| İBN BELHİ İbn Belhî, VI/XII. Yüzyılın İlk yarısının önemli ve meşhur yazarlarındandır. Selçuklu Sultan Muhammed’in saltanatı döneminde Fars defterdarıydı. Horâsân’dan buraya gidip burada kalmış ve burada kazanmış olduğu bilgilerini değerlendirmekle uğraşmıştır. Öyle ki Farstaki işlerin tümü hakkında ve o bölgedeki asker ve halk konusunda geniş bir bilgi sahibi oldu. Keyumers döneminin melikleri ve padişahlarının nesepleri ve tarihlerinden bilgi alma konusunda yeterli bir araştırma yaptı, haberlerini güvenilir oranda okudu ve kendisinden Fars hakkında kapsamlı bir mecmua isteyen Sultan Muhammed’in isteği üzerine Fars tarihi ve coğrafyası konusunda çok değerli olan kitabının telifine başlayıp Fârs-nâme diye adlandırdı. İbn Belhî, kendi kitabını yazarken Hamza b. el-Hasan’ın tarihi, Muhammed b. Cerîr’in tarihi gibi kaynaklara ve isimlerinin burada zikredilmesi sözü uzatacak olan Farsça ve Arapça birçok kitaba bakmış ve onlardan yararlanmıştır. Onun sağlam ve meşhur kaynaklardan konuları derleme noktasındaki bu dikkati, kendi kitabının eski İran tarihi araştırmaları noktasında en iyi kaynaklardan biri olmasına söz konusu oldu. Arap saldırıları öncesine kadarki İran padişahlarını dört bölüme ayırmıştır: 1- Pişdâdîler, 2- Kiyânîler, 3- Eşkânîler, 4- Sâsânîler. Aynı şekilde İskender’den ve “İskender’den sonra kalan Rumlular” yani İskender’in yerine geçen Yunanlılar ile ilgili olarak da bilgiler vermiştir. Sonuç olarak onların İskender’den sonra İran’daki hakimiyetlerinin üç-dört yıldan fazla sürmediğini ileri sürmüştür ve kesinlikle bu rivayeti nakletme noktasında, İskender’den sonra hep Sulûkîlerin saltanatında geçirmiş ve onların egemenlik dönemlerini çok kısa olarak göstermiş olan temeli Sâsânîler dönemine dayanan kaynaklardan ya da İrani haber rivayetçilerine dayanan kaynaklardan etkilenmiştir. İbn Belhî, bu dört sınıftan ilk önce şahların neseplerinin silsilesini belirlemek amacıyla bir fihrist vermiş daha sonra da her bir sınıfı ve her bir sınıfın padişahlarını ayrı ayrı zikredip onların hükümdarlıklarını ayrıntılı olarak açıklamıştır. Kitabın büyük bölümü, buna ayrılmış olan bu konuya girmeden önce ya da konuyu tamamladıktan sonra yazar, Fars’ı ve onun özelliklerini, çevresi, şehirleri, kabile ve Fars emirlerini Arapların egemen olmasından sonra getirmiş ayrıca Fars’ın mali kanununu ve bir kısım bayramlarını da burada açıklamıştır. Fârs-nâme’nin telif tarihi belli değildir. Fakat Muhammed’in ölüm yılı olan 511/1118 yılından önce yazılmıştır. Zira mukaddime kısmı onun adınadır. Tüm lakapları, unvanları, sıfatları, onun devletinin devamı için söylenmiş övgü ve dualar burada yer alır. Bu padişah döneminde Humar Tekîn ile birlikte Horâsânlı olmasına rağmen Fars’ta hizmetle görevlendirildi. Zira bildiğimiz üzere, Selçuklular, başlangıçta genellikle Şiî olan ya da Buveyhoğulları taraftarları olan Irak ve Fars katip ve defterdarlarına güvenmiyorlardı. Kendi valilerini daha çok doğudan seçiyorlardı. O halde kitabın telifine 498-511/1105-1118 yılları arasında ve büyük bir ihtimalle de Sultan Muhammed saltanatının sonlarında, onun emri ve buyruğuyla başlanmış olmalıdır. Fârs-nâme’nin nesri sade, akıcı, çok sağlam ve hatadan uzaktır. Dilin ve yazı üslubunun eskiliği işaretleri kitabın kimi bölümlerinde görülmektedir. Arapça kelimeler de kimi bölümlerinde az sayıda değildir. Ancak yine de içinde düzmece ve çala kalem tarzı çok az olan kitaplardan sayılır. |