BİRLİĞİ OLUŞTURACAK ETKEN UNSURLAR Şimdiye kadar milletler arasında oluşan dertleri mukayese ettiğimizde ortak etkenler olduğunu görmekteyiz: Fiichte çok hararetli bir şekilde Alman nasyonalizmini açıkladığı zaman,Kandi ve Garibaldi hindistanın ve italyanın bagımsızlığı için veya fietnam ve filistin halkı sorunlarına bir çare bulamk için özgürlük ve bağımsızlıklarını taleb ettiklerinde bir milletin cemaati ayaklanarak ,kıyam ettiklerinde ,hepisinin içinde iki önemli unsur görülüyor:o sorun insanların baskı ve zulümden insanların meydana getirdiği kuruluşların baskıcı ağırlığın ve baskıların varlığından kurtuluş talebidir.Fichte Alamn milletini Fransız siyasi ve kültürel baskısından ,kandi hindistanı İngiltere in kültürel,sisyasi,ekonomil nufuzundan ,el cezair ise fransanın saldırısından kurtulmak istiyordu. Öyleyse bütün dünya ülkelerinin ortak sorunları ve arzuları zulmün aksine Özgürlük ve adaleti taleb etmektir. Peki neden dünyada milletlerin dünyada mahrumiyetler,zulümlerle boğuşmak ,saldırganlık sömürü ve istismar milletlerde meydana gelmektedir? Neden dünyada mahrumiyetler ,zulmün ve baskların acısını çekmel,tecavüzler,sömürü ve istismar ,milletler üzerinde meydana gelmektedir?Çünkü yokluklarla sıkıntılarla dopdolu süreç ,duygulardan yoksun merhammetten uzak ve bu durumdan kurtulmak için çaba ve gayret sarfediştir ki insan kendi gerçeklerini fitri yapısını keşfeder,insani değer ve faziletleri belirginleşir İnsan zulmün ,cinayetin ,küfür ve haksızlık ların karşısında kendini bulduğu zaman ,onlarn varlığından incinir ve adalet şevki gerçeklere ulaşmak fikir ve duygusu uyanır.Bu kararla şöyle düşünülür ki o etken yararlanmadan yoksun veya hakimiyet ve mahkumiyet olup insalnların sınıfını ve aralarında ki sınırı tayin etmektedir. Tiyburmend)dipnot:tiyburmend:korku ve ümit arasında ki dünya)batı araştırmacı yazar da günüzmüzdünya ülkelerini mahrumlar ve refah içinde olanlar ve ya endüstiriyel ülkeler ve geri kalmış ülkeler diye ikiye ayırmıştır. Bu farklılk ve ayırma günümüz ülkelerinin durumuna uysa bile ,tamamen gerçek değildir..Bütün insan oğlunu ,hakim ve mahkum olarak iki sınıfa ayırmış olursak bütün mahrumlar gerçekten aynı safta olurlarmı? Frantz fanon bu konuda şöyle görüş belirtmektedir:''...siyahicilik,siyahların(zencilerin)edebiyatında duygusallığın antitezi -mantıklı olmasada-bir küfür gibidir ki beyaz tenli insanlar insanliğa armağan etmişlerdir.Bu isyankar siyahicilik beyaz renklileri küçümseme üzerine bazı noktalarda hakaret ve aşağılamanın yok edilmesi için en iyi araç olup,kenyalı veya yenigneli aydınlar gibi herşeyden önce kendilerini bütünüyle tardedilme ve heryönlü aşağılanmayla kuşatılmış görür,karşılağında tepkileri kendilerini övmek ve meth etmekten ibaret kalıp avrupa kültürünü kayıtsız şartsız tastık etme yerine,afrika kültürünü kayıtsız ve şartsız sahneye çıkarıp onun yerine ikame ederler.Genellikle zenciliği ön planda gören şairler yaşlanmış ve yıpranmış grupları genç afrikanın karşısında ,melenkolik ve acı üreten aklı şiirin karşılığında,zulüm fışkıran mantığı gelişen ve coşan doğanın karşısında tutarlar.Bir tarafta kabalık ve huşunet,yalın ve anlamsız kurallar ve şüphecilik ayrı taraftada hilesiz hurdasız ve heyecan doğuran bir ve beraberlşk çağrıştıran,özgürlük varlıklı ve zengin topraklar dururken öbür taraftada engin ve sınırsız sorunsuzluklar...........'' ''Fanonun'' dikkat çektiği sorumsuzluk bir gerçekten kaynaklanmaktadır ki afrika toplumunda meydana gelmiş olan ortak dert ve istekler hedef ve düşüncelerin bazı boyutlarında henüz oldukça zayıftır. sömürü aleyhine bu siyah kıtada başlatılan hareket beyazların zulüm ve zorbalığını durdurabilmek için bir noktaya kadar ki zulmü iki yüzlülüğü insan haklarının ihlalini yok etmek için başlatmak mukaddestir ve beşerin vicdani ve fitri gerçekleriyle uyum içinde olup ama intikam almak,kendini beğenmişlik ve hakimiyet arzusu ve yeni bir çıkar sağlama yolu elde etmek olarak piyasaya çıkmasının kendisi yeni bir zulüm ve baskı metodunun öncüsü olarak meydana çıkar. milletlerin mahkumiyet ve mahrumiyetinde böylece ''talebler'' konusuda gündeme imzasını atar.siyahicilik eğer olgunlaşır ve gerçekciliğe ve adalet savunuculuğuna saf bir şekilde ulaşırsa,o zaman bir gelişmiş ve açılmakta olan inkilab,onun meyvesi olacaktır.Bunun için ortak istek ve dertlerden kaynaklanan hareket ve devrimleri onların taleplerinin içerisinden seçerek ayırırız:hak tarafarlığı,adalet isteği,özgürlüğe düşkünlük veya hükmetme talebi ve yeni çıkar elde etmek,menfeatler sağlamak ,gelirler elde etmektir.Bu öyle bir şeydir ki bir milli hareketin rehberlerine hakim dünya görüşü toplum diyaliktiği ve inancından kaynaklanmaktadır. Batı kültürü yukarıda ki etken unsurları müşterek vicdanın yapıcı faktörlerinin çerçevesinden ve milliyeti şekillendiren ölçü içerisinden çıkarmaktadır.Afrikalı,müslüman ve şark aydını da aynı batı ölçüleri ile kendi milliyet ve ırkına yön vermek ve şekillendirmek isteyip onu tanıtmak fikrini benimsemektedir.yani düşmanın kendisine satmış olduğu silahıyla kendi milliyetini meydana getirmeye çalışmaktadır ve o silahla şekillendirdiği toplumunu savunmaya gayret etmektedir halbuki düşmandan almış olduğu o silahın elinden önce savunmaya bakmalıdır. Tesadüfen nasyonalizm ve milliyetçilik hareketlerinin ana metninde ve sınıfsal mücadele doktirininde ki başkalarının zulüm ve baskısının aleyhine başlattıkları isyan ve baş kaldırı ,ortak taleb ve sorunların ana faktörünü bulmaktayız,bu realitenin içinde ayrı bir etken nokta ve unsur yine müşahade etmekteyiz ki aynı adalet ,şevk,aşk,hak özgürlük ve vicdan gerçekleridir.Yukarıda ki iki tane ana faktör ortaklaşa bir inkılabın meşruiyet ve hakkaniyet ölçüsüdür diyebiliriz,almanların milliyetçiliği ırkcılık ve yayılmacılık politikasına dayalı olduğu için,asla almanların kendisinden başka yeryüzünün diğer milletleri için hiç bir anlam ve özellik taşımamaktaydı. Siyonizm başlangıçta yahudilerin uluslar arası aşağılanmalardan ve avarelikten kurtarılması için başlatılmış bir operasyon gibi gözukmesine karşın,şimdi bir saldırgan,zalim ve ırkçı ideolojiye dönüştüğünü görmekteyiz.Bu hareket yahudiler arasında ortak istek ve sorunların varlığıyla ,dünya mahrumlarında faydalanmak ve sömürü amacıyla başlatılmış ve oniki milyon çıkarına yönelik bir düşünceyi oluşturduğunda tarafatarı olmadığı gibi ,özgür dünya milletlerinin nefret ve kızgınlığının sebebide olmuştur.Fransanın milli dayanışma hareketi,bütün gösterilen kahramanlıklarıyla birlikte,fransız milliyetçilik ruhundan kaynaklandığı için savaştan sonra bir özgürlük hareketi ve mektebi oluşturmamasıyla birlikte,el cezair milletine saldırarak sömürmüş ve onların özgürlük dileyen hareketlerini ezmeğe çalışmıştır.O inkilab ve milli hareket ki hakkaniyetin ve adalet isteğinin daha fazla ve incecik çizgilerle meydana getiren muessir olgusunu meydana getirmektedir,dünyayı kuşatıp dünya mekteplerinin ve büyük medeniyetlerin ve beşer uygarlığının esas mayasını oluşturmaktadır. Sonuç budur ki,beşeri toplumların birbirlerinin arasında ki farklılığı teşhis ve milli gerçeklerin belirginleşmesi,onların hudut ve sınırlarının netleşmesi için,onların mahrumiyet ve sıkıntılarının hepsinin hakkında bilgi sahibi olmak,ondan kaynaklanan istek şevki ile ve bilahare onların perspektif ve iddialarına dikkat ederisek bunların hayat ve hareket kaynağı halktan bir kısmının ilerlemesinin ana sebebi olduğunu görürüz. Net olarak anlaşılmaktadır ki bu temel ve hayati faktörler bir millete ilga edilip bir defa aşılandığı zaman bir ortak vicdan ve duygu meydana gelmekte olup,milliyetin alt yapısı ve ruhu hazırlanarak,bu alt yapı ve gelişen ruh bir kalıp ve mekana muhtaçtır ki aynı sınır ve doğal ve maddi hudut bir milletin oluşmasını milletleşmesini meydana getirir. Korunulması ve kollanılması gereken temel unsurlar ve ana hatlar yabancıların etki ve mudahelesinden,öyle yabancılar ki bir milletin temel dinamikleriyle zıtlaşmaktadır onun esas istek ve sorunlarını asla tanımamaktadır yada onunla düşmandır.
|