Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 16:07

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۳۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


Borç Hükümleri

     
kalem
     

       Borç vermek, Kur'ân ayetlerinde ve rivayetlerde çokça tavsiye edilen  müstehap işlerdendir. Resul-i Ekrem'den (s.a.a) rivayet edilen bir  hadiste şöyle yer almıştır:

     

"Müslüman kardeşine borç  veren kimsenin malı artar ve melekler ona rahmet dilerler. Kendisine  borçlu olan kimseye müsamahalı davranan kimse, sırat köprüsünü hesap  vermeden hızla geçer. Kendisinden borç isteyen Müslüman kardeşine borç  vermeyen kimseye cennet haram olur."

     

- Borçta [sözlü  olarak özel bir] akdin okunmasına gerek yoktur. Eğer bir şeyi borç  niyetiyle başka birine verir, o da aynı niyetle alırsa, [borç olayı  gerçekleşir ve] sahihtir. Fakat borç verilen miktarın iyice belli  olması gerekir.

     

- Belli bir vakitte ödenmesi şart koşulan bir  borç, vaktinden önce [ödenecek olursa,] alacaklı bunu kabul etme  zorunluluğunda değildir. Fakat vakit tayini yalnızca borçluya kolaylık  içinse, alacaklının o vakitten önce ödenen bu borcu kabul etmesi  gerekir.

     

- Borç akdinde, borcun ödenmesi için belirli bir zaman  tayin edilirse, alacaklı, belirtilen vakit gelmeden önce alacağını  talep edemez. Fakat belirli bir zaman tayin edilmezse, alacaklı  istediği zaman alacağını talep edebilir.

     

- Borç veren kimse, borcunu ister ve borçlu da verebilecek durumda olursa, hemen vermesi gerekir. Eğer ertelerse günahkâr olur.

     

-  Oturduğu ev, ev eşyası ve ihtiyaç duyduğu diğer gerekli şeylerden başka  bir şeye sahip olmayan borçludan, alacaklısı alacağını talep edemez;  borcunu verebileceği zamana kadar sabreder.

     

- Borçlu olup borcunu  ödeyebilecek güçte olmayan kimse, kazanç (=meslek) sahibiyse, borcunu  ödemek için çalışması gerekir. Kazanç sahibi olmayan kimse de kazanç  sağlayabilir durumda olursa, farz ihtiyat gereği çalışıp, borcunu  ödemelidir.

     

- Alacaklısına ulaşamayan kimse, onun bulunmasından  umudu kesilmişse, şer'î hâkimin izniyle borçlu olduğu miktarı [onun  adına] fakirlere verir; fakirlerin seyit olmaması da şart değildir.

     

-  Ölenin bıraktığı tereke, onun ancak farz olan kefenlemek, defnetmek  masraflarıyla borçlarına yetecek kadar olursa, sadece bu yerlere sarf  edilir; vârislerine bir şey verilmez.

     

- Borç olarak alınan altın  veya gümüş paranın değeri düşer veya birkaç kat artarsa, alınan miktar  kadar geri verilmesi yeterlidir. Fakat [her iki durumda da] borçlu ve  alacaklı borç miktarından başkasına razı olurlarsa, sakıncası yoktur.

     

-  Borç olarak alınan mal telef olmaz, borçlunun yanında aynen mevcut  bulunur ve sahibi de onu isterse, müstehap ihtiyat gereği borçlu o  malın kendisini vermelidir.

     

- Bir kimse, verdiği miktardan daha  fazlasını almak şartıyla birisine borç verirse, örneğin bir kilo buğday  mukabilinde bir kilo yüz gram buğday almayı veya on yumurta  karşılığında on bir yumurta almayı şart koşarsa, bu iş faize girer ve  haramdır. Hatta borç alanın, borç veren kimse için bir iş yapması veya  borç olarak verilen şeye başka cinsten olan bir şeyin de ilave  edilmesinin örneğin, borç olarak alınan bin lira ile birlikte bir  kibritin de verilmesinin şart koşulması faiz ve haramdır. Bunun gibi  borç olarak verilen şeyin özel bir şekilde örneğin, işlenmemiş altın  mukabilinde işlenmiş altın iade edilmesi şart koşulursa, yine faiz olur  ve haramdır. Ama herhangi bir şart söz konusu olmaksızın borçlunun  kendisi borç olarak aldığı miktardan fazlasını verirse, sakıncası  olmadığı gibi böyle yapması müstehaptır da.

     

- Faiz vermek, aynen  almak gibi haramdır. Faizli borç alan kimse, borç almakla haram işlese  de aldığı borç sahihtir ve onda tasar-ruf hakkı vardır.

     

- Buğday ve benzeri bir şeyi faizli borç olarak alıp ekerse, elde edilen mahsul borç alanın malıdır.

     

-  Satın aldığı bir elbisenin bedelini sonradan faiz olarak aldığı paradan  veya faizle karışmış helâl bir paradan veren kimse, eğer elbiseyi satın  alırken bizzat bu haram paradan ödemeyi kastetmiş olursa, o elbiseyi  giymek ve o elbiseyle namaz kılmak caiz değildir. Bunun gibi faizle  veya haramla karışmış helâl parası olan kimse, elbiseyi alırken  satıcıya, "Bu elbiseyi bu para ile alıyorum." derse, o elbiseyi giymesi  haramdır. Eğer giyilmesinin haram olduğunu bilirse, onunla kılacağı  namaz da batıldır.

     

- İnsanın başka bir şehirde daha az almak  üzere ticaretle uğraşan birisine [havale senedi karşılığı, alacağından  fazla] bir miktar para vermesinin sakıncası yoktur. Bu tür anlaşmaya  "Poliçe Sarfı" denir.

   

- İnsan, birkaç gün sonra başka bir  şehirde daha fazla almak üzere bir kimseye bir miktar para örneğin, on  gün sonra başka bir şehirde 1000 lira almak üzere 990 lira verirse,  faize girer ve haramdır. Fakat fazla alan kimsenin buna karşılık bir  mal vermesi veya [fazla veren kimse için] bir iş yapması suretinde  fazlalığı almanın sakıncası olmaz.



Total Visit: 532
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.