Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 16:48

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۸:۱۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       

Dünya Sevgisinin Artış Nedenleri 
  
yaprak
       
Bil  ki, insan bu tabiat aleminin evlâdıdır. Bu dünya bu su ve toprağın  çocuğu olduğu: için, dünya sevgisi daha başlangıcından itibaren  gönlünde mevcuttur..Büyüdükçe bu sevgi de gönlünde gelişip serpilir.  Allah Teala'hın ona lütfettiği şehvet kuvveleri ve lezzet araçları  sayesinde, şahsım ve türünü koruması için bu sevgi gam be gün astar. Bu  alemi lezzetler mekanı olarak değerlendirdiği için de, ölümü; bunlardan  mahrum kalmak olarak değerlendirir. Bu nedenle de velev filozofların  delilleri ve peygamberlerin (salavatullahi aleyhim) haberleri  aracılığıyla ahiret alemine ve ondaki nitelik, hayat ve mükemmeliyete  inanmak istese bile gönlü buna razı olmaz ve bırakınız mutmain olma  derecesine erişmeyi, kabul etmeye yanaşmaz ve dünyaya duyduğu sevgi  güçlenerek devam eder.
     

       Ayrıca insanlar fıtraten  ebediyen yaşamaya meyilli olan, yok olmaktan sakınıp nefret eden ve  ölmeyi yok olmak sanan bir yapıya sahip olduğundan, velev bu dümyanın  fanî ve gelip geçici öte dünyanın ise bakî ve sürekli olduğuna aklen  kabul etseler bile asıl önemli olan kalben kabul ve bunun en mükemmel  aşaması da itmi'nan mertebesi olduğundan ve Hz. İbrahim Halilurrahman  da Hak Teala'dan itmi'nan mertebesini taleb edip bu lütfa nail  olduğundan, kalpleri ahirete inanç beslemediği için bu durum bir fayda  sağlamaz. Bizim kalplerimizde olduğu gibi.. Her ne kadar aklen tasdik  ediyor olsak bile... İtmi'nana sahip olmadıkları için bu dünyada  ebediyyen yaşamak isterler ve ölümden yani bu alemden ayrılmaktan  korkarlar.
               Ama eğer bu dünya aleminin alemlerin en  aşağısı, yokluk, değişim ve dönüşüm alemi ve helak ve noksanlık diyarı  olduğunu ve ölümden sonraki alemlerin her birinin ebedi olduğunu,  mükemmellik, hayat ve huzur diyarı olduğunu kalben idrak edecek  olurlarsa, o aleme fıtraten sevgi beslemeye başlar. Ve dünyadan kaçmaya  başlarlar. Ve eğer bu alemde yükselip şuhûd ve vicdan makamına erişir  ve bu alemin ve ona ilgi duymanın batınî suretim görecek olurlarsa, bu  alem onların gözünde sıkıntı diyarına dönüşür ve ondan nefret ederler,  bu karanlık zindandan, zaman ve mekanın zincir ve bukağılarından  kurtulmaya can atarlar ki, velilerin sözlerin­de de bu anlama işaret  edilmektedir.
         Ali (as) buyuruyor ki: "Allah'a yemin  olsun ki, Ebu Talih 'in oğlu (Ali bir çocuğun annnesinin memesine  duyduğu iştiyaktan daha fazla ölüme iştiyak duyar."Çünkü  o yüce insan bu alemin hakikatini velayet gözüyle müşahede etmişti. Ve  Hak Teala'ya yakın olmayı her iki aleme bile değişmezdi. Eğer durum  bunu gerektiriyor olmasaydı, onların o pâk nefsi bu karanlık tabiat  ortamında bir an bile durmazdı ve bu çokluk, zahir ve mülkî işlerle  meşgul olmak şöyle dursun, melekûtî te'yidler bile aşıklar ve meczublar  için birer sıkıntı ve acı kaynağıdır ki, bizler bunu tasavvur etmekten  bile aciziz.
           Velilerin inleyip ağlamalarının çoğu,  Sevgili'den ve kereminden ayrı düşmüş olmaktan kaynaklanmaktadır.  Nitekim onlar da bunu dualarında dile getirmişlerdir. Halbuki onlar  mülkî ve melekûtî herhangi bir ihtiyaca da sahip değillerdi. Tabiat  cehenneminden geçmişler ve dünya bağlarından kurtulmuşlardı ve kalpleri  tabiî hayata sahip değildi ama tabiat aleminde bulunmanın bizatihi  kendisi tabii bir haz olduğundan; velev bu zoraki haz çok sınırlı olsa  bile bu onları utandırmaya yetiyordu. Nitekim Hz. Resul-i Ekrem'in  (sav) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Ben günde yetmiş kez Allah'a tevbe istiğfarda bulunuyorken kalbim yine sıkıntılı."


   

 


Total Visit: 531
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.