| BEDR-İ ÇAÇİ 22- Bedr-i Çâçî: Fahru’z-zaman Bedruddîn Muhammed-i Çâçî, daha çok Hindistan’da tanınan, eserleri İran’da fazla yaygın olmayan VIII/XIV. yüzyıl şairlerindendir. Bedr, Sir Derya (Seyhun)’nın öte tarafında yer alan Benâket kasabasına bağlı bir belde olan Çâç’ta doğmuştur. Yaşamı ve öğrenimi hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Kimi tezkirelerde yaşamı yanlışlıkla Bedr-i Câcermî’nin yaşamıyla karışmış, bu nedenle de Mecd-i Hemger’in öğrencisi ve Şemsuddîn Sâhibdîvân-i Cuveynî’nin meddahlarından diye zikredilmiştir. Görüldüğü kadarıyla gençlik yıllarında Hindistan’a gitti, Tuğluk emirlerinin saltanat sarayına girdi ve Sultan Ebû’l-Mehâmid Muhammed Şah b. Tuğluk (725/1325-752/1351)’a bağlandı. Bu sultan Bedr’e saygı ile bakardı. Fahru’z-zaman lakabını da Bedruddîn’e veren odur. Bedr-i Çâçî’nin Muhammed b. Tuğluk’un sarayında ve Hint’te ne kadar kaldığı tam olarak belli değildir. Fakat Muhammed Şah’ın sarayına girişi onun döneminin ilk yıllarında olmalıdır. Kıtalarından birinde 745/1345 yılını zikrettiği, ayrıca Tuğluk padişahlarından başka kimseyi övmediği için ölüm tarihi 745/1345 ve Muhammed b. Tuğluk’un hayatının son yılı olan 752/1351 yılları arasında gerçekleşmiş olmalıdır. Bedr-i Çâçî’nin Dîvân’ı şairin hayatını konu alan birkaçı dışında tümü Muhammed b. Tuğluk’un övgüsü ve Enverî ve Hâkânî’nin kasidelerine karşılık olan, sanatlı ve birçok ilmî kavramdan yararlanan kaside ve kıtalarını içerir. Bedruddîn’in şiirdeki üslubu, çeşitli teşbihlerle birlikte kullandığı fasih seçme sözleri kullanması, özellikle çok geniş bir şekilde mecaz ve istiare türlerini kullanmasıdır. Bu özelliğiyle VI/XII. yüzyıl sonlarının tanınmış söz üstatlarını hatırlatır. Onun divanından geriye az nüsha kalmıştır. Dîvân-i Bedr’in beyitlerinin sayısı Meclis Kütüphanesinde bulunan nüshada 2100 beyit kadar, Paris Milli Kütüphane’deki nüshada 1500 beytin üzerindedir. Takiyuddîn-i Kâşî, Hulâsetu’l-Eş‘âr’ında beş yüzün üzerinde beyti ondan nakletmiştir. Bedruddîn divanını 745/1345’te nazma geçirmiştir. Bu tarihi kıtalarının birinde dile getirmiştir. Galiba aynı kıta Biluşe’nin Dîvân-i Bedr-i Çâçî der Fihrist-i Nusûh-i Hattî-yi Fârsî-yi Kitâb-hane-i Milli-yi Paris nüshasına yönelik yazdığı şerhte yanlışlıkla Sultan Muhammed b. Tuğluk’un padişahlığı konusundaki mutekarib bahrinde yazılmış bir manzumeyi Bedruddîn’e nispet etmeye yol açmıştır. Aşağıdaki şiirler ona aittir: Senin adından dillerin üzerine şeker düşer, senin kokundan canlar gülşenine kargaşa düşer. Seni anmakla Venüs pençesini sererse yüzlerce kutup raksa kalkar ve çarktan düşer. Güneş sevginin kadehinden öylesine sarhoş oldu ki onun damın üzerinde olandan haberi yok ve düşer. Behram senin payına düşenden öylesine yorgun ki her akşam onun çehresi üzerinden ciğer kanı geçip de düşer. Senin visalini görmeye doyamayan her gönül şüphe yok ki ateş ışıltısında titrer. Sevginin ateşinden yanmamış o can yeryüzü tahtından daha aşağı düşen topraktır. Senin sevgi dairende ay ve güneş yaprağına bakan kişi asla toplanmaz. Sabah olunca çok yanmış bir yürekten bir nefes ne zaman uykuya meyledip yemek arzusu duyar. Seher vakti öten kuş her sabah bana hitap eder vecd ateşi kol kanadına düşer. |