Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 15:50

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۲۰

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

İBNNASUH

 

33- İbn Nasûh: Hâce Fazlullah b. Nasûh-i Şîrâzî, VIII/XIV. yüzyı­lın kaside ve gazel üstatlarındandır. Şiirlerinde “İbn Nasûh” mahlasını kullanırdı. Tezkire ve hal tercümesi kitaplarında da bu isimle tanınmıştır. VIII/XIV. yüzyılın başlarında Şîrâz’da yerleşik olan bir ailede dünyaya gelmiştir. Babası Nasûh, bu şehrin tanınmışlarındandı. Kimileri onu Teb­rîzli olarak kabul etmiştir. Bu kabulün nedeni, İbn Nasûh’un şiirlerinde Tebrîz’den çokça söz etmesi, ona büyük bir ilgi duyduğunu söylemesi, ömrünün büyük bir bölümünü Tebrîz’de geçirmiş olması ve orada şairliği öğrenmiş olmasıdır. Takiyuddîn-i Kâşî’nin Hulâsetu’l-Eş‘âr adlı eserinde zikredildiğine göre, “İbn Nasûh”, çocukluk döneminden itibaren marifet ehlinin gözetimi altında terbiye ve eğitim görmüş, bir süre de Şeyh Ruknuddîn ‘Alâu’d-devle-i Simnânî’nin hizmetinde bulunmuştur. Şeyh, Farsça Esrâr-i Hâlât-i Nübüvvet adlı risaleyi onun için yazmıştır. İbn Nasûh’un şairliğinin ortaya çıkış yılları ve memduhlarının ismi konu­sunda Hulâsetu’l-Eş‘âr adlı eserin yazarı yanılgıya düşmüştür. Görüldüğü kadarıyla İbn Nasûh, ‘Alâu’d-devle-i Simnânî (ö.736/1336) döneminin sonlarını gördükten ve ondan tarikat adabı ve irfan gerçeklerini öğren­dikten sonra şairlik mesleğini seçmek için Selmân-i Sâvecî’nin hizmetine girerek onun yanında öğrencilik yaptı. Şiirlerinde buna işaretlerde bu­lunmakta ve iftihar etmektedir.

Onun ilk memduhu, şahlar arasından Sultan Hüseyin İbn Şeyh Uveys-i İlekânî (776/1374-784/1382) idi. Daha sonra Sultan Ahmed b. Uveys (784/1382-813/1410)’i birkaç kasidesinde övdü. Bu sultanın ölü­münden sonra da inziva ve maneviyatla ilgilenmek amacıyla saraya hiz­met etmekten uzaklaştı. O, vezirler ve ileri gelenler arasından İlekânlı devleti bağlılarından vezir Kemâluddîn Ali ve vezir Abdurrahman’ı, ayrıca Şeyh Kecec (veya Kececânî) diye meşhur Şeyhu’l-İslam Hâce Giyâsuddîn Muhammed-i Tebrîzî gibi kişileri de övmüştür. Kimi tezkire yazarlarının kendisine nispet ettikleri ve meşhur olduğunu söyledikleri Takiyuddîn’in ise yanlışlıkla Ebû Sa‘îd Bahâdır’ın veziri Giyâsuddîn Muhammed adına zikrettiği bir Deh-nâme de görüldüğü kadarıyla bu Şeyh Giyâsuddîn-i Tebrîzî adınadır. Bu Deh-nâme VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllarda birkaç kez hezec-i müseddes-i maksur veya mahzuf bahriyle düzenlenmiş ve adet gereği aşk, aşık, maşukun halini ve derecelerini konu alan ve sonuçta irfanî temellere sahip olan Deh-nâmeler türündendir. İbn Nasûh Şiiydi. Ali (a.s.)’nin menkıbeleri üzerine bir terkib-i bendi, Hz. Resul-i Ekrem’in na’ti üzerine akıcı bir kasidesi ve tevhid, vaaz ve Ehl-i Beyt’in mersiyesi üzerine kasideleri vardır. İbn Nasûh, 793/1391 yılında Tebrîz’de vefat etmiştir. Kaside, terkib, gazel, rubai ve mesneviler içeren divanını Takiyuddîn-i Kâşî görmüş ve beyitlerinin sayısını dört bin olarak tahmin etmiştir. Hulâsetu’l-Eş‘âr’da nakledilmiş olan bin kadar beytin tamamı seçme, ustaca ve üstadı Selmân-i Sâvecî’nin üslubuyla olup onun gibi de kasidede güçlü bir ustadır. Aynı şekilde gazelde de güzel sözlü ve nükteci bir şairdir.

Aşağıdaki beyitler onun sözlerindendir:

Ey gönül bu topraktan yapılmış sırça sarayda makam edinme, cis­min dar boğazından can sahrasına sallan.

Geçiçi olan ömür ve devlete sakın ola bağlanma çünkü on günlük devlet ömrünün devamı yoktur.

Ne zamana dek nergis gibi uyku hayali içinde olursun, ne zamana dek lale gibi gönlün kadeh arzusu içinde olacak.

Kimi zaman zamanın verdiği dağınıklıktan yorgunsun, kimi zaman ham düşüncelerden dolayı başın bir testi gibi.

Sakisinin yerli olduğu bir bezmden şarap iç, sürekli baki olacak bir kadehten yudum iste.

Ne zamana dek hak için zorla secde edersin, ne zamana dek halka kibirle selam verirsin.

Bir gece yalnız başına secde ve kıyamda geçirirsen Kıyamet günü Allah’ın huzurunda sana şefaatçi olur.

Eğer işin şehadetle sona ererse yarın seni ateşin sıcaklığından altın gibi kurtarır.

Gönülden tövbe suyuna dalarsan şirk kirinden arınırsın, tenine ce­hennem ateşi haram olur.

Dünyanın eskimiş kulpuna ne diye gönül bağlarsın, böylesine bir harabede yolcu konaklar mı hiç?

*              *              *

Beni yoksulluk ve fakirlikle aynı yerde oturttun, dostsuz, arkadaşsız ve sevgilisiz kıldın.

Bu senin kabına yakın olanların derecesidir, acaba beni hangi hiz­metimden dolayı böyle yaptın?

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.