Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 16:29

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۵۹

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       

  1. "Dinin Dünyaya Bakışı" bugünkü konuÅŸmamın konusudur.  Ben, sadece İslâm dini açısından ve özellikle de Kur'ân-ı Kerim'in mantığı  doÄŸrultusunda bu konuyu ele alacağım. Öncelikle sözünü ettiÄŸim mantığı  açıklamalıyım. Çünkü din dilinden nasihat ve öğüt olarak söylenen en yaygın  söz, dünyanın kötülenmesi ve dünyayı terk etmenin tavsiye edilmesidir.  İnsanları nasihat etmek isteyen herkesin yaptığı ilk iÅŸ, dünyayı kötüleyen ve  dünyadan uzak durulmasını tavsiye eden ÅŸiir veya edebî yazıları öğrenmesidir.  Bu sebeple de insanların en çok duyup dinlediÄŸi konu, dünya ve ilgili konular  olmuÅŸtur.
              Bu konu halkın eÄŸitim, ahlâk ve yaÅŸamla ilgili konulara  yöneliÅŸ tarzıyla ilintilidir. Bu nedenle de önem bakımından birinci sırada yer  alır. Bu konunun iyi ve makul bir ÅŸekilde yorumlanması; ahlâkı arındırmada,  nefsi yüceltmede, engin görüş kazanmada, bireyin mutluluÄŸunda, halkın sosyal  iliÅŸkilerinin güzelleÅŸmesinde çok etkili olacaktır. Yanlış biçimde yorumlanması  ise sinirlerin uyuÅŸmasıyla, duyarlılığını kaybetmesiyle, kayıtsız kalmasıyla  sonuçlanacak, bireysel ve sosyal zavallılıkların ve bahtsızlıkların her türüne  kaynak olacaktır.
     
     

Zühdün ve Dünyayı Terk Etmenin Yanlış Yorumu

     

Elbette ikinci yorum türü daha yaygınlık kazanmış, ÅŸiir ve  düz yazıtlarda öğüt ve nasihat olarak ortaya çıkmıştır. Bu yorum, uyuÅŸturuculuk  özelliÄŸine sahiptir. İkinci yorumun daha çok yayılmış olmasının iki nedeni var:
        1- Varlığa, âleme, feleÄŸe kötümserliÄŸe ve dünyada olan her  ÅŸeyin kötülüğüne dayalı olan İslâm öncesi düşünce ve felsefelerin, İslâm'ı  kabul eden halkların bir arada yaÅŸamasından dolayı Müslümanlar arasında  yayılması.
        2- On dört asır zarfında İslâm toplumunda geliÅŸen kötü  olayların ve özel sosyal koÅŸulların kötümserliÄŸe, raÄŸbetsizliÄŸe ve de  kötümserliÄŸe dayalı felsefelerin yaygınlaÅŸmasına neden olması.
        Åžimdi direkt olarak Kur'ân'ın konuyla ilgili mantığının ne  olduÄŸuna bakacağız. Bu kötümserlik felsefesi Kur'ân'ın kendisinden de  çıkarsanabilir mi, yoksa Kur'ân'da böyle bir ÅŸey yok mudur?

     

Kur'ân'da Züht

     

Kur'ân-ı Kerim dünyanın fani olduÄŸunu, insanın arzularının  zirvesinde dünyanın yer alamayacağını ve bu deÄŸere sahip olmadığını  hatırlatarak şöyle buyurmuÅŸtur:
        Mal ve oÄŸullar, dünya yaÅŸayışının ziynetidir. Ebedî olarak kalan  hayır ve hasenatsa hem mükâfat bakımından Rabbinin katında daha hayırlıdır, hem  sonucu bakımından daha hayırlı.
        Kur'ân, dünyanın insan için en büyük arzu ve en büyük dilek  olmaya layık olmadığını buyurmakla birlikte, boÅŸ ve abes olmadığını da  buyurmuÅŸtur. Kur'ân açısından gökyüzü, yeryüzü, daÄŸ, deniz, çöl, bitki, hayvan,  insan, bütün varlıklar, varlıkların hareket ve düzeni kötü deÄŸildir; yanlış ve  batıl deÄŸildir. Kur'ân-ı Kerim, bu düzenin doÄŸru ve hak olduÄŸunu şöyle buyurmuÅŸtur:
        Ve biz gökleri ve yeryüzünü ve ikisinin arasındakileri eÄŸlence  için, boÅŸu-boÅŸuna yaratmadık.
        Kur'ân-ı Kerim, âlemdeki cansız varlıklara, bitkilere ve  hayvana yemin etmiÅŸtir. Bu husustaki bazı ayetler şöyledir:
        Andolsun güneÅŸe ve ışığına. Ve ondan ışık aldığı, ardına düşüp  seyrettiÄŸi zaman aya.
        Andolsun incire ve zeytine. Ve Tûr-ı Sînâ'ya. Ve bu emin ÅŸehre.
        Andolsun soluya soluya koÅŸanlara. Tırnaklarıyla bastıkça taÅŸtan  kıvılcım saçanlara.
        Ve (andolsun) cana ve azasını düzüp koÅŸana. Derken ona  kötülüğünü de, çekinmesini de ilham etmiÅŸtir.
        Kur'ân-ı Kerim, yüce Allah'ın yarattığı düzeni şöyle tanımlamaktadır:
        Öylesine ki birbiri üstünde olarak yedi kat göğü yaratmıştır; rahmanın  yaratışında hiçbir uygunsuzluk, aykırılık göremezsin; artık çevir gözünü de  bak, görebilir misin bir yarık, bir çatlak?
        Yaratılışa ve evrenin düzenine kötümserlik İslâm'ın felsefesiyle,  yani İslâm felsefesinin merkezî çekirdeÄŸi olan "tevhit" inancıyla  çeliÅŸir. Bu tür inanışlar ya materyalizme, maddeciliÄŸe, hikmet ve adalet sahibi  hakkın varlığını inkâra dayalı olmalıdır veyahut da düalizme. Bazı felsefe ve  inanışlarda, varlığın iki kaynak ve yaratıcısı olduÄŸu ileri sürülmüştür.  Bunların biri, iyiliklerin ve hayırların ve diÄŸeri ise kötülüklerin ve ÅŸerlerin  yaratıcısı olarak kabul edilmiÅŸtir.
        Tevhide ve de rahman, rahîm, alîm, hakîm Allah inancına  kurulu olan bir dinde bu tür düşüncelere yer yoktur. Birçok ayet bu gerçeÄŸe  temas etmiÅŸtir.
        Din açısından dünya fani ve zaildir. Din açısından dünya, yaÄŸmurun  yaÄŸması sonucu yerden yeÅŸeren, geliÅŸen, sonra da sararıp kuruyan ve tedricen  yok olan bitkiye benzer. Bu benzetmeyi yapan din, gerçekte insanın deÄŸerinin  yüce olduÄŸuna ve maddeyi arzularının zirvesi yapmaması gerektiÄŸine, dünyanın en  büyük amaç ve en yüce ülkü olma deÄŸerinde olmadığına vurgu yapmaktadır. İşte bu  yön ve bu noktanın, dünyayı kendi zatında kötü ve çirkin kabul etmemizle hiçbir  iliÅŸkisi yoktur.
        Bu nedenle de İslâm âlimlerinin ve büyüklerinin hiçbiri,  aktardığımız ayetleri, yaratılışa ve düzenine kötümserlik olarak algılamamış ve  yorumlamamıştır.

     

Dünyaya İlgi Duymak Kınanmış Mıdır?

     

Buraya aktardığımız ayetler, bazıları tarafından şöyle tefsir  edilmiÅŸtir: Bu ayetler, dünyanın özünün kötü olduÄŸunu kastetmiyor; çünkü  dünyanın özü yeryüzüdür, gökyüzüdür ve onlardaki cisimlerdir. Bunların hiçbiri  kötü deÄŸildir. Bunlar tümüyle Allah'ın hikmet ve kudret niÅŸaneleridir ve kötü  olamazlar. Kötü olan ÅŸey, onları sevmek ve onlara ilgi duymaktır. Dünyanın özü  kötü deÄŸildir, dünyayı sevmek ve ilgi duymak kötüdür. Dünyayı yeren ve dünya sevgisini  kötüleyen o kadar ÅŸiir ve nesir kaleme alınmıştır ki, onları saymak bile mümkün  deÄŸildir.
        Bu, dünya hakkında yapılan çok yaygın bir yorum tarzıdır. "Dünyanın  kötülüğü ne anlama gelir?" diye sorduÄŸunuz insanların çoÄŸundan duyacağınız  cevap ÅŸudur: Kötü olan dünyanın özü deÄŸil, dünya sevgisidir. EÄŸer aksi olsaydı,  Allah dünyayı yaratmazdı.
        Bu yorum mercek altına alınıp incelendiÄŸinde kusurlu olduÄŸu  ve Kur'ân'ın açıklamalarıyla uyuÅŸmadığı görülecektir.
        İnsanın dünyaya olan sevgisi yaratılışsal ve doÄŸal mıdır,  yoksa sonraları alışkanlık, aşılama veya diÄŸer etkenler sonucunda mı ortaya  çıkmıştır? Mesela ebeveynlerin çocuklarını ve çocukların da ebeveynlerini sevmesi,  erkek ve kadının kendi karşı cinslerini sevmesi, herkesin mal ve serveti sevmesi,  herkesin sevilmeyi ve saygı duyulmayı sevmesi... her insanın yaratılışında olan  ÅŸeyler midir, yoksa kötü eÄŸitim sonrasında mı ortaya çıkmıştır?
        KuÅŸkusuz ki bu sevgiler doÄŸal ve yaratılışsaldır. Peki,  yaratılışsal olan bir ÅŸey nasıl kötü olabilir ve insanın bunlardan uzak durması  nasıl istenebilir? İnsanın dışında bulunan varlıkların hiçbiri kötü ve  hikmetsiz deÄŸildir. İnsanın hiçbir azası hikmetsiz deÄŸildir (ve hatta insandaki  veya hayvandaki bir kılcal damar, en küçük bir aza ve de bir kıl bile fazla ve  hikmetsiz deÄŸildir). İnsanın ruhsal öğelerinin, donanımlarının, içgüdülerinin,  fıtrî ve doÄŸal eÄŸilim ve isteklerinin hiçbiri nedensiz ve hikmetsiz deÄŸildir.  Bunların her biri belli bir hikmet ve amaç üzere yaratılmıştır. Evlat sevgisi,  baba ve anne sevgisi, eÅŸ sevgisi, mal ve servet sevgisi, öncü olma sevgisi,  sevilme ve sayılma sevgisi... büyük bir hikmet üzere insanda yaratılmıştır;  bunlar olmaksızın insan hayatının temeli sarsılır.
        Ayrıca bilinmesi gerekir ki bu sevgiler, Kur'ân-ı Kerim  açısından yüce Allah'ın niÅŸaneleri olarak tanıtılmıştır. Kur'ân-ı Kerim Rûm Sûresi'nde  insanın yaratılışını, uykusunu ve diÄŸer birçok ÅŸeyi yüce Allah'ın hikmet ve  tedbir niÅŸaneleri olarak saymış ve şöyle buyurmuÅŸtur:
        Ve delillerindendir ki sizin cinsinizden eÅŸler yaratmıştır size,  onlarla uzlaşıp geçinesiniz diye ve aranıza da sevgi ve merhamet ihsan  etmiÅŸtir; şüphe yok ki bunda, düşünen topluluÄŸa deliller var.
        EÄŸer eÅŸ sevgisi kötü olsaydı bu, yüce Allah'ın hikmet ve  tedbirlerinin bir niÅŸanesi olarak sayılmazdı.
        Kesinlikle bu sevgi insanların tabiatında yaratılmıştır ve  çok açıktır ki bu sevgiler, dünya iÅŸlerinin düzene girmesi ve düzenli  hareketini sürdürmesi için bir araç ve mukaddimedir. Bu sevgiler olmasaydı  insan nesli varlığını sürdüremezdi, insan hayatında ilerleme olmazdı, çalışma  ve kazanım gerçekleÅŸmezdi, hiçbir hareket olmazdı ve hatta insan nesli  yeryüzünde kalamazdı.

     

Çözümler

     

BelirttiÄŸim gibi dünya hakkında iki tür yorum yapılmıştır:  Bunların biri, varlıksal ve zat anlamında dünyayı kötü ve ÅŸer kabul etmektedir;  diÄŸeri ise, dünyanın özünü iyi, ancak sevgisini kötülemektedir.
        Tümüyle dünyaya ve varlığa kötümser bakanlar, varlığı ve  insan hayatını ÅŸer olarak görenler, insanın mutluluÄŸunun ve zavallılıktan kurtulmasının  tek yol ve çözümünün intihar olduÄŸunu söylemiÅŸlerdir.
        Gerçekte bundan daha saçma bir söz olamaz ve bunu  söyleyenler, yeryüzünün en zavallı insanlarıdır. William James'in dediÄŸi gibi  bu insanlar, kapana kısılan fare gibi inlemeli ve sızlamalıdırlar.
        Dünyanın kötü olmadığına ve sadece dünya sevgisinin kötü  olduÄŸuna inananlar ise şöyle demiÅŸlerdir: İnsan yana yakıla sabretmek zorunda  deÄŸildir. İnsanın zavallılıktan kurtulmasının ve mutlu olmasının yolu bu  sevgilere karşı mücadele etmesidir. İnsan, bu sevgilerin kökünü kazıdıktan  sonra kötülüklerin pençesinden kurtulacak ve mutlu olacaktır.
        Bu yorumun cevabı ÅŸudur: İnsanın ruhunda olan doÄŸal ve  yaratılışsal donanımlar ve eÄŸilimler, felsefî açıdan -son dönemlerde psikoloji  alanında yapılan araÅŸtırmaların sonucu da bunu desteklemektedir- ortadan  kaldırılamaz ve kökü kurutulamaz. Riyazetler ve nefsle mücadeleler sonucunda  elde edilebilecek en büyük baÅŸarı, bu eÄŸilim ve isteklerin geri püskürtülmesi  ve bilinç altına sürülmesidir. Ancak daha sonra bunlar, baÅŸka bir mecradan daha  tehlikeli bir ÅŸekilde ortaya çıkacak, ruhsal ve sinirsel hastalıklar  üreteceklerdir.
        Bunu göz ardı etsek bile, bilinmelidir ki bu isteklerin  tümüyle ortadan kaldırılması ve kökünün kurutulması insanın zararına olacaktır.  Bu, aynen insanın bir azasının (elinin, ayağının, gözünün, burnunun) ortadan  kaldırılması ve kesilmesi gibidir.
        İnsanın varlığında yaratılmış her güç ve içgüdü, özel bir iÅŸ  ve hareketin ortaya çıkması içindir. Yaratılışta abes yoktur. Hangi amaçla bu  gücün merkezi yıkılmalı ve yok edilmelidir?

     

Kur'ân'ın Mantığı

     

Esasen varlığı sevmenin kötü olduÄŸu Kur'ân-ı Kerim'den  anlaşılmamakta ve bu sevgilerin bastırılması da çözüm olarak belirlenmemiÅŸtir. Kur'ân'ın  dediÄŸi de, sunduÄŸu çözüm de farklıdır.
        Kur'ân-ı Kerim'in kötü saydığı dünya sevgisi; dünyanın maddî  boyutuna baÄŸlanmak, baÄŸlı olmak, maddî boyutla yetinmek ve ona razı olmak  anlamınadır. Kur'ân şöyle buyurmaktadır:
        Mal ve oÄŸullar, dünya yaÅŸayışının ziynetidir. Ebedî olarak kalan  hayır ve hasenatsa hem mükâfat bakımından Rabbinin katında daha hayırlıdır, hem  sonucu bakımından daha hayırlı.
        O hâlde Kur'ân, amaç ve istenen yetkinlik baÄŸlamında konuya  temas etmektedir.
        Kur'ân-ı Kerim dünya ehlini şöyle tanımlamaktadır:
        Şüphe yok ki bize kavuÅŸacaklarını ummayanlar ve dünya yaÅŸayışına  razı olup yürekleri onunla yatışanlar ve delillerimizden gaflet edenler.
        Ayet açıkça, dünya yaÅŸayışına razı olmanın ve maddiyatla  huzur bulmanın kötü olduÄŸunu buyurmaktadır. Kötü anlamıyla dünya ehlinin tanımı  da budur.
        Bir baÅŸka ayet şöyle buyurmuÅŸtur:
        Artık yüz çevir, bizi anmadan yüz çevirenden ve ancak dünya  yaÅŸayışını isteyenden. İşte bilgide ulaÅŸabildikleri ÅŸey bu.
        Bu ayet de, dünyadan baÅŸka bir amaç ve isteÄŸi olmayan ve düşünce  düzeyleri de maddiyattan öteye geçmeyen insanlardan söz etmektedir.
        Bu husustaki bir baÅŸka ayet şöyle buyurmaktadır:
        Kadınlara, oÄŸullara, yığın yığın biriktirilmiÅŸ altın ve  gümüşlere, güzel ve cins atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı insanların aşırı  sevgisi vardır ve bu sevgi, insanlar için bezetilmiÅŸ bir sevgidir. Fakat  bunlar, dünya yaÅŸayışına ait birer matahtan ibarettir. Sonucu varılıp gidilecek  yerin güzelliÄŸiyse ancak Tanrı katındadır.
        Bu ayetin de konu ettiÄŸi ÅŸey sadece doÄŸal istek ve eÄŸilim  deÄŸildir. Ayet, ÅŸehvet göstergelerinin bazı insanlar için bezendiÄŸini, bunların  olduÄŸundan daha büyük ve daha güzel olarak o insanlara gösterildiÄŸini,  insanların onlara kandığını, istenen yetkinlik ve kemal ÅŸekline girdiÄŸini  buyurmaktadır.
        Yine aynı konudaki bir baÅŸka ayet şöyle buyurmuÅŸtur:
        Ahireti bıraktınız da dünya yaÅŸayışına mı razı oldunuz? Fakat  dünya hayatının faydası, ahirete nispetle pek azdır.
        Bu ayetler, dünyevi sevgilere gönül baÄŸlamayı, onlara razı  ve kani olmayı kınamaktadır.
        Mal sevgisi, evlat sevgisi... baÅŸka bir ÅŸeydir, dünya yaÅŸayışında  onlara razı ve kani olmak ise daha baÅŸka bir ÅŸeydir. Amaç insanı maddî  sevgilerle sınırlı olmaktan kurtarmak ve onların dışına taşımak ise, bunun yolu  doÄŸal maddî sevgileri bastırmak ve yıkmak deÄŸildir. Bu amaca ulaÅŸmanın yolu,  insanda var olan bir dizi diÄŸer sevgileri serbest bırakmak ve çalıştırmaktır.  Ancak bu sevgiler, maddî sevgilerden sonra ve harekete geçirildiÄŸi surette  ortaya çıkar.
        O hâlde dinî öğretiler, insanın fıtratında mevcut olan çok  yüce ÅŸuurları uyandırmak içindir. Bu ÅŸuurlar çok yüce olduÄŸundan ve insanın  yüce konumundan kaynaklandığından dolayı daha geç uyanırlar ve uyanmaları ise  tahrik ve ihya edilmeye baÄŸlıdır. İşte bunlar, maneviyatla ilgili ÅŸuurlardır.
        Her sevgi, insanın ruhundan akan bir pınardır. Dinin amacı,  hissedilir maddî pınarları kapatmak deÄŸil, maneviyattan ibaret olan diÄŸer  pınarları da açmak ve akıtmaktır. BaÅŸka bir deyimle dinin amacı, yüce Allah'ın  hikmet eliyle yaratılışın özüne iÅŸlenen güçlerin sadece maddiyatla ilgili  bölümünü açık bırakmakla yetinmemek, serbest kalmaya muhtaç olan diÄŸer bir dizi  manevî güçleri de serbest bırakmaktır. Åžimdi bunu, basit bir örnekle  açıklayacağım:
        ÇocuÄŸu olan bir insan düşünün. Bu insan, çocuÄŸunu okula  gönderir. ÇocuÄŸun sadece oynamaya ve yemeÄŸe düşkünlük gösterdiÄŸini gören baba,  bu durum karşısında üzülür ve onu azarlar. ÇocuÄŸu okula, kitaba, okumaya, yazmaya  özendirmek ve bu sevgiyi ortaya çıkarmak için ona, "Sen oyun ve mide  düşkünüsün." diyerek çıkışır. Bu sevgiler, tabiatıyla oyun ve yemek  sevgisinden daha geç ortaya çıkar ve ayrıca bunların ortaya çıkması, tahrik ve  teÅŸvike baÄŸlıdır. İlim içgüdüsü her insanda vardır, ancak tahrik edilerek ortaya  çıkarılmalıdır.
        Babanın bu azarlaması, çocuÄŸun oyun oynamaması, yemek yememesi  ve dinlenmemesi için deÄŸildir. Hatta çocuÄŸunun oyun oynamadığını ve yemek  yemediÄŸini görecek olsa bundan üzülecek ve bunun bir tür hastalık belirtisi olduÄŸunu  düşünerek doktora baÅŸvuracaktır. Çünkü saÄŸlıklı çocuk, okulu ve kitabı sevmekle  birlikte dinç ve neÅŸeli olmalıdır; oyun zamanı oynamalı ve yemek zamanı  geldiÄŸinde yemelidir. O hâlde çocuÄŸunu oyun ve yemek düşkünü olmakla azarlayan  baba, gerçekte onun sadece oyun ve yemek düşkünü olmasından rahatsız olur.

     

İslâmî Dünya Görüşünde Bu Mantığın Kökeni

     

Kur'ân-ı Kerim'in dünya hakkındaki ve sevgilerin sadece  dünya ve maddiyatla sınırlı olmaması gerektiÄŸi hakkındaki bu mantığı, Kur'ân'ın  dünya ve insan hakkındaki görüşüne dayanmaktadır. Kur'ân-ı Kerim âlem  baÄŸlamında, varlığı sadece madde ve dünya ile sınırlı görmemektedir; dünyanın  bulunduÄŸu konumdaki azametini kabullenmekle birlikte daha büyük ve daha geniÅŸ  bir varlığa inanmaktadır. Dünya onun karşısında bir ÅŸey konumunda bile  deÄŸildir.
        Kur'ân-ı Kerim, insan baÄŸlamında ise hayatın bu dünya ile  sınırlı olmadığını ve ahiret hayatının da var olduÄŸunu buyurmaktadır. O hâlde Kur'ân  açısından insan, bu dünya aÄŸacının meyvelerinden olmakla birlikte, onun varlık  ve hayatının uzantısı dünya ötesine de yayılmıştır. Böyle bir önem ve yüceliÄŸe  sahip olan insanın nihaî amacı dünya ve maddiyat olmamalı ve kendini dünyaya  satmamalıdır.
        İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:
        Dünyayı nefsin için bir bedel görmen ne de kötü ticarettir.
        Kur'anî dünya görüşü ve felsefenin fasıllarından biri olan  tevhit faslı, dünyaya ve madde âlemine kötümser olmamıza izin vermemektedir. Bu  fasıllardan bir diÄŸeri olan mead ve insan faslı da, insanın son amacının ve  nihaî arzusunun dünya ve maddiyat ötesi olmasını gerektirir.

     

Ahlâk ve Dünyaya Tapmak

     

İslâm'ın eÄŸitim ve ahlâk faslı da maddiyata fazla önem  verilmemesini gerektirir. DiÄŸer eÄŸitsel ekoller de İslâm'ın bu alandaki  öğretisini kabul ederek ÅŸu noktaya dikkat çekmiÅŸtir: İnsan, sosyal eÄŸitimi ve  sosyal yaÅŸama hazırlanması için manevî amaç taşımalı ve maddiyat hususunda aç  gözlü olmamalıdır. Hırs ve tamah ateÅŸi, büyüklüğü ölçüsünde toplumu yakıp kavuracaktır.
        Bireyin mutluluÄŸu baÄŸlamında da aşırılığa gidilmemelidir.  Bazı filozofların bu hususta "Mutluluk her ÅŸeyi terk etmektedir."  demesi, aşırılığın özüdür. Ancak ÅŸu gerçek de bilinmelidir ki gönül zenginliÄŸi ve  tok gözlülük, mutluluÄŸun ilk basamak ve koÅŸullarından biridir.
        Burada bir açıklama daha yapmalıyım:
        İnsanın sevgilerinin dünya ve maddiyatla sınırlı olmaması  gerektiÄŸi yönündeki sözlerim yanlış anlaşılmasın. "İnsan hem Allah'ı ve  hem de dünyayı sevmelidir veya insanın nihaî amacı hem madde ve hem de mana  olmalıdır." demek istemiyorum. KuÅŸkusuz ki bu, bir tür ÅŸirktir. Benim anlatmak  istediÄŸim kesinlikle bu deÄŸildir. Ben açık olarak ÅŸunu söylüyorum: İnsan doÄŸal  olarak bazı ÅŸeylere ilgi ve sevgi duyar ve bunlar, bazı hikmetlerden dolayı  insanda yaratılmıştır. Bütün peygamberler ve veliler de bu duygu ve sevgilere  sahip idiler ve bunlara sahip olduklarından dolayı da Allah'a şükretmiÅŸlerdir.  Bunlar, kesilip atılacak türden ÅŸeyler deÄŸildir; hatta bunların yok edilmesi  mümkün bile olsa, onları yok etmek iyi deÄŸildir.
        İnsanın bu eÄŸilim ve duygular ötesinde bir kapasitesi vardır  ve o da istenen yetkinlik ve ideale sahip olma kapasitesidir. Dünya ve  maddiyat, insanın ideali ve istenen yetkinliÄŸi ÅŸekline bürünmemelidir. İşte bu  sevgi türü kınanmış ve kötülenmiÅŸtir. EÄŸilim ve duygular, insandaki bir tür yeteneklerdir  ve yaÅŸam araçları konumundadır. İstenen kemal ve yetkinlik yeteneÄŸi ise özel  bir yetenek olup insanın insanlığının derinliÄŸinden ve cevherinden kaynaklanır.  Bu, insanın özelliklerindendir. Peygamberler, bu eÄŸilim ve duyguları yok etmek  ve kökünü kurutmak için deÄŸil, dünyayı ve maddiyatı istenen kemal ÅŸeklinden  çıkarıp istenen kemalin Allah ve ahiret olduÄŸunu sunmak için gelmiÅŸlerdir.  Gerçekte peygamberler, dünya ve maddiyatın doÄŸal konumundan, yani istenen ve  sevilen ÅŸey olmaktan -ki onun doÄŸal konumudur ve insan ile eÅŸya arasındaki bir  tür doÄŸal baÄŸdır- çıkarıp insan varlığının mukaddes ve merkezî noktası olan,  insanın insanî kapasitesi olan, sonsuzluÄŸa eÄŸilim ocağı olan kalbe yerleÅŸmesini  engellemek için gelmiÅŸlerdir. Çünkü dünya ve maddiyat sevgisinin kalbe  yerleÅŸmesi durumunda insan, sonsuz yetkinliÄŸe doÄŸru kanat açamayacaktır.
        Kur'ân-ı Kerim'in, "Allah,  bir kiÅŸiye iki yürek vermedi." buyruÄŸu, "insanlar ya Allah'ı sevmelidir veya kadın, evlat, servet... gibi  Allah dışında olan ÅŸeyleri" konusuna dönük ve nazır deÄŸildir. Bu ayet,  insanların tek bir yüce hedefinin ve nihaî arzusunun olması gerektiÄŸini buyurmaktadır.  Allah ile dünya maddiyatının birlikte ve bir arada nihaî arzu ve en yüce amaç  olması mümkün deÄŸildir. Ancak en yüce ülkünün ve arzuların zirvesinin Allah  olması durumunda, baÅŸka ÅŸeyleri de sevebilmek elbette ki mümkün ve sakıncasızdır.


              Bu konuÅŸma, 1382 h. kamerî yılında ve 21 Seferde (1341 h. ÅŸemsî) yapılmıştız

Kehf, 46    

Duhân, 38    

Åžems, 1-2       

Tîn, 1-3     

Âdiyât, 1-2       

Åžems, 7-8       

Mülk, 3      

Rûm, 21     

Kehf, 46      

Yunus, 7     

Necm, 29-30      

Âl-i İmrân, 14       

Tevbe, 38   

Nehcü'l-Belâğa, 32. Hutbe    

Ahzab, 4

Total Visit: 559
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.