| D. Milletin Millete Nezareti: Milletin liyakati, bilinçli ve faal oluşu, yine milletin bağrından doğan devlet kurumunun da liyakat sahibi olmasına, halkının sorunları karşısında duyarlı yaklaşımlar geliştirmesine olanak sağlar. Kur’ân-ı Kerîm’de, hiçbir toplumun şartlarının, o toplum kendi halini değiştirmedikçe, Allah tarafindan değiştirilmeyeceği bildirilmiştir. (Rad, 11) Bu değişim, yalnızca, halkın toplumsal sahnede ciddi olarak yer alması, hayatın maddî ve manevî eksikliklerini ve olumsuzluklarını düzeltme yolunda etkin bir çaba göstermesi durumunda gerçekleşebilir. İnsanların, toplumlarında cereyan eden olaylar karşısında kayıtsız kalmaları, İslâm’da şiddetle kınanmıştır, öyle ki Peygamberimiz (saa) “Müslümanların işlerini düşünmeden bir günü geçiren kimse Müslüman değildir.” buyurmuştur. (Bihâru’l-Envâr, LXXVII, 164). Kur’ân-ı Kerîm’de, yalnızca iman edip salih ameller işleyenler ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerdir hüsranda olmaktan istisna edilirler. Anayasa’nın 8’inci maddesinde de şu ayet nakledilmiştir: “Mümin erkek ve kadınlar, birbirlerinin velileridirler, iyiliği emrederler ve kötülükten sakındırırlar” (Tevbe, 71).
Halk kendi özgürlüğünü korumaz ise, istibdadın boyunduruğu altına girmesi kaçınılmaz olur. Ülke ve dünya meseleleriyle ilgili bilgisini arttırmazsa geriye gidecek, ne ferdî hayat şartlarını, ne de toplumsal şartları değiştirebilecektir. Halk, kültür, siyaset ve toplumla ilgili bütün alanlarda faal olmalı, milletin bütün fertleri duyarlı ve etkin kılınmalıdır. Milletin arasında bir grup seçkin, uyanık insanın var olması yeterli değildir. Bu kişilerin toplumun önderliği misyonunu üstlenip halkın toplumsal bilincini arttırmak için gayret göstermeleri de gerekir. İslâm’da, bilgisini halktan esirgeyen, toplumsal inhiraflar karşısında sessiz kalmayı tercih eden âlimler kınanmıştır.
|