Perşembe 9 Şubat 2012 - 04:14

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۵:۴۴

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 

Buraya Kadar Geçen Konuların Özeti

 Halife Ömer'in içtihatlarından bahsederken, özellikle te-mettü umresi konusunda Kureyş'in cahiliye döneminde hac aylarında temettü umresi yapmayı haram bildiğini ve onu en büyük günahlardan saydığını gördük. Kureyş bu konuda görüşünü şöyle belirtiyordu: "Umre yapmak isteyen kimseye, safer ayı bittikten sonra umre helâl olur." Fakat Resulullah'ın (s.a.a) bu konuda onlara katılmadığını ve hac aylarında dört defa umre yaptığını da gördük.

 

 Temettü umresi hususunda ise, Allah Teala'nın Kur'ân-ı Ke-rim'de açık bir şekilde, "Hac (zamanın)a kadar umre ile faydalanmak isteyen kimse…" şeklinde buyurduğunu ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Veda Haccı'nda bunu sünnet hâline getirdiğini gördük. Hz. Resulullah (s.a.a) Medine'ye hicret ettikten sonra dokuz yıl boyunca sabredip hac yapmadı. Nihayet hicretin onuncu yılının zilkade ayında hac yapmaya karar verdi. Bu kararı verince Arap Yarımadasının tamamı ve Yemen halkından Allah'ın dilediği kimseler Müslüman olmuşlardı. Böyle bir ortamda Hz. Resulullah (s.a.a) hac yapacağını ilân etti. Bunun üzerine Hazreti izleyip sünnetine uygun amel etmek isteyen kalabalık bir halk kitlesi, Medine'de toplandı.

 

 Resulullah (s.a.a), eşleri, Ehlibeyti, muhacirler, ensar, çok sayıda Arap kabileleri ve sayılarını onlara rızk veren Allah'tan başka kimsenin bilmediği diğer halk kitleleri ile birlikte Medine'den hareket etti. Yolda kendilerine katılanlar oldu.

 

 Çöl insanlarla dalgalanıyordu. Hz. Resulullah'ın (s.a.a) önünde, arkasında, sağında ve solunda göz alabildiğince insan vardı. Cabir b. Abdullah-i Ensarî bu hareketi şöyle tavsif edi-yor:

 

 Resulullah (s.a.a) aramızdaydı. Kendisine Kur'ân nazil o-lan, Kur'ân'ın tevilin bilen tek kişi oydu. O hazret ne yapsay-dı biz de onu izliyorduk. Bu dalgalanan insan okyanusu Akik Vadisine ulaşınca Resulullah (s.a.a) Ömer'e dönerek şöy-le buyurdu: "Cebrail bana gelerek, "Hac ile birlikte umre yap; umre, kıyamete kadar hac amelleri arasına girdi" dedi." Us-fan'da Suraka Hazret'in huzuruna çıkarak, "Ya Resulullah! Hac amellerini bugün dünyaya gelmişiz gibi bize anlat." dedi. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

 

 "Yüce Allah, umreyi hac amellerinizin içine soktu. Mekke'ye ulaştığımızda beraberinde kurbanlık getirmeyenleriniz Kâbe'yi tavaf edip Safa'yla Merve arasında sa'y yaptıktan sonra ihramdan çıksın; fakat beraberinde kurbanlık getirenler böyle yapmasınlar."

 

 Hz. Resulullah (s.a.a) Serif'te bunu bütün ashabına bildirerek şöyle buyurdu: "Beraberinde kurbanlık getirmeyenler, isterlerse bunu umre yapabilirler." Aişe diyor ki: Resulullah'ın (s.a.a) bu emrini ashaptan bazıları yerine getirirken, bazıları da yerine getirmeliler. O hazret, Mekke'nin Betha bölgesinde, "İsteyen haccını umreye dönüştürebilir." diyerek tebliğini tekrarladı.

 

 Yazar diyor ki: Buraya kadar söylenenlerden Resulullah'ın (s.a.a) temettü umresi hükmünü tedricen tebliğ ettiği anlaşılmaktadır.

 

 Resulullah (s.a.a) Akik'de, özellikle Ömer'e, kendisine vahiy gel-diğini ve hac ile umreyi birleştirmeyi emrettiğini bildirdi. Usfan'da ise Suraka'ya şöyle buyurdu:

 

 Allah Teala yaptığınız bu hacca umreyi de sokmuştur. Bu yüzden beraberinde kurbanlık getirenler dışında diğerlerinin Kâbe'yi tavaf edip Safa'yla Merve arasında sa'y yaptıktan sonra ihramdan çıkmaları gerekir.

 

 Serif'te bütün sahabîlere umre hükmünü iblağ etti. Fakat bazıları bu hükmü kabul etti, bazıları da kabul etmedi. Anlaşıldığı kadarıyla Hz. Resulullah'ın (s.a.a) bu emrini yerine getirmeyen saha-bîler, cahiliye döneminden beri hac aylarında umre yapmayı en çirkin günahlardan sayan Kureyş muhacirlerinden idi.

 

 Bu nedenle Resulullah (s.a.a) Veda Haccında yanındakilere temettü umresi hükmünü tedricen ve yavaş yavaş tebliğ etti.

 

 Durum bu şekilde devam etti. Nihayet Safa'yla Merve arasında temettü umresinin tatbik vakti ulaştı. Bunun üzerine Hz. Resulul-lah'a (s.a.a) vahiy inerek tekitli emir verildi. Hz. Resulullah (s.a.a) o sırada Merve'nin son şavtındaydı. Hac için telbiye söyleyip beraberlerinde kurbanlık getirmeyen yanındakilere oraya kadar yaptıkları amellerini umre sayıp ihramdan çıkmalarını emrederek, "Daha önce haberim olsaydı ben de beraberimde kurbanlık getirmezdim. Fakat ben saçlarımı bağlayıp beraberimde kurbanlık getirdiğim için kurban kesinceye kadar haramlardan hiçbiri bana helâl olmaz." bu-yurdu. Bunun üzerine Suraka, Hz. Resulullah'a (s.a.a), "Hac hükmünü bugün dünyaya gelmişiz gibi bize açıkla. Acaba bu umre sadece bu yıl için midir, yoksa her yıl böyle mi olması gerekiyor?" dedi. Hz. Resulullah (s.a.a), "Her yıl böyle olacak." buyurdu ve sonra iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek, "Umre kıyamet gününe kadar hac amelleri içerisine girdi." buyurdu ve bu sözünü iki defa tekrarladı.

 

 İşte o zaman hac aylarında umre yapmayı haram bilen sahabî-ler kıyameti kopardılar. Bu hükmü uygulamak onlar için zor ve tatsızdı. İşte bu nedenle içlerinde gizlediklerini açığa çıkararak, "Ya Resulullah! Bize neler helâl olacak?" dediler. Hazret, "Bütün helâller." şeklinde karşılık verdi ve sonra şöyle devam etti:

 

 Bu umredir; biz bundan yararlandık. Dolayısıyla beraberinde kurbanlık getirmeyenler, ihramdan çıksınlar; tüm helâller onlara helaldir artık. Kıyamete kadar umre hac amelleri arasına girdi. Tüm helâllerden yararlanın. Zilhicce'nin sekizinci günü hac için telbiye söyleyin ve ondan önceki amellerinizi ise umre sayın.

 

 "Biz hac için geldiğimiz hâlde bunu nasıl umre yapabiliriz?" şeklinde itiraz etmeleri üzerine Hz. Resulullah (s.a.a), "Size emrettiğim şekilde yapın; eğer ben de beraberimde kurbanlık getirmeseydim size söylediklerimi kendim de yapardım. İhramdan çıkın ve eşlerinizle ilişkide bulunun." buyurdu. Bunun peşinden her taraftan sesler yükselip itirazlar başladı. Nihayet Hazrete bazılarının, "Ara-feye beş gün kala bize ihramdan çıkıp eşlerimizle ilişkide bulunmamızı ve aletlerimizden meni damladığı hâlde Arafat'a gitmemizi emrediyor!" diyerek itiraz ettiklerini bildirdiler. Hz. Resulullah'ın (s.a.a) emrine bu şekilde karşılık verdiler. Bunun üzerine Hz. Resu-lullah (s.a.a) öfkelendi ve onlardan yüzünü çevirerek Aişe'nin yanına gitti. Aişe, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) çehresindeki öfkeyi görünce, "Kim öfkelendirdi seni? Seni öfkelendireni Allah öfkelendirsin." ve başka bir rivayete göre de, "Allah seni öfkelendireni ateşe atsın." de-di. Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

 

 Emrettiğim hâlde emrime itaat etmezlerken nasıl öfkelenmeyeyim?!

 

 Daha sonra şöyle bir konuşma yaptı:

 

 Bazılarınızın şöyle-böyle söylediklerini bildirdiler bana. Vallahi ben Allah katında onların hepsinden daha iyi ve daha takvalıyım.

 

 Başka bir rivayete göre de şöyle buyurmuştur:

 

 Benim Allah katında hepinizden daha takvalı, daha doğru konuşan ve daha iyi olduğumu biliyorsunuz. Eğer beraberimde kurbanlık getirmeseydim, kesinlikle ben de ihramdan çıkardım.

 

 Bunun üzerine, "Ya Resulullah! Aramızdan birinin aletinden meni damladığı hâlde Mina'ya gitmemizi mi emrediyorsun?!" dediler. Hazret, "Evet." dedi.

 

 Bunun üzerine ihramdan çıktılar, güzel kokular sürdüler, eşleriyle ilişkide bulundular ve kısaca ihramda olmayan bir kimsenin yaptığı helâlleri yaptılar. Terviye günü olunca da hac için telbiye söylediler.

 

 İşte böyle zor ve sıkıntılı bir aşamadan sonra Allah ve Resulü'nün emrine itaat ettiler ve aybaşı gören Ümmü'l-Müminin Aişe dışında diğerleri hac ayında temettü umresi yaptılar. Resulullah (s.a.a) Aişe'ye hac yapmasını emretti. Temizlenip haccını tamamladıktan sonra ifrad haccıyla geri dönmemesi için kardeşi Ebu Bekir oğlu Abdurrahman'a, Aişe'yi umre yapması için "Ten'im"e götürmesini emretti.

 

 Resulullah (s.a.a) dünyadan göçtükten sonra yerine Ebu Be-kir geçip hacca giderek ifrad haccı yaptı. Sonra hilafete Ömer geçti ve o da ifrad haccı yaptı. Arafat'ta bir kişinin saçlarını taradığını görüp neden böyle yaptığını sorunca, adam, "Ben umre yaparak ihramdan çıktım ve bugün bir daha da hac için ihram bağladım." dedi. Bunun üzerine Ömer, "Hac ayında umre yapıp onun serbestliğinden yararlanmayın. Temettü umresine izin verecek olursam, insanlar ağaçlar altında hanımlarıyla ilişkiye girer ve oradan da hacca giderler." dedi. Ve yine, "Hacla umreniz arasına mesafe koyun; haccı hac aylarında, umreyi ise hac ayları dışında yapın; haccınız ve umreniz tam ve eksiksiz olması açısından bu daha iyidir." dedi.

 

 Ebu Musa Eş'arî ona, "Hac amellerinde bu çıkardığın şeyler de neyin nesi?" diye sorunca, "Allah'ın Kitabına müracaat edecek olursak, Allah Teala'nın, "Hac ve umreyi Allah için tamamlayın…" buyurduğunu görürüz. Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine baktığımızda da Hazretin kurban kesinceye kadar ihramdan çıkmadığını görürüz."

 

 Bu ve benzeri hadislerde halife Ömer'in haccın tamamlanması için hacla umrenin ayrı ayrı zamanlarda yapılmasını gerekli görmüş, umrenin hac aylarının dışında yapılmasını emretmiş ve buna gerekçe olarak Hz. Resulullah'ın (s.a.a) kurbanlık olarak getirdiği devesini kesinceye kadar ihramdan çıkmadığını göstermiştir. Ebu Musa Eş'arî ve diğerleri de, cesaret edip de ona, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) defalarca açık bir şekilde, beraberinde kurbanlık getirdiği için ihramdan çıkmadığını ve getirdiği kurbanlığı kesinceye kadar da ihramdan çıkamayacağını buyurduğunu ve temettü umresinin Kur'ân-ı Kerim'de geçtiğini söyleyememişlerdir. Sadece Emirü'l-Müminin Ali (a.s) bunu dile getirmiş ve şöyle buyurmuştur:

 

 Temettü umresi yapanlar, Allah'ın Kitabı ve Resululla-h'ın (s.a.a) sünnetine uygun amel etmiş olurlar.

 

 Ömer, belki de bu itirazla karşılaştıktan sonra için aslını iti-raf etmek zorunda kalmış ve bir hutbesinde, "Resulullah'ın döneminde iki müt'a vardı ki ben onları yasaklıyorum; kim onları yaparsa, cezalandırırım." demişti.

 

 Yine şöyle demiştir:

 

 Vallahi temettü umresi Allah'ın Kitabında olduğu hâlde ve ben Resulullah (s.a.a) ile birlikte onu yapmamış olmama rağmen onu size yasaklıyorum!

 

 Belki de halife Ömer, bu sözleri, diğer sahabîlerin Ali'ye uymasını ve Hz. Resulullah'tan (s.a.a) kendi tutumunu zayıflatan hadisleri nakletmelerini engellemek için söylemiştir. Ayrıca görüyoruz ki temettü umresini yasaklamasının nedenini, "İnsanların ağaçların altında hanımlarıyla ilişkiye girip, sonra saçlarından gusül suyu süzüldüğü hâlde hac yapmalarından hoşlanmıyorum." şeklinde açıklıyor.

 

 Başka bir sözünde ise bunun nedenini şöyle açıklıyor:

 

 Mekke halkının ziraatı, hayvanı ve bir gelir kaynağı yoktur; tek gelirleri, oraya giden yolculardandır.

 

 Böylece, Kureyşli halife, ilk kez Veda Haccında temettü umresinin yapılmasına muhalefet ederek Hz. Resulullah'a (s.a.a) karşı söylediği sözlerini tekrarlıyor. Bu konuda doğru olan şudur: Halife Ömer, Mekke'de oturan Kureyşli akrabalarının hayrını istediği için içtihat ve tevil yaparak temettü umresini yasaklamış ve Allah'ın Kitabı ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine aykırı olsa bile hac ve umrenin birbirinden ayrılması ve umrenin hac ayları dışında yapılması suretiyle hac ve umrenin tamamlanmasını istemiştir.

 

 Halife Ömer'in bu emri üzerine Müslümanlar onun hilafeti döneminde onun sünnetine uyarak ifrad haccı yaptılar. Ondan sonra Kureyşli halife Osman b. Affan da, onu izleyerek hac ve umrenin ayrı ayrı ve tam olarak yapılmasını, hac aylarında hacla umrenin birleştirilmesinden kaçınılmasını emretti ve "Kâbe'yi iki defa ziyaret etmek için umreyi ertelemeniz daha iyidir." dedi. Fakat İmam Ali (a.s) ona muhalefet ederek şöyle buyurdu:

 

 Resulullah'ın (s.a.a) bıraktığı sünnete karşı çıkıyor ve onu yasaklıyorsun! Oysa ihtiyaç sahipleri ve Mekke'ye uzak olan bölgelerden gelenlerin yapması gereken budur. Nitekim Resulullah da (s.a.a) hac ve umreye birlikte niyet etmişti.

 

 Bunun üzerine Osman, umre yapılmasını yasakladığını inkâr ederek, "Ben kendi görüşümü söyledim." dedi.

 

 Bir rivayette de şöyle geçer: İmam Ali (a.s) ona, "Sen umreyi ya-saklıyormuşsun!" deyince, "Evet!" cevabını verdi. İmam Ali (a.s), "Sen Hz. Resulullah'ın (s.a.a) umre yaptığını duymadın mı?" diye sordu. Osman, "Evet, duydum." dedi. Bu cevabı alınca İmam Ali ve arkadaşları açıkça umre için lebbeyk söylediler.

 

 Başka bir rivayete göre de İmam Ali (a.s) ona, "Resulullah (s.a.a) ile birlikte umre yaptığımızı sen de çok iyi biliyorsun." dedi. Osman, "Evet; fakat o zaman biz korkuyorduk." karşılığını verdi.

 

 Bir rivayette ise şöyle denir: İmam Ali ona, "Ne yapmak istiyorsun? Resulullah'ın (s.a.a) şahsen yapmış olduğu bir işi mi ya-saklıyorsun?!" dedi. Osman, "Bırak bizi." dedi. İmam, "Sizi bırakamam." dedi ve peşinden hemen umreyle hac için telbiye söyledi.

 

 Başka bir rivayette ise şöyle geçer: İmam Ali (a.s) Osman'ın temettü umresini ve hac ile umrenin birleştirilmesini yasakladığını görünce, umre ve hac için birlikte telbiye söyleyip şöyle dedi:

 

 Ben Resulullah'ın (s.a.a) bırakmış olduğu bir sünneti hiç kimsenin emriyle terk etmem.

 

 Halife Osman b. Affan, Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) makam ve mevkiinde (güçlü) olmayanlara sert bir şekilde karşılık veri-yor, umre için telbiye söyleyen muhalifleri kırbaçlamalarını ve saçlarını tıraş etmelerini emrediyordu.

 

 Muaviye'nin döneminde, Sa'd b. Ebî Vakkas umre hakkında Mu-aviye'ye, "Temettü umresi güzel ve beğenilir bir ameldir." dedi. Mu-aviye, "Fakat Ömer onu yasaklamıştır." dedi. Muaviye'nin emniyet güçlerinin komutanı da, "Temettü umresi yapan kimse Allah'ın emri konusunda cahildir." dedi ve buna delil olarak da Ömer'in yasaklamasını gösterdi!

 

 Muaviye ayrıca Resulullah'ın (s.a.a) dilinden, "O hazret hac ile umreyi birleştirmeyi yasaklamıştır." diye bir rivayet uydurdu ve bu-nun doğruluğuna sahabeyi tanık tuttu. Sahabe rivayeti reddedince de Muaviye onun doğruluğunda ısrar etti.

 

 Öyle anlaşılıyor ki Muaviye döneminde bu konuda büyük bir baskı vardı. Bu nedenle İmran b. Husayn sırrını ölüm anına ka-dar sinesinde saklamış, ölümünün yaklaştığını anlayınca güveni-lir bir kişiden, "Yaşarsam bunu kimseye söylemeyeceksin." diye söz aldıktan sonra içinde gizlediklerini ona açarak şöyle de-miştir:

 

 Resulullah (s.a.a) hac ile umreyi birleştiriyordu; hayatta olduğu müddetçe onu yasaklamadı ve Allah'ın Kitabında da bu hükmü kaldıran bir ayet nazil olmadı; ancak Resulullah (s.a.a) vefat edince bir kişi kendi reyi ile bu konuda canının istediğini söyledi.

 

 * * *

 

 Muaviye döneminden burada kaydettiklerimiz, o dönemin iki açıdan geçmişten farklı olduğunu ortaya koymaktadır:

 

 Birincisi; o dönemde Ömer'in sünneti uyulması gereken dinî bir ilke olarak kabul edilmiş ve bu açıkça ilân edilmiştir. Nitekim Mu-aviye'nin emniyet güçlerinin komutanı Zahhak, "Umre yapan Allah'ın emrine cahildir." demiş, o ve Muaviye buna delil olarak Ömer'in yasaklamasını göstermişlerdir. Oysa Sa'd b. Ebî Vakkas, umre yapılması gerektiğine Hz. Resulullah'ın (s.a.a) amelini delil göstermişti.

 

 İkincisi; o dönemde Hz. Resulullah'ın (s.a.a) dilinden, Ömer-'in emrini teyit etmek için hadis uydurulmuştur.

 

 Muaviye'nin döneminden sonra Hilâfet Ekolü izleyicileri, bu iki konuyu sürdürmüş ve onu canlı tutmak için çaba harcamışlardır. Zübeyr'in oğulları Abdullah ve Urve'nin Mekke'deki girişimleri, bunun en açık örneğidir. Abdullah ve Urve Mekke'de Ömer'in sünnetini sürdürmüş, Ebu Bekir ve Ömer'in yasaklamasına dayanarak te-mettü umresi yapılmasını engellemişlerdir. Oysa Ehlibeyt Ekolü izleyicilerinden İbn Abbas, sürekli temettü umresi yapılmasını emretmiştir. Kendisine, "Ne zamana kadar halkı hac aylarında umre yapmaya zorlayarak saptıracaksın? Halbuki Ebu Bekir ve Ömer onu yasaklamışlardı?!" denildiğinde İbn Abbas şöyle demiştir:

 

 Yakında onların helak olacağını görür gibiyim; ben, "Re-sulullah (s.a.a) böyle buyurmuştur." diyorum, fakat onlar, "Ebu Bekir ve Ömer yasaklamıştır." diyorlar!

 

 İki cephe arasındaki çatışma ve husumet şiddetli bir şekilde devam eder; nihayet Urve, yalan bir hadis uydurarak Hz. Resulullah (s.a.a) ve ashabının Veda Haccında ve diğer haclarda ifrad haccı yaptıklarını ileri sürer, Ebu Bekir'in kızları annesi Esma ve halası Aişe'yi de tanık göstermiştir; fakat onlar, "Biz Veda Haccında umre yaptık." derler.

 

 Hilâfet Ekolü izleyicileri, bu dönemden sonra da Hz. Resulullah (s.a.a) ve Ali b. Ebu Talib'in (a.s) dilinden, onların ifrad haccı yaptıklarına ve halka da ifrad haccı yapmayı emrettiklerine dair hadis uydurmaya devam ederler. Ebuzer'in dilinden, "Temettü umresi biz Resulullah'ın (s.a.a) ashabına hastı." şeklinde bir yalan uydururlar. Böyle yalan hadisler uydurmakta da büyük bir ustalık sergilerler; mesela, "Ebuzer Rebeze'deyken şöyle dedi." veya, "Emirü'l-Müminin Ali (a.s) oğlu Muhammed-i Hanefiyye'ye nasihat ederken şöyle dedi." veya, "Resulullah'ın (s.a.a) ashabının biri Ömer'e, Hz. Resulul-lah'ın (s.a.a) ölüm yatağındayken temettü umresiyle haccın bir arada yapılmasını yasakladığını haber verdi." şeklinde ustaca hadisler uydururlar.

 

 Fakat bütün bu çabalara rağmen halk, temettü umresine kalben ilgi duymuştur. Nitekim bu, İbn Abbas'a da söylenmişti. Ancak bunun sebebi, Ömer'in sünnetine muhalefet etmeleri değil, böyle bir emri yerine getirme gücüne sahip olmamaları idi. Çünkü Müslümanların geniş İslâm topraklarının en uzak noktalarından bir defa hac ayları dışında umre için ve bir defa da hac aylarında hac için olmak üzere iki defa Mekke'ye gelmeleri mümkün değildi. Mekke'de Hasan Basrî'den yükümlülüğünü soran ve, "Ben Horasanlıyım ve çok uzak bir yerden geldim…" diyen Horasanlı adam veya Mucahi-d'e, "Bu hacca ilk gelişimdir ve içim rahat değil; sence hangisi daha iyidir: Burada mı kalayım, yoksa onu umre mi sayayım?" diyen başka biri gibi.

 

 Bu gibi insanlar Hicaz'da yaşamıyorlardı; onun için Ömer, Osman ve izleyicilerinin istediği gibi evlerinden Mekke'ye iki defa ge-lemezlerdi. Ömrü boyunca sadece bir defa Mekke'ye gidip hac yapma imkânı bulan kimse ne yapsın? Böyle bir kişi Ömer'in sünnetine nasıl uysun? Atalar demişlerdir ki: "Emrine uyulmasını istemiyor-san, mümkün olmayan bir şeyi iste." İşte bu yüzden Müslümanlar, Ömer'in umresiz hac yapma yönündeki sünnetini yapamadıklarından terk etmek zorunda kaldılar. Bazıları da, Ömer'in sünnetinden sadece umre ile hac arasında helâllerden yararlanma gibi yapabilecekleri kısmı aldılar. Ahmed b. Hanbel'in izleyicileri gibi bir grup da, Ömer'in sünnetini temelden terk ettiler.

 

 Ancak buna rağmen Müslümanlar, asırlar boyu halifelerin yaptıklarına meşruiyet kazandırıp görüşlerini teyit etmek için Hz. Re-sulullah'tan (s.a.a), Ehlibeyti'nden ve ashabından hadis rivayet etmekten tutun akıl almaz yorumlar yapmaya kadar ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Örneğin şöyle dediler: "Halifeler, halkı diğer hac kısımlarından daha üstün bildikleri ifrad haccı yapmaya teşvik etmek için kırbaçlayıp saçlarını tıraş ettiler."! Bu taraflı davranışlarında o kadar ileri gittiler ki halifelerin işlerini içtihat diye nitelendirerek, "Bu konu içtihadî bir konudur; halife bu konuda içtihat yapmıştır." dediler! Onların bu hizmetinden, "Allah şöyle buyurdu, Hz. Peygamber şöyle dedi ve halife Ömer şöyle içtihat etti!" sonucu doğdu ve böylece halife Ömer'in içtihadından, İslâm dininin hükümlerinden bir hüküm çıkardılar!!!

 

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.