Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 16:12

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۴۲

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 

Bu Rivayetlerin Yetersizlikleri

 Hanbelilerin imamı Ahmed b. Hanbel, yedinci rivayet hakkında şöyle demiştir: "Hâris b. Bilal'in hadisi benim yanımda sabit değildir ve ben ona göre fetva vermiyorum. Ayrıca biz bu adamı tanımı-yoruz… Faraza Haris b. Bilal tanınan bir kişi olsa bile, haccın feshini rivayet eden Hz. Resulullah'ın (s.a.a) on bir sahabîsi karşısında yeri ne olabilir?!"

 

 On bir sahabînin rivayet ettiği haccın feshinden maksadı, umre ile hac arasında ihramı feshedip (ihramdan çıkıp) tüm helâllerden yararlanmaktır. Hâris'i tanımadığından da onu güvenilir biri olarak tanımadığını kastetmiş olabilir.

 

 Ahmed b. Hanbel, Ebuzer'in rivayeti hakkında da şöyle demiştir:

 

 Allah Ebuzer'e rahmet etsin; Kur'ân-ı Kerim'de "Hac zamanına dek umre yapmak isteyen..." ayeti geçmekte-dir.

 

 Burada Hanbelîlerin İmamının maksadı şudur: "Bu ayet, bu hükmün, sadece bazılarına mahsus değil, genel olup herkesi kapsadığını bildiriyor. Ve Ebuzer gibi birinin böyle bir hükmün aksine bir şey söylemiş olması gerçekten şaşırtıcıdır!" Oysa İmam Ahmed b. Hanbel böyle bir rivayetin Ebuzer adına uydurulduğuna dikkat etmemiştir. Nitekim bu konuda diğer rivayetleri de başkaları adına uydurup Hz. Resulullah'ın (s.a.a) umresiz hac yaptığını söylemişlerdir. Veya Emirü'l-Müminin Ali (a.s) adına yalan uydurarak, oğlu Muhammed-i Hanefiyye'ye, "Oğlum! İfrad haccı yap!" buyurduğunu rivayet etmişlerdir. Oysa daha önce Hz. Ali'nin (a.s) bu konuda Os-man'la muhalefetine şahit olmuştuk.

 

 Yine Said b. Museyyeb'den, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ashabından bir kişinin halife Ömer'in yanına gelerek Resulullah'ın (s.a.a) ölüm hastalığında hacdan önce umre yapmayı yasakladığına tanıklık ettiğini rivayet etmişlerdir! Biz bu sahabînin kim olduğunu bilemedik ve halife Ömer'in kendi döneminde ve yine Osman'ın, Muaviye'nin, Zübeyr'in iki oğlunun ve diğerlerinin neden bu sahabînin sözünü delil olarak gösterdiklerini anlayamadık!

 

 Bu rivayetlerin tümü ve benzeri diğer rivayetler, daha sonraları halifelerin temettü umresini yasaklama yönündeki tutumlarına meş-ruiyet kazandırmak için uydurularak dillere düşürülmüştür.

 

 Bu konuda İbn Kayyım "Zadu'l-Mead" ve İbn Hazm "el-Muhallâ" adlı kitaplarında ne de güzel söylemişlerdir. İbn Kay-yım diyor ki:

 

 Allah şahittir ki, eğer hac için ihrama girersek Resululla-h'ın (s.a.a) emirlerini yerine getirip o hazretin gazap ve öfkesinden sakınmak için onu umreye dönüştürmek bize farz olur. Vallahi bu hüküm, ne Resulullah'ın (s.a.a) hayatında, ne de ondan sonra feshedilmiştir ve bununla çelişen bir harf bile doğru değildir. Resulullah (s.a.a) bunu ashabına has kılmış da değildir; tam aksine, Allah Teala bu hükmün Re-sulullah'ın (s.a.a) ashabına has olup olmadığını sorması için Suraka'yı konuşturmuş ve Peygamber de bunun ebedî bir hüküm olduğunu buyurmuştur. Dolayısıyla biz, bu hadislerden ve muhalefeti Resulullah'ı (s.a.a) öfkelendiren bu önemli emirden öne geçirilecek bir şey bilmiyoruz.

 

 İmam Ahmed de Seleme b. Şebib'e ne güzel cevap vermiştir. Seleme kendisine, "Ey Ebu Abdullah! Bir işin dışında senin bütün işlerin güzel ve beğenilirdir." deyince, Ahmed b. Hanbel, "Nedir o?" diye sordu. Seleme, "Haccın feshedilerek umreye dönüştürülmesine fetva veriyorsun!" dedi. Bunun üzerine Ahmed, "Ey Seleme! Ben seni akıllı bir kişi sanıyordum! Bu konuda Resulullah'tan (s.a.a) on bir sahih hadis var; senin sözün için bu hadisleri görmezden mi geleceğim?!" şeklinde karşılık verdi.

 

 İbn Kayyım daha sonra şöyle devam eder:

 

 Haccın feshedilerek umreye dönüştürülmesi konusu Resu-lullah'ın (s.a.a) on dört sahabîsi tarafından rivayet edilmiştir ve onların tüm hadisleri sahihtir. Bu kişiler şunlardır: Üm-mü'l-Müminin Aişe, Ümmü'l-Müminin Hafsa, Ali b. Ebu Ta-lib, Resulullah'ın (s.a.a) kızı Fatıma, Ebu Bekir'in kızı Esma, Cabir b. Abdullah, Ebu Said-i Hudrî, Berâ b. Azib, Abdullah b. Ömer, Enes b. Malik, Ebu Musa Eş'arî, Abdullah b. Abbas, Subret b. Said el-Cuhenî ve Suraka b. Malik el-Mudlicî.

 

 İbn Hazm ise şöyle demiştir:

 

 Resulullah'ın (s.a.a), "Beraberinde kurbanlık getirmeyenler haccını umreye dönüştürüp ihramdan çıkmalıdır." şeklindeki emrini Cabir b. Abdullah-i Ensarî ve Resulullah'ın (s.a.a) ashabından on beş kişi vurgulamış ve yirmi küsur tâbiîn onlardan bunu rivayet etmişlerdir. Bu konuda tâbiînin sözlerini kaydedenlerin sayısını Allah'tan başka kimse bil-miyor. Bu kadar delil karşısında hiç kimse ondan yüz çevirip yerine getirmekten sakınamaz.

 

 Ve yine demiştir ki:

 

 Resulullah (s.a.a), "Beraberinde kurbanlık getirmeyen um-re yaparak ihramdan çıksın." buyurmuştur ve bu, o hazretin Mekke'de, Safa'da verdiği son emirdir. Resulullah (s.a.a) te-mettü umresinin insanın beraberinde kurbanlık getirmesinden çok daha faziletli olduğunu bildirmiş ve kendisi böyle bir şeyi yapmadığı için üzülmüştür. Ayrıca bu hükmün kıyamete kadar devam edeceğini de bildirmiştir. Bu yüzden de biz, bu hükmün hiçbir zaman kaldırılmayacağına inanırız. Resulullah'ın (s.a.a) kıyamete kadar devam edeceğini bildirdiği bir hükmün kaldırılmasını caiz bilen, Peygamber'in ver-diği haberin yalan çıkabileceğini kabul etmiş olur. Bunun farkında olarak böyle bir şeyi söyleyen ise kâfir olur. Yine, umrenin hac amellerinin içine girdiği bildirilmiştir. Biz de bu görüşteyiz. Çünkü umresiz hac yapmak caiz değildir; bu umre hacdan önce olabileceği ve arada bir serbestlik dönemi yaşanabileceği gibi, hac amelleriyle iç içe (hacc-ı kıran) de olabilir. Bu konuda son söz budur.

 

 İbn Hazm sonra şöyle devam ediyor:

 

 Ebu Musa Eş'arî, Ebu Bekir'in hilafeti boyunca ve Ömer'in hilafetinin başlarında buna (temettü umresinin yapılmasına) fetva veriyordu. Halife Ömer'in bunu yasakladığını duyduktan sonra bu konuda sükût etmesi, Resulullah'tan (s.a.a) nakledilen rivayetler karşısında hüccet olmaz. Bu konuda bizim delilimiz, Ebu Musa'nın Ömer'e söylediği, "Hac amelleri konusunda yeni ne çıkardın?" şeklindeki sözü ve Ö-mer'in de bunu (bidat çıkarmayı) reddetmemesidir.

 

 Halife Ömer'in "Hac ve umreyi Allah için tamamlayın." ayetiyle ilgili sözüne gelince; Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hac ve umrenin tamamlanması konusunda halka söylemediği bir şey yoktur. Bu ayet de Hz. Resulullah'a (s.a.a) hac ve umrenin tamamlanması konusunda inmiş ve Peygamber kendisine indirileni beyan etmekle görevlendirilmiştir.

 

 Resulullah'ın (s.a.a) kurbanlık olarak beraberinde getirdiği deveyi kesinceye kadar ihramdan çıkmadığına gelince, Ömer'in kızı Hafsa bunu şöyle açıklamıştır:

 

 Ben Resulullah'a (s.a.a), "Neden halk ihramdan çıktıkları hâlde siz umre yaparak ihramdan çıkmıyorsunuz?" diye sorunca şöyle buyurdu: "Ben beraberimde kurbanlık getirmişim ve onu kesinceye kadar ihramdan çıkamam."

 

 Bu konuyu Ali de rivayet etmiştir…

 

 Daha sonra İbn Hazm şöyle demiştir:

 

 Dolayısıyla buna uymak, Ömer'in kişisel görüşünü izlemekten çok daha iyidir. İbn Hazm kitabının başka bir yerinde, haccı umreye dönüştürmenin Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ashabına has olduğunu bildiren rivayetleri getirdikten sonra bunları çürütmek için Suraka b. Malik'in hadisine değinerek şöyle diyor: Hz. Resulullah (s.a.a) haccın umreye dönüştürülmesini emredince Suraka, "Ya Resulallah! Sadece bu yıl için mi böyledir, yoksa her zaman böyle mi olacak?" diye soruyor. Bunun üzerine Hazret, "Her zaman için böyledir." buyurdu.

 

 İbn Hazm daha sonra yazıyor ki:

 

 Böylece hiçbir zaman için tahsis ve nesihten söz edilmez. Vallahi Resulullah'ın (s.a.a) emrini duyduktan sonra onun karşısında başka birinin sözünü getiren kimse -bu, Ümmü'l-Müminin Aişe veya Ümmü'l-Müminin Hafsa ya da onların ba-balarının sözü olsa bile- kendisini helâkete itmiş olur! Halkın arasında kim oldukları bilinmeyen Haris b. Bilal vb. kişilerden rivayet edilen örümceğin evi gibi gevşek ve zayıf olan yalanları getirenlerin durumunu ise artık siz düşünün!

 

 Resulullah'ın (s.a.a), "Umre kıyamet gününe kadar hac a-mellerine dahil oldu." buyruğuyla sadece hac aylarında um-re yapmanın caiz olduğunu kastettiğini iddia edip Cabir ve İbn Abbas'ın, "Resulullah (s.a.a), haccın umreye dönüştürül-mesi yönündeki emrinin kendi ashabına mahsus veya o yıla has oluşunu reddetmiştir." şeklindeki açıklamalarını gör-mezden gelmek de kimsenin haddine değildir. Kim böyle ya-parsa, Resulullah'a (s.a.a) açıkça yalan isnat etmiş olur.

 

 İbn Hazm daha sonra şöyle yazmaktadır:

 

 Bazıları, İbn Abbas'ın, "Müşrikler hac aylarında umre yap-mayı yeryüzündeki en çirkin günahlardan biliyorlardı." şeklindeki sabit rivayetine işaret ederek şöyle demişlerdir: "Re-sulullah (s.a.a), hac aylarında umre yapmanın caiz olduğunu söz ve amelle onlara bildirmek için böyle bir emir vermiş-tir." Bu, çok büyük bir yanlıştır; çünkü her şeyden önce, "Re-sulullah (s.a.a), hac aylarında umre yapmanın caiz olduğunu halka bildirmek için haccın umreye dönüştürülmesini emretmiştir." iddiasıyla Resulullah'a (s.a.a) yalan isnat etmiş olurlar. Böyle olduğunu kabul etsek bile -ki böyle olduğunu söylemekten Allah'a sığınıyorum-, bu durumda soruyoruz: "Acaba Hz. Resulullah (s.a.a) böyle bir emri haklı olarak mı vermiştir, haksız olarak mı?" Eğer "Haksız olarak vermiştir." derlerse, kâfir olurlar; eğer "Haklı olarak vermiştir." derlerse, bu durumda diyoruz ki: Hz. Resulullah (s.a.a) bu emri hangi amaçla verirse versin, bu emirden sonra ona itaat etmek farzdır. Kaldı ki eğer mesele onların söylediği gibiyse, o hâlde neden beraberlerinde kurbanlık getirmeyenlere has olup beraberlerinde kurbanlık getirenleri kapsamıyor?

 

 Bütün bunlardan daha acısı şudur: Bu sözleri söyleyen cahil, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Mekke'nin fethinden önce iki yıl peş peşe zilkade ayında ashabıyla birlikte umre yaptığını, Mekke'nin fethedildiği yılın zilkade ayında da umre yaptığını, Veda Haccı'nda Zulhuleyfe'de onlara, "İsteyen umre yapabileceği gibi, isteyen de hac ve umre için telbiye söyleyebilir ve yine isteyen sadece hac için telbiye söyleyebilir." buyurduğunu ve yanındakilerin de böyle yaptığını biliyor ve kabul ediyor.

 

 Şimdi Allah için söyleyin ey Müslümanlar! Acaba Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ashabı, bütün bunlara rağmen ve iki yıl peş peşe hac aylarında Hz. Resulullah (s.a.a) ile birlikte umre yaptıkları hâlde, hac aylarında umre yapmanın caiz olduğunu anlayamayacak kadar aptal ve cahil idiler mi ki bunun caiz olduğunu anlayabilmeleri için haccın umreye dönüştürülmesine ihtiyaç duyulsundu?!

 

 Vallahi eşek bile bundan daha azıyla yolu ayırt edebilir! O hâlde, körü körüne taklidi savunmak uğruna bazen rezil edici yalanlar uyduracak, bazen kendini cehalet ve aptallığa vurarak, bazen oldukça zayıf gerekçelere tevessül ederek sa-bit ve kesin sünnetlere karşı sergilenen bu cüretkâr mücadele de neyin nesi?! Allah bize yeter ve O ne güzel vekildir.

 

 İbn Kayyım, İbn Hazm ve İmam Ahmed b. Hanbel'in mektebinin diğer izleyicilerinin gaflet ettikleri bir var; o da şudur: Temettü umresini inkâr edenlerin bu konuyu inkâr etmelerinin nedeni, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sahih ve mütevatir hadislerini bilmemeleri değildir ki, onlara bu rivayetleri hatırlatmaya gerek duyulsun; veya onların bunu inkâr etmelerinin nedeni, bu rivayetlerin anlamlarını kavramamaları değildir ki, onlara bu rivayetlerin anlamları anlatılsın; bunun tek nedeni, halifelerin bu şer'î hüküm karşısındaki tutumlarına meşruiyet kazandırma çabasıdır ki, asırlar boyu bu yolda büyük uğraşlar vermişlerdir. Bazıları, bu yolda kurbet kastıyla ve Allah rızasını kazanmak için hadisler uydurmuşlar; bazıları, halifeler için birtakım mazeretler getirmişlerdir.

 

 Halifeler için mazeret getirenlerden biri de, şu sözlerin sa-hibi Beyhakî'dir:

 

 Halife Ömer'in umreyi yasaklamaktan amacı, umre ve haccın her birinin ayrı ayrı ve tam olarak yapılmasını istemesidir. Çünkü yüce Allah, "Allah için hac ve umreyi tamamlayın…" buyurmuştur. Ve yine Kâbe'nin yılda iki defa ziyaret edilmesini istiyordu. İşte bu yüzden temettü umresinin hacla birlikte yapılmasını ve böylece halkın yılda sadece bir defa Kâbe'ye gelmelerini istemiyordu.

 

 Diğer halifeleri de şöyle savunuyor:

 

 Onlar, Ömer b. Hattab'a karşı iyimserliklerinden dolayı bu konuda ona itaat edip onun sünnetini yerine getirdiler.

 

 Bazı âlimler de bu yolda hakla batılı karıştırmış, doğruyu yanlıştan ayırt edememişler; bazıları kendileriyle çelişmişler; bazıları da içtihat ederek halifelerin gidişatlarından Kitap ve Hz. Resululla-h'ın (s.a.a) sünnetinde hiçbir delili olmayan hükümler çıkarmışlardır! Öyle ki araştırmacı bir kişi bu konuda onları izleyecek olursa, doğru ve isabetli bir görüşe varamaz. Bunun en açık delili, Nevevî'-nin Sahih-i Müslim'e yazdığı şerhinde kaydettikleridir. Nevevî'nin sözü özetle şöyledir:

 

 Ulema, üç çeşit hacdan hangisinin daha faziletli olduğunda ihtilâf etmişlerdir. Şafiî, Malik ve çok sayıda diğerleri, haccın en faziletlisinin "ifrad haccı", daha sonra "temettü haccı" ve sonra da "kıran haccı" olduğuna inanmaktadırlar.

 

 Fakat Ahmed ve diğerleri, en faziletli haccın temettü hac-cı olduğunu kabul etmektedirler. Ebu Hanife ve bir grup da "kıran haccı"nın üstünlüğünü kabul etmektedirler. Bu iki görüş, Şafiî'nin diğer iki görüşüdür.

 

 Daha sonra diyor ki:

 

 Doğru olanı, önce ifrad haccının, sonra temettü ve daha sonra da kıran haccının üstünlüğüdür.

 

 Hz. Resulullah'ın (s.a.a) yaptığı hacda ve o haccın ifrad haccı mı, yoksa temettü veya kıran haccı mı olduğunda ulema kendi mezheplerine göre üç gruba ayrılmış ve her biri, kendine göre birini tercih edip Resulullah'ın (s.a.a) onu yaptığını iddia etmiştir…

 

 İfrad haccının tercih edilmesinin delilerinden biri, Hz. Resulullah'tan (s.a.a) sonra Hulefa-i Raşidin'in ifrad haccı yapmış olmaları ve buna mukayyet olmalarıdır. Nitekim Ebu Bekir, Ömer ve Osman böyle yapmışlardı. Ali'nin (a.s) yaptığı ise farklı olmuştur. Eğer ifrad haccı daha faziletli olmasaydı ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) da ifrad haccı yaptığını bilmeselerdi böyle bir haccı yapmaya bu kadar mukayyet olmazlardı. Çünkü onlar, İslâm'ın önderleri ve ileri gelenleri idiler; hayatlarında kendilerine uyulan, ölümlerinden sonra da örnek alınan insanlardı. Bu insanlara, Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine aykırı bir şeye mukayyet olmaları nasıl yakışır?!

 

 Ali ve diğerlerinin bu konuda onlara muhalefet etmeleri ise, böyle bir şeyin caiz olduğunu belirtmek içindi. Bu, sahih hadislerden net bir şekilde anlaşılmaktadır. İfrad haccının tercih edilmesinin delillerinden biri de, if-rad haccında kurban kesmeye gerek olmamasıdır. Bu hususta icma vardır. Bu da, ifrad haccının daha mükemmel ve daha faziletli olduğunu gösteriyor. Oysa temettü ve kıran haccında, mikatta bulunmama veya başka bir eksikliği telâfi et-mek için kurban kesilmesi gerekiyor. Açıktır ki telafiye ihti-yacı olmayan bir şey daha üstündür.

 

 Ayrıca, İslâm ümmeti hiçbir hoşnutsuzluk söz konusu ol-madan ifrad haccının caiz olduğu konusunda ittifak içerisindedir. Oysa Ömer ve Osman temettü ve kıran haccından hoşnut olmadıklarını dile getirmişlerdir. O hâlde ifrad haccı daha faziletlidir. Allah daha iyi bilir.

 

 "Resulullah'ın (s.a.a) bir hac yaptığı ve ashabın buna tanık olduğu ve hepsinin aynı olayı bildirdikleri hâlde, ashap arasında, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ne şekilde hac yaptığı konusunda nasıl ihtilaf çıktı?!" diye sorulacak olursa, Kadı İyaz bu konuda şöyle diyor:

 

 Halk bu hadisler (ifrad, temettü ve kıran haclarıyla ilgili hadisler) konusunda çok bahsetmişlerdir. Bazıları insafa riayet ederek konuyu iyice irdelemiş, bazıları konunun üstesinden gelemeyerek zorlamış, bazıları konuyu uzattıkça uzatmış, bazıları meseleyi çok kısa ve işaretle geçiştirmiştir. Bu konuyu en geniş işleyenler sırasıyla şunlardır: Bu konuda binden fazla sayfa karalayan Ebu Cafer Tahavî el-Hanefî, sonra Ebu Cafer Taberî, sonra Ebu Abdullah b. Ebu Safra, sonra Muhelleb, sonra Kadı Ebu Abdullah Murabit ve kadı Ebu'l-Hasan b. Kassar Bağdadî ve Hafız Ebu Ömer b. Ab-dulbirr ve diğerleri…

 

 Daha sonra şöyle devam ediyor:

 

 Onların sözlerinde yaptığımız incelemeler ve seçtikleri görüşlerin içinden seçtiğimiz görüşe göre -ki bu görüş hadislerin tamamını kapsayan ve onlara en uygun olan görüştür- bu konuda söylenmesi gereken en iyi şey şudur: Resulullah (s.a.a) her üç haccın caiz olduğunu bildirmek için halka bu üç çeşit haccı mubah kılmıştır. Çünkü eğer Resulullah (s.a.a) hac çeşitlerinden sadece birinin yapılmasını emredecek olsaydı, diğerlerinin caiz olmadığı sanılırdı. İşte bu nedenle her üç haccı Resulullah'a (s.a.a) izafe etmişlerdir. Ashaptan her biri de, Resulullah'ın (s.a.a) kendisine emrettiği ve mubah ettiği haccı rivayet etmiş ve onu ya Resulullah'ın (s.a.a) kendisine emrettiği için ya da kendi tevil ve içtihadıyla Peygamber'e izafe etmiştir.

 

 Nevevî, Sahih-i Müslim'e yazdığı Şerh'inin başka bir yerinde Mazirî'den şöyle rivayet etmektedir:

 

 Ömer'in yasakladığı müt'a konusunda ihtilaf vardır. Bazıları, bu müt'anın haccın feshedilip umreye dönüştürülmesi olduğunu söylerken, bazıları da hac aylarında umre yapmak ve peşinden de aynı yılda hac yapmak olduğunu söylemekteler. Bu durumda halife Ömer onu batıl veya yasak olduğuna inandığı için değil, halkı daha faziletli olan ifrad haccına teş-vik etmek için yasaklamıştır.

 

 Kadı İyaz şöyle demiştir: Cabir, İmran ve Ebu Musa'nın rivayetlerinin zahiri, ihtilaf konusu müt'anın haccın umreye dönüştürülmesi olduğunu ve Ömer'in insanları sırf hac aylarında temettü haccı yaptıkları için değil, haccı umreye dönüştürdükleri için cezalandırdığını bildiriyor. Çünkü Ömer ve diğer sahabîler haccın umreye dönüştürülmesinin Veda Haccı'na has olduğuna ve bunun daha önce değindiğimiz ne-denle yapıldığına inanıyorlardı.

 

 İbn Abdulbirr diyor ki: Allah Teala'nın "Hac (za-manın)a kadar umre ile faydalanmak isteyen kimse…" şeklindeki buyruğundan maksadın, hac aylarında, hac amellerinden ön-ce yapılan temettü haccı olduğunda ulema arasında hiçbir ihtilaf söz konusu değildir…

 

 Hacda yapılan temettü çeşitlerinden biri de, kıran haccıdır. Çünkü kıran haccı yapan, kendi şehrinden ikinci kez hac yolculuğuna çıkmadan muaf tutulmakta ve bu kolaylıktan faydalanmaktadır. Başka bir temettü ise, haccın umreye dönüştürülmesidir. Kadı İyaz'ın sözleri böyle.

 

 Fakat bana (Nevevî) göre, Ömer, Osman ve diğerleri, hac aylarında umre yapıp aynı yılda onun hemen peşinden hac yapmaktan ibaret olan müt'ayı yasaklamışlardır. Onlar bu yasaklamadan sadece halkı faziletli olan ifrad haccına teşvik etmeyi amaçlıyorlardı ve bundan başka bir gayeleri yoktu!

 

 -Nevevî Şerhi'nden özetle naklettiklerimiz burada bitiyor.

 

-Bu âlimlerin hepsi ve bu konuda binlerce sayfa karalayan diğer bilginler, Kur'ân-ı Kerim'in, "Hac (zamanın)a kadar umre ile faydalanmak isteyen kimse…" şeklindeki ayetini okumuşlar ve Resu-lullah'ın (s.a.a) temettü umresinin yapılması konusundaki ısrarını bildiren çok sayıdaki mütevatir ve sahih hadislerini görmüşlerdir. Ve yine Ömer'in bunu yasakladığını, bu yasağa muhalefet edenleri sert bir şekilde cezalandırdığını da okumuşlar ve onun kendisinin bu girişimine getirdiği, hac ve umrenin ifrad şeklinde (ayrı ayrı) ya-pılmasının daha iyi ve daha kâmil olduğu ve bu emirde Mekke halkının daha fazla gelir elde etmelerini de göz önünde bulundurduğu yönündeki mazeretini görmüşlerdir. Bütün bunlara rağmen, bu ko-nuda söylenen çelişkili sözlerde şunlara tanık olmaktayız: Hz. Re-sulullah (s.a.a) ashaptan bir gruba temettü haccını, bir gruba ifrad haccını ve bir gruba da kıran haccını mubah kılmıştır! Hz. Resu-lullah'ın (s.a.a) Veda Haccı'ndaki buyruk ve emirlerindeki ihtilaf nedeniyle bu konuda ulema arasında ihtilaf çıkmıştır! Ömer temettü haccını değil, haccı umreye dönüştürmeyi yasaklamıştır! Ömer, Osman ve diğerlerinin temettü umresini yasaklamalarının nedeni, halkı ifrad haccına teşvik etmek ve ifrad haccının diğer haclardan üstün olmasıdır!

 

 Bu ilim ve bilgi sahiplerinin, Kur'ân-ı Kerim'in açık ayetine ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine aykırı olan bir hükmü nasıl daha faziletli ve üstün saydıklarını görüyor musunuz?!

 

 Veya insanları kırbaçlayıp eziyet etmeyi ve başlarını tıraş edip rezil etmeyi, nasıl teşvik diye adlandırdıklarına dikkat ediyor musunuz?!

 

 Fakat bütün bunlara rağmen biz, İbn Hazm gibi ulemaya haksızlık etmek istemiyoruz; aksine yaptıkları ve söyledikleri konusun-da onları mazur görmeye çalışıyoruz; çünkü onlar iyi niyetlerinden halifeleri temize çıkarmak amacıyla bu sözleri söylemiş ve bu uğurda Resulullah'ın (s.a.a), Ehlibeyti'nin ve ileri gelen sahabîlerin dilinden yalan hadisler uydurmuşlardır.

 

 Yine bu iyi niyetleri nedeniyle halifelerin amellerini içtihat sayarak, "Halifeler hayır üzere tevil ve içtihat etmişlerdir." demişler. Gerçek şu ki: Bu âlimler de, yaptıkları ve yazdıklarında hayır üzere tevil ve içtihat etmişlerdir.

 

 * * *

 

 Yukarıda geçenlerden Resulullah'a (s.a.a) isnat edilen hadislerde nasıl ihtilaf çıktığını ve asırlar boyu Müslümanlar arasında ihtilâfın nasıl yayıldığını anladık. Şimdi bunu biraz açalım:

 

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.