Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 16:36

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۸:۰۶

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

Dînî İlmiye Medreselerine Uyarı

Maksatlı bazı eller birtakım zehirli propaganda ve beyin yıkama yöntemleriyle ahlâkî ve ıslahçı programları önemsiz ve değersizmiş gibi göstermeye -ve mesela- öğüt ve vaaz için minbere çıkmayı ilmî mevkîyle bağdaşmayan bir şeymiş gibi değerlendirmeye ve medreselerin ıslah ve organizesiyle uğraşan büyük ilmî şahsiyetleri "minber alimi" gibi tabirlerle -yıldırıp onları- bu işten soğutmaya çalışabilirler. Bugün bazı ilmiye medreselerinde minbere çıkıp vaazda bulunmak utanç verici birşey sanılıyordur belki de! Halbuki hz. Emîr (hz. Ali) aleyhisselam minber adamıydı, minbere çıkar, halka vaaz ve nasihatte bulunurdu, cemaati uyandırır, bilinçlendirir, yol gösterirdi. Diğer -masum- imamlar aleyhimusselam da böyleydi.


Bu zehirli propagandalar, medreselerde maneviyat ve ahlakiyatın ortadan kalkmasını, böylece medreselerimizin bozulup akamete uğramasını; gruplaşma, bencillik, nifak ve ihtilafların -Allah göstermesin- medreselerimize sızmasını, medreselilerin birbirinin canına düşmesini ve yekdiğerinin karşısına dikilip birbirini suçlayıp karalamasını ve böylece islam toplumunda -müslüman halkın nazarında- rezil olup gözden düşmesini ve neticede ecnebilerle islam düşmanlarının medreselere el atabilmesi ve medreseleri ortadan kaldırabilmesi için maksatlı unsurlar tarafından aşılanmış olabilir. İslamın kötülüğünü isteyenler dînî ilmiye medreselerinin milletlerin desteğiyle ayakta durduğunu ve milletlerin bu desteği devam ettirdiği sürece medreselere karşı harekete geçip onları ortadan kaldırmanın asla mümkün olamayacağını çok iyi bilmektedirler.


Ama dînî  ilmiye medreselerindekiler, buralardaki din öğrencileri ahlakî prensipler ve islamî terbiyeden soyutlanır da birbirinin canına düşecek olursa, ihtilaflar çıkarıp gruplaşmalar yaratırlarsa, nefsî ve ahlâkî arınmaya sahip olmazlarsa, çirkin ve kötü işlere bulaşırlarsa bu durumda elbette ki müslüman millet -bu- medreselere ve dinadamlarına karşı -duyduğu güveni yitirip- kötümser olacak, artık onları destekleyip himaye etmeyecek ve neticede düşmanın -medreselere- sızması ve buraları ele geçirebilmesi için gerekli ortam hazırlanmış olacaktır. Devletlerin ulema ve taklid merciilerinden çekinip korkmalarının nedeni, ulema ve taklid merciilerinin halkın desteğine sahip bulunuyor olmasıdır, böylece aslında milletlerden korkmaktadırlar ve bir alime saygısızlıkta bulunmaları, ona karşı terbiyesizlik etmeleri veya bir alime saldırmaları halinde milletlerin onlara karşı ayaklanıp başkaldırabileceğini düşünmektedirler. Ama ulema birbirleriyle ihtilafa düşer, birbirini karalar ve islami ahlak ve edeple davranmayacak olursa toplumun nazarındaki itibarını yitirecek ve milleti -n desteğini- kaybetmiş olacaktır. Millet siz ulemanın ruhânî  ve islamî âdâpla terbiyelenmiş olmanızı ister, hizbullah olmanızı, hayatın süslü püslü çekicilikleri ve -dünyanın- yapmacık gösterişlerinden uzak durmanızı bekler, islamî ülküleri gerçekleştirme ve müslüman millete hizmet yolunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmamanızı umar, Allah Tealâ'nın yolunda ve O'nun rızasını kazanabilmek için adım atmanızı ve biricik Yaradan'dan başka hiçkimseden çekinmemenizi, O'ndan gayrısını düşünmemenizi bekler. Ama umduklarının tam tersine; sizin bütün gayenizin dünya ötesi olacağı yerde salt dünya olduğunu, dünya ve dünyanın aşağılık çıkarları için birbirinize girdiğinizi, islamı ve Kur'an'ı -Allah göstermesin- oyuncak haline getirdiğinizi ve aşağılık ve kirli dünyevi emellerle meşum maksatlarınıza ulaşabilmek için -bu- dinî bir ekmek teknesi ve dükkana çevirdiğinizi görürse millet elbette ki -sizden yüz çevirir ve- sapar, itimadını yitirip kötümserleşir. Bu durumda siz mes'ul olursunuz!.. Dînî ilmiye medreselerinin yüzkarası olan bazı alim kılıklılar şahsi garazları ve dünyevî çıkarlarının temini için birbirinin canına düşerse, yekdiğerine saygısızlıkta bulunup fasıklıkla suçlar ve yaygara koparırsa, bazı işleri ele geçirebilmek için birbiriyle rekabete girişir ve ortalığı velveleye verirlerse islama ve Kur'an'a ihanet etmiş, Allah'ın emanetlerine ihanette bulunmuş olurlar... Allah Tebarek ve Teala hazretleri mukaddes islam dinini bir emanet olarak vermiştir bizim elimize, şu Kur'an-ı Kerim Allah'ın büyük emanetidir; ulema ve dinadamları Allah'ın emanetlerini üstlenen kimselerdirler; bu büyük emaneti korumak ve ona ihanet etmemekle yükümlüdürler; bu inatçılık ve kişisel ihtilaflarla dünyevi anlaşmazlıklar islama ve islamın büyük peygamberine ihanettir.


Bu ihtilafların, bu gruplaşma ve kutuplaşmaların ne için olduğunu bilemiyorum ben... Eğer dünya içinse, sizin zaten dünyanız -ve dünyalığınız- yok ki! Kaldı ki, dünyevî çıkar ve zevklerden faydalanıyor olsaydınız bile böyle ihtilafa düşmenize gerek yoktu yine de! Ruhani -âlim, dinadamı- değilseniz , âlimlikten sizden kalan sadece sarıkla âba ise, o zaman başka tabii! Tabiatötesi dünyayla irtibatı olan, islamın canlı düsturları ve yapıcı özelliklerinden faydalanmakta olan bir alim, kendisini hz. Ali bin Ebu Talib aleyhisselamın şiası ve onun taraftarları bilen bir dinadamının, dünyanın iştah kabartıcı çekiciliklerine kapılması, hele böyle bir şey için ihtilaf çıkarıp anlaşmazlık yaratması mümkün değildir asla! Emir'el Mü'minin hz. Ali'nin -s- izleyicisi olduğunu iddia eden sizler, hiç olmazsa o büyük insanın hayatını biraz mütalaa edin, bakın bakalım o hazreti zerrece olsun, izliyor musunuz, zerrece onun izinde misiniz gerçekten? O hazretin zühdünden, takvasından, sade ve gösterişsiz hayatından neler biliyor, ne kadarını bizzat uyguluyorsunuz siz? O hazretin zulme, haksızlığa ve sınıf ayrıcalıklarına karşı verdiği mücadeleleri, zulme uğrayan mazlumlara verdiği samimi destek ve içten yardımları, toplumun emekçi ve yoksul kesimine el uzatıp yardım edişini biliyor, bunları anlayabiliyor musunuz gerçekten? Bunlara amel edebiliyor musunuz siz de?!  "Şia"nın anlamı islamın sadece dış görünüşünü taşımak mıdır sizce? Bu durumda öyle hususlarda -islamın şeklî tarafında- şiadan çok daha ileri ve faydalı olan diğer müslümanlarla ne farkınız kalır sizin? Onlardan ne üstün tarafınız olur?


Bugün dünyanın bir bölümünü kan ve ateşe boğup katliamlarda bulunanlar, bütün bunları, milletleri yağmalamak ve onların sermaye ve emellerini yutmak için yekdiğeriyle yarışmak amacıyla yapmaktadırlar; zayıf ve geri kalmış ülkeleri kendi egemenlikleri altına alıp onları köleleştirmek istemektedirler, bu nedenledir ki hürriyet, kalkınma ve ilerleme, ülkelerin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü savunma...vb. daha başka nice aldatıcı isimlerle her gün dünyanın bir köşesinde savaş çıkarmakta ve savunmasız milletlerin başına tonlarca ateş bombaları dökmektedirler. Dünya ehli olan kimselerin o bozulmuş beyinleri ve onların mantığına göre bu dava gayet yerinde ve doğru görünebilir; ama sizin anlaşmazlığa düşmenizi onların mantığıyla da açıklayabilmek kabil değil! -Onlara- "niçin bu savaşları çıkarıyorsunuz?" diye sorulsa "falan ülkeyi almak istiyoruz, filan ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ele geçirmek istiyoruz!" diyeceklerdir; peki ya sizden "niçin aranızda böyle ihtilaf var, aranızdaki bu kavga ve anlaşmazlıklar neden?!" diye sorsalar verecek ne cevabınız var?! Sizin dünyadan ne kazancınız, ne çıkarınız var ki onun için birbirinizle kavgaya tutuşasınız?! Beylerin "şehriye" adıyla sizlere verdiği aylık geliriniz, başkalarının aylık sigara parasından bile azdır! Bir gazetede miydi, dergide miydi, orasını tam hatırlamıyorum, ama, "Vatikan"ın Washıngton'daki bir papaza gönderdiği bütçenin çok astronomik bir rakam olduğunu okudum. Hesapladım; baktım şia medreselerinin hepsinin toplam bütçesinden daha fazla!! Şimdi, bu durumunuz ve bu -sade- yaşamınızla sizin birbirinizle böyle ihtilafa girişip yekdiğerinize karşı cephe almanız doğru mudur acaba?!


Belli ve mukaddes bir hedefi olmayan bütün anlaşmazlıkların dünyevî bir kökü vardır ve eğer sizin aranızda da böyle ihtilaflar varsa, dünya sevgisini içinizden atamamış olmanızdandır. Dünya menfaatleri sınırlı olduğundan onu ele geçirebilmek için herbiriniz diğeriyle rekabete tutuşuyor -mesela- siz falan makamı istiyorsunuz, aynı makamı bir başkası da istemekte, bu durumda tabii ki kıskançlık ve anlaşmazlık oluyor. Ama, dünya sevgisini kalplerinden söküp atan Allah kullarının Allah'tan başka gayeleri yoktur, bu nedenle de hiçbir zaman birbirleriyle anlaşmazlığa düşmez, böyle fesatlar ve felaketlere yol açmazlar. Bugün Allah'ın bütün peygamberlerini bir yerde biraraya getirecek olursanız birbirleriyle asla ihtilafa düşmezler, zerrece anlaşmazlıkları olmaz; çünkü gaye ve maksatları birdir, hepsinin yüreği Hak Tealâ'ya yönelmiş durumdadır, yüreklerinde dünya sevgisi yoktur hiçbirinin!


Amelleriniz, davranış ve tutumlarınız, yaşam tarzınız ve gidişatınız şimdiki gibi olmaya devam ederse, Allah göstermesin, Ali bin Ebu Talib şiası olamadan bu dünyadan gitmekten korkun; tevbe edememekten ve o hazretin şefaatinden nasipsiz kalmaktan korkun! Fırsat elinizden gitmeden bir çare düşünün. Bu çirkin ve rezilâne ihtilafları bırakın artık. Bu kutuplaşma ve -çirkin- davalar yanlıştır! Siz iki ayrı milletten misiniz?! Sizin dininizin çeşitli şubeleri, çeşitli kolları mı var sanki?! Ne diye akıllanmıyorsunuz? Neden birbirinizle samimi, içten ve kardeş değilsiniz? Neden?! Neden?!


Bu ihtilaflar tehlikelidir, giderilmesi imkansız bozulmalara yol açar sonra: Dînî  ilmiye medreselerini akamete uğratır, sizi -ulemayı- toplumun gözünden düşürür. Bu gruplaşma ve kutuplaşmalar sadece size zarar getirmez, sadece sizi lekeleyip gözden düşürmez; bilakis, bir toplumun, bir milletin, koca bir islamın zarar görmesine, haysiyet ve onurunun lekelenmesine neden olur. Sizin ihtilaflarınız bazı bozulmalara sebebiyet verirse Allah Tebarek ve Tealâ indinde birçok günahlardan daha büyük ve affedilmez sayılacaktır. Çünkü toplumu bozmakta ve ortamı, düşmanın nüfuz ve egemenliğine müsait hale getirmektedir. Perde gerisindeki bazı eller dînî ilmiye medreselerini bozmak için nifak ve ihtilaf yaratabilir, çeşitli yol ve vasıtalarla nifak ve ayrılık tohumlarını saçabilir, zihinleri bulandırıp düşünceleri zehirleyebilirler, "dînî vazife"ler uydurup bu sözde dînî vazifelerle medreselerde fesad çıkarabilirler ve böylece islamın geleceği için faydalı olabilecek adamları akamete uğratıp gelecekte islam ve islam toplumuna hizmet edememelerini sağlamayı düşünebilirler. Bilinçli, ve uyanık olmalısınız!" Benim dini vazifem böyle icabediyor, benim şer'i görevim şöyle gerektiriyor..." gibi laflarla kendinizi oyuna getirmeyin . Bazen bizzat şeytan, insana bazı görevler ve vazifeler (!) gösterir; bazen nefsânî istekler ve arzular "dînî vazife" adıyla insana bazı şeyler yaptırır. Bir müslümana hakarette bulunmak, din kardeşini kötülemek şer'î bir vazife olamaz! Dünya sevgisi ve nefse düşkünlüktür bu! İnsanı böylesine bedbaht haline getiren bu şey şeytanın telkinleridir; bu tür çekişmeler cehennem ehlinin, ateş ehlinin çekişmeleridir: "Bu, cehennem halkının birbiriyle çekişip tartışması kesin olan bir gerçektir"; cehennemde çekişme ve düşmanlık vardır, cehennem ehli kavga edip çekişir, birbirine pençe atar. Eğer siz dünya için -birbirinizle- kavga ediyorsanız bilin ki kendinize cehennem hazırlamakta ve cehenneme doğru gitmektesiniz. Ahiret işlerinde kavga, çekişme yoktur. Ahiret ehli birbiriyle samimiyet ve esenlik içindedir, onların kalpleri Allah ve Allah kullarının sevgisiyle dopdoludur. Allah sevgisi, Allah'a iman edenlere de sevgi duyulmasına neden olur; Allah kullarını sevmek, Allah'ın sevgisinin gölgesinde olmak demektir, Allah sevgisinin gölgesi demektir.

Siz kendi ellerinizle ateş yakmayın, kendi ellerinizle cehennem ateşini alevlendirmeyin, cehennem insanın kötü amelleri ve çirkin davranışlarıyla tutuşup alevlenir; ateşi yakıp alevlendiren, azgın insanoğlunun amelleridir: "Cehennemden, sönük olarak geçtik" buyrulmuyor mu? insanoğlu kendi yapıp ettikleriyle alev çıkarıp ateşe tutuşturmazsa, cehennem sönüktür zaten şu tabiatın bâtını cehennemdir, tabiate eğilim duymak cehenneme eğilim duymaktır. İnsan bu dünyadan göçüp de öbür dünyaya gittiğinde ve -orada- perdeler kalktığında anlarki: "Bu, sizin ellerinizin daha önceden yapıp öne sürdüğünün karşılığıdır; -yoksa- Allah, kullara asla zulmedici değildir" ve: "...yapıp ettiklerini -önlerinde- hazır bulmuşlardır...". Bu dünyada insanın bütün yaptıkları,öbür dünyada görünecek ve kendi karşısına dikiliverecektir: "Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görür; kim de zerre ağırlığınca bir şer -kötülük- işlerse, o da onu görür". İnsanın bütün amelleri ve davranışları, bütün sözleri ve konuştukları diğer dünyaya yansır; buradaki hayatımız adeta filme alınmıştır, o dünyada aynen gösterilecektir ve inkarı da mümkün olmayacaktır. Bütün amellerimizi, bütün hareketlerimizi, kendi organ ve uzuvlarımızın da şehadetiyle bize göstereceklerdir: "...herşeyi konuşturan Allah, bizi konuşturdu..." Herşeyi konuşur hale getiren ve herşeyi "konuşur" kılan Allah Tealâ'nın karşısında kötü ve çirkin amellerinizi inkar edemez, gizleyip saklayamazsınız... Biraz düşünün, ileri görüşlü olun, işlerin sonunun nereye varacağını ölçüp tartın, geçeceğiniz o çok tehlikeli akabeleri -geçitleri- hatırlayın; kabir azabını, berzah âlemini ve bunların ardından gelecek olan o çok çetin müşkülatları ve problemleri sakın unutmayın. Hiç olmazsa cehenneme inanın! Eğer insan bu akabeler ve çok tehlikeli geçitlerin gerçekten var olduğunu bilir ve buna inanırsa yaşam tarzını değiştirir. Bunlara yakîniniz ve imanınız olursa böyle alabildiğine rahat ve başına buyruk yaşamazsınız, kaleminizi, adımınızı ve dilinizi korur, nefsinizi ıslah edip temizlemek için elinizden gelen gayreti gösterirsiniz.


Total Visit: 210
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.