| CEMALEDDİN-İ İSFAHANİ Cemâleddîn Muhammed b. Abdurrezzak-i İsfahânî, VI/XII. yüzyılın ünlü şairi ve İran’ın tanınan kasidecilerindendir. Onun adı ve nesebi ko¬nusunda son¬raki tezkire yazarlarında bir yanlışlık görül-müştür. Örneğin, Ateşkede Tezki¬resi sahibi Lutf Ali Beg-i Âzer, onun adını, Abdurrezzak olarak nitelemiştir. Bu yan¬lışlığın kaynağı, Cemâleddîn’in evlatlık izafe¬siyle normal olarak Cemâleddîn Abdurrezzak ya da Cemal Abdurrezzak diye yazılıyor olmasıdır. ‘Avfî’nin Lubâbu’l-Elbâb’da işaret ettiğine göre, onun hem ku¬yumcu hem de şair olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanında Nakşebendî olduğuna da işaret et¬miş ve şöyle demiştir: Bulut ve rüzgarın iki mevsimde durduğu gibi baharda Nakşibendî, ha¬zanda kuyumculuk. Cemâleddîn, ömrünün büyük bir bölümünü İsfahân’da geçir¬miş ve ga¬liba rızkını kazanmak için Âzerbaycan ve Mazenderan’a da yolculuk yapmış ol¬malı¬dır. Fakat daima İsfahân’a ve dört çocuğuna tutkun olmuş¬tur. Bu konuda da şöyle demektedir: Benim ayağımda iki ağır pranga var. Dört çocuğu düşünme ve va¬tan sev¬gisi. Şiirinde zikretmiş olduğu bu dört çocuktan biri, çok meşhur ve ünlü bir şair olan Hallâku’l-Me’ânî Kemâleddîn-i İsmail’dir. Cemâleddîn-i İsfahânî’nin ölüm tarihi 588/1192 yılı olarak yazılmıştır. Âl-i Sa‘îd ve Âl-i Hucend’den olan İsfahân ileri gelenlerinden birkaç kişiyi ve Irak Selçuk¬lularının son iki padişahı olan Arslan b. Tuğrul (ö.571/1175), Tuğrul b. Arslan (ö.590/1194) ve Muhammed b. Îldeniz (ö.581/1185) gibi dönemi¬nin tanınmış kimi sultanlarını övmüş¬tür. Di¬van’ı basılmış olup şiiri, te¬kellüften uzak ve akıcı, kolay ve sade¬dir. Kasi¬delerinde bazen Senâî’yi ba¬zen de Enverî’yi taklit etmiştir. Fa¬kat ister taklitle¬rinde olsun ister diğer konularda olsun her zaman sö¬zün kolaylığına ve akıcılı¬ğına dikkat et-miş¬tir. Şiir türleri olarak kaside, gazel, terkib, terci’, kıta, rubai söylemiş; ko¬nular olarak da medih, hi¬civ, öğüt ve hikmet gibi konulara girmiş olup tüm bu tür ve konularda gücünü ispat etmiştir. Özellikle de gazelde kemal derecesinde denecek kadar yüksek bir dereceye yaklaşmış ve VII/XIII. yüzyılın büyük gazel¬cilerinin özellikle de Sa’dî’nin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Cemâleddîn, VI/XII. yüzyıl son dönem şairlerinin bir çoğu gibi Senâî’ye ve onu öğüt ve hikmet konu¬sunda taklit etmeye büyük bir ilgi duymuş ve göstermiştir. Onun bu alana girişi de, Gazneli büyük şairde gördüğümüz bir halin beyanı değil sadece taklit ve gö¬rünüm boyutun¬da¬dır. |