraşmamış ise de cümlelerin öğeleri ve ifadeler arasındaki vezin uyumluluğu, eksik seci’leri, vezinli eşanlamlı kelimeleri kullanması, ayet, atasözü ve Farsça ve Arapça şiirleri delil olarak getirmesi vb. bazı kuralları sağlamlaştırması sonucu kitabını Farsçanın ilk sanatlı nesir örnekleri arasına sokmuştur. Bununla birlikte Ebû’l-Me‘âlî, hiçbir zaman sanata yenilmemiş ve kitabının hiçbir konusunda fesahat ve belagatın gereklerini gaflet konusu etmemiştir. Bundan dolayı onun yazı tarzı, VI/XII. yüzyıldan itibaren risale yazarlarının örnek aldığı bir kaynak hükmünde olup daima Farsça ders kitapları arasında yer almıştır. Bu nedenle de defalarca basılmıştır. Sonraki yüzyıllarda Envâr-i Suheylî (Huseyn Vâ’iz-i Kâşifî) ve ‘Ayyâr-i Dâniş (Ebû’l-Fazl-i ‘Allâmî) gibi kimi yazarlar Kelîle ve Dimne’nin tezhib ve yeniden tercümesi adı altında düzenlemeye çalışmışlardır. |