Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 16:43

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۸:۱۳

Sayfalar  Sanat  Din  İslam  Dua

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


Dua ibadetin ruhudur

       
dua ibadetin ruhudur
     

 Dua  en iyi ibadetlerden biri olup nefsi mükemmelleştirmek ve Allah'a  yakınlık için bir vasıtadır. Bunun içindir ki Allah-u Teâlâ, kullarını  dua etmeye davet etmektedir. İşte birkaç örnek:

     

Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Rabbiniz  dedi ki: Bana dua edin (isteyin), icabet edeyim. Doğrusu bana ibadet  etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; Cehennem’e boyun bükmüş kimseler  olarak gideceklerdir."

     

Ayrıca buyuruyor ki: "Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz o, haddi aşanları sevmez."

     

Başka bir yerde de şöyle buyuruyor: "Kullarım beni sana soracak olursa, işte ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm."

     

   Resulullah (s.a.a): "Dua ibadetin ruhudur." buyurmaktadır.

     

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Dua ibadettir ve Allah-u Teâlâ buyuruyor ki: "Doğrusu bana ibadet etmekten büyüklenenler (müstekbirler)..."

     

"Sen Allah'ı çağır (dua et); artık işler onun elindedir deme."

     

   Yine İmam Sadık'tan (a.s) şöyle nakledilmektedir: "Hiç  bir zaman duayı terketmeyin. Zira duayla yaklaştığınız gibi hiçbir  şeyle Allah'a yaklaşamazsınız. Hatta çok küçük şeyleri bile küçük  oldukları bahanesiyle Allah'tan istemekten çekinmeyin. Çünkü küçük  şeylerin sahibi olan büyük şeylerin de sahibidir."

     

     İnsan dua etmelidir; zira o bütün vücuduyla Allah'a muhtaçtır ve hatta  insan fakirliğin, yoksulluğun, ihtiyaç ve bağlılığın özüdür. Allah'ın  feyzi bir an kesilecek olursa, insan mahvolur insana ulaşan her şey  Allah'tan ulaşır. O halde insan bu tekvini ve tabii ihtiyacı diliyle  izhar ve beyan etmeli; yoksulluğunu, kulluğunu ve ihtiyacını amelen  ispatlamalıdır. İbadetin de zaten bundan başka bir anlamı yoktur.

     

    İnsan dua halinde Allah'a teveccüh eder ve O’nunla raz-u niyaz eder,  ubudiyetin gereği olan yalvarıp yakarmayla ihtiyaçlarını mutlak gâniye  sunar. İhtiyaç ve yoksulluk dünyasından ümidini keserek bütün hayır ve  kemallerin kaynağı olan Allah-u Teâlâ ile bağlantı kurar. İhtiyaç  aleminden uçarak batın gözüyle, kalp gözüyle Hak Teala'nın cemalini  görür. Dua ve raz-u niyaz hali, kulun en zevkli ve en güzel  hallerindendir ki Allah dostları o hali kaybetmeğe asla razı olmazlar.  Sahife-i Seccadiye, ve diğer dua kitaplarına müracaat edilecek olursa  Masum İmamlar’ın (a.s) nasıl raz-u niyaz ettikleri, Allah'a nasıl  yalvarıp yakardıkları görülür. Allah Teala ile bağlantı kurmak ve  duanın kabul edilmesi ümidi kalplere huzur verir ve dua edenlerin  gönlünü hoş eder, umut verir. İnsan, sorunlarının giderilmesi ve  müşkülatlarının halledilmesi için Allah'a sığınmazsa ümidini nasıl  sürdürür, bunca müşkülata nasıl tahammül eder.

     

   Dua müminin  silahıdır. Mümin onun vasıtasıyla ümitsizlikle savaşır ve müşkülatını  gidermek için gaybi ve mutlak güçten yardım alır. Peygamberler ve Masum  İmamlar her zaman bu silahtan yararlanır ve müminlere de bundan  yararlanmalarını tavsiye ederlerdi.

     

    İmam Rıza (a.s) kendi ashabına şöyle buyururlardı: "Enbiya’nın silahlarından yararlanın." "Enbiya’nın silahı nedir?" diye arzedilince Hazret; "duadır" cevabını verirdi.

     

   İmam Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor: "Allah-u  Teâlâ mümin kulları arasında çok dua edenleri sever. Şafak vaktinden  güneş doğuncaya kadar dua etmenizi tavsiye ediyorum size; zira bu  saatlerde gökyüzünün kapıları açıktır, halkın rızkı bölüştürülür ve  büyük istekler verilir."

     

   Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: "Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur."

     

    Dua bir ibadet ve hatta ibadetlerin ruhu olup ona uhrevî mükâfat  verilir. Dua müminin miracı ve kuds alemine uçuştur. Dua ruhu eğitir,  mükemmelleştirir ve Allah'a yakınlık makamına ulaştırır.

     

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Dua,  Allah katında yeryüzündeki amellerin en sevgilisidir. İbadetlerin en  faziletlisi de iffet ve temizliktir." Ravi der ki. "Hz. Ali (a.s) çokça  dua eden bir şahıstı".

     

   Hz. Ali (a.s) yine buyuruyor ki: "Dua  saadetin anahtarıdır. En iyi dua da temiz sineden ve takvalı kalpten  çıkan duadır. (Dua) Allah ile münacatta kurtuluşun sebebidir. Ve ihlas  vesilesiyle de (kötülük ve helaketlerden) kurtulunur. O halde  müşkülatlar fazlalaşınca Allah'a sığınmalıdır."

     

    Dua öyle bir ibadettir ki, eğer gerekli şartlara sahip olunur da doğru  yapılırsa nefsi mükemmelleştirir ve Allah'a yakınlığa sebep olur; bu  ise duada olan kesin bir etkidir. Dolayısıyla insan hiçbir zaman ve  hiçbir şart altında bu büyük ibadetten gaflet etmemelidir. Zira duanın  zahiri ve çabuk etkisi olmasa bile hiçbir zaman etkisiz değildir. Bazen  insanın duası geç kabul edilip istekleri geciktirilebilir veya duası  dünyada asla kabul edilmeyebilir. Bunun da bir maslahatı vardır; zira  bazen mümine dünyevî isteklerin verilmesi onun salahına değildir ve  Allah-u Teâlâ onun maslahatlarına kendisinden daha çok vakıftır.  Binaenaleyh insan daima ihtiyaç elini Mutlak Kadir (Allah-u Teâlâ)’ya  doğru açarak ihtiyaçlarını istemelidir. Eğer bu isteği onun salahına  ise isteği bu dünyada ona verilir. Ancak bazen Allah-u Teâlâ,  kendisiyle daha fazla münacat etsin, raz-u niyaz edip kendisine  yalvarıp yakarsın ve daha yüksek makamlara ulaşsın diye kulunun  isteğini geçiktirmeyi salah görür, bazen de devamlı Allah'ı anması ve  Ahiret’te daha güzel bir mükâfata kavuşması için kulunun isteğini bu  dünyada yerine getirmeyi uygun görür.

     

   Resulullah (s.a.a): "Allah;  ister istediği verilsin ve ister verilmesin, hacetini Allah'tan isteyen  ve dua etmekte ısrar eden kimseye merhamet etsin." diye buyurdular ve  sonra da: "Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz  olmayacağım." (Meryem / 48) ayetini okudular."

     

   İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: "(Bazen)  mümin bir kimse Allah'tan bir şey ister, ancak Allah-u Teâlâ  (meleklere)" kulumun isteğini geciktirin" derç çünkü (Allah) kulunun  sesini ve duasını duymak ister. Dolayısıyla Kıyamet’te kuluna hitaben:  "Ey benim kulum! Sen beni çağırdın ama ben sana icabet etmeyi  geciktirdim. Şimdi onun karşılığında falan ve filan sevabı bağışlıyorum  sana ve yine falan yerde  falan duayı ettin ve ben sana icabet etmeyi  geciktirdim bunun karşılığında da şu mükafatı veriyorum sana" der. O  zaman mümin kimse Ahiret’teki güzel mükafatları görünce keşke dünyada  dualarımın hiç biri kabul olmasaydı, der."

     

   İmam  Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Dua adabını koru ve kimi çağırdığına  (kime dua ettiğine) O'nu nasıl çağırdığına ve niçin çağırdığına dikkat  et. Allah'ın azamet ve yüceliğini hatırla ve Allah Teala'nın, kalbinde  olanları bildiğini, içindeki sırlardan haberdar olduğunu ve kalbinde  gizlediğin hak veya batıla vakıf olduğunu kalp gözünle gör. Seni  kurtuluşa ve helakete sürükleyen yolu tanı ki Allah Teala'dan  kurtuluşunu onda sandığın (ama gerçekte) seni helakete sürükleyecek bir  şeyi istemeyesin.

     

   Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "İnsan hayra dua ediyormuşcasına şerre de dua eder ve insan pek acelecidir." (İsra/11)

   

    O halde Allah'tan ne istediğini ve niçin istediğini düşün. Dua, ancak  hak olursa kabul edilir; Dua, senin bütün vücudunla Hakk'a  yönelişindir. Dua, Allah'ı müşahede etmekle kalbi eritmektir ve  iradenin bütünüyle terki ve bütün işlerin zahir ve batınını Allah'a  teslim etmektir. Duanın şartlarına uymazsan onun kabul edilmesini de  bekleme, zira Allah-u Teâlâ sırra ve sırdan daha gizli olan şeylere  haberdardır. Sen dua edip bir şey istediğin halde, Allah-u Teâlâ  niyetinin bunun tam aksine olduğunu bilir."



Total Visit: 343
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.