| BAĞDAT’IN DÜŞÜŞÜ VE ETKİLERİ Abbâsî devletinin çöküşü ve Bağdat’ın 656/1258 senesinde Hulâgû tarafından düşürülmesi, İslam’ın o dönemdeki zayıflamasının en büyük kaynağıydı. Abbâsî halifeleri arasından en-Nâsıruddînallah (ö.622/1225) ve el-Musta’sım billah (ö.656/1258) gibi bazıları kıt görüşlü, küçük beyinli, tedbirsiz ve kötü huylu idiler. Nâsır zamanında Irak yıkıldı, halkı da başka memleketlere dağıldı. O da onların mallarını ve mülklerine sahip oldu. Kendisi ile birleşip Moğolların gücünü yok etmek isteyen Sultan Celâluddîn Minkubirnî’nin önerisini kabul etmemekle kalmayıp aksine bazı emirlerini Celâluddîn ile savaşa girmeye sürükleyen ve kendisi de onunla savaşa giren de oydu. Bağdat’ın Hulâgû’nun eliyle fethedilmesi Moğolların savaş gücünün sonucu değildi. Aksine Halife el-Musta’sım billah’ın tedbirsizliği, etrafındakilerin basit düşünceliliği, memleketin ileri gelenleri arasında baş gösteren şiddetli anlaşmazlıklar, halka reva görülen şiddetli işkence ve eziyetler, Sünniler ile Şiilerin birbirleriyle giriştikleri mezhebî tartışmalar –ki bazılarının iddiasına göre, Şiilerin ve Halifenin veziri İbnu’l-Alkamî’nin desteği ile Moğollara bağlandı–kolaylıkla bu zafere yardımcı oldular. Yoksa Ehl-i Sünnetin büyük bir çoğunluğu hala hilafet merkezinin yıkılmayacağı ve Bağdat’a yapılan her türlü düşmanca saldırının geri püskürtüleceği inancındaydı. Halife de kendisinin ve Abbâsî hanedanının korunacağına inanmaktaydı. Tutuklandığı sırada Hulâgû’yu kendisinin kanını dökmekten sakınmasını istemesi de bundan dolayıydı. Bazı rivayetlere göre, Bağdat’ın düşmesinden sonra Hulâgû emir verdi, halifeyi bir yün keçesi içine sardılar ve un-ufak oluncaya kadar sürttüler. el-Mu’tasım’ın öldürülmesiyle beş yüz yirmi beş yıllık Abbâsî hilafeti sona erdi. Halifenin öldürülmesi ve Bağdat’ın düşmesi Ehl-i sünneti çokça incitti, kalplerini kırdı ve Sünni mezhebi üzerine büyük bir çöküntü düşürdü. Bu da tabii olarak Şiaya ve Şiilerin cesaretlenmesine yardımcı oldu. Hilafetin düşmesi sonucu Ehl-i Sünnet için meydana gelen etki, bu konuya işaret eden birçok yazarın sözlerinde görülmektedir. İran şairleri arasından Sa’dî, herkesten daha fazla bu olayı büyütmüş ve bundan büyük bir etkiyle biri Farsça biri Arapça iki kasidesinde söz etmiştir. Arapça söylediği kasidesinde bu etki ve üzüntü daha fazla görülmektedir. el-Mu’tasım’ın öldürülmesi ve Bağdat’ın düşmesiyle birlikte halifenin yakınlarından bazıları Bağdat’tan kaçarak diğer İslam memleketlerine dağıldılar. el-Mu’tasım’ın amcası ve Mustansır’ın kardeşi Ahmed ez-Zâhir bi-emrillah, Mısır’a giderek el-Meliku’z-Zâhir’in koruması altında yaşadı ve Mustansır adıyla İslam halifesi oldu. Ondan sonra er-Reşîd b. el-Müsterşid’in haleflerinden el-Hakem lakaplı Ahmed b. Hasan adlı birisi 701/1302 yılına kadar, ondan sonra da oğlu el-Müstekfî lakaplı Ebû’r-Rabi’ Süleyman Abbâsî hilafet makamına oturdu. el-Müstekfî’den sonra oğlu el-Hakem lakaplı Ahmed, 753/1352 yılına kadar, ondan sonra da kardeşi el-Mu’tezid lakaplı Ebû Bekir 763/1362 yılına kadar, ondan sonra da oğlu el-Mütevekkil lakaplı Muhammed, 799/1397 yılına kadar halifelik ettiler. Diğer yandan Bağdat’ın düşüşüyle zayıflama ve yorgun bir hale gelmiş olan İslam, Gazan Han Mahmûd’un saltanatı döneminden itibaren bir kez daha gücünü elde etti. Gazan Han, 694/1294 yılında İslam’ı kabul ederek aynı yılın Zilhicce ayında İlhâniye ulaştı. İlk işi İslam’ın temellerini güçlendirmek ve onu İlhânlı memleketlerinde resmileştirmek oldu. Gazan’ın ve Müslüman emirlerinin iktidarı ele geçirmelerinden sonra gerçekte İslam İran’da rahat ve taze bir nefes alıp yeniden canlandı. Bu olay İranlılar açıcından sosyal ve dinî olmak üzere iki önem taşıyordu. Sosyal önemi, Gazan’ın İranlılar bundan sonra Tatarların katı kurallarına uymak yerine İslamî kurallara dayanan kendi geleneklerini yaşayabilmelerine olan inancının değişmesiydi. Bu olayın dinî önemi ise İslam dinini İran’da tehlikeye düşmesinden kurtarması ve ister istemez gelişme halinde olan diğer dinlerin galebesini engellemesiydi. Gazan’ın Müslüman olmasının büyük sonuçlarından birisi de İran bölgelerinde birçok yeni yapı ve imarın yenilenmesiydi. Ülkenin köy ve ekin alanlarının yeniden yapılanması için mali desteklerde bulundu ve bu tür yerleri yenileyenlerin oranın sahibi olacağını resmen tanıdı. Terkedilmiş ve yıkıntı haline gelmiş birçok yer bu şekilde yenilendi. Gazan’ın Müslüman olmasının nihai sonucu, İlhânlı hükümdarlığının Müslüman olmayan Moğollarla ve onların hakimiyet merkezleriyle olan son ilişkisini kesmesiydi. Bu da İran’ın yeniden bağımsızlığını kazanması ve Selçuklular gibi Türk asıllı Müslüman padişahların hakimiyeti dönemine geri dönüşü demekti. |