Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 16:25

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۵۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

DAKİKİ

 

 

AÜstad Ebû Mansûr Muhammed b. Ahmed-i Dakîkî, Sâmânî dönemi­nin ünlü şairlerinden ve Şâhnâme’yi nazmetmeye adım atan ikinci şairdir. Doğum tarihi kesin olarak belli değildir. Fakat büyük bir ihtimalle, IV/X. yüzyılın ilk yarı­sının ortalarındadır. Doğum yeri de ih­tilaflıdır. ‘Avfî, onu Tuslu olarak niteler, Hida­yet, Mecma‘u’l-Fusahâ’da, “Kimileri onu Belh’li, kimileri de Semerkantlı olarak kabul eder.” demektedir. Lutf Ali Beg-i Âzer, onu Semerkantlı şairler ara­sında zik­retmiştir. Zerdüştîlik dinine mensuptu. Fakat zamanın gereği olarak Müslüman isim ve künyesi taşı­maktaydı. Onun şiirlerinden Zerdüşt dinine men­sup olduğu açıkça görül­mektedir.[1] Hayatının so­nuna dek dinine bağlı kaldı.

Hayat hikayesi incelendiğinde ortaya çıkan nokta, onun genç­liğinde şa­irlikle uğraştığı ve daha genç iken öldürüldüğüdür. Bir köle­nin eliyle gerçekleşen bu olay, kesinlikle  370/980 ya da 371/981 yılın­dan öncesine bağlıdır. Zira Şâhnâme’yi nazmetmeye bu yılda başlayan Firdevsî, Dakîkî’nin öldürülmesinden söz etmiştir. Diğer taraftan da onun Nûh b. Mansûr’un (365/975’ten 387/997 yı­lına kadarki salta­natı) emriyle Şâhnâme-i Ebû Mansûrî’yi nazmetmeye başlamış oldu­ğunu biliyoruz. O halde onun öldürülüşü, 365/975 yılın­dan sonra ve 370/980 yılından önce gerçekleşmiş olmalıdır. Mantıkî açıdan da  367-369/977-979 yılları ara­sındaki olaylarla bağlantılı ol­malıdır.

Dakîkî’nin önemi, onun medhiye (övgü) şiirlerindedir. Sâmânî padi­şahla­rın­dan Ebû Sâlih Mansûr b. Nûh (350-365/961-975) ve Ebû’l-Kâsım Nûh b. Mansûr (365-387/975-997); Sâmânîlere bağlı emirlerden Çagânîler emiri, Emir Fahruddevle Ahmed b. Muhammed b. Muhtâc’ı övmüş ve galiba Çagânîler emir­lerine büyük bir bağlılık içindeymiş ve on­ların emirliğinin özel övgücülerindendi. Yine bu Çagânî hanedanın­dan Emir Ebû Sa’d-i Muzaffer ve Emir Ebû Nasr b. Ebû Ali’yi övmüştür.

Dakîkî’den geriye kalan kaside, gazel, kıta ve dağınık beyitler, özellikle Lubâbu’l-Elbâb ve Mecma‘u’l-Fusahâ gibi tezkire kitapla­rında, Târîh-i Beyhakî, Tercumânu’l-Belâga, Dakâiku’s-sihr ve el-Mu’cem gibi tarih ve edebiyat kitapla­rında ve özellikle Esedî’nin Lugat-i Furs gibi lügat kitapla­rında yer almaktadır. Bunların tümü, bu üstad şairin üstatlığına, mahare­tine, hayalinin dikkatine, an­lamın le­tafetine, lafızların akıcılığına tam an­lamıyla işaret etmektedir. Fakat onun Geştasp-nâme[2] adlı ölümsüz ve önemli eseri, Şâhnâme’nin Geştasp’ın salta­natı, Zerdüşt’ün ortaya çıkışı ve Geştasp ile Tûrânlı Ercâsp ara­sındaki dinsel çatışma konusundaki bir bölümü­dür.

Şâhnâme’nin nazmedilmesine Şâhnâme-i Ebû Mansûrî’nin telifinden sonra başlanması ve onun meşhur olup revaç bulması, 365/975 yılında tahta ge­çen Nûh b. Mansûr’un padişahlığı döneminde olmuş ve onun em­riyle gerçekleş­miş­tir. Fakat şair, henüz onun bin beytini[3] bitirmemişken bir kölenin eliyle öldü­rüldü. Bu bin beyit aşağı­daki beyitle başlar:

 

Lohrâsp Geştasp’a tahtı verince tahttan indi ve silahı kuşandı.

Şu beyitle de son bulur:

Husrev’in sesine kulak verdiler, kulak ve zekayı ona teslim ettiler.

 

Belki de nazmedilmek üzere İran şahları tarihinden bu bölü­mün seçil­miş olması, onun olaylarının Dakîkî’nin inandığı peygamber olan Zer­düşt’ün or­taya çıkışını kapsamasıdır. Bu bin beytin konusu, bazı bölümler dışında, görül­düğü kadarıyla Şâhnâme-i Ebû Mansûrî’de Geştasp destanı yazılırken kendisin­den is­tifade edilen Ayâtkâr-ı Zerîrân adlı Pehlevîce kitap ile bağlantılıdır.

Dakîkî, hiç şüphe yok ki IV/X. yüzyılın büyük şairlerinden bi­ridir. Onun çe­şitli şiir türlerinde kalem oynatmış olması ve tüm alan­larda gös­termiş olduğu güç, onun kelamın fesahati, sözün akıcılığı, ta­biatının gücü, beyan kuvveti ve zi­hin açıklığı üzerindeki etkinliğinin bir delilidir. Onun güzel tagazzülleri, latif ga­zelleri, üstün methiyeleri ve geniş vasfedişleri, tüm şiirlerinde kullanmış olduğu ince mana, yeni mazmunlar ve çekicili­ğiyle şiirine özel bir çekicilik ve par­laklık bağışlamaktadır. Özellikle övgü kasidelerine mükemmellik bağışla­mıştır. Kendisi de bu noktadaki maha­retinin bilincinde olmuş ve şöyle demiş­tir:

Övgü benim yanıma geldiği ana dek çıplaktı, benim güzellik ve sü­sümle giysi ve elbise buldu.

Onun kimi kasideleri öyle bir ilgi toplamıştı ki ondan sonra da birkaç kez bü­yük üstad şairler tarafından değerlendirildi. Büyük şa­irler, onun ismini Ferruhî gibi büyük şairler derecesinde değerlendir­diler.

 


 

[1] Dakîkî dört hasleti seçmiştir.

Dünyada her şeyden güzellik ve çirkinliği

Yakut renkli dudak ve çengin sesi,

Katran gibi mey ve Zerdüştîlik dini.

[2] Bu ismi ben, otuz küsur yıl önce Dakîkî’nin Şâhnâme’sinin bin beyti üzerine koymuş­tum ve şimdi bunun kabul gördüğünü ve meşhur olduğunu görüyorum.

[3] Dakîkî’nin beyitlerinin sayısını, Firdevsî bin; Avfî yirmi bin; Hamdullah Mustavfî (Tâ­rîh-i Guzîde’de) üç bin olarak belirtmişlerdir.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.